Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kemalizm bizi ileriye götürmez.

    Biz Kemalizm’den geriye gitmeyiz. Sf. 202

    Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 202) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü yalnızca Marx’ın sistemi değil, tümüyle bilim ile Tanrı birbirinin rakibidir. Tanrı, inananlar için, bir düzenleyicidir; bilim, Tariki İlim’e girenler için, bir doğada ve toplumdaki düzencilikleri arama ve bulma çabasıdır.

    Hem Tanrı’ya inanmanın ve hem de bilime güvenmenin mümkün olmayacağını düşünüyorum. Sf. 110

    Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 110) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sanat, insanın gelişmesi içindir. Yüce sanat, insanı yücelten sanattır. İnsan eylemde ve sanatta gelişir. Gelişip aydın olur. İnsan doğduğunda aydın değildir. Aydın olma insanın bir gelişme aşamasıdır. Solcu olma ise aydından daha sonra gelen bir aşamadır. Sf. 81

    Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üçü de zekâ bakımından parlaktır ama. Akıl demiyorum, ayırıyorum. Zekâ çok çeşitli elemanları hızla bir araya getirir. Akılda ise tutarlılık vardır. Ben Vedat Dalokay’a Çetin Altan’a, Aziz Nesin’e tutarlılık yüklemiyorum. Eksikleri tutarlılık. Sf. 38

    Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 38) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben TİP’in, TKP’nin bile Kemalizm’den çok ayrı bir ideoloji oluşturabildiğini düşünmüyorum. Onlar da Kemalizm’in bir parçası. Sf. 31

    Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tezi yazıyorum: Yumuşak insanın sevmesi mümkün değildir. Aşk, katı insanın harcı’dır.

    Aşk, dişlilerin birbirine geçmesidir. Sevgi, karşılıklı olarak bilmektir ve derinlikleri duymaktır.

    Sevgide ortaklık ve saygıda uzaklık var. Tanrılar ortak olamadıkları için sevemezler ve uzak oldukları için de sevilmezler,

    Saygı, sevginin düşmanıdır. Güncel olmayan, tarihçi ve kalıcı sevgi için, aşk için, yalnız arada bir uzaklaşmayı sağlayacak ölçüde saygı gerekiyor; saygı’nın çok azı kalıcı yapıyor ve fazlası, her türlü sevgiyi öldürüyor.. Sf. 14

    Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sevgide ortaklık, saygıda uzaklık var.

    Tekeller ortaklık duygusunun kökünü kazıyorlar, insanlıktan uzaklaştırdıkları insancıklara yalnızca tekellere karşı bir saygıyı bırakıyorlar. Sf. 13

    Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihini değiştiremeyenler, talihini değiştiremezler. Sf. 8

    Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizans Devletini tarihçiler uydurdular; hiç bir imparator veya hiç bir teba kendisinin Bizans Devleti olduğunu düşünmedi söylemedi. Başlangıçta Roma imparatoru olduklarını söylediler, inandılar; sonra Doğu Roma İmparatoru ve en sonuna doğru da Grek İmparatorluğu’na razı oldular. Sf. 7

    Alıntı; Bir Soran Olursa – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ağustos 1987 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya materyalisttir; maddî kırım gerekiyor.

    Orta çağ antik kentleri yıktı. Orta çağ, antik kültür ve bilimi gömdü. Orta çağ, antik kültür ve bilimi taşıyan aydınları gömdü.

    Orta çağa geçmek için yıkım gerek.

    Petrol bunalımının kent yaşamında yarattığı şoku, böyle bir yıkım olarak algılıyorum. Bu çalışmama, bu bunalımın Washington ya da Ankara’nın günlük yaşamında yarattığı katastrofik görüntüleri eklemek isterdim; karşılaştırma yaparken 1974 yılını seçmem nedensiz değil. Amerikan yaşam biçiminin en önemli dayanaklarından birisi olan otomobil ile yaşam, petrol şoku ile ciddi bir tehdit geçirdi. Fabrikalar durdu.

    Petrol bunalımı, fabrikaları durdurarak işçileri; otomobilleri durdurarak orta tabakaları ve bunlar içinde aydınları tehdit etti.

    1974 yılında, devresel olarak, dünyanın işçileri ile aydınları, günlük yaşamlarının tehdit altında olduğunu algıladılar. Dünyanın her yanında «bir şeyler yapmak gerek» anlayışı yayılmaya başladı. İnsanlar, daha önce kabul etmeyi akıllarından bile geçirmedikleri düzenlemelere razı olacak bir konuma girdiler. Kabuller yıkıldı; beyinler silindi.

    Petrol şokunun bu işlevini daha önemli buluyorum.

    Arap dünyasının etkisinde petrol, yirminci yüzyılın orta çağına girişi kolaylaştırdı.

    Bundan sonrası kolay. Sf. 318

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 318) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yurttaşı küçümsemek kendini küçümsemektir. Sf. 274

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sovyetler Birliği’nden elde edilen ekonomik yardım dikkati çekiyor. 1967 yılında Seydişehir Alüminyum Tesisi için 62 milyon dolar ve İzmir Rafinerisi için 24 milyon 250 bin dolar değerinde iki proje kredisiyle başlayan ekonomik yardım 1969 yılında İskenderun demir-çelik İçin 101 milyon 130 bin dolarlık bir kredi ile devam ediyor. Sf. 238

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 238) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu ayrıntılı çalışmaya göre Cumhuriyet döneminde Almanya’dan alınan ilk kredi 31.12.1942 tarihinde 142 milyon 754 bin dolar ya da 197 milyon TL. değerinde “Teslihat Kredisi” oluyor. Bu bilgileri aldığım kapsamlı ve ayrıntılı Devlet Planlama Teşkilâtı çalışmasına göre, Birleşik Krallık Türkiye Cumhuriyeti’ne ilk kez 1938 yılında kredi veriyor. Yaklaşan İkinci Dünya Savaşı’nda Türkiye’yi kendi yanına çekmek istemesi, Birleşik Krallık’ın, Türkiye’ye kredi açmasında etkili oluyor.

    Birleşik Krallık, 27 Mayıs 1938 tarihinde, birisi 22 milyon 609 bin dolarlık silahlanma kredisi ve diğeri 37 milyon 681 bin dolarlık ticarî kredi olmak üzere 60 milyon 390 bin dolar borç veriyor. Sf. 235

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 235) kitabından birebir alınmıştır.

  • Etatizmin (devletçiliğin) başlaması, Sovyetler Birliği’nden önemli bir yardımın alınmasına rastladı. 1933 yılında İnönü, Moskova’yı resmen ziyaret etti ve sonucunda Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında kapsamlı bir ekonomik anlaşma ortaya çıktı. Rusya, Türkiye’ye 8 milyon dolara özdeş (daha sonra 18 milyon dolara çıkarıldı) faizsiz borç verdi. Bu paranın Türkiye’nin sanayileşme programının gerektirdiği makina ve malzemenin Rusya’dan satın alınması için kullanılması üzerinde anlaşıldı. Sf. 233

    İngiliz Ticaret Ataşesi Lingeman, 1947 yılında yazdığı ayrıntılı raporunda, yukarıdaki tabloya ek olarak 1940 yılında Birleşik Krallık ve Fransa’dan 15 milyon sterlin değerinde 55,5 ton altın borç alındığını kaydediyor. Başka bir yerde de şu bilgileri veriyor: “Planlı sanayileşme, 1934 yılında Beş Yıllık Sanayi Planı ile başladı ve 1937 ve 1938 yıllarındaki sanayi ve madencilik kalkınma Programları ile devam etti.” Sf. 233

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 233) kitabından birebir alınmıştır.

  • Büyüklüğü sabit bir tarlada çalışan emekçilerin sayısının artırılması halinde her yeni emekçinin veriminin azalacağı gözlemine azalan verimler yasası adı verildi. Bu «yasa» bugünün neo-klasik ya da marjinal iktisadının özünü oluşturuyor Bu “yasa” kaldırıldığı zaman neo-klasik ya da marjinal iktisat çöker. Sf. 230

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 230) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cumhuriyet kurulduğu zaman mevcut olan pek az elektrik üretimi ve dağıtımı belediye santralları şeklinde idi ve yabancılara aitti. Bu santraller çok zorlanmıştı ve çok verimsiz olarak işletiliyordu. Bunlar kamulaştırıldılar. Daha sonra yeni belediye santralları kuruldu. Yerel santralların sayısı 1923 yılında 2 iken 1945 yılında 190’a çıktı ve kurulu kapasite de aynı dönemde 30.000 kilovattan 107 bin kilovata yükseldi. 20 milyonluk Türkiye’de 1945 yılında elektrikli hane sayısı 335 bin idi ve 107 bin kilovatlık toplam kapasitenin 83 bini İstanbul, Ankara ve İzmir’e gidiyordu. Sf. 227

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 227) kitabından birebir alınmıştır.

  • İkinci kanala Kalecki-Keynes Modeli adı veriliyor ve her zaman doğru olmasının yanında öğrencilerin aklında kolaylıkla yer eden şu özdeyiş ile anlatılıyor: İşçiler kazandıklarını harcarlar, kapitalistler harcadıklarını kazanırlar. Sf. 56

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Baskı, candan çok beyinle ilgilidir.

    Baskı, ölümden daha çok, beyazlaştırılmış beyinlere yeni yazımları amaçlıyor. Korku, ölüme çare olmuyor; yeni yazımları kolaylaştırıyor. Korku, güvenini yitirmiş, saflığını koruyamamış, bembeyaz olmuş beyinleri, her türlü «yanlış» düşünceye hazır hale getiriyor. Sf. 45

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • Korkan insanın yüzü bembeyazdır; öyle görünür. Doğrudur; tüm görüntüler türünden eksik kalıyor, eksikli doğru oluyor. Korkan insanın, aynı zamanda, beyni de bembeyazdır. (Tabula rasae) (beyaz tabla, temiz levha); korku beyni siliyor. Osmanlıca bir sözcük ile «tebyiz» ediyor.

    Korku, beyni siliyor.

    Korku, beyni, yeni ve kolay yazımlara hazır hale getiriyor. Sf. 45

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • Güven, kesinlikle, kendine güven’dir. Güven, başkasına güvenmemektir.

    Güven, kendi gücünü saf tutabilmek oluyor.

    Korku, güven’in düşmanı durumuna geçiyor. Korku, güven’i eritiyor.

    Güven ve korku: Birisi varsa diğeri yok oluyor.

    Bunalım, her zaman korku saçıyor. Bunalım, eğer işsizlik ve ölüm yumaklarını sağarak yürüyorsa, korku bir yaşam biçimine dönüşüyor ve her tarafa siniyor. Sf. 43

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.