Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Sultan II. Mahmud nasıl Yeniçeri Ocağı’nı gözden çıkardıysa, yeniçeriler de Sultan Mahmud’u tahttan indirmeyi tartışıyorlardı. Ancak II. Mahmud’u öldürürlerse Sa­ray’da yerine oturacak erkek yoktu. Bu nedenle kimi yeniçeri “II. Mahmud’un kız kar­deşi Esma Sultan’ı padişah yapalım” önerisi getirdi. Ama kabul görmedi. Hayır, Esma Sultan’a kadın olduğu için değil, çapkın olduğu için kimi yeniçeriler karşı çıkmıştı! Sf. 243

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 243) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir paragraf açayım; Osmanlı Darphanesinin yönetiminin kim­de olacağı meselesi Ermeniler ile Yahudiler arasında hep bir çatışma doğurdu. Sultan III. Mustafa döneminde Darphane’nin kontrolü Yahudilerdeydi. Sultan III. Mustafa, Darphane Müdürü Yahudi Yako Bonfil Efendi’yi görevinden alıp yerine Düzyan aile­sinden Mikail Çelebi’yi tayin etti. Kontrol Ermenilere geçti.

    Uzatmayalım; Sultan II. Mahmud Ermeni sarrafların da desteğiyle Yahudi sarraflara savaş açtı; Yeniçeri Ocağıyla iş yapan Behor Karmona, Yeşeye Aciman, Yeheskel Gabay adlı sarraflar öldürüldü. Yani Yeniçeri Ocağı’nın arkasındaki malî güç yok edildi.

    Sırada yeniçerilerin manevî destekçileri Bektaşîler vardı…

    “Hayırlı Olay” Osmanlı’nın bir iç savaşıydı aslında; 15-16 Haziran 1826 tarihinde, Sultanahmet Camii çevresinde yoğunlaşan çatışma­larda 3.000 yeniçeri olay sırasında öldürüldü; 7.000-8.000 yeniçeri Atmeydanı’nındaki kışlalarına sıkıştırılıp önce top ateşiyle sonra binalarıyla birlikte yakılarak yok edildi. Yakalanan yeniçeriler he­men idam edildi; kaçanlar ise Belgrad Ormanı’yla birlikte yakıldı!

     Ahmed Cevdet Paşa’ya göre, İstanbul yeniden fethedildi!

     İnsanlık tarihinde eşine az rastlanır bu büyük katliama tarihçi­ler, “Vaka-i Hayriye” adını verdiler!

     Aslında gerçek adının, “Vaka-i Şeniye” olması gerekiyordu!.. 

    “Reform yanlısı” Sultan II. Mahmud, yeniçerilerin halk desteği­ni yok etmek için dini siyasal bir araç olarak kullandı.

    Halkı, Sancak-ı Şerif altında toplanmaya davet etti. Sf. 243 

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 243) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeniçeri Ocağı klasik biçimini XV. yüzyılda aldı; XVI. yüzyılda gücünün doruğuna ulaştı. Askerlik dışında bir iş yapmaları yasak olduğu için seferlerde elde ettikleri ganimetleri, paraları bezir­gan/tüccar Yahudiler aracılığıyla işletiyorlardı. Tatsız olaylar da olmuyor değildi, örneğin, III. Murad döneminde, kendilerini kan­dırdıklarını düşündükleri Yahudilere karşı ayaklandılar; bazı zen­gin Yahudiler ile III. Murad’ın baş kadını Safiye Sultan’ın yakın arkadaşı Yahudi Ester Kira ve iki oğlu öldürüldü. Sf. 237

    Sultan III. Murad döneminde ocağa devşirmeler dışında Müslümanlar da kabul edildi. Yeniçerilerin evlenmelerine, askerlik dı­şı mesleklerle ilgilenmelerine göz yumulması da bu dönemde başladı. Çünkü, Osmanlı ekonomisinin temelini savaş ganimetle­ri oluşturuyordu. Sf. 238

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 237, 238) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeniçerilik 17 Haziran 1826’da kaldırıldı.

    Yirmi bir gün sonra Bektaşîlik, 8 Temmuz 1826’da yasaklandı…  Sf. 230

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 230) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu derginin düşünce ideoloğu kimdi: Cemaleddin Afganî…

    Yani Mehmet Akif, Eşref Edib, Şemsettin Günaltay, Said Halim Paşa gibi Sebil ür-Reşad yazarlarını en çok etkileyen İslâmî dü­şünür.

    Keza Said-i Nursî gibi İslâmî cemaat liderlerini de etkilemişti.                    

    Cemaleddin Afganî ve öğrencisi Muhammed Abduh’un makaleleri Sırat-ı Müstakim ve Sebil ür-Reşad gibi İslamcı dergilerde sık sık yer alıyordu. Sf.215

    İran Esedâbad doğumlu Cemaleddin Afganî, İngiliz belgelerine gö­re “Tanrı’ya inanma” şartı koşan İskoç Mason Locası’na üye iken, bu­radan “Tanrısızlık ithamıyla” kovulmuş, o da “Tanrıtanımazlığın ma­kul sayıldığı Fransız Grand Orient Locası’na reis olmuştur. Sf. 216

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 215, 216) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sonuçta, Talat Paşa, Mithat Şükrü Bleda, Cavid Bey, Dr. Rıza Tevfik, Nesim Mazelyah, David J. Kohen, Osman Adil, Âsim, Mi­sel Noradunkyan, Mehmed Galib ve Mehmed Arif’e masonluğun en büyük rütbesi 33. derece verilerek, Türkiye Yüksek Şûrası kuruldu.

    İstanbul Tokatlıyan Oteli’nde yapılan ilk toplantıda, amir-i hakim-i âzamlığa (en saygıdeğer üstatlığa) Prens Aziz Hasan Paşa; yardımcılığına da (Sabetayist/Karakaşî grubunun lideri) Maliye Nazırı Cavid Bey; kâtib-i umumî azalığına Yahudi David J. Kohen getirildi! Sf. 215

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 215) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gariptir, Hasan Âli Yücel başta olmak üzere birçok aydını ‘‘Türk” olmamakla itham eden, alnına Hitler’inkine benzer bir perçem bırakan, ırkçı-milliyetçi Nihal Atsız’ın kendisi bir “dönme”ydi!

    Bunu devletin resmî belgesi diyordu. Eylül 1944 tarihli, “Turancıların Muhakemeleri Hakkında Örfî İdare Komutanlığının İlk Duruşmalara Ait Raporu” bakın ne diyordu:

     ‘Menfi ruhlu olan bu maznun (Nihal Atsız), 1905 senesinde İstan­bul’da doğmuş. Babası Mehmed Nail, Gümüşhane’nin Midi köyünden İstanbul’a hicret eden Çarkçı Kolağası Hüseyin Efendi’nin oğludur. Hüseyin Efendi de, Midi köyünde yaptırılan tetkikat neticesinde “Nihal’in üçüncü babası” Çiftçioğlu lakabıyla tanınan, dönme Mervî Ahrned’in oğludur. Esasen kendi tarafına göre, Türk diye “üç batın Türk olduğunu ispat edenlerdir” demesinin sebep ve hikmeti üçüncü batı­nı olan Çiftçioğlu Ahmed’den biraz yukarı çıkınca ırkının karışacağındandı.

    Peki hangi dinden dönmüştü ?

    “Atsız, İbrani asıllı Türkçülerimiz arasındadır.” (Yalçın Küçük – Putları Yıkıyorum, 2004, s. 49)

    1942 yılında liderlik kavgası “Türkçüleri” böldü. R. Oğuz Türkkan ile Nihal Atsız karşı karşıya geldiler; birbirlerine söylemedik söz bırakmadılar. Birbirlerini safkan olmamakla itham ettiler. Türkkan’a göre, Atsız’ın kafatası “brakisefalik” (kafatasının en uzun ve en geniş noktalan arasındaki oran) değildi.

    Atsız da, Türkkan’ın atalarının Anadolu’daki bir Ermeni kö­yünden olduğunu iddia etti. (Günay Göksu Özdoğan, Turan’dan Bozkurt’a, 2002, s. 296.)

    Şaşırdınız mı?..

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  •  1250-1517 tarihleri arasında Mısır’a hâkim olan Memluklar, neden bizim tarihimiz­de hak ettiği ilgiyi görmemektedir? Tarihte, resmî olarak “Türkiye Devleti” (Devlet üt- Türkiye) adını kullanan ilk devleti Memluklar kurmuştu. Ne ilginç değil mi, Yavuz Sul­tan Selim’in İran’da Safevîler ve Mısır’da Memluklar tarafından kurulan Türk devletle­riyle savaşmasını nasıl değerlendirmemiz gerekiyor? Sf. 210 

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 210) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi, yaşamı boyunca, mason olduğunu hep reddetti. Ama gelin görün ki, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın resmî Internet sayfasında, mason olduğu yazılıdır. Ayrıca koca bir de fotoğrafı vardır. Ben bugüne kadar pek kaynaklarda görememiştim, fotoğrafı olan bir diğer mason şeyhülislam ise İzzeddin Efendi’ymiş! Listede adı olan bir diğer mason da, Şeyhülislam Hayri Efendi. Mason olan diğer din adamları şunlardı: Müderris Mahmud Esad Efendi, Berlin Sefareti baş imamı Mustafa Hafız Şükrü, sefaret imamı Haşim Veli. Sf. 208

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 208) kitabından birebir alınmıştır.

  • İkinci Meşrutiyetin ilanından hemen sonra yayın hayatına başlayan Sırat-i Müstakim’in yazarları arasında Şeyhülislam Musa Kâzım Efendi (bir dönem Darülfünun’da rektörlük yapan, ma­son) Babanzade Ahmed Naim Bey (Halide Edip’in “Yahudi dön­mesi” dediği); Ahmed Ağayev (Ağaoğlu), Yusuf Akçura (Türkçü), Ethem Nejat (sosyalist) gibi isimler de vardı.

    Ancak yollar zamanla ayrıldı. Ebülula Mardin ve arkadaşlarının çekilmesinden sonra Eşref Edib ve Mehmet Akif Ersoy yanlarına, Prens Abbas Halim Paşa’yı alarak yola devam ettiler. Sırat-i Müstakim’in adını Sebil ür-Reşad olarak değiştirdiler. Sf. 208

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 208) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Tanburî Cemil Bey’in (oğlu Mesud Cemil) babasının veya babasının babasının Ma­car mühtedisi (dönmesi) olduğunu vaktiyle işitmiş ve üzerinde durmamış, hatta unutmuştum. Fakat bunların Macar olmayıp ‘Macar Tziyani’ (Çingene) olduklarını hiç duymamış, hiç bitmi­yordum. Bunu Asım Sönmez Beli’den işittim ihtiyatla naklediyorum.

    Büyük şairimiz (Yahya Kemal) Varşova’da elçi, oranın ileri gelme Yahudilerinden birine sormuş: ‘Niçin Polonya’da Yahudiler bu halde de, Londra Yahudileri aristokrat?’ Yahudi cevap vermiş;

    ”Her memleket, layık olduğu Yahudi’ye sahiptir.”

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ama bu meseleye devanı etmeden önce, hayatında birçok ka­ranlık noktalar olan bir kişiyi size tanıtmaya çalışacağım.

    Gelin XVII. yüzyıla bir daha gidelim…

    Gerçek adı tam bilinmiyor.

    Albertus Bobowski… Alberto Bobevio… Leopolitano Bobowsky… Albertus Bobovius… Albert Bobowski… Wojciech Bobowski.

    1610 yılında zengin ve asil bir ailenin oğlu olarak Lehistan’ın Lwow şehrinde doğdu. Litvanyalı olabileceği de iddia ediliyor.

    İyi eğitimliydi, on yedi dil biliyordu, nümerolojiye meraklıydı, musiki ve tıp tahsili görmüştü.

    Otuz yaşında esir alınıp Osmanlı Sarayı’na getirildi.

    Müslüman oldu ve “Ali Ufkî” adını aldı.

    Enderun’da eğitildi.

    Sultan IV. Mehmed’in tercümanlarından biri olan Ali Ulvi, kısa zamanda santur çalmayı ve Türk musikisini öğrendi.

    Öğrendiklerini unutmamak için notaya aldı. Bu sayede, Türk musikisi eserleri ilk kez Batı notasıyla kâğıda döküldü. Sf.193

    Ve dikkat buyurunuz, İncil’i ve Tevrat’ı Türkçe’ye çevirdi! Niye Türkçe’ye çevirdiğini anlayamadım. Osmanlı’da ilk “misyoner” çalışma bu olabilir mi ?

    Ali Ufkî’nin bizi ilgilendiren yanı, çevirileri değildi; 1665-1673 yılları arasında yazdığı, ilahi olarak okunan kutsal şiirler, yani “mezamir”di.

    Tek şiire mezmur; çoğuluna mezamir deniyor. (Orhan Hançerlioğlu, İslam İnançları Sözlüğü, 1994, s. 337.)

    Tanrı’ya övgü, yakarma, dileme, şükür gibi değişik konulan işleyen mezamir, ilk kez Yahudilerin Zebur adını verdikleri kutsal kitapta yer aldı. Bu kitapta 150 Mezmur vardı. Sf. 194

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 193, 194) kitabından birebir alınmıştır.

  • Müzikologların üzerinde anlaştıkları konu, klasik Türk müziği­nin Sultan III. Selim döneminde altın çağını yaşadığıydı.

    Bir diğer öğretmen Haham Abraham Mandil (Haham Ağa) ise, Galata Mevlevîhanesi postnişini Ataullah Efendi’nin hocasıydı. Bazen Galata Mevlevihane’sine gidip ilahi okuyordu. Sf. 191

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudi tasavvufçular ile Mevlevîlerin etkileşiminden doğan müziğe “maftirim” deniyor. Maftiriminin hikâyesi, 1492’de İspanya’dan gelen Yahudilerin en önemli yerleşim merkezlerinden biri olan Edirne’de başladı.

    Yahudiler, Endülüs’te Arap musikisini çok iyi biliyorlardı. Araplardan etkilenip yaptıkları ilahilere “piyyutim” diyorlardı. Sf. 190

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 190) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkçe olarak kaleme “alınmış ilk musiki risalesinin, Çemişkezekli olduğu tahmin edilen Ahmed oğlu Şükrullah’a ait ol­duğu iddia ediliyor. Sf.189

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 189) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evet, kaynaklarımız daha çok Batılı gözlemcilerin yazdıklarıy­la sınırlıdır dersek yanlış söylemiş olmayız, örneğin Cizvit papa­zı Giambatista Toderini’nin iddiası, “İstanbul Türkleri IV. Murad’ın Bağdat’ı aldığı hicri 1047 (1677) yılına kadar musiki sanatı­nı yahut bilimini tanımıyorlardı” şeklindedir.

    Burada kastedilen yüzyıllardır kültür geleneğimiz olan halk müziği değildir kuşkusuz. Mesele halk müziği değil. Sf. 189 

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 189) kitabından birebir alınmıştır.

  •  Ancak, 1873’te Mithat Paşa’nın Selanik’e vali olarak tayini bu mektebin yeniden açılmasına neden oldu.

    Osmanlı Devleti, modern okulların açılmasına izin verirken, yerel yöneticiler her türlü kolaylığı gösterirken, Hafız Kerim’in okulunu kapattırmasını nasıl açıklayacağız? Şemsi Efendi’nin to­runu Ilgaz Zorlu, dedesinin devrin ünlü Kabalistlerinden oldu­ğunu ve öğrencilerine dinî bilgiler verdiğini yazdı; bu bir neden olabilir mi?  Sf.181

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 181) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tanzimat Fermanı’nın okunuşunda İstanbul Hahamı’nın bütün Osmanlı Yahudilerini temsil eden bir hahambaşı niteliğiyle törene davet edilmesi, gerçekte bulunmayan bir makamın resmiyet kazanmasına neden olmuştu.

    Osmanlı tebaası Hıristiyanlar, “Siz bizi nasıl Yahudi’yle eşit hale getirirsiniz?” diye neden serzenişte bulunmuşlardı. Tanzimat ve Islahat fermanlarına en çok karşı çıkanlar Hıristiyanlardı. Patrik­hane ile Hahambaşılık’ın eşitlenmesine büyük tepki gösterdiler! Sf.174, 175

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 174, 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mevlevi matbahına (mutfağına) balık giremezdi! Onlara göre balık, varlığın büründüğü en aşağılık şekildi! Denizden çıkanlar yenilirse insanın manevî feyzinin kapanacağına inanıyorlardı…

    Güzel. Peki, ama biliniyor ki, Mevlânâ balığı çok severdi. Hatta bu nedenle oğlu Sultan Veled, canlıları ikiye ayırıyordu: hayvan­lar ve melekler. Hayvanlar, toprakta yaşayan yılanlar, melekler ise denizlerde yaşayan balıklardı; çünkü babası balık seviyordu!

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • Samiha Ayverdi’den sonra Kenan Rifaî Dergâhı’nın postnişini yine bir kadın oldu: Cemalnur Sargut.

    Bu dergâhta şeyhlik kadından kadına geçiyordu anlaşılan!..

    Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 151) kitabından birebir alınmıştır.