Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kendine hanedan benzeri bir aile kurmuştu. Çocukları yetişip, her biri önemli yerlere geldiler.

    Bir oğlu, Müeyyidülmülk, devlet kademesinde vezirden sonra üçüncü en önemli yere gelerek, bürokrasinin tepesine çıktı. Bu görevden sonra Bağdat’ta Selçukluların temsilcisi oldu. Daha sonra Müeyyidülmülk, Melik-Şah’ın oğullarına da vezirlik yapacaktır. Diğer bir oğlu, Şemsülmülk Osman Merv eyaletini yönetti. Bir oğlu, İmadülmülk, Herat’ta Melik-Şah’ın kardeşi Börü Pars’ın veziri oldu. Fahrülmülk, ileride Arslan Argun ile savaşacaktır. Bir başka oğlan İzzülmülk de vezirlik yapacaktır. Cemalülmülk Belh’in kudretli yöneticisidir.

    Nizamülmülk ailesinin gücünü anlamak için şu hikâye anlatılmalıdır. Melik-Şah’ın maskarası olan bir cüce Nizamülmülk’ün taklidini yapıyordu. Bu sırada Nizamülmülk’ün görevden alınacağı şayiası çıkmıştı. Cemalülmülk Belh’ten hızla İsfahan’a geldi. Melik-Şah’ın huzuruna çıkıp, cüceyi yanından alıp, öldürdü. Babasının yerine vezir yapılacağı söylenen kişiyi de yakalayıp, gözlerine mil çekti. Melik-Şah ise, kendini hiçe sayan bu davranışı sineye çekmek zorunda kaldı. Melik-Şah, Cemalülmülk’ten onu Cemalülmülk’ün kölesine zehirleterek kurtulabilir. Nizamülmülk’e karşı da bunu kendi yaptırmamış ve olanlara çok üzülmüş gibi davrandı.

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adları Arapçada koruyucu, bekçi anlamına gelen “asessen“ den gelmekteydi. Ancak haşhaş içmeleri nedeniyle Sünniler onlara Haşhaşiler veya Haşhaşinler dediler. Marco Polo’nun seyahatnamesinde anlatması ile Haşhaşilerin ismi Batı Avrupa’ya suikastçı, katil anlamında “assasin“ olarak geçmiştir. Hasan Sabah, ilki Alamut olan erişilmesi zor dağların tepesine kaleler zinciri kurmuştu. İlk sarp kale olan ve Teberistan’da bulunan Alamut kalesi nedeniyle Haşhaşilere Alamut İsmailileri de denir. Nizari İsmailileri, Alamut yani “Dağın Yaşlısı“ İsmailileri gibi değişik adları da vardır. Hasan Sabah’a da Dağların Şeyhi (Şeyh-ül Cebel) denirdi.   

    Hasan Sabah Alamut’a geldiği 1090 yılından ölümü olan 1124 yılına kadar kaleden ayrılmamıştır. Alamut kalesinden geri kalan kule Alamut kalesi kütüphanesi ve rasathanesi ile önemli bir bilim merkezidir. Şii din bilgini Tûsi ve ilk dünya tarihini yazan Reşideddin burada yetişmiştir. Kalede Hasan Sabah’ın emri ile 35 yıl şarap içilmemiştir. Kalede çalgı çalmak yasaktır. Flüt çalan kaleden atılır ve bir daha geri alınmazdı.

    Alamut kalesinde kavga etmek, fakir ve dinsel yaşam biçiminden ayrılmak yasaktı. Çizilen yoldan ayrılan her iki oğlunu da Hasan Sabah öldürterek, disiplinsiz müritlerinin aklını başına getirecek bir tablo çizmişti. Ayrıca Hasan Sabah bilinçli olarak kendinden sonra Haşhaşileri yönetecek bir aile kurmamıştı. Hasan Sabah bir yönetici aile kurmamıştı, ama ardılı Buzurg Ummid böyle bir aile kurdu. 

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alp Arslan’ın ordusunda çok miktarda Kürt asker ve Kürt Beyler vardı. Yani Malazgirt savaşının kazanılmasında Kürtlerin de büyük payı vardır. Alp Arslan, Romanos Diogenes’e bir savaş tutsağı gibi değil, bir konuk hükümdar gibi muamele etmiştir. İmparator için özel bir çadır hazırlanmış, emrine hizmetkârlar tahsis edilmiş, özel masrafları için her gün para verilmeye başlanmıştır. Savaştan bir süre sonra, Alp Arslan, İmparatoru çadırına davet ederek onunla görüşmüştür. Çadırında Romanos Diogenes’i Alp Arslan hürmetle karşılayıp, yanına oturttu ve eşit muamelede bulundu.  

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

            

  • Bu sıralarda Anadolu’daki Doğu Roma idari yapılanması şöyleydi.

    Anatolik Teması: Merkezi Konya idi, Konya, Isparta, Burdur, Afyon, Kütahya’yı içine alıyordu.

    Armenyak Teması: Merkezi Amasya idi, Amasya, Samsun, Sinop, Çorum’u içine alıyordu.

    Trakezyen Teması: Başkent Efes’ti, Aydın, Uşak, Manisa, Denizli’yi kapsıyordu.

    Optimon Teması: Merkezi İzmit’ti, Kocaeli ve Sakarya çevresini kapsıyordu.

    Opsikyon Teması: Merkezi İznik’ti, Bursa, Balıkesir, Eskişehir, Çanakkale ve Bilecik çevresini kapsıyordu.

    Bukkellaryen Teması: Merkezi Ankara’ydı, Ankara ve Bolu çevresini içine alıyordu.

    Paflagonya Teması: Merkezi Çankırı’ydı, Çankırı ve Kastamonu’yu kapsıyordu.

    Khaldea Teması: Merkezi Trabzon, Trabzon ve Rize çevresini kapsıyordu.

    Mezopotamya Teması: Merkezi Erzincan, Erzincan, Tunceli ve Elazığ çevresini içine alıyordu.

    Kolonea Teması: Merkezi Şebinkarahisar’dı, Gümüşhane, ordu ve Giresun’u kapsıyordu.

    Sebast Teması: Merkezi Sivas’tı, Tokat, Yozgat, Niğde, Kırşehir ve Nevşehir’i kapsıyordu.

    Likandos Teması: Merkezi Malatya’ydı, Malatya ve Adıyaman çevresini kapsıyordu.

    Selekya Teması: Merkezi Tarsus’tu, Adana ve İçel’i kapsıyordu.

    Kibyrreoteen Teması: Merkezi Antalya’ydı, Antalya ve Muğla illerini kapsıyordu.

    Sami Teması: Merkezi İzmir’di. İzmir, Midilli, Sakız ve Sisam adalarını kapsıyordu.

    Kıbrıs Teması: Merkezi Pafos’du.

    Kharsian Teması: Merkezi Kayseri, Kayseri’yi kapsıyordu.

    Suriye Teması. Merkezi Antakya’ydı, Hatay, Maraş, Urfa ve Antep’i kapsıyordu.

    Vaspuragan teması: Merkezi Vustan’dı, Bingöl, Muş, Van ve Ağrı’yı kapsıyordu.

    Ani Teması: Başkenti Ani’ydi. Kars ve Çoruh çevresini kapsıyordu.

    İberya Teması: Merkezi Tiflis’ti, Gürcistan ve Ermenistan’ı kapsıyordu.

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 106, 107) kitabından birebir alınmıştır.

  • İbrahim Yınal ve Kutalmış Bey, 1048 yılında Erzurum’a kadar ilerlediler. O sırada Erzurum 200.000 kişiye varan nüfusu ile Anadolu’nun büyük kentlerinden biriydi. Kenti 26.000 kişilik bir Doğu Roma ordusu koruyordu. Kentte 800 kilise vardı. 

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilindiği gibi Çin ilk defa deri parayı M.Ö. 118 yılında kullanmıştı. İlk kâğıt para ise M.S. 806 yılında yine Çin’de kullanılmıştı. Song hanedanı sırasında kullanılan Çin banknotlarına “jiaozi“ denir.

    Alıntı; Bizimkiler IX (Selçuklular) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nusayrilere göre Ali bir tanrıydı. Tanrı Ali’yi, eski zamanlarda olduğu gibi ayinlerle kutsamaya başladılar.

    Muhammed güneş, ay Ali’dir. Muhammed geceleri Ali ile birdir. Gündüzleri ayrılır. Muhammed Selman’ı yaratmıştır. Bu üçü, Ali, Muhammed ve Selman, Hıristiyanlıkta ki Baba, Oğul ve Ruhül-Kudüs’e karşılık düşer. Ali Muhammed’i, Muhammed Selman’ı, Selman da diğer yakınlarını yaratmıştır. Bu üçlüye “AMS“ denir.

    Bunlardan sonra 5 önemli kişi gelir ki bunlara “Eytamı Hams“ denir. Ali, Âdem peygamberden beri bütün peygamberlerde tecelli etmiştir. Âdem’den İsa’ya kadar 7 devre geçmiştir. Bu yedi devre 7 yıldıza karşılıktır. Ölen kişinin ruhu nurlar âlemine, göklere çıkar. Fakat Nusayri olmayanların, Müslüman, Hıristiyan ve Musevilerin ruhları, hayvan cesetlerine girerler. Durumlarına göre cansızlar âlemine gidenler de olur.

    Ayda görülen karaltı Ali’dir. Biz onu ancak ruh bedenden çıkınca görebiliriz. İlk üç halifeye, Muaviye’ye, Yezid’e, Haccac’a, Abdülmelik’e, Harun Reşit’e ve diğer bazı kişilere lanet edilir.

    Nusayri törenlerinde şarap içilir. Şarap takdis edilir. Nusayri ana ve babadan doğan çocuk, 18 yaşına geldiğinde tören ile mezhebe alınır.

    Bugün Nusayriler azınlık olarak Suriye, Filistin, Anadolu’da İçel’de varlardır. Nusayrilik için Aktifhaber.com’da da bilgi vardır. Sf. 204

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • İslam’da felsefe doruk noktasına, Ebu Ali İbn Sina (980 – 1037) ile vardı. Orta Asya’da, Buhara’da Şii bir ailede doğdu. Harika çocuktu. On altı yaşında, hekimlere öğüt veriyordu. On sekiz yaşında matematik, mantık ve fizik hocası olmuştu. Gençliğinde babası ile tartışmaya gelen İsmaililerden etkilendiği sanılır. İslam imparatorluğunu dolaşarak, gezici hekimlik yaptı. Bir süre, batı İran ve güney Irak’ta, Şii olan Büveyh hanedanının (Büvehoğulları) vezirliğini yaptı. İbn Sina, entelektüel, güzele düşkün, ince zevkli bir bilgindi. 58 yaşında öldü. Ölüş nedeni olarak sekse ve şaraba aşırı düşkünlüğü gösterilir.

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 199) kitabından birebir alınmıştır.

  • Güneş yılını Mayalar 365,2420 gün olarak belirlemişlerdi; modern astronomiye göreyse güneş yılı tam olarak 365,2422 gündür. Yani dakika ve saniye gibi zaman ölçülerinden yoksun olduğu varsayılan Mayaların hesabı ile modern astronominin hesabı arasındaki yıllık fark yalnızca 17 saniye idi. Dinsel takvim 260 (20×13), güneş takvimi ise 365 günden oluşuyordu. 365 günlük güneş yılını, 20 günlük 18 ayın sonunda, eski Mısırlılar ve Yunanlılara benzer tarzda 5 gün ilaveyle elde ederlerdi. Her iki takvim için 18.980 günlük bir dönem sonunda, yani 365 günlük 52 yıl veya 260 günlük 73 yıl sonra bir çakışma söz konusuydu, bu periyot 52 “muğlak yıl” olarak belirtilirdi. Maya astronomisi, ilginç biçimde, ancak bugünkü modern astronomi hesaplamalarıyla bilinen Venüs yılını hassas bir biçimde saptayabilmişti. Mayaların 584 gün olarak hesapladıkları Venüs yılı günümüzde 583,92 gün olarak saptanmıştır. Mayalar Venüs’e, bilinmeyen bir nedenle, neredeyse Güneşten bile daha fazla önem vermişlerdir.

      Ayrıca, 65 “Venüs yılı” süren her dönemin sonunda, güneş yılının, dinsel yılın ve Venüs yılının başlangıcının 52 “muğlak yıl“ süren yeni bir periyodun başlangıcıyla tam olarak çakışır. Ancak dünyanın dolanım süresi aslında 365,2422 gün olduğundan, bu sistemde “muğlak yıl” sürekli olarak güneş yılından önde gitmekte, giderek aylar mevsimlerden uzak düşmektedir. İlginçtir ki, Mayaların bu sorunu bir şekilde aştıkları, “tropikal yılı“ bildikleri görülmektedir. Ayrıca Mayalar iki yeniay arasında geçen süreyi 29,53020 olarak hesaplamışlardır ki, bu süre günümüzde 29,53059 olarak saptanır.

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 173) kitabından birebir alınmıştır.

  • Oğullarına İsrail, Mikail ve Musa adlarını vermiş olması onun Yahudi dininden olma olasılığı kadar, Hıristiyan dininden olma olasılığını da gündeme getirmektedir. Bu ailenin Yahudi Hazar devleti ile çok yakın temasta olduğu düşünülürse Yahudi olma olasılıkları artmaktadır. Selçuk oğullarından Mikail ise oğullarına Çağrı ve Tuğrul gibi Türk adları vermiştir.

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.

  • Orta Doğu’da “memluk“ denen köle askerlere Farsçada “gûlâm“ deniyordu.

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mesudî ve İbn Fadlan’a dayanılarak, bu tarihlerde, Oğuz boylarında servet farklılaşmasının başlamış olduğu ancak kabile demokrasisi kurumlarının hala yaşamakta devam ettiği söylenebilinir. Aralarındaki kararları tartışarak alır, problemleri tartışarak çözerlerdi. Herkes katılmadan karar almazlardı. Bir kişinin muhalefeti bile alınacak kararı bozardı. Fakir ve zengine bakmadan herkesin bir oy hakkı vardı ve hiçbir oy daha kıymetli değildi. Yargılamalar, tüm kabile üyelerine açık yapılırdı. 

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E- kitap, Haziran 2013 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • Oğuzlar ticaret de yapıyorlardı. İranlı tüccarlarla kâr ortaklıkları kurarlar, kervanlara hayvan satarlardı. Ayrıca hayvanlarını kentlere götürerek de satarlardı. İbn Faldan bir Oğuz boyuna koyun satın almaya gelen İranlı bir tüccar ile ilgili ilginç bir hikâye anlatır.

    İran’da oğlancılık yaygındır. Buna karşılık Oğuz töresine göre de bu suçu işleyenler ölümle cezalandırılırlar. İranlı tüccar, evine konuk olduğu Oğuzun ufak oğlunu baştan çıkarır. Ev sahibi ise tüccarı suçüstü yakalar. Durum Kül-ergin’e bildirilir. Yargılama bütün oymak üyelerinin gözü önünde yapılır. Kül-ergin çocuğun babasına “doğru karar mı, yoksa yanlış karar mı istersin“ diye sorar. Doğru karar da hem tüccar ve hem de oğlan öldürüleceğinden, baba yanlış karara razı olur. Tüccar Kül-ergin’e 400, babaya da bir miktar koyun vererek cezasını çekmiş olur.

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E- kitap, Haziran 2013 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • Oğuz siyasi birliği (Oğuz ili) 24 boydan meydana gelmiştir. Boyların 12 tanesi “Bozoklar“, 12 tanesi “Üçoklar“ diye anılırlar. Bozok denilen 12 Boy şunlardır: Kayılar, Bayatlar, Alkaevliler, Karaevliler, Yazırlar, Dodurgalar, Dögerler, Yaparlılar, Avşarlar, Beğdililer, Kızıklar ve Karkınlar. Üçok denilen 12 Boy da şunlardır: Kınıklar, Bayındırlar, Peçenekler, Çavuldurlar, Çepniler, Salgurlar, Eymürler, Alayuntlular, Yüregirler, İğdirler, Büğdüzler ve Yıvalar. Bu boyların neden böyle ikiye ayrıldığı Oğuz efsanesinde anlatılmaktadır.

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E- kitap, Haziran 2013 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Damıtılan maddeleri ani soğutabilecek düzenekler yaptılar. Böylece alkolü elde edebildiler. Kimyada birçok çağdaş bilgiyi Çinlilere borçluyuz. Eriyikten metal elde etmeği başardılar. Örneğin bakırı çözeltisinden çöktürebiliyorlardı. Normal şartlarda çözünmeyen maddeleri çözmek için seyreltik nitrat asidini kullandılar. Bu işlem sonunda potasyum nitratı (güherçile) elde ettiler ve bunu odun kömürü ile (karbon) ve kükürtle karıştırarak barutu yaptılar. Taocular ölümsüzlük iksirinin peşinde idiler ve barut sonsuz deneylerinin birinin tesadüfi sonucu idi. Önceleri havai fişekler gibi eğlence amaçlı kullanılan barut, Çin’de askeri amaçla X. yy’dan itibaren yoğun bir biçimde kullanılmaya başlandı.13. yy da İslam dünyası 14.yy da Avrupa barutla tanıştı.

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E- kitap, Haziran 2013 – Sf. 36) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çinlilerin dünyaya en önemli armağanları manyetik pusuladır ve bu buluşun öyküsü oldukça ilginçtir. Bu buluş M.Ö. 2.000 yıllarında kullanılan kehanet kemiklerinin MÖ III yy lar da kehanet tahtaları haline gelmesi ile başladı.

    MS ilk yy’la gelindiğinde bu kehanet kaşığı üst diskin üzerinde yerini aldı ve mil çevresinde daha kolay hareket edebilir özelliğe erişti. Çinliler diğer birçok medeniyette olduğu gibi magnetit denilen bir cins demir oksitli taşın demiri çekme özelliğini fark etmişlerdi. Sihirli güçlerle ilişkisi olduğuna inandıkları bu özelliği kehanet tahtalarında kullandılar. Kehanet tahtalarının parçalarını ve kaşığı bu mıknatıs taşı olarak ta bilinen maddeden yapmaya başladılar. Artık gökyüzünü temsil eden diskin üzerinde ve mile bağlı olan, oldukça incelmiş bir şekilde yapılan bu kaşık sihirli bir güçle hep aynı yönü gösteriyordu. Kaşığa güneyi gösteren kaşık denildi, çünkü sapı güneyi gösteriyordu. MS ilk yy da kaşık gittikçe bugünkü pusula iğnesi görünüme yakın bir şekil aldı. MS altıncı yy la gelmeden Çinliler küçük demir iğnecikleri manyetik özellikli mıknatıs taşı üstünde döverek onlara manyetik özellik kazandırdılar. On birinci yy. da da demiri kızıl dereceye kadar ısıtarak ve kuzey güney doğrultusunda tutup soğutarak, demire manyetik özellik verebilmeyi başardılar. X yy’da Çinli gemiciler manyetik pusulayı kullanmaya başladılar. XI. YY da Çin’de bu kullanım yaygınlaştı. Avrupa ise, bundan en az 100 yıl sonra, pusula ile tanışabilmiştir.

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E- kitap, Haziran 2013 – Sf. 31, 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu dönemde, kâğıt yapımı iyice gelişmiştir, baskı icat edilmiştir. Matbaanın icat edilmesiyle birlikte kitap ticareti hızla gelişti. Matbaayı hızla geliştiren Çinliler resim basmak için tahta bloklar hazırladılar. Bu baskı bloklarını bir sanat eseri olarak hazırlıyorlardı. Örneğin bitkilerin tür listelerini yaptılar ve bitkilerin resimlerini içeren eserler bastılar.

    Kâğıt Yapımı tıpkısının aynısıydı. 868 tarihinde, Buda sutraları yani Buda söylevleri de basıldı. Bundan sonraki 2 yüzyıl içinde ise, Konfüçyüs’ün klasikleri ve Taoist kanunların tümü basıldılar. Matbaa, Çin’den dünyaya yayılmaya başladı. XI. yy. gelindiğinde, Kuran’ın bazı cüzleri Kahire’de basılmıştı bile. Avrupa matbaa ile 1377 de tanıştı ve ilk basılan şey oyun kağıtları oldu…. 

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E- kitap, Haziran 2013 – Sf. 31, 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hazar’da Yahudiliğin resmi din olması, büyük Şamanist halkın hemen Yahudiliği benimsediği anlamına gelmemelidir. Hatta Hazar sarayında bile, Şaman inanç ve töreleri yaşamaya devam etmiştir.

    Yeni Hazar Kağanı atanırken, boynuna ipek bir ilmik geçirilerek, soluksuz kalana kadar sıkılırdı. Ölmekle, yaşamak arasındaki ince noktada, Kağan adayı bilincini yarı yitirmişken, ona, ne kadar süre Kağanlık yapmak istediği sorulurdu. Bu durumda, Kağanın Gök Tanrının ağzı ile konuştuğu kabul edilir ve Kağanın ağzından çıkan söz Tanrı kelamı olurdu. Kağan, şu kadar yıl dedikten sonra, ilmek gevşetilip, Kağan hayata döndürülürdü. Bu adet, bilindiği gibi, Kağan seçilen kimsenin yarı boğularak eski kişiliğinin öldürülüp, yeni Göksel bir kişilik kazanması şeklindeki Göktürk geleneğidir. Hazar Kağanı, eğer ağzından çıkmış olan hükümdarlık süresi içinde ölmez ise, o tarih geldiğinde, öldürülerek Gök’e yollanırdı.

    Tabii Hazar kağanı yalnızca, süresi sonunda öldürülmezdi. Eğer, Kağanın “Kut” kaybettiğine inanılırsa, yine öldürülerek, yeni Kağan seçilirdi. 

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E- kitap, Haziran 2013 – Sf. 20) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hazar başkentinde bulunan yedi yargıç da ikisi Müslüman, ikisi Yahudi, ikisi Hıristiyan, birisi Rusların ve Şaman dinindekilerin davasına bakmak için seçilmiş görevlilerdi. Onuncu yüzyılın başlarında, Hazar Hanlığı adil ve geniş görüşlü yönetim biçimiyle bir masal ülkesiydi.  

    Alıntı; Bizimkiler VIII (Müslüman Türkler) – Evin Esmen Kısakürek ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihi süreç içinde feylesof sayılabilecek bir kişiden Yakup ibn İshak el-Kindi’den (800 – 873) söz edelim.

    Abbasi halifeleri el-Memun, el-Mutasım, el-Mütevekkil dönemlerinde yaşadı. İleride bahsedileceği gibi, felsefi görüşleri nedeniyle eserlerine el kondu. Bu eserler daha sonra iade edildi. El-Kindi filozof, matematikçi, fizikçi, astronom, hekim, coğrafyacı ve müzik uzmanıydı.

    Matematikte, sayı sistemleri üzerine dört kitap yazmıştır. Modern aritmetiğin kuruluşunu hazırlayanlardan biridir. Kimyada, baz metallerin değerli madenlere dönüştürülebilineceği fikrine karşı çıkarak, reaksiyonların elementlerin transformasyonunu yapamayacağını ısrarla müdafaa etmiştir. Fizikte ise geometrik optiğe büyük katkılar sağlamıştır. Tıpta ise, uygulanan ilaç dozlarını belirleyen ilk kişidir. Döneminde müziğin bilimsel yönü çok az biliniyordu. Notaların belirli bir perdeye sahip olduğuna dikkat çekmiş, armoninin derecesinin notaların frekansına bağlı olduğunu söylemiştir. Ses çıkarmak ise, kulağa çarpan hava dalgaları oluşturmak demektir.

    El-Kindi, üretken bir yazardı, toplam 241 kitabı vardı. Astronomide 16, aritmetikte 11, geometride 32, tıpta 22, fizikte 12, felsefede 22, mantıkta 9, psikolojide 5 ve müzikte 7 kitap yazdığı bilinmektedir. Ayrıca biyografiler, astronomi cihazları, kayalar ve değerli taşlarla ilgili eserleri vardı.

    Alıntı; Bizimkiler VII (Müslüman İmparatorluğu) – Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 210) kitabından birebir alınmıştır.