Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “…Nero evli kadınları ve hür doğmuş erkek çocukları iğfal etmekle yetinmez, Vesta Rahibesi Bakire Rubria’ya zorla tecavüz eder… Oğlan Sporus’u ameliyat ettirerek kıza çevirir ve bir merasimle onunla evlenerek onu karısı yapar. Nero bir erkekle evlenen ilk Roma imparatorudur ve belki de tarihin tek imparatorudur.

    …Nero her türlü şehvete müstehcenliğe düşkündür…

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Paulus Atina’da Greklere karşı “İsa’nın dirilişi” bahsini anlatırken, Atinalılar ona kahkahalarla güldüler. “Ölülerin dirilmesi, hele tüm insanların öldükten sonra tekrar dirilecek olması” bir Yunanlının aklının alabileceği bir şey değildi. Yunan alışkanlığı içinde öteki dünyayı düşünmek yoktu. Bu dünya da hazır yaşanırken tadı çıkarılmalıydı. Paulus Atina’da umduğunu bulamayınca Korint’e gitti. Orada kaldığı bir buçuk sene zarfında halkın reaksiyonu Atina’dan farklıydı. Korint’te fakirler, hırsızlar, fahişeler, köleler neredeyse kütlesel olarak İsa öğretisini kabullendiler. 

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • M.S. 37 yılında Mesih’i müjdelemek amacıyla Antakya’ya gelen ve burada bulunduğu süre içinde kentteki topluluğun programlı ve düzenli etkenliklerine şahit olan “Onikiler” den Mor (Süryanice aziz demektir) Petrus (Şemun), Hıristiyan dünyasının üç büyük kürsüsünden ilki olan “Antakya Elçisel Kürsüsünü” M.S. 37-43 yılları arasında burada kurmuştur. Antakya Kilisesi bu şekilde, “Ana Kilise” olarak adlandırılan Kudüs Kilisesi’nden sonra kurulan ilk Hıristiyan kilisesi olmuştur.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tiberius döneminde, Anadolu ve Suriye’de ilk Hıristiyanlar dikkati çekmeye başladılar. Bölgesel Edessa (Urfa) Kralı Abgar, M.S. 34 yılında Hıristiyanlığı kabul etti. Hıristiyan olduktan sonra, Aramilerin yaşadıkları coğrafyaya çeşitli elçiler yollayarak Hıristiyanlığın yayılmasına öncülük etmeye başladı. Bundan sonra, yani, bölge halkı Hıristiyanlaşmaya başladıktan sonra, Süryani adı gittikçe öne çıkmaya başladı.

    Süryanilerin kökeni hakkında değişik görüşler vardır. Aramilerden geldiği veya Asurlulardan geldiği veya Mezopotamya halklarının bir karışımı olduğu öne sürülür. Biz öncelikle Aramî ağırlıklı, sonra Asur ve diğer Mezopotamya halklarının bir sentezi olduğunu düşünüyoruz. Süryaniler, Aramca konuşan, eski Mezopotamya kültürünü taşıyan bir halktır. Bu halk İran ve Irakta Asurî adıyla tanınırken, Anadolu ve Suriye’de Süryani adı ile anılır. Asurî adını Hıristiyanlık öncesi için ve Süryani adını Hıristiyanlık sonrası için kullanmak da genel bir temayül olmuştur. Ama sonuçta, bugün, Asurî, Süryani, Keldani, Arami ve Marunî aynı halk için kullanılan çeşitli kelimelerdir.

    Süryanilerin Hıristiyanlaşması ve Süryani nüfus içinde Hıristiyan sayısının artması ile birlikte, döneminin en önemli ve büyük kentlerinden biri olan Antakya’da da Hıristiyanların sayısı artmaya başladı. Dünyanın ilk Hıristiyan kürsüsü, “Antakya Elçisel Kürsüsü” bu kentte oluştu (M.S. 37 – 43). Daha sonra Antakya kilisesi kurulduğunda, bu kiliseye Antakya Süryani Kilisesi” denilmiştir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsa’nın yaydığı yeni ahlak anlayışı, hahamları rahatsız ediyordu. Ayrıca, İsa’nın Kudüs’te bulunmasından da telaşlanıyorlardı. İsa’nın Kudüs’te bulunması nedeniyle halk arasında kargaşa çıkabilirdi, bundan Roma tedirgin olabilir ve tapınaklarını yıkabilirdi. Kudüs tapınağı zenginliklerinin ve itibarlarının kaynağı idi. Baş haham Kayafa, öteki hahamları ve Farisileri toplantıya çağırdı. Onlara “Bir kavmin yok olmasından ise, bir adamın ölmesi daha iyidir.” dedi. Toplantıda, İsa’nın öldürülmesi kararlaştırıldı.

    İsa yakalanıp Kayafa’nın huzuruna çıkarıldı. “Ben İsa’yım, Tanrı’nın oğluyum” dedi. Bu küfür, öldürülmesi için yeterli bir nedendi. Hahamlar; İsa’nın elini kolunu bağlayıp, onu Romalı vali Portos’lu Pilatus’un karşısına götürdüler.

    İsa’yı, Platus’da sorguya çekti. İsa, ona da “Ben Yahudilerin kralıyım.” dedi. Dışarıda, Hahamların kışkırttığı veya Farisilerin kışkırttığı veya kendiliğinden toplanmış halk vardı, İsa’nın ölümünü istiyorlardı. Romalı vali ölüm kararını verdi.

    İsa, Golgota’da çarmıha gerildi. “Ulu Tanrı, bağışla onları, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” diye dua etti. Istırabının en yüksek noktaya çıktığında “Ulu Tanrım, ulu Tanrım, niçin yüz çevirdin benden” diye bağırdı. Sonra öldü.

    Üç gün sonra, İsa’nın mezarı başına gelen Maria Magdalena ile iki dini bütün kadın, mezarı boş buldular. Sonra, İsa, Maria Magdalena’ya göründü, dirilmişti.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsa, halka göklerdeki Tanrıyı anlatır ve onu över, dinleyenleri sakinleştirir, onlara güven duygusu aşılardı.

    “Ne yiyeceksiniz yahut ne içeceksiniz diye hayatınız için, ne giyeceksiniz diye bedeniniz için kaygı çekmeyin. Hayat yiyecekten ve giyecekten daha üstün değil midir? Havadaki kuşlara bakın: Onlar ne ekerler, ne biçerler, ne ambarlara bir şey toplarlar, ama Göklerin Babası onları besler. Siz onlardan daha mı değerlisiniz. Hanginiz kaygı çekmekle boyunun ölçüsüne bir arşın katabilir. Ve niçin esvaptan yana kaygı çekiyorsunuz. Kır zambaklarına bakın: Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler; Bununla beraber, Süleyman bile en ihtişamlı devrinde bunlardan biri gibi giyinebilmiş değildi.” (Matta, VI)

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • Matta ve Lukas, İsa’nın doğumunu mucizevî bir tarzda anlatırlar. İsa, Ruh-ül Kudüs’ten gebe kalmış bir bakireden doğmadır. Böyle yazmakla beraber, Matta ve Lukas, İsa’yı babası Yusuf tarafından Davut peygambere bağlamaktadırlar. Ancak, iki İncil’deki soy kütükleri birbirini tutmamaktadır. Bunun dışında bilinen ise, İsa’nın Beyt-Lehem’de doğduğu; ailesinin Nasıra’lı, kendi halinde bir aile olduğu; Babasının ve bizzat İsa’nın kendinin marangozluk yaptığıdır. İsa, vaftizci Yahya tarafından vaftiz edilmiş ve Yahya, halka, “Tanrı saltanatının” yakın olduğunu haber vermiştir.

    İsa, vaiz olarak dolaşırken, insanlara “sevgi dolu bir İradenin dünyayı sardığını” müjdelemiştir. Bir baba, çocukları için ne ise, bu İrade de bütün insanlar için odur. Tanrı bütün insanların ve varlıkların babasıdır. 

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün bu İncil karşılaştırma ve incelemelerinden ortaya pek çok faraziye çıkmıştır. Bunların en enteresanlarından biri Couchoud tarafından ileri sürülen faraziyedir. Buna göre, eksik İncil, Markion tarafından yazıldığı bilinen İncil’dir.

    Markion, bir din adamıdır. Babası bir piskopostu. İyi dini eğitim almış, Yunan felsefesini öğrenmişti. Markion’a göre, kötülüğün var olabilmesi ancak biri iyiyi yöneten, biri kötüyü yöneten iki Tanrı’nın varlığı ile çözüle bilinirdi. Kötüyü yöneten Tanrı, Eski Ahit’in Tanrısı idi. Âdeme günah işletmiş ve bu günahı Âdemin efradına, soyuna yani tüm insanlığa yüklemişti. Markion doktrini şöyledir: “Eğer yaratıcı Tanrı var ettiği dünyadaki kötülüğü önceden kestiremedi ise, cahildir; Bunu kestirip de önleyemedi ise, kötüdür; Önlemek isteyip de yapmadı ise, acizdir.” İyiyi yöneten Tanrı, ne dünyanın, ne de insanların yaradılışında rol oynamamıştı. O sadece görünmez varlıkları yaratmıştı. Ancak, merhametli olduğundan, kötüyü yöneten Tanrının baskısından insanları kurtarmak istemiştir. Bunu yapabilmek için, erişkin bir kişi olan İsa’nın suretinde yeryüzüne inmiştir. Dünyaya indikten sonra, kanun ve peygamberleri kaldırmış, herkesin iyi ve merhametli olmasını, kusurları bağışlamasını, kuvvet kullanmamasını öğütleyerek, insanların ruhunu kurtarmıştır.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Matta veya Levi, bir gümrük mültezimidir (gümrüklerde devlet adına vergi toplayan kişi). İsa’nın havarilerinden biri olmuştur. Markos ise, ilk Hıristiyanların, Kudüs’te evinde toplandıkları Meryem adlı bir hatunun oğludur. Markos önce Havari Pavlus’un iş arkadaşı, sonra da havari Petrus’un kâtibi olmuştur. Rivayete göre, Yuhanna İsa’nın en sevdiği müridi idi. İsa çarmıha gerilmeden önce annesini Yuhanna’ya emanet etmiş, o da, anne Meryem’i alarak Efes’e gelmişti. Yuhanna İncil’ini burada, Efesos’ta yazmıştır. Efesos’a gelmeden öncede, Patmos adasında Vahiy’i yazmıştı. Olaylar geleneksel olarak, yukarda gibi anlatılsa da, İncil’leri “kimin yazdığı belli olmayan kitaplar” sınıfına sokmak daha doğru olabilir.

    Markos ve Lukas İncil’leri birbirine benzediğinden bunlara “mukayeseli İncil’ler” denir. Bunlarla Yuhanna İncil’i pek çok açıdan farklıdırlar. İncil’ler arasındaki farkların bazılarını, okuyucuya fikir vermesi açısından, sayalım. Mukayeseli İncil’de İsa dini 1 yıl süreyle yayar, Yuhanna İncil’inde ise bu süre 3 yıldır. Mukayeseli İncil’de İsa Galile’de, Yuhanna İncil’inde ise Yahudiye’de faaliyet gösterir. İsa’nın mucizevi doğuşundan Markos’da, Yuhanna’da söz edilmez. İsa’nın soyunu Davut’a bağlayan soy kütükleri Matta ve Lukas İncillerinde yoktur. Matta’ya göre İsa, miladi sıfırdan önce doğmuştur. Lukas’a göre ise, miladi sıfırdan sonra doğmuştur. Ancak, 4 İncilin müşterek oldukları noktalar da vardır. 

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hıristiyanların pek çoğu, Kutsal kitabı ve özellikle İncil’i Tanrı kelamı kabul ederler. M.S. 1546 yılında, Merano ruhani meclisi, Kutsal Kitabın Tanrı ilhamı olduğundan şüphe edilmesini yasak etmiştir. Kiliseler, Kutsal Kitabın ya “söylenerek yazdırıldığını”, ya da “Tanrı tarafından ilham olunduğunu” söyleye gelmişlerdir.

    Hıristiyanlık için başvurulabilecek resmi evrakların başında İncil gelmektedir. 60‘ı aşkın İncil bulunmakla birlikte, sadece 4 tanesi asıl olarak tanınmıştır. Bunlar Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncil’leridir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hıristiyanlığın kutsal kitabı, daha öncede değindiğimiz Eski Ahit ile İsa’dan sonra yazılan Yeni Ahit’tir. Yani Tevrat ile İncil’dir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk İncil olan Markos İnciline göre, İsa, sıradan bir insan olarak doğmuştur. Babası Nasıra’lı bir marangozdu. Erkek ve kız kardeşleri vardı. Annesi Meryem yaşça babasından epey küçüktü. Çocukluğunda ve gençliğinde, olağan üstü bir durum olmamıştı. Sonra, birden tebliğlerini yaymaya başladı. Anlaşıldığına göre, vaftizci Yahya ile yakın ilişkisi vardı. Vaftizci Yahya’nın Esseni olma olasılığı fazladır. O, bir gezgin derviş idi. Kudüs yönetimini, iflah olmaz şekilde yozlaştığı için eleştiriyor ve hatta eleştiri dozunu çok ağır tutuyordu. Halkı, tövbe etmeye ve Ürdün nehrinde vaftiz olmaya ve böylece arınmaya çağırıyordu. Esseniler, Ürdün nehrinde vaftiz törenleri düzenliyorlardı. İsa da vaftizci Yahya tarafından vaftiz edildi. Sudan çıkar çıkmaz, kendi ruhunun bir beyaz güvercin gibi, kendi üzerine indiğini gördü. Göklerden bir ses ona “Sen benim sevgili oğlumsun, senden razıyım.” dedi.

    Hemen o anda, vaftizci Yahya, İsa’yı Mesih olarak tanıdı. İsa’da, Tanrı krallığının vaktinin geldiğini ilan ederek, kasaba ve köyleri dolaşmaya başladı. Dini bütün bir Yahudi’ydi.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 5, 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • İbranice olan Mesih sözü, Yunanca Hıristos (Christ; İsa) dır. Hıristos (Christ)’e inananlara, Hıristiyan (Christiani) denmiştir. Hıristiyanların kutsal kitabı İncil’dir. Yunancada, kutsal kitapların tümü anlamında “Biblia” denir. Bible (İncil) sözcüğü buradan gelmiştir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 4) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsa’nın yaşamı hakkında bilgiler bize, ölümünden 40 yıl sonra yazılmış olan Markos İncilinden gelmiştir. İlk başlarda, İsa, Musa gibi, Yeşu gibi yeni bir peygamber olarak görülmüştür. Yaşadığı yıllarda, İsrail’de pek çok kişi tarafından bir Mesih olarak algılanmıştır. İsa, kendisine inananların bir kısmı ile birlikte, İsrail’i dolaştı ve gittiği yerlerde vaazlar verdi. Kudüs’e geldiğinde ise, birkaç gün içinde, tutuklanarak, çarmıha gerilmek gibi, feci bir ölümle öldürüldü.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 4) kitabından birebir alınmıştır.

  • Claudius doğduğundan beri hastalıklı, zayıf ve silik bir tiptir. Çocukken önce sıtma, sonra kızamık, sonra yılancık, sonra kalınbağırsak iltihabı ve en sonda çocuk felci olmuştu. Bir kulağı az duyuyordu, bir bacağı aksıyordu, kekemeydi, kalbinde de bir problem vardı, sık sık kalp ağrısı çekerdi. Ailecek, Julian ailesine uygun olmadığı düşünülür ve hiç sevilmezdi. Aslında çok zeki olmasına rağmen, geri zekâlı zannedilirdi. Zaman içinde, ailenin önemli fertlerinin birbiri ardına, çeşitli entrika ve suikastlarla öldüğünü görünce, sakatlıklarını bile bile ortaya çıkaran bir hayat yaşamış ve böylece canını kurtarabilmişti. Livia’dan, Tiberius’dan ve Caligula’dan böyle kurtuldu. Onun İmparator olacağını düşünmek bir yana kimse onu adam yerine koymazdı. O, bu ailenin zavallı, sakat, yarı akıllı, yaşamasına göz yumulan bir ucubesiydi.

    Elleri sürekli kıpırdardı, başı sağa sola kesik hareketlerle dönerdi, kekelerdi, ağzından sürekli salyalar akardı. Kardeşi Germanicus hariç, kimse tarafından sevilmedi. O da kendini okumaya ve tarihe verdi. Yunancaya ilave birkaç dil daha bildiği söylenir. Onu anlayıp, ona değer verenler etrafındaki iyi eğitilmiş köle ve azatlılar ile çok iyi eğitim görüp, kendini okuma ve araştırmaya vakfetmiş birkaç Romalıydı….   Claudius, köleler ve azatlılar arasından, yetenekli kişileri seçerek, onları idari, askeri ve mali işlerde kullandı. Bu değişiklik, cumhuriyet kurumlarının daha da geri plana itilmesine sebep oldu. Senato ve bütün eski majistralıkların yerlerini ofisler aldılar. Ofisler, eskimiş kurumlardan daha etken çalışıyorlardı. Böylece yönetim, daha da merkezileşti.

    Daha önce görüldüğü gibi Roma’nın bütün önemli aileleri ve kişileri, Tiberius ve Caligula zamanında ya yok edilmiş veya pasifize edilmişti. Ortada doğru dürüst, Romalılık ruhuna sahip insan kalmadığı gibi, genel olarak fakirleşilmiş ve asil ailelerin mal varlıkları ve servetleri yok olmuştu. Yani istese de, Claudius yeterli sayıda uygun kişiyi bulamazdı. Diğer taraftan çocukluğu köleler arasında geçtiğinden, köleler ve azatlılar arasında çok iyi niteliklere sahip insanlar bulunduğunu kendi deneyimlerinden biliyordu. Onlara mevcut Romalılardan daha fazla güvenmiş olması da mümkündür.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 186) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yunan saraylarında ve varlıklı evlerinde olan yalıtılmış kadınlar bölümü veya daha açık bir tabirle “harem” geleneği Roma’da bilinmiyordu. Roma geleneklerinde yoktu. Romalıların cinsellik anlayışı oldukça faydacıydı. Bu ahlak kuralına göre Romalı kesinlikle aktif ve etkin olmalıdır.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bazı tarihçilere göre ilk 16 İmparatordan 15’i biseksüeldi.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 151) kitabından birebir alınmıştır.

  • Augustus zamanında Julian takvimi de değişti. Augustus adı Temmuz’dan (July) sonraki ada verilince, ortaya ayın kaç gün olacağı sorunu çıktı. July (Temmuz) 31 gün iken Augustus’un (Ağustos) 30 gün çekmesi pek uygun görülmemiş olacak ki yine son ay olan Şubattan bir gün alınıp Ağustos da 31 güne yükseltilerek, çağın moral değerleri korunmuş oldu.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu’da, Hititler zamanından beri belli bir yol ağı vardı. Anadolu’nun coğrafi yapısı, yolların, coğrafi yer şekillerine uygun yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bugün de böyledir. Yani, tarihin ilk zamanlarından beri, Anadolu yol güzergâhları çok fazla değişmemiştir. Lidyalılar, Persler ve krallıklar döneminde ticari ve askeri amaçlı yollar yapılmıştı. Seleukoslar, yeni kurdukları kentleri, bir yol ağı ile birbirine bağlamışlardır. Ancak, yine de, Anadolu’da yol yapımında esas atılım Roma döneminde gerçekleşmiştir. Sıfır (0) yılına geriye gittiğimizde, Anadolu’da mevcut ana yolları aşağıdakiler olarak sayabiliriz. Efes’ten başlayıp, Dinar (Apameya, Apameia), Yalvaç (Antiokya, Antiocheia), Aksaray (Archelais), Kayseri (Caesareia), üzerinden Malatya (Melitene) ve oradan Fırat vadisine uzanan yol, ana batı-doğu yoludur. Bu yoldan ayrılan bir kol, Aksaray’dan güneye dönüp Tarsus’a (Tarsos) iner, oradan Suriye ve Mezopotamya’ya ulaşır. Bu iki yol, tarihin bundan sonraki safhalarında hem ticari ve hem de askeri olarak çok önemli olacaktır.        Karadeniz’i, Akdeniz’e bağlayan yol ise, Samsun’dan (Amissos) başlar, Kayseri üzerinden İssos ve Suriye’ye gider. Anadolu’nun bir diğer önemli yolu da, Marmara limanlarından başlar, Eskişehir (Dorileon, Dorylaion) ve Ankara üzerinden Sebasteia’ya (Sivas’a) uzanır. Bu yol, Sebasteia’da iki kola ayrılıp, Fırat vadisine girer. 

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 144, 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Musa tek başına dağa çıkmıştı, burada Kanun tabletleri kendisine verilmişti. Eskiden, ahenk ve adalet bizzat nesnelerin doğasındayken, şimdi Kanun yukarıdan iniyordu. Burada Tanrı ile (İsrail halkı adına) Musa arasında bir anlaşma yapıldı. Bu anlaşmayla, İsrailliler, diğer bütün Tanrıları görmezden gelerek, Sina dağı Tanrı’sı Yahova’yı biricik Tanrı olarak tanıyacaklarına söz veriyorlardı.

    Ancak, uzun bir zaman diliminde, İsrailliler bu anlaşmaya pek sadık kalmadılar. Diğer Tanrılara tapmaya devam ettiler. Hele Kenan ülkesine yerleştikten sonra, Baal kültürüne geri döndüler. Musa’dan sonra gelen peygamberler, sık sık onlara verdikleri sözü tutmalarını hatırlatmışlardır. Bu peygamberler, kendilerinin Elohim’i olarak yalnızca Yahova’ya tapacakları sözünü vermişler, karşılığında Yahova da, İsraillilerin kendisinin seçilmiş halkı olacağına ve onları koruyacağını vaat etmiştir. 

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.