Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Asrın başlarında Ermeniler kendi alfabelerine kavuşuyorlardı. Dinsel şefleri Sahak ve rahip Mesrop’un çabalarıyla, Ermeni alfabesi oluşturuldu. Kendi alfabesine kavuşmak, ulusal bir Ermeni edebiyatının oluşmasında büyük bir rol oynayacaktı. Ermenilerin bir bütünlük içinde hareket etmelerinde ve aynı kültürde kalmalarında bu alfabe çok işe yaradı.         

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • Constantinus I. Flavius Valerius (Konstantinus), bu din kavgalarına bir son vermeye karar verdi. M.S. 325 yılında, Nikaia’da (İznik) Genel Konsül (Consil Oecumenik) toplandı. Çoğu Anadolu, Suriye ve Mısırdan gelen 318 Hıristiyan din adamı, uzun uzun tartıştılar…. 20 Mayıs 325’de, İznik’te piskoposlar toplandığında, içlerinden pek azı Athanasius’un İsa konusundaki bu görüşüne katılıyordu. Çoğu Athanasius ile Arius arasında bir tutum benimsemişti. Nasıl oldu ise, Athanasius görüşünü delegelere kabul ettirdi. Konsülün kararını, Arius ve iki arkadaşı dışında tüm katılanlar imzaladılar. Bu belge ile ex nibilo yaradılışı resmi Hıristiyan öğretisi oldu, İsa’nın Baba ile aynı özden olduğu kabul edildi. Yaratıcı ve Kurtarıcı tekti. Arius’un “Tanrının oğlunun yaratılmış olduğu” görüşü ret edilerek, Hıristiyan dini dışına, Arianizm adı altında çıkarıldı. Konsül, “İsa peygamberin Tanrının oğlu olduğunu, babası ile aynı özden olduğunu.” kabul etmişti. Ancak, bu tartışmalar, umulduğu gibi, konsül sonunda bitmemiştir. Tartışmalar, hoşnutsuzluk ve huzursuzluklar devam etmiştir. 

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.

  • Constantinus, M.S. 325 yılında, Bizans (Byzantion) kentini yeni başkent olarak seçti.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu asırda, yani III’cü yüzyılda, Sasani hâkimiyeti altındaki İran topraklarında yeni bir din “Mani” dini filizleniyordu. Sasani devletinin resmi dini Zerdüşt dini idi. Ancak, zaman içinde Zerdüşt dini, köylü kökeninden daha fazla, Aristokrat sınıfa yaklaşmıştı. Bu, halkın tepkisine sebep oluyor, yeni oluşumlara yol açıyordu. Mani dini bu ortamda ortaya çıktı.

    M.S. 216 ile 276 yılları arasında, İran’da Mani (Manes, Manichee, Mancius) adlı bir düşünür yaşadı. Mani, bütün dinlerin aynı kaynaktan doğduğunu, değmez ayrıntılar nedeniyle, insanların birbiri ile boğuştuğunu görerek, bütün dinleri tek bir dinde toplamaya çalıştı. Bir dinler sentezi yapmıştır. Zerdüşt rahipleri M.S. 276 yılında, Mani’yi yakalayıp, derisini yüzerek öldürdüler. Ama Mani dininin yayılması durmadı. Bu din günümüze kadar gelebilen dinlerden biridir…. Mani dininde, Zerdüşt dini gibi sonunda savaşı iyilik kazanır. Ama onu, Zerdüşt dininden ayıran en önemli husus, “bir lokma, bir hırka “ zihniyetidir. Kötülük, bu zihniyetle yenilir. Mani bir ahlak dinidir. Ağızdan kötü söz çıkması yasaktır. El, iyiliğe zarar verecek eylemlerde bulunmaz. Gönül, şehvet duygularına kapılmaz. Mani dininde bu ilkeler “dil, el ve gönül” olarak belirtilir ve yasaklanır. Daha sonra göreceğimiz gibi, Alevilerin “eline, beline ve diline sahip olma” ilkesi Mani dininden devşirmedir.

    Mani dini seçkinleri (kendilerini dine adayanlar, bir nevi misyonerler), iyilik dışı işler yapamazlar, zenginlik ve rahat bir yaşam arayamazlar. Şarap içilmez, hayvan eti yenmez. Lüks mülk edinilemez. Ancak, bir günlük yiyecekleri ve bir yıllık giyecekleri olabilir. Cinsel ilişkide bulunmazlar ve evlenmezler. Temiz bir yaşama çağrı yapmak için, dünyayı sürekli gezmeleri gerekir. Bu sert yaşam seçkinlerden istenir ama dindar kitleden (normal halktan) istenmez.

    Halk işleri ile uğraşır, et yiyebilir ve evlenebilir. Ancak herkes için en büyük günah birini ve kendini öldürmektir. Ayda yedi gün oruç tutulur, günde dört defa ibadet edilir.  

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 90, 91) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çinlilerin kuyruklu yıldız kayıtları tek kelime ile mükemmeldir. M.Ö. 613 ile M.S. 1621 arasını kapsar…. Bu kadar güvenilir gözlemler için de oldukça hassas gözlem aletleri üretmişlerdi. Bu aletlerin önemli bir tamamlayıcısı su saatidir. Eski Mezopotamya ve Mısır’da kullanılan bu aleti Çinliler zamanla mükemmel hale getirdiler ve su yerine cıva kullanarak çok küçülttüler ve hassaslaştırdılar. Zamanın hassas ölçümü onları çok ilgilendiriyordu. M.S. 723 mekanik saatin atasını yaptılar ve geliştirdiler. Mekanik saat Batıya ancak 14.yy da yani icadından 700 yıl sonra gelebildi.…Batıda, haritacılık ta, dini dogmalar yüzünden Batlamyus (Ptolemaios, Claudius M.S. 100 – 170) ile 1400 yılları arasında ciddi bir boşluk vardır. Batıda haritalar dini fikirleri aktaran vasıtalar haline getirilmiş gerçekle çok az ilgisi olan şeylerdi. Hâlbuki Çin’de haritacılık ister gök ister yeryüzü için olsun önemli olmuş ve oldukça doğru yapılmışlardır. Haritaların üst kısmının kuzeyi göstermesi kabulü onlara ait olmalıdır. İlk kabartma haritaları yapma şerefi de Çinlilere aittir. Haritacılıkta devrim olan Markator sistemini ilk kullananlar ve astrulapları yapanlar da onlardır.….İlk nemölçeri M.Ö. II. yy. da tasarımladılar. Islak ve kuru kömürü tartarak havadaki nemi belirliyorlardı. İlk kaydedilen sarsıntı M.Ö. 780 yılına aittir. Depremler için bir teori ileri sürmemiş olsalar da en eski sismograf Çinliler tarafından, M.S. II. yy başlarında yapılmıştır.

      Çinlilerin dünya bilimine diğer önemli katkıları da merceklerdir. Mercekleri doğal kristallerden yapıyorlardı. M.Ö. VII. YY da bazı kristallerin görüntüyü büyütmekte kullanılabileceğini biliyorlardı. Manivelalar, teraziler ve sayısız mekanik aparat ürettiler ve geliştirdiler…. Birçok medeniyette yazı için çeşitli materyal kullanılmıştır. Kil tabletler, papirüs, hayvan derisi vb. ama bildiğimiz kâğıdın atasının mucidi Çinlilerdir. Kâğıt M.S. II. yy da Tshai Lun tarafından üretilmiş, birkaç yüzyılda Orta Asya’ya ulaşmıştır. M.S. 8. yy da Semerkant’ta kâğıt üretilmekte idi. X. yy da Kahire’de kâğıt kullanılıyordu. Avrupa’da kâğıt XII. yy da ortaya çıktı.…. Çinliler çok erken dönemlerden itibaren hayvanları seleksiyonla yetiştirmişlerdir. Çeltik tarlalarını süren manda, Pekin köpeği, Moğol midillisi bu çalışmalar sonunda üretilmiştir. Çinlilerin böceklere de çok özel ilgileri olmuştur. İpek böceği yetiştiriciliği ta Shang (Şang) döneminden önce başlamıştı. Devletin sır olarak saklayıp koruduğu bu faaliyetin sırları ancak M.S. 6. yy da Çin dışına kaçırılabilmiştir. Sisuan bölgesindeki dişbudak ağaçlarında yaşayan bir cins pullu böceği de ehlileştiren Çinliler, bu böceklerin dişilerinin gövdelerinden sızan balmumunu tıpta ve mum yapımcılığında kullanıyorlardı. Arı yetiştiriciliğine ve arı balının tıpta kullanımına da çok erken zamanlarda başladılar.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 75, 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kabbala öğretisine göre Tanrı bütün Kâinatı 10 Sefirot ile yaratmıştır. Bu on sayı veya sefira yahut ta sefirutların sayısı değişemez. Bir fazla, bir eksik de olamaz toplamı on olmalıdır. Bu on sefira da birbirine 22 yolla bağlanır 22 sayısı da Eski İbrani alfabesindeki harf sayısıdır. Dolayısıyla her harfin de bir içsel – sembolik anlamı vardır.

    Zohar’da bütün ruhların, cisimlerin, cin ve meleklerin Tanrının tek olan varlığından türediği söylenir. Cisimler sonsuz çeşitte olabilirler ama maddi manevi dünyadaki her şeyin özünde değişmeyen tek varlık vardır (Sefirut). İnsanlık tarihi 6.000 er yıllık dönemler halinde (nesiller) düzenlenmiştir. Ruhlar her nesilde gelişerek ıslah olurlar ve bu dönemlerin en sonu olan zamanda bütünlüğün en üst seviyesine ulaşırlar. Bu yaradılış noktasına çıkıştır. Zohar, daha sonra, 13.yy da İspanya’da bir Yahudi yazar olan Moses de Leon tarafından yayınlandı. O güne kadar daha ziyade yüksek din mensuplarının uğraşı olan gizemli ve çoğu da anlaşılmaz Kabalistik ezoterik bilgiler ve söylemler böylece ortaya dökülüverdiler. Bu kitabı Moses de Leon tabii ki Rabi Simon’a atfetmiş, kendisini sadece bir araç olarak göstermişti.  

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Söylencelere göre Yahudilerin meşhur sırlar kitabı Kabbala da ilk defa bu dönemde yazılmıştı. (MS 150-500)  Yahudilerin bildiği sırlardan bahsedilirken, Âdem’in Sırlar Kitabı (veya İşaretler Kitabı), Raziel’in Kitabı, Enuş’un Kitabı, Süleyman’ın Anahtarı, Aziz Abramel’in kitabı gibi orijinalliği ve varlığı şüphe götüren kitaplardan bahsedilir. Söylencelere göre Yahudilere büyü sanatında yol gösteren kitaplar bu kitaplardır. Yahudi büyü kitaplarından konuşurken esas bahsedilmesi gereken bir kitap da Zohar adlı eserdir. Zohar’ın kaynağı insanın var oluşuna cevap arayan Kabalistik öğretidir.

    Yahudilikteki ezoterik öğreti veya bir cins Yahudi mistisizmi de diyebileceğimiz Kabalistik öğreti yüzyıllar boyunca ağızdan ağza geçerek ve her Kabalistik bilgenin kendine özgü birikimiyle zenginleşerek gelmişti. Yahudilerin dediğine göre “ Hakkında ilk bilgi sahibi olduğumuz Hz. İbrahim’in Yaratana sorduğu sorular ve üst dünyaya ait bilgi ve gizemler ona gösterildi.” Yani burada demek istenen İbrahim peygamberden beri gelen gizli bilgilerin Kabbala’da toplanmış olduğuydu.

    Kabbala gelişmesine, Musa’nın beş kitabı (Tevrat) yazıldıktan sonra da devam etti. Kabbala’nın en önemli eserleri arasında sayılan Sefer Yetzirat veya Zohar (Nur Kitabı) kâinatın sırlarından bahseder, Aramice yazılmıştır. Söylenceye göre ilk Zohar M.S 150 yıllarında Rav Simon Bar Yochai (Rabi Şimon Bar Yohay). “Raşbi”  tarafından yazılmıştır. “Raşbi”, Roma tarafından şiddetle bastırılan ayaklanma sırasında ölen Rav Akiva’nın (M.S. 40–135) hayatta kalabilen dört öğrencisinden biridir. Rav Akiba, kuşaklar boyunca süren teolojik, mistik ve gizemli birikimi ilk toparlayan ruhani liderdi. Kabbala yandaşlarına göre bu konudaki birikim Musa ile birlikte başlamıştı. Musa’nın ilk inanları olan yetmiş kişiyle birlikte başlattığı ilahi fikir tartışmaları, o günden bu güne sürüp gelmişti.

    Kabalistik akımı bir tehdit kabul eden Romalılar Rav Akiba’nın derisini yüzüp kemiklerini çıkararak feci bir şekilde öldürdüler. Raşbi, Rav Akiba’nın tüm müritlerini öldüren Romalıların elinden kurtuldu ve oğlu ile tam 13 yıl bir mağarada saklandı. Bu ayaklanmayı bastırırken Romalıların 24.000 civarında müridi öldürdüğü söylenmektedir.

    Raşbi ve oğlu Rabi Eliezer, 13 yıl kaldıkları mağarada ermişliğin bu dünyadaki son kademesi olan 125. kademeye çıktılar. Mağarada ibadetle geçen 13 yılın sonunda Zohar’ı Tanrının ilham ettiği söylenir. Yani Zohar da vahiy yoluyla inmiştir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hadrianus, bu sefer Yahudi problemini kökünden çözmeye kararlıydı. Kararını verdi: Yahudiler ülkelerinden atılacaklardı.

    Bu politikanın bir devamı olarak Kudüs yerle bir edildi. Molozların üzerine “Aelia Capitolina“ adlı yeni bir kent kuruldu. Eski kentten geriye, çoktan yıkılarak yerle bir edilmiş olan Süleyman tapınağının ufak bir duvar parçası kalmıştı. Kente girmesi yasak olan Yahudiler, senede bir gün kente girerek bu duvar önünde ağlıyorlardı.

    Hadrianus, bin yıllar önce, Ege göçü sırasında bu topraklara gelerek kıyıları işgal etmiş olan “Filisten” adlı halka dayanarak, ülkenin adını da Filistin (Philistia) olarak değiştirdi. Romalıların planları Yahudilerin din bilginlerini de ortadan kaldırarak, Yahudi yaşam tarzını yasaklamak ve Yahudilerin Roma kültürü içinde erimesini sağlamaktı. Şabbat, Sünnet, İbrani dininin halka açık bir tarzda öğretilmesi, Yahudi ritüel ve geleneklerinin uygulanması yasaklandı.

    Ve Yahudilerin dünyaya yayılması başladı. Bu yayılışla birlikte, Babil sürgünü sonunda biten peygamberler döneminin yerini, hahamlar devri aldı. Bu süreç, aynı zamanda Tevrat’ın yazılma ve eklemelerin yapılma dönemidir. Bu dağılıştan sonra, Yahudiler Eski Ahit’e başka kutsal kitaplar ve şeriat yorumu olan Talmud’u eklediler. Eski Ahit’e eklentiler, M.S. 500 yılına kadar sürdü. Bunlardan biri Yerüşalim (Kudüs) Talmud’udur. Diğeri Babil’de hazırlanan Babil Talmud’udur.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 48) kitabından birebir alınmıştır.

  • M.S. 136 yılında, Yahudi topraklarında, kendini Mesih olarak tanıtan Bar-Koşba’nın önayak olduğu ayaklanma Romalılara karşı başladı. Bar-Koşba’nın liderlik yeteneği çok fazlaydı, etrafına nerede ise tüm Kudüs ve çevresindeki Yahudileri topladı. Toplanmış olan savaşçı sayısının 50.000 den fazla olduğu sanılmaktadır. Bu sayı yaklaşık 4 Roma lejyonu eder (yardımcı birliklerle birlikte). Bir ara Romalılar yenildi, bağımsız bir Yahudi devleti ilan edildi, para basıldı. Roma buna müsaade edemezdi. Meşhur Roma komutanı Julius Severus komutasında 12 Roma lejyonu isyanı bastırmaya geldi. Yahudiler ölmeye istekliydiler ve ölümüne savaşıyorlardı. Severus, Bar-Koşba kuvvetleri ile bir meydan savaşına girmeyi düşünmedi. Onları sarıp çevreden yalıtarak, aç bırakarak, küçük guruplara silahla müdahale ederek, tümünü öldürdü. Yahudi ülkesi baştanbaşa yıkıldı, yerle bir edildi. Eski tarihçiler yarım milyondan fazla Yahudi’nin öldürüldüğünü yazarlar. Bu sayı abartmalı olsa bile yüz binlerce Yahudi’nin öldüğü bir gerçektir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu, Hıristiyanlığın ortaya çıktığı ilk yıllardan itibaren, Kudüs dışında, ilk Hıristiyan cemaatlerin oluştuğu, ilk kiliselerin kurulduğu topraktır. Urfa, Antakya ve Galata kentleri, ilk Hıristiyanların yurdu olmuştur. İzmir, Efes, Alaşehir, Denizli, Akhisar, Bergama ve Sardeis kiliseleri ilk kurulan kiliselerdendir. İsa’nın annesi Meryem ve Yuhanna Efes’e gelmişler ve Meryem burada ölmüştür. Urfa manastır hareketinin başladığı yer olmuştur. Bütün bunlar, bir taraftan, Hıristiyanlık tarihinde Anadolu’yu özel bir yere koyarken, diğer yandan, Roma İmparatorluğunun şimşekleri de Anadolu’yu çok yaktı demektir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 37, 38) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hıristiyanlar, Tevrat’ı dikkate almadıkları için, M.S. 80 yılında sinagoglardan resmen kovuldular.

    Bu sıralar, Hıristiyanlar, Yahudiler gibi davranıyor, Tanrıyı düşünüp, ona ibadet etmeyi sürdürüyorlardı. Kiliseleri sinagoglara benziyordu, kendi aralarında Hahamların yaptığı gibi, sürekli tartışıyorlardı. Sıfır yıllarında, pek çok insan Yahudiliği benimsemiş ve Yahudi nüfus hızla artmıştı. Ama M.S. 70 yıllarına gelindiğinde, Yahudi ayaklanması, Roma ile Yahudilerin arasını açmış ve Yahudilerin durumunu sarsmıştı. Sıfır yılları civarında ivme kazanan Yahudi dinini kabul süreci, Roma’nın Yahudiler üzerine baskı uygulaması ile duraksadı. Bu sırada, Yahudiliğin bir mezhebi gibi algılanan Hıristiyanlık, çok tanrılı dinlere inananlara ve bu dinlerden Yahudi dinine yeni geçenlere (dönmelere) daha cazip ve tatmin edici gelmeye başlamıştı. Bunda, yeni bir umut ışığı olarak ortaya çıkan ve bu nedenle kendini adamışları bol olan bu yeni mezhebin yapmakta olduğu yoğun propagandanın, küçümsenemeyecek etkisi olmuştu. Kendini Hıristiyanlığa adamış inananlar, durmadan dolaşıp, yeni mezhebi anlatıyorlardı.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Senato Neron’u vatan haini ilan edip, ölüme mahkûm etti. Neron, İtalya’dan kaçmaya çalışıp, başaramadı ve intihar etti. Ölürken son sözleri “Dünya ne kadar büyük bir sanatçıyı kaybediyor” oldu. 

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • “…Nero evli kadınları ve hür doğmuş erkek çocukları iğfal etmekle yetinmez, Vesta Rahibesi Bakire Rubria’ya zorla tecavüz eder… Oğlan Sporus’u ameliyat ettirerek kıza çevirir ve bir merasimle onunla evlenerek onu karısı yapar. Nero bir erkekle evlenen ilk Roma imparatorudur ve belki de tarihin tek imparatorudur.

    …Nero her türlü şehvete müstehcenliğe düşkündür…

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Paulus Atina’da Greklere karşı “İsa’nın dirilişi” bahsini anlatırken, Atinalılar ona kahkahalarla güldüler. “Ölülerin dirilmesi, hele tüm insanların öldükten sonra tekrar dirilecek olması” bir Yunanlının aklının alabileceği bir şey değildi. Yunan alışkanlığı içinde öteki dünyayı düşünmek yoktu. Bu dünya da hazır yaşanırken tadı çıkarılmalıydı. Paulus Atina’da umduğunu bulamayınca Korint’e gitti. Orada kaldığı bir buçuk sene zarfında halkın reaksiyonu Atina’dan farklıydı. Korint’te fakirler, hırsızlar, fahişeler, köleler neredeyse kütlesel olarak İsa öğretisini kabullendiler. 

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • M.S. 37 yılında Mesih’i müjdelemek amacıyla Antakya’ya gelen ve burada bulunduğu süre içinde kentteki topluluğun programlı ve düzenli etkenliklerine şahit olan “Onikiler” den Mor (Süryanice aziz demektir) Petrus (Şemun), Hıristiyan dünyasının üç büyük kürsüsünden ilki olan “Antakya Elçisel Kürsüsünü” M.S. 37-43 yılları arasında burada kurmuştur. Antakya Kilisesi bu şekilde, “Ana Kilise” olarak adlandırılan Kudüs Kilisesi’nden sonra kurulan ilk Hıristiyan kilisesi olmuştur.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tiberius döneminde, Anadolu ve Suriye’de ilk Hıristiyanlar dikkati çekmeye başladılar. Bölgesel Edessa (Urfa) Kralı Abgar, M.S. 34 yılında Hıristiyanlığı kabul etti. Hıristiyan olduktan sonra, Aramilerin yaşadıkları coğrafyaya çeşitli elçiler yollayarak Hıristiyanlığın yayılmasına öncülük etmeye başladı. Bundan sonra, yani, bölge halkı Hıristiyanlaşmaya başladıktan sonra, Süryani adı gittikçe öne çıkmaya başladı.

    Süryanilerin kökeni hakkında değişik görüşler vardır. Aramilerden geldiği veya Asurlulardan geldiği veya Mezopotamya halklarının bir karışımı olduğu öne sürülür. Biz öncelikle Aramî ağırlıklı, sonra Asur ve diğer Mezopotamya halklarının bir sentezi olduğunu düşünüyoruz. Süryaniler, Aramca konuşan, eski Mezopotamya kültürünü taşıyan bir halktır. Bu halk İran ve Irakta Asurî adıyla tanınırken, Anadolu ve Suriye’de Süryani adı ile anılır. Asurî adını Hıristiyanlık öncesi için ve Süryani adını Hıristiyanlık sonrası için kullanmak da genel bir temayül olmuştur. Ama sonuçta, bugün, Asurî, Süryani, Keldani, Arami ve Marunî aynı halk için kullanılan çeşitli kelimelerdir.

    Süryanilerin Hıristiyanlaşması ve Süryani nüfus içinde Hıristiyan sayısının artması ile birlikte, döneminin en önemli ve büyük kentlerinden biri olan Antakya’da da Hıristiyanların sayısı artmaya başladı. Dünyanın ilk Hıristiyan kürsüsü, “Antakya Elçisel Kürsüsü” bu kentte oluştu (M.S. 37 – 43). Daha sonra Antakya kilisesi kurulduğunda, bu kiliseye Antakya Süryani Kilisesi” denilmiştir.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsa’nın yaydığı yeni ahlak anlayışı, hahamları rahatsız ediyordu. Ayrıca, İsa’nın Kudüs’te bulunmasından da telaşlanıyorlardı. İsa’nın Kudüs’te bulunması nedeniyle halk arasında kargaşa çıkabilirdi, bundan Roma tedirgin olabilir ve tapınaklarını yıkabilirdi. Kudüs tapınağı zenginliklerinin ve itibarlarının kaynağı idi. Baş haham Kayafa, öteki hahamları ve Farisileri toplantıya çağırdı. Onlara “Bir kavmin yok olmasından ise, bir adamın ölmesi daha iyidir.” dedi. Toplantıda, İsa’nın öldürülmesi kararlaştırıldı.

    İsa yakalanıp Kayafa’nın huzuruna çıkarıldı. “Ben İsa’yım, Tanrı’nın oğluyum” dedi. Bu küfür, öldürülmesi için yeterli bir nedendi. Hahamlar; İsa’nın elini kolunu bağlayıp, onu Romalı vali Portos’lu Pilatus’un karşısına götürdüler.

    İsa’yı, Platus’da sorguya çekti. İsa, ona da “Ben Yahudilerin kralıyım.” dedi. Dışarıda, Hahamların kışkırttığı veya Farisilerin kışkırttığı veya kendiliğinden toplanmış halk vardı, İsa’nın ölümünü istiyorlardı. Romalı vali ölüm kararını verdi.

    İsa, Golgota’da çarmıha gerildi. “Ulu Tanrı, bağışla onları, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar” diye dua etti. Istırabının en yüksek noktaya çıktığında “Ulu Tanrım, ulu Tanrım, niçin yüz çevirdin benden” diye bağırdı. Sonra öldü.

    Üç gün sonra, İsa’nın mezarı başına gelen Maria Magdalena ile iki dini bütün kadın, mezarı boş buldular. Sonra, İsa, Maria Magdalena’ya göründü, dirilmişti.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsa, halka göklerdeki Tanrıyı anlatır ve onu över, dinleyenleri sakinleştirir, onlara güven duygusu aşılardı.

    “Ne yiyeceksiniz yahut ne içeceksiniz diye hayatınız için, ne giyeceksiniz diye bedeniniz için kaygı çekmeyin. Hayat yiyecekten ve giyecekten daha üstün değil midir? Havadaki kuşlara bakın: Onlar ne ekerler, ne biçerler, ne ambarlara bir şey toplarlar, ama Göklerin Babası onları besler. Siz onlardan daha mı değerlisiniz. Hanginiz kaygı çekmekle boyunun ölçüsüne bir arşın katabilir. Ve niçin esvaptan yana kaygı çekiyorsunuz. Kır zambaklarına bakın: Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler; Bununla beraber, Süleyman bile en ihtişamlı devrinde bunlardan biri gibi giyinebilmiş değildi.” (Matta, VI)

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • Matta ve Lukas, İsa’nın doğumunu mucizevî bir tarzda anlatırlar. İsa, Ruh-ül Kudüs’ten gebe kalmış bir bakireden doğmadır. Böyle yazmakla beraber, Matta ve Lukas, İsa’yı babası Yusuf tarafından Davut peygambere bağlamaktadırlar. Ancak, iki İncil’deki soy kütükleri birbirini tutmamaktadır. Bunun dışında bilinen ise, İsa’nın Beyt-Lehem’de doğduğu; ailesinin Nasıra’lı, kendi halinde bir aile olduğu; Babasının ve bizzat İsa’nın kendinin marangozluk yaptığıdır. İsa, vaftizci Yahya tarafından vaftiz edilmiş ve Yahya, halka, “Tanrı saltanatının” yakın olduğunu haber vermiştir.

    İsa, vaiz olarak dolaşırken, insanlara “sevgi dolu bir İradenin dünyayı sardığını” müjdelemiştir. Bir baba, çocukları için ne ise, bu İrade de bütün insanlar için odur. Tanrı bütün insanların ve varlıkların babasıdır. 

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün bu İncil karşılaştırma ve incelemelerinden ortaya pek çok faraziye çıkmıştır. Bunların en enteresanlarından biri Couchoud tarafından ileri sürülen faraziyedir. Buna göre, eksik İncil, Markion tarafından yazıldığı bilinen İncil’dir.

    Markion, bir din adamıdır. Babası bir piskopostu. İyi dini eğitim almış, Yunan felsefesini öğrenmişti. Markion’a göre, kötülüğün var olabilmesi ancak biri iyiyi yöneten, biri kötüyü yöneten iki Tanrı’nın varlığı ile çözüle bilinirdi. Kötüyü yöneten Tanrı, Eski Ahit’in Tanrısı idi. Âdeme günah işletmiş ve bu günahı Âdemin efradına, soyuna yani tüm insanlığa yüklemişti. Markion doktrini şöyledir: “Eğer yaratıcı Tanrı var ettiği dünyadaki kötülüğü önceden kestiremedi ise, cahildir; Bunu kestirip de önleyemedi ise, kötüdür; Önlemek isteyip de yapmadı ise, acizdir.” İyiyi yöneten Tanrı, ne dünyanın, ne de insanların yaradılışında rol oynamamıştı. O sadece görünmez varlıkları yaratmıştı. Ancak, merhametli olduğundan, kötüyü yöneten Tanrının baskısından insanları kurtarmak istemiştir. Bunu yapabilmek için, erişkin bir kişi olan İsa’nın suretinde yeryüzüne inmiştir. Dünyaya indikten sonra, kanun ve peygamberleri kaldırmış, herkesin iyi ve merhametli olmasını, kusurları bağışlamasını, kuvvet kullanmamasını öğütleyerek, insanların ruhunu kurtarmıştır.

    Alıntı; Bizimkiler V (Hıristiyanlık) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.