Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • O dönemde 300.000 kişilik atlı bir ordu muazzam bir güçtür. Savaşa giden göçebe savaşçıların yanlarında 3 at götürdükleri düşünülürse, 1 milyon atı olan bir ordudan söz ediliyor demektir. Bu kadar çok sayıda atı ne Çin, ne Hindistan ve ne de Avrupa besleyebilir. Bu kadar çok atın, olsa olsa, İran ile Türkiye yaylalarında bir ölçüye kadar beslenmeleri mümkün olabilir. Tüm Avrupa’da otlak bakımından en zengin yer olan Macaristan ovası en çok 3 milyon civarında hayvan (at, koyun, inek toplamı) için yeterlidir. Bu nedenle Macar ovaları en fazla 50.000 ile 70.000 arasında atlı ordular için yeterli olabilirdi. İşte bu neden, ileride incelenecek olan Attila’nın Galya ve İtalya seferlerini yaptıktan sonra neden orada kalmadığını da açıklar. Bu nedenle önce Hunlar, sonra Macarlar Avrupa’ya akınlar yapmış, ama orada yerleşmeyi düşünmemişlerdir.

    Atlı güce önem verilirse, atlara otlak açmak zorunda kalınır ki bu tarımın ihmali demektir. İleride göreceğimiz gibi Selçuklular döneminde İran ve Anadolu’da tarım gerilemiştir. Yine bu nedenle Türkler ve Moğollar Irak ve Suriye’de uzun süre barınamamışlardır.

    Atlı orduların otlak problemi, akınların da kısa sürmesine neden olmuştur. Ot tükenince, atlar güçten düşmeye başlar, bu geri dönüş için işarettir. Böylece yerleşemeyen ve hatta uzun süre kalamayan göçebe imparatorlukların atlı orduları, akın yaptıkları yerlere bir daha bir daha akın yapar olmuşlardır.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • Moğolistan’daki mevcut duruma bakarak, geçmişte, göçebe imparatorlukların doğduğu topraklarda, doğa koşullarının normal olduğu zamanlarda, 4’er milyon at, deve ve sığır ile 20 milyon civarında koyun olduğu söylenebilinir. Türk imparatorlukları en az 4 milyon atın varlığı ile kurulmuştur. Bu at sayısının bazı koşullarda 12 milyona kadar çıkabildiği düşünülmektedir.

    Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • M.Ö. 700 ile 300 arasında Türklerin ataları Altay dağları ve bu dağların yöresinde belirmeye başladılar. M.Ö. 300 yılından sonra ise Güney Sibirya ile Altay sıradağlarının güneyine de geldiler. Türkler o günlere kadar kuzeyde kalmayı tercih etmişlerdi. Önceleri yavaş yavaş, sonra birden gelip Balhaş bozkırlarına ve Tien-Şan dağlarının kuzeyine vardılar.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eğer aç kalınmamışsa, susuz kalınmamışsa, üşünülmüyorsa ve gelecekte de böyle olacağı umut ediliyorsa, mutluluktan uçmak gerekir. İnsanın amacı sükûn halinde yaşamaktır. Bu sükûnu bozacak her türlü bağlılıktan, evlilikten, devlet işlerinden kaçınılmalı, dostlukla yetinilmelidir.

    Bütün davranışlarımızın nedeni, vücut ve ruh acılarımızı önlemektir. Acı duyulduğunda, zevk aranır. Acı duyulmaz ise, zevke de ihtiyaç yoktur. Bu nedenle, mutlu bir yaşam için zevk gerekir. Her acı ve zevkin yararı ve zararını bilgece değerlendirilmelidir. İyi kötü olabildiği gibi kötü de iyi olabilir. Zevk en üstün iyidir dendiğinde, sefih zevkler, hayvanca hazlar anlaşılmamalıdır. Burada kasıt, ruh rahatlığı, beden acısızlığıdır.

    İnsanı mutlu kılan, ne kıyasıya içme, ne tıka basa yeme, ne cinsel sapıklıklar, ne de leziz yiyeceklerin sağladığı hazlardır. İnsanı mutlu kılan, akla uygun ve sade alışkanlıklarla, ölçebilen ve yanlış inançları söküp atabilen bir akıldır. O yüzden en büyük ilke bilgeliktir. Bilgeliği felsefeden üstün tutmak gerekir. Bilgelik, namus ve doğruluk olmadan mutlu olunamaz. Bunlarsız mutlu bir yaşam olmaz, mutlu bir yaşam olmadan da bunlar olmaz. Bilgelik, mutlu bir yaşamın hem nedeni ve hem de sonucudur.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Biz varsak ölüm yoktur, ölüm olunca da, biz artık yokuz.”

    Epikür’ün kurtuluş ilacı dediği felsefesi, dört noktada özetlenir: Tanrılardan korkmamız gerekmez; Ölümden kaygı duymamız gerekmez; İyiyi elde etmek kolaydır; Korkunç olana katlanmak kolaydır. Epikür’e göre, ölümün hiçbir şey olmadığını anlamak gerekir. Beklemesi ürkütücü olduğu için, ölümden korkan kimse ahmağın tekidir. Çünkü ölüm geldiğinde, karşısında kimseyi bulamayacağı için, acı veremez. Bilge kişi ölümden korkmaz. Ölüm gelecek diye acı çekmek en büyük aptallıktır. Yaşamın uzunluğundan değil güzelliğinden zevk alınır. Yapılması gereken, mutluğa erişmenin yollarını aramaktır.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • M.Ö. 300 yılında, Epikür (Epikuros) (M.Ö. 341–270) Atina’da bir felsefe okulu kurdu. Epikür, Aristippos’un hazcı ahlakı ile Demokritos’un atom öğretisini birleştirdi. Epikür, kısa vadeli hazların, daha sürekli ve daha yoğun hazlarla kıyaslanarak irdelenmesi gerektiğini söyler. Hangi haz meselesini insan planlayabilir. Yaşamdan haz almak sadece fiziksel bir şey değildir. Kendini denetleme, kanaatkârlık ve ruh dinginliği de ideal hazlardır.

    Epikür, derslerini bahçede veriyordu. Ve genellikle ona dinsel şüpheleri olan kişiler geliyorlardı. Demokritos’un atom öğretisi dine ve batıl inançlara karşı güçlü bir araçtı. İyi hayat sürmek için batıl inançları yenmiş olmak gerekirdi. Ruh atomları bu işe yarıyordu: Demokritos ne demişti “ölümden sonra hayat yoktur, çünkü ruh atomları dört bir yana dağılır.” Epikür bunu basite indirip, ölüm bizi ilgilendirmez diyordu.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sokrates, insanın nasıl mutlu bir hayat yaşayabileceğini sorguluyordu. Kinikler ve Stoacılar, Sokrates’in kendi sorgulamasına verdiği cevabı, maddi değerlerden uzak durmak şeklinde yorumladılar. Ancak Aristippos, Sokrates’in bir diğer öğrencisi, hayatın mümkün olduğunca haz almak olduğuna inanıyordu. En üstün iyilik zevktir ve en büyük kötülük acıdır diyordu. Böylece her türlü acıdan uzak bir yaşam biçimi şekillenmeye başladı. Kinikler ve Stoacılar, her türlü acıya dayanırken, bu ekol acıdan uzak duruyordu.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kuran’da sözü edilen Zülkarneyn İskender’in ta kendisidir. Bu yüzden pek çok yerde İskender’e Zülkarneyn denmiştir. Zülkarneyn “iki boynuz” demektir. Osmanlı Divan edebiyatında onun için İskender nameler yazılmıştır. Bitlis şehrinin kurucusunun da İskender olduğu söylenir.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • II. Filip, başşehir Aigai’de öldürülmüştü. Yaptığı savaşlarda bir gözünü kaybetmiş, bir bacağı sakat kalmıştı. Sonunda, politika canını da almıştı. Ordu meclisi toplandı ve yaşı 22 olan Alexandros’u III. Alexondros (İskender) adıyla Makedonya tahtına oturttu. III. İskender, ilk iş olarak, babasının öldürülmesini fırsat bilerek, suça iştirak ettikleri gerekçesi ile siyasi rakiplerini ortadan kaldırdı. III. İskender, iyi yetiştirilmiş, yetenekli bir yöneticiydi. İyi bir savaşçı ve ordu komutanıydı. İleri görüşlü bir devlet adamıydı. Emrinde, disiplinli, iyi teçhiz edilmiş, deneyimli, örgütlü bir ordu vardı.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 154) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lesbiazein fiili, emmek anlamına geliyordu. Yunan haremlerinde ve Roma’da kadınlar arasında göz yumulan bu uygulama, sakalı çıkmaya başlayan özgür bir erkek için utanç verici bir iğrençlikti.

    Lezbiyenlik iki kadının gerek duygusal, gerekse fiziksel anlamda eşcinselliği olarak bilinir. Kısaca bir cinsel yönelimi ifade eder. Tarihin ünlü kadın şairi Sappho’nun yaşadığı Lesbos adasına izafeten sonradan verilmiş bir addır.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 153) kitabından birebir alınmıştır.

  • Atina’da erkeklerin fahişelik yapması, bunu yapan kişinin vatandaşlık haklarını yitirmesine neden oluyordu; aynı kişi politika yaparken yakalanırsa, ölümle cezalandırılıyordu. Bu, kadınların zina yapmasından daha yüz kızartıcı bir suç olarak kabul ediliyordu. Kadınlara zina nedeniyle ölüm cezası verilemiyordu.

    Kadın fahişeliği günlük hayatın parçası ve kârlı bir işkoluydu. Genelevler ayıplanmaz hatta merkezi yerlerde kurulabilirlerdi. Yaşlı zengin hanımlara ve erkeklere hizmet veren erkek fahişeler de vardı. Solon genelevleri narha bağlamıştı. Fahişelik yasal olmasına rağmen çok aşağılanan bir işti. Bu işi yapanlar “khametips” (yerin dibine geçirilmiş) olarak adlandırılırdı. Örneğin bir Atinalı bu işi yaparsa vatandaşlık haklarını yitirirdi. … En üst sınıftaki hetaeralar (heterealar) ise diğerlerinden çok farklı idi. Heterealar (hetaeralar) olsa olsa Japon geyşalarına benzetilebilir. Dans, müzik, güzel konuşma, felsefe, vb. yi içeren ciddi bir eğitimden geçerlerdi. Beraber olacakları kişiyi seçtikleri gibi seks için zorlanamazlardı. Özgür ve bağımsız kişilerdi. Üst sınıf erkeklere keyifli ve seviyeli arkadaşlık hizmeti vermek üzere eğitim alırlardı.

    M.Ö. V Yüzyılda yaşamış olan Perikles’in metresi Aspasia gerek zekâsı, gerek güzelliği ve gerekse yetenekleri ile ünlenmişti. Perikles’in Aspasia’yı finanse ettiği bilinmektedir. Bazı hetaeralar çok zengin olmuşlardı. Klasik döneme ait bazılarının adları gayet iyi bilinir. Theodota bunlardan biriydi etrafında birçok kölesi vardı. Büyük bir evde zengin bir hayat sürerdi. 

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 152, 153) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aristoteles, insanların çoğalmasını sağlayan kadın erkek ilişkisini ve aralarındaki aşkı küçük görmekteydi. Çünkü eksik yaradılışlı kadına duyulacak aşkın yüceltilmesi mümkün değildi. Gerçi kadın ve erkeğin çoğalması için çiftleşmesi gerekliydi ama bu süreç “aşkın dünyevi bir biçimiydi.” Bu aşk biçimi; bilgeliği seven erkeklerin, ulaşmaya çabaladıkları “göksel aşk“ değildi. Atinalı erkekler, “cesaret, yüreklilik ve erkekçe sevgiler aramalı, kendi benzerlerini sevmeliydiler.” İşte göksel aşk buydu.

    Sakalları çıktığı andan itibaren pasif pozisyon özgür Yunanlı erkekler için kesinlikle yasaklanmıştır. Ancak bu yasağın ne kadar uygulanabilir olduğu konusunda şüpheler vardır. Örneğin Thebes şehrinin efsanevi eşcinsel grubu yetişkinler arasında da bu seksüel uygulamaların sürüp gittiğinin iyi bir örneğidir. Kutsal Birlik (Hieros Lochos) olarak adlandırılan bu 300 kişilik hoplit asker 150 eşcinsel erkek çiftti. Dillere destan kahramanlıkta savaşan savaşçılardı. Thebes ordusunun seçkin askerleri idiler. M.Ö. 371 tarihindeki Leuctra (Levktra) savaşında komutan Epameinondas’un Spartalılara karşı kazandığı zafer gibi birçok zaferler bu birliğin kahramanlıklarına atfedilir.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 150, 151) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bazı bölgelerde örneğin Boeotia’da bir erişkin erkekle genç oğlan, bir çift olarak açıkça yaşayabilirdi. Elis’te genç oğlanları bu işe razı etmek için hediye vermek adetti. Ama İyonya’da (1) eşcinsel ilişkiler yasaktı.

    Pederastik, kast yaşamıyla ünlenmiş Sparta’da ise, bir erişkin erkeğin genç bir oğlana aşkı açıkça yaşanabilecek bir şeydi. Tabiî ki bir takım kurallar vardı. Genç hemen razı olmaz biraz naz yapabilirdi. Sevgilisi onun gönüllü koruyucusu ve kollayıcısı olurdu. Öncelikle üzerinde durulması gereken rollerdi. Yetişkin birey yani Aktif (erastes) ve genç birey yani Pasif (eromenoi) ayrımı vardı ve kurallar buna göre konulmuş ve gelenekler bu çerçevede geliştirilmişti. …. Erişkin erkeğin genç erkekle eşcinsel birleşimi, erişkinin sperminin gence erkeklik aktarması olarak kabul ediliyordu. Böylece erdem de aktarılıyordu. Erdem, cinsel güç yani iktidarı elinde bulundurma ile ilişkilendirilirdi. Bir başka deyişle etkin olmak (Aktif pozisyon) ile Erdem ilişkili kabul edilirdi.

      Yunanlılar aynı veya karşı cinsle ilişkiyi birbirinden temelde farklı bir davranış veya tercih olarak hiç ele almadılar. İster kadın ister erkek, önemli olan, bir erkeğin aktifliği ve nefsine ne kadar hâkim olduğu idi.

    Yunanlılar aşkı felsefi boyutta tartışmıştılar (Eros kavramı). Bu tartışma da eşcinsellik de tartışma konusu olmuştu.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 149) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2013); İyonya; Ege, İzmir, Aydın, Muğla civarı.

  •   …  pederastirinin Girit’ten Sparta’ya yayıldığını, peşinden kimi Yunan şehirlerince de benimsenerek Yunanistan’a yerleştiğini, diğer teorilerden daha kuvvetli bir olasılık haline getirmektedir. Teori ne olursa olsun pek az kültürde eşcinsel ilişkiler Yunanistan’da olduğu kadar öne çıkarak toplumsal kurallara dönüşmüştür. M.Ö. 630 civarına gelindiğinde ise Pederastri artık bir Dor geleneği olarak biliniyor ve yayılıyordu.

    Öte yandan Antik Yunanistan’da erkekler için evlenme yaşının çok geç olması, erkeklerin günlerini yalnızca erkeklerle geçirdikleri sosyal kurum ve aktivitelerin bolluğu da bu durumu destekleyen bir husus gibidir. Antik Yunanistan’da erkekler ortalama yaşamın neredeyse sonuna doğru yani ancak 30’unda evlenebilirdi. Günlerini kışlada, sempozyumlarda, gymnasia’da (jimnazyum) v.b geçirirlerdi.

    (MÖ 700’lerde çıplak olarak başladı). Örneğin Sparta’da yapılan atletizm müsabakalarının genç erkeklerin vücutlarını cömertçe ve gururla sergiledikleri bilinmekte. Bu yarışmalarda çıplak vücutlarının yağlandığı da kaydedilmiştir... 

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

                 

  • Aristo kadınlar için de şöyle düşünür. Kadında bir şeyler eksiktir. Hatta kadına eksik erkek bile denilebilinir. Üremede etken erkek olduğundan, çocuk erkeğin özelliklerini alır. Çocuk erkek tohumunda her şeyi ile hazırdır. Kadın bu tohumun ekilip, yetiştiği topraktır.       … İskender’in, imparatorluğunu kurması ile birlikte batı dünyasında yeni bir çağ başlar. Bu yeni dünyada Yunan kültürü ve dili egemendir. Yaklaşık 300 yıl süren bu döneme genelde Helenizm dönemi denir. Daha sonraları Roma’nın egemen olmasıyla, batı dünyasında Yunan politik gücü sona ermiştir. Ancak, kültür olarak etkileri devam etmiş, Yunan felsefesi rolünü oynamayı sürdürmüştür. 

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tertip ve düzen insanları rahatlatıyordu. İnsan aklı da sınıflandırılmış bilgiyi daha rahat alırdı. İnsan aklı doğadan öğrendiklerini, kavramları, belli bir düzene sokmak ve raflara yerleştirmek isterdi. Aristoteles, insanların kavramlarına düzen getirmek isteyen, titiz ve düzenli biriydi. Bu tarzı ile mantığı bir bilim olarak kurdu. Hangi sonuçların veya kanıtların mantıksal olarak geçerli olduğuna dair kesin kurallar öne sürdü.

    İnsanların mutlu olması tüm yeteneklerini kullanmasına bağlıdır. Aristo mutluluğu da üçe ayırır. Birincisi arzu ve isteklerin oluşturduğu hayatın mutluluğudur. İkincisi, özgür ve sorumlu bir vatandaş olarak yaşanan hayatın verdiği mutluluktur. Üçüncüsü ise, araştırmacı ve filozof olmanın getirdiği mutluluktur. Daima bu üç mutluluk birlikte olmalıdır. Aristo tek yönlülüğü reddeder, aşırılıklara da karşıdır. Aristo için yaşanan hayat dengeli olmalıdır, bunun için de her davranışın dengeli olması gerekir.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 143) kitabından birebir alınmıştır.

  • Platon’dan sonra, Yunan dünyasının üçüncü büyük filozofu Aristo (Aristoteles) gelir. M.Ö. 384 ile 322 yılları arasında yaşamıştır. Aristo kendinden önceki tüm felsefeyi toplayıp, sistematikleştirmiş, sonra, onları doğru düşünme yöntemi ile eleştirmiş ve kendi sistemini de bu eleştirisel görüş altında geliştirmiştir. Mantık biliminin kurucusudur. Hala kullanılmakta olan pek çok terimin yaratıcısıdır. İlerde görüleceği gibi, kendine temel arayan Hıristiyanlık, aradığını Aristo’da bulmuştur. Batı dünyasında, Aristo’dan günümüze kadar ki iki bin yılın büyük bir kısmı, onun egemenliği ile geçmiştir. Bir dönem, Aristo’nun herhangi bir sözünü inkâr edenler, bunu hayatları ile ödemişlerdir….

    Aristoteles Akademia’ya başladığında, Platon 61 yaşındaydı. Platonun ölümünden sonra, Makedonya kralı Filip, oğlu İskender’e ders vermesi için, onu Makedonya’ya getirtti.         … Aristoteles, doğadaki hareketi başlatacak bir tanrı olmalı diyordu. Bu tanrı, doğa merdiveninin mutlak tepesidir. Merdiven basamaklarının en üstünde yer alan insan da, böylece, tanrısal zekâdan bir nebze taşır. Tanrı, yani hareketi başlatıcının kendi, hareketsizdir. Ama o hariç, doğadaki her şey, onun verdiği ilk hareketten sonra sürekli hareket ederler.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 139) kitabından birebir alınmıştır.

  • II. Filip’in oğlu İskender M.Ö. 356 yılında Makedonya’nın başkenti Pella’da doğdu… Yunanlı büyük filozof Aristo’dan dersler alıyordu. Genç Aristo ona bilim, tıp, edebiyat ve felsefe öğretirken, devlet yönetimiyle ilgili de bilgiler veriyordu.. ..  İskender’in güzel kadınlara ve güzel erkek çocuklara tutku derecesinde düşkünlüğü vardı. Çocukluk arkadaşı Hephaestion ile birlikteliği Hephaestion’nun 324 deki ölümüne kadar sürdü. Onun kaybı İskender’i çok sarsacaktı.

    Tarihin efsanevi eşcinsel figürleri olan Akhilleus (Achilles) ve Patroklos arasındaki bağlılıktan İskender’in çok etkilendiği söylenir. Achilles (Akhilleus), mitolojik bir kahramandır. Homeros’a göre Achilles’in annesi bir tanrıçaydı. Achilles’de yenilmez bir kahramandı. Akalar Troya savaşına giderken, Achilles (Akhilleus) annesine savaşa gidip, gitmemesi konusundaki kehanetini sordu. Annesi;

    “Gitmezsen çok güzel bir hayatın olacak, gidersen orada öleceksin ama adın daima hatırlanacak.“ dedi. Adının yaşamasını tercih eden Achilles’de adamları ile birlikte savaşa katıldı. Yanında kuzeni ve sevgilisi olan Patroklos’da vardı. Troya’da, Troya prensi Hektor, Patroklos’i, Achilles ile düello ettiğini sanarak, öldürdü. Bunu duyunca deliye dönen Achilles Hektor’u düelloya çağırdı ve yapılan düelloda Hektor öldü. Hektor’un kardeşi, Helen’i kaçırarak Troya savaşına neden olan Paris de ok ile Achilles’i topuğundan vurarak öldürdü. Achilles’in tek zayıf yeri topuğuydu.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 139) kitabından birebir alınmıştır.

  • Köleler için Roma hukukunun kullandığı deyim; “Köle veya başka bir hayvan” idi. .. 

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 136) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Platon, Devlet adlı kitabında, ideal devleti anlatır. Platon devletin filozoflarca yönetilmesi gerektiğini söyler. Bu devlet insan vücudu düşünülerek modellenmiştir. Baş, devletteki yöneticilerdir. Göğüs, devletin askerleridir. Karın ise tüccarlar, zanaatkârlar ve köylülerdir. Sağlıklı bir insan nasıl dengeli ve uyumlu ise, adil bir devlet de uyumlu olmalıdır. Yani herkesin kendi yerini bilmesi gerekir. Bir devlet ne kadar mantıklı yönetilirse, o kadar iyi bir devlet ortaya çıkar. Platon devlet yönetimi açısından kadın ve erkek arasında bir fark gözetmiyordu. Bir kadını da alır eğitirsen ve onu ev işlerinden uzak tutarsan, kadın da erkekle aynı mantığa sahip olur diyordu. Devlet veya kent ise ancak akılla yönetilebilirdi. Platon, aileyi ve özel mülkiyeti de red ediyordu. Çocukların eğitimini, kişilerin eline bırakılamayacak kadar önemli buluyordu. Çocukları yetiştirmek devletin görevi olmalıdır diyordu.

    Alıntı; Bizimkiler III (İmparatorluklar) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.