Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Peygamber, Zeynep’le Allah’ın emri ile evlendi. 

    Zeynep, Zeyd’in hanımı idi. ..   Zeyd Peygamber’in evlatlığı. Kureyşliler evlatlıklarını kendi evlatları olarak kabul ediyorlardı.

    Ahzab Suresi 37 Ayet ” … Artık Zeyd, ondan ilişiğini kesince, biz onu seninle evlendirdik. Böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri zaman, onlarla evlenme konusunda müminler üzerinde bir güçlük olmasın istedik.” 

    Ayet bu kadar nettir ve Hz. Zeynep’le evlenmekle Allah’ın emri yerine getirilmiştir.

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 64, 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hatice, ölüm döşeğinde kaldığı üç gün süresince başı Resulullah’ın kolunda, eli elindeydi.

    El Bahili nakleder; Haticetül Kübra can acısından ziyade ayrılık acısıyla inleyince Resul ağladı, dedi ki; Ey cümle âlem kadınlarının bezeneği ve övüncü, cennet seni özler. Var orada Miraç Gecesinden beri nikâhlım olan Asiye, Meryam, sonra alacağım Aişe ve diğer kadınlarla buluş!”  

    Hatice; “… benden sonra yer yüzünde süreceğin safalar hem sana hem de o hanımlara mübarek olsun. Onlar benim ortağım değil kız kardeşlerimdir.”

    Hazreti Fatıma’ya ukde olmuş bu vaka. Nihayet dayanamamış sormuş; “Babacığım, sen annemi hiçbir zaman kıskançlıkla yaralamadın. Onun üstüne ne bir nikâhlı ne cariye aldın. Nasıl oldu da ecel üstü böyle perişan ettin?” 

    Peygamberimiz; “Hiçbir kadın annen gibi ne sevildi ne yücelendi ne de bundan böyle sevilir, yücelenir. Onda bir tek şey eksikti. Kadının asıl şehitlik mertebesi; sevgiliyi bir başka kadınla görmektir. Hatice bu hali yaşamamış, bir bakıma noksan kalmıştı. Ondan böyle davrandım.”  Hatice ona cariyeler, kızlar buldu o istemedi.

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 62, 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hz. Aişe anlatıyor; “Resulullah, Beni Mustalik Savaşı esirlerini dağıtırken Haris kızı Birre Sabit Bin Kays’a düştü. Çok güzel ve tatlı bir kadındı. Yardım istemek için geldi. Bir gün kapı çaldı, baktım Birre kapıda. Doğrusu Nebi’nin onu görmesini istemiyordum. O an Nebi bizi duydu, Birre içeri girdi ve şöyle dedi; ‘Ben sahabenizden Kays’ın payına düştüm. Özgürlüğüm için bir anlaşma yaptık, ancak malım ganimetler arasında.’

    Resulullah Haris Kızı’na; “Sana bundan daha hayırlı bir çare göstersem ne dersin?”

    Birre; “Nedir o çare?”  diye sordu.

    Nebi; “Borcunu ben ödeyeyim, seninle ben evleneyim!” dedi. Birre hemen kabul etti. 

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sevgili Peygamber’in eşlerinden Maria, bir erkek çocuğu dünyaya getirmişti. Resulü Ekrem, baba olmanın sevinciyle, oğlu İbrahim’i görmek için her gün Maria’ya uğrar. … diğer bütün eşlerin kıskançlık ateşini körüklemekteydi. Hep birlikte Resul’e cephe alırlar.

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eve zorlukla gelebilen Resulullah, bitkin bir halde seslenir;

    “Benden önce ölseydin de kalkıp seni kefenleseydim, namazını kılarak seni toprağa verseydim, ne olurdu!”

    Mendil ile Peygamberin başındaki teri silen Hz Aişe kızgın bir sesle bağırır;

    “Hayır, asla! Bu, başkasına nasip olsun! Eğer böyle olsaydı, yemin ederim ki sen benim evimde diğer eşlerini ağırlıyor olurdun.” der.

    Aişe’nin bu kıskançlığı hasta yatağında yatan Hazreti Nebi’yi kuvvetli bir tebessümle güldürür.

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ata bin Yesar anlatıyor; “Resulü Ekrem Hayber’den Safiyye ile birlikte döndü. Ensar’ın kadınları onun güzelliğini işitmiş, görmeye gelmişlerdi. .. Aişe kıskançlığını gizleyemedi ve bir Yahudi’ye benziyor, dedi. Peygamber ikaz etti, böyle söyleme ya Aişe o Müslüman oldu, dedi.”

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 48, 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resul ..; “Beni Aişe ile ilgili konularda üzmeyin. Çünkü ondan başka hiçbir kadının yatağında bana vahiy gelmemiştir.”

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 38) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hz. Aişe … andını bozduğu için, kendisine hediye edilen 40 köleyi azat eder.

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hicretin ikinci yılı şevval ayında, iki bayram arasında Hz. Muhammed Aişe ile evlenir.. 

    Ebuül Ala El-Mevdudi’ye göre Hz. Aişe, Resul ile evlendiğinde 11 yaşındaydı. ..

    Prof. Hakkı Yıldız’a göre Peygamber, Aişe küçük olduğu için, ona ilişmedi, önce Sevde ile zifafa girdi. .. 

    Konyalı Mehmet Vehbi Efendi de şöyle der; “Peygamber üç yıl evvel Aişe ile sözleşmiştir, lakin zifaf olmaz. Hicret edip Medine’ye geldikten yedi ay sonra zifaf gerçekleşmiştir.” 

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 29 ile 32 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizzat kendisi şöyle demiştir;

    “Resulullah aleyhisselatü vesselamın yanında bebeklerle oynardım. Arkadaşlarım da oynamak için yanıma gelirlerdi. Resulullah eve gelince utanır saklanırlardı ama Allah’ın Resulü onları toplar tekrar bana gönderirdi. Beraber oynamaya devam ederdik.

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çocuğu olmadığı için …. , kardeşi Esma’nın oğlu Abdullah’ı evlat edinir.

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doğum yılı tartışmalı. Bilsev’in, Hz. Muhammed’e peygamberlik verilişinin dördüncü yılında Mekke’de doğduğunu söylediği gibi.

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nabia Abbout, Chicago Üniversitesi Doğu Bilimleri Enstitüsünün ilk kadın üyesi, Hz. Osman’dan söz ederken “Kadınlarla cinsel ilişkiye izin vermeyen bir inanca sahip olan Osman” ifadesini kullanmış. 

    Alıntı; Hz. Aişe (Entelektüel ve Siyasi Bir Kişilik Olarak) – Meryem Canan Ceylan, (Ahsen Yayınları, 3. Baskı Mart 2005 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üçüncü tavsiyem ki bunun en önemlisi olduğuna inanıyorum, olumlu düşünmektir.     Daha önce de anlattığım gibi, olumlu düşünmek genlerimizi “açarak”, beynimizi ve bedenimizi yararlı hormonlar üretmek üzere harekete geçirebilir. Kendi deneyimlerimden bunun doğru olduğundan eminim.   Her şey karşıtıyla var olur: Ön-arka, gece-gündüz, güç-güçsüzlük gibi. Bir şey ne kadar tek yanlı, ötesi yokmuş gibi görünürse görünsün, karşısında bir başka seçeneğe her zaman yer vardır.    Antikorlar genelde mikroplarla teke tek dövüşürler. Yâni, bedenimizde her bir mikropla tek tek başa çıkabilecek sayıda antikor vardır. Kuşkusuz ki, bu genlerimiz olmaksızın yapılamazdı. Her bir gene, milyonlarca mikropla savaşmak için gerekli talimat verilmiştir. Peki, bu genler, vücuda girecek mikrobun cinsiyle ilgili bir şey söylemek mümkün olmadığı halde, nasıl hareket edeceklerini nereden bilirler? Acaba her cins mikrop için gerekli bilgi ellerinde var mıdır? Bu soru, bağışıklık sistemi alanında çalışan bilim insanlarının yıllardır kafasını kurcalamaktadır.   Araştırmalarını ABD’de yapmakta olan Nobel ödüllü Japon bilim insanı Susumu Tonewaga bu sorunun çözülmesine önemli bir katkıda bulunmuştur.      Mekanizma şu şekilde işlemektedir: Genetik bilgi, belli bir mikroba karşı antikor oluşturacak şekilde bir araya gelebilen parçalara ayrılmıştır. Bu parçalar, sınırlı sayıda olmakla birlikte, farklı biçimlerde bir araya gelerek, bedeni hemen her tür mikroba karşı koruyabilecek milyonlarca antikor oluşturabilmektedir.      Olumlu düşünmek zormuş gibi görünmekle birlikte, olumsuz düşünmek de genlerinize pekâlâ zarar verebilir. Durum ne denli olumsuz olursa olsun olumlu bir tutum içinde bulunmak, genlerimizin işleyişi üzerinde en önemli etkendir.    

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bence, sırf kendi gücümüz ve maharetimizle yaşamadığımızı, yaşamın bize doğa tarafından sunulan paha biçilmez bir armağan olduğunu hatırlamanın yararı vardır. Sırf yaşıyor olduğumuz için bile şükredebiliriz.    Darvin’in evrim kuramı çağdaş toplumda geçerli olan bir kuramdır. Bu kurama göre; bizler doğal ayıklama ve mutasyon yoluyla evrimleştik ve sâdece yaşamaya en uygun olanlarımız hayatta kaldı. “En uygun olanın hayatta kalması” bir doğa yasası olarak kabul edilmişti. Bu yasaya göre sâdece zafere ulaşanlar yaşamın zevkini sürebilirlerdi. Yaşam sürekli bir rekabet gibi görülüyordu. Rekabetin olduğu yerde kazananlar ve kaybedenler olacaktır. Bu demektir ki; insan ırkının kabaca yarısı kazanacak, yarısı da kaçınılmaz olarak, ayıklanması gereken “kaybedenler” sınıfına girecekti.    Her insan doğduğu anda yaşama katılmaktadır. Sonuçları ne olursa olsun, sâdece burada bulunabilmek bile büyük değer taşımaktadır. Ben şahsen, bunun şükretmeye değer bir şey olduğunu düşünüyorum.   

    Minnet içinde yaşamak, hayatta olduğumuza şükretmek demektir. Böyle bir tutum içinde yaşamak, herhangi bir özelliği olsun ya da olmasın her yeni günü memnunlukla karşılamak ve onun tadını çıkarmak demektir. 

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

            

  • Bu inanç doğrultusunda hareket etmeye başladıktan sonra, hayatımda niyetimin takdir edildiğine kesin gözüyle bakmamı sağlayan olaylar gelişti. Gayretlerimiz “Büyük bir şey”in bizi kolladığını duyumsamama yol açacak biçimde meyve verdi. Genleri incelerken yaşadıklarım sayesinde eğer iyi genlerimizin “anahtarını” çevirerek yaşamayı öğrenebilirsek, içimizde saklı gücü normal sınırların bizi çok ötesine götürecek şekilde açığa çıkarabileceğimizi fark ettim.     

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan türünün tarihini şereflendiren olağanüstü dehâlar vardır. Bu dâhilerin evlatlarının dünyaya aynı sıra dışı özelliklerle gelmemiş olmaları birçok insanı hayrete düşürür. Örneğin, Goethe’nin oğlu hem zayıf bünyeliydi, hem de ortalamanın altında bir zekâya sahipti. Mozart’ın birçok çocuğu olmuş, ama çoğu daha bebeklik çağındayken ölmüştü. İki oğlundan biri besteci olmuşsa da, babasının düzeyine asla ulaşamamıştı.   

    Dâhiler belli alanlarda kayda değer bir yetenek sergilerken, başka alanlarda genellikle eksantrik davranışlar gösterirler.     

    Darwin’in evrim kuramına göre insanlar, hayvanlar ve bitkiler mevcut özelliklerini milyarlarca yıllık bir süreç sonunda kazandılar. Bu kuramın temel fikrî, hayatta kalmaya en uygun olanın doğal seçim yoluyla belirlendiğidir. Sâdece değişken çevreye uyum sağlayacak kadar güçlü olanlar hayatta kalabilmektedir. Evrim kuramının özünde genetik değişim vardır.    

    Böylece, birçok hastalığın altında genlerin yattığı ortaya çıkmaktadır: hastalanmışsak; ya bir gen gerektiği şekilde işlev görmemektedir ya da aktif olmaması gereken bir gen harekete geçmiştir. Bu kusurlara neden olan etkenler kabaca, kalıtsal ve çevresel olarak ikiye ayrılabilir. Belli bir hastalığa kalıtsal eğilimi olan insanlar, çevresel koşullar onlardan yanaysa bu hastalığın hiçbir belirtisini göstermeyebilirler. Bu durumda, hastalık yapıcı genlerin harekete geçmemiş olduklarını varsayabiliriz. Örneğin, ailenizde şeker hastalığı öyküsü varsa ve siz bu hastalığa yakalanmamışsanız; genleri pekâlâ taşıyor olmanıza rağmen, size özgü çevresel etkenler ki bunların içine fizyolojik etkenler de girebilir, bu geni hareketsiz bırakmıştır.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ver-ver” ilkesinin uygulanması genleri harekete geçirmenin etkili bir yoludur; 

    En iyisi hayata karşı “ver-ver” yaklaşımının benimsenmesidir. “Ver-ver” ilkesinin en tipik örneği anne-çocuk ilişkisidir. Anne çocuğuna hiçbir karşılık beklemeden, sürekli verir. Bilinçli olarak beklediği bir ödül olmamakla birlikte, yaptıklarıyla huzur ve mutluluk bulmakta, yaşadığı sevinç ve coşku yararlı genlerini de harekete geçirmektedir.     

    Benim görüşüme göre; başarılı ve istedikleri sonuçları elde eden insanların ortak bir özelliği vardır: Hayata olumlu bakarlar. 

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaşamak için her gün vücudumuzdan dışarı atmamız gereken; dışkı, idrar, ter ve sümük gibi maddeler vardır. Saçımızı ve tırnaklarımızı da belli aralıklarla kesmemiz lazımdır. Boşaltım ve salgılama yapmaksızın bir gün bile yaşamamız mümkün değildir.

    Ancak, dışarıya attığımız bir madde vardır ki, bizde hiçbir zaman tiksinti uyandırmaz: Gözyaşı Hipokrat gözyaşını bir atıktan çok, beyinden gelen bir beden sıvısı olarak görmektedir.    

    İnsanlar duygulandıkları zaman genellikle ağlarlar. Güçlü duygular gözümüzden yaş getirir ancak, fizyolojik olarak bu genlerin ortaya çıkardığı bir durumdur ve zihnimizin genlerimizi nasıl etkilediğinin göstergesidir. Ağlayacak kadar heyecan duymak güzel bir şeydir. Üzüldüğümüz zaman ise, güzelce ağlamak bizi rahatlatıp kendimizi daha iyi hissetmemizi sağlar. Kendimizi iyi hissetmemiz, iyi genlerimizin harekete geçtiğinin işaretidir. Birçok yaşlı insan, derin duygulanmaların uzun yaşamın anahtarlarından biri olduğunu belirtir. Aynı şey, yaşlarını göstermeyen insanlar için de geçerlidir.     Uzun ve dolu dolu bir ömür sürebilmek için; sizde kalbinizin derinliklerinden gelen içten duygular uyandıran işlerin ve ilişkilerin peşinden gitmenizi şiddetle tavsiye ederim.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Japoncada “hastalık zihinden ileri gelir” diye bir özdeyiş vardır.

    Düşündüklerimiz genlerimizin işleyişini etkiler, hastalanmamıza ya da iyileşmemize yol açar. Hâttâ bâzı bilim insanları, genlerimizin ve işleyişlerinin mutlu bir yaşam sürüp sürmeyeceğimizi belirlediğine bile inanmaktadırlar.   Mutluluğu yöneten genler, herkesin içinde gizlidir, sâdece devreye alınmayı beklerler.   Bilebildiğimiz kadarıyla; genlerimizin yalnızca % 5-10’luk bir bölümü gerçek anlamda çalışmaktadır. Diğerlerinin ne yaptığı henüz meçhuldür.  Olumlu bir tutum içinde ve coşku dolu, zindeysek; yaşam kolay akar. Ben buna “genleri açık tutarak yaşamak” ya da “genler bağlamında düşünmek” diyorum.  Nasıl çalıştığı henüz tam anlamıyla anlaşılamamış olmakla birlikte; günümüzde yaygın olarak benimsenen “pozitif düşünce” kavramının bu ilkeyle bağlantı olduğu düşünülebilir. Tarihin akışını değiştiren birçok insan olumlu tutum içindeydi.

    Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.