Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Cumhuriyet’in otuzlu yıllarda körüklediği balo merakı, 1940 ve 1950’li yıllarda dans öğrenmeyi Üniversite eğitiminin bir parçası haline getirdi. İstanbul’da dans okulu açıldı. Bir Grek kökenli dans profesörü vardı; iki öğrenci gelmiş, ücreti sormuşlar. Birisi az biliyormuş, profesör, saati yirmi lira demiş; diğeri biç bilmiyormuş, saatine on lira koymuş. Şaşırmışlar. Profesör açıklamış; az bilene dansı öğretmek daha çok emek harcaması gerektiğini anlatmış, önce bildiği yanlışları unutturması gerekiyormuş. Yanlışları unutturmak yanlışları silmek de, emek işidir. Sf. 38

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 38) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilimde nesne, harekettir; hareket yasalarını bilmek teoridir.

    Einstein, tüm buluşlarına, bir deney ile başlıyor: «Varsayın ışığa bindim.» Bu, belki de deneylerin en öğreticisi oluyor; aklın dışına çıkmayan bir deneyi gösteriyor. Sf. 35

    Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir tez yazıyorum: Örgütü olmayınca, işçi ve halk edebiyatını en çok tekeller yapar. Yapıyorlar. Sf. 145

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her büyük sanatçı bir büyük seçicidir.

    Her büyük bilim adamı, bir büyük seçicidir.

    Her büyük politikacı, bir büyük seçicidir.

    Her büyük aşk, bir büyük seçimdir. Sf. 140

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 140) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ömer, Türkiye’nin tutucu köylerinde ve Amerika Birleşik Devletleri’nde “Omar” olarak telâffuz ediliyor. Halifenin adı olmasına karşın, Osmanlı sultanlarının bu adı hiç kullanmadıkları saptanabiliyor; eski İbraniceden gelmesi mümkün, ölçü anlamını veriyor. Sf. 129

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kuşkusuz çağdaş insan rüyalarla gerçeklik dünyasını birbirinden ayırıyor. Fakat “ilkel insanlar nazarında rüya ve gündüz algıları arasında bir fark yoktur”; bunları birbirine karıştırmıyor, “ilkel insanlar rüyada gördüklerini olmuş hakikatler.” Sayıyorlar. İlkel insan, rüyalarını gerçek türünden anlatabiliyor.

    Rüyalar bir çatışmanın sonucudur. Şöyle de söylenebiliyor; rüya birbirine ters iki halin ifadesidir. Bunlardan biri şuur altının derinliklerinden gelmiş olarak gizli arzuları şuur sathına çıkarmaya çalışır; diğeri ise engeller. Ancak şuur alanına şekil değiştirmiş olarak çıkabilir.” Rüyaların bilince, biçim değiştirmiş olarak çıkmaları, rüya yorumlarının maddî temelini meydana getiriyor. Sf. 126

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 126) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ruh kavramının kendisi de hayli karmaşık bir düşünce ürünüdür. Muhtemel olarak, ölüm olgusunu kabul edememekten doğmuştur. Nitekim mezarlara konulan eşyaların da gösterdiği gibi, ilk ruhların her bakımdan cismani olduklarına inanılıyordu. Ama hayattayken kabilenin üyesi oldukları için, öldükten sonra da onunla ilişkilerinin sürdüğü farz olunuyordu. Sf. 109

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şiddetin kaynağı iki; birisi çelişki ve diğeri ise sürpriz oluyor. Madde alanında her çelişki,, şiddete gebedir; çekirdeğin parçalanması büyük patlamalara yol açıyor.

    Düşün alanında sürpriz, şiddetin kaynağı sayılabilir bütün dillerde sürpriz olgu, “sarsıldım” sözcüğüyle anlatılıyor. Sürpriz, beyinde bir sarsıntı yaratıyor ve sürprizin de şiddeti artırıldığı zaman “şok” etkisi doğuyor. Şok, düşünsel uyarıcılarla yaratılabildiği gibi, çok umulmadık bir olgunun ansızın duyurulması, dışardan maddi bir uyarıcıyla da, elektrik yaratılabiliyor. Sf. 120, 121

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 120, 121) kitabından birebir alınmıştır.

  • (John Desmond Bernal, Science in History, Türkçe baskısı Materyalist Bilimler Tarihi iki cilt. Alıntı 1. Cilt sf. 71 ile 80 arası;)

    “İnsan gruplarının genel ekolojik karakteri ilk başta kesinlikle, daha sonraları çok büyük ölçüde, besinlerini nasıl bulduklarına göre belirlenmiştir. İnsanlar ilkin tohum, çekirdek, meyve, kök, bal, böcek ve çıplak elle tutulabilir her türlü ufak hayvan gibi yiyebildikleri her şeyi toplamış olsalar gerektir. Bu aşamadaki hayat hakkında, birtakım çıkarsamalar ötesinde hiçbir şey bilmiyoruz. Bugün yaşayan bütün ilkel insanlar bundan bir sonraki aşamaya geçmişlerdir; o aşamada besin toplamanın yanı sıra büyük hayvanlar da avlanır. O zamanlardan kalan araçlardan, mamut dâhil her türlü büyük av hayvanını avlamaya yarayan tekniklerin gitgide nasıl geliştiğini izlemek mümkündür.”

    “Hayvan aşamasından artakalan kesin bir sosyal farklılaşma kadın-erkek arasındaydı. Taş Devrinin başlangıcında ister istemez küçük olan sosyal grupların sürekliliği kadınlarca sağlanıyordu. Genç erkekler gruptan ayrılıp bir başka grubun kızlarıyla çiftleşiyor, sonra da o gruba dâhil oluyorlardı. Buna tekabül eden bir de ekonomik farklılaşma vardı: Kadınlar meyve, çekirdek, tohum toplayıp kökleri yolarken, böcek yakalarken, erkekler küçük hayvanları avlıyor, balık tutuyorlardı. O düzeyde henüz besin-bulma bakımından kadınla erkek arasında fazla bir ayırım söz konusu değildi.” Sf. 104

    “Büyük hayvan avının daha da gelişmesi – erkek işiydi bu – başlıca besin-bulucu olarak erkeğin önemini arttırdı. Belki de bundan ve bunun getirdiği daha güçlü, daha saldırgan ve daha hünerli olma zorunluluğundan ötürü, Taş Devri’nin sonlarına doğru erkeklerin kadınlar üzerinde, örneğin Avustralyalı avcılar arasında olduğu gibi egemenliği ortaya çıktı. Aileler daha çok atadan-gelme, kabile gelenekleriyse ataerkil oluyordu. Bu eğilimin, çapa tarımına geçildikten sonra kadının öneminin artmasıyla tersine dönmüş olması mümkündür.” 

    “İnsan, başına buyruk doğada tam bir asalaktı; daha iyi tekniklerle elde ettiği kazançlar asalaklığının kapsamını enine boyuna arttırmaktan başka bir sonuç vermiyordu. Tarım icat edilene kadar insan bundan kurtulamayacaktı. Buna rağmen, kabilede birlikte yaşadığı kimseler ve avladığı hayvanlara karşı işe yaradığını gördüğü yöntemlerle doğayı kendisine yardımcı olmaya razı edebileceğini, kandırabileceğini düşündü. Tekniğin yetersizliğinden arta kalan boşluğu doldurma ihtiyacından büyü doğdu ve gelişti. İlkel kabile adamları, yararlı her hayvan, ya da bitkiyi belli bir kabilenin, ya da kabilenin bir bölümünün totemi yaparak, suretler ve semboller kullanarak, ya da temsili danslarla, hayvanın, ya da bitkinin bollaşıp çoğalmaya teşvik edilebileceğine inanıyorlardı.” Sf. 105

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 104,105) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şizofreni, bir baskı karşısında, ruhsal yapının uyum gösterememesinden ileri geliyor; bir savunma sisteminin en ileri, patolojik anlamda en gelişmiş düzeyini oluşturuyor. Şöyle de söylenebilir; şizofreni, savunma mekanizmalarından regresyonun, gerileme, en ileri aşamasını meydana getiriyor. Sf. 86

    Bir tez yazıyorum: Baskılar, şizofren yurttaşlar yaratmayı amaçlıyorlar.

    Tezin uzantısını yazıyorum: Şili’de Pinochet’nin yapmak istediği bütün bağlantı ve sorumluluklarından kurtulmuş, bir kütle yaratmaktır.

    Tezin uzantısını yazıyorum. Askerî baskı yönetimleri kendi geçmişleriyle alay edebilen insanlar yaratmayı hedef biliyorlar. Sf. 87

    Baskı dönemleri, kendilerini reddeden insanlar yaratmak içindir.

    Ya psikiyatrik anlamda çözülme ile iki kişilikli veya çok kişilikli; hem kendisi hem reddi olacak, ya da tümüyle kendisini reddeden bir kuşak ortaya çıkarılacak. Sf. 90

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 86 ile 90 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dönek acımasızdır; kendinden korkar.

    Dönek saldırır.

    Dönek sanrılıdır; halüsinasyonu saldırısıdır.

    “Kısaca söylemek gerekirse, bir objenin yanlış bir biçimde algısına illüzyon, obje olmadan oluşan algıya ise halüsinasyon diyoruz.” Sf. 71

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaşam, yaşamı tekmeleyebilmektir.

    İnsan için ömür, eyleminin yoğunluğudur. İdam sehpasını tekmeleyebilen genç çok uzun yaşamıştır; çünkü zamanını belirleyen kendisinin hızıdır. Sf. 69

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 69) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlığın gelişimi, doğanın kontrolü yönündedir. İnsan doğayı ve kendi yazgısını kontrol ettiği ölçüde insanlaşıyor. Böylece insanlığın gelişimi doğaüstü güçlerin varlığını red ile birlikte yükseliyor.                                   

    Doğaüstü güçlere inanmak, insanın zavallılığıdır. İnsan olmaktan çıkışını gösteriyor.

    Bu bağlam içinde Marx’in, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katkı-Önsöz’ünden bir aktarma yapmak zorunluluğunu duyuyorum: Şöyle: “Din, ya kendisini henüz bulamamış ya da kendisini tekrar kaybetmiş bir insanın kendi bilinci ve kendine saygısıdır.” Dinsel inanç, bir zayıflığın göstergesi oluyor. Dinsel inancın etkinliği, insanın kendisini bulması ve gücüne inanmasıyla ters orantılı olarak gelişiyor.

    Marks; “Dinsel acı, aynı zamanda gerçek acının anlatımıdır ve gerçek acıya tepkidir de. Din, ezilen yaratığın haykırmasıdır ve tıpkı ruhsuz koşulların ruhu olması türünden bir kalpsiz dünyanın kalbidir. Halkın afyonudur.” Sf. 35

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Psikiyatri, insanın ruhsal yapısının geliştirdiği savunma mekanizmalarına yer veriyor. Ruhsal kişilik, çözemediği tansiyonlar karşısında bilinçdışı yollarla, savunma mekanizmaları geliştiriyor. Sf. 32

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belleği silme yalnızca propaganda işi değil. Bir tezi yazabilirim:

    En iyi bellek silici; işsizlik ve ölümdür.

    Hitler’in yükselişini işsizliğin ve siyasi cinayetlerin bir sonucu olarak düşünmek mümkündür; Sf. 31

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Halka gitmek”, “Anadolu’yu bilmek”, “Somut konuşmak” ve benzerleri, ilk bakışta çekici olmakla birlikte çok zaman yanıltıcıdır; halk her zaman doğru değil, ancak her zaman doğrulayıcıdır. Anadolu, çok zaman gericiliğin beşiğidir; ancak aynı zamanda ileri Türkiye’nin rahmidir. Somutu aşmadan bir ülkede bilim doğmaz. Sf. 22

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hiç bir yanlışlık kendiliğinden ortadan kalkmıyor. Bilinçli çaba gerekiyor. Sf. 12

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dil ile beyni birbirinden bu denli ayırmanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Dil ile beyin arasında çok yakın iki ilişki var; dil, insanlığın en büyük soyutlamasıdır. Beyin, soyutlayabilmek için var oluyor. İkincisi, dil, eyleme dönüşmüş düşüncedir. Düşünme, beynin temel işlevidir. Eylemsizlik, temel işlevi köreltir; dil, yazılı ve sözlü, çalışmadığı sürece, beyin de işlevlerini unutabiliyor. Sf. 8

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Otoban:) Kendinden yasak. Sf. 8

    Alıntı; Küfür Romanları – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ali Kemal’e göre Kuvayı Milliye İttihat ve Terakki’nin yeni şekliydi. (1) İttihat ve Terakki nasıl memleketi felâkete sürüklemiş ise Kuvayı Milliye de aynı şeyi yapacaktır. Türk ve Yunan orduları arasında harbe hazırlık bakımından büyük bir dengesizlik vardır. Kurtuluş askerî değil siyasî alanda aranmalıdır. Ali Kemal’in vatanseverliğini inkâr etmemek tarihe karşı ödenmesi gereken bir borçtur. Sf.198

    Alıntı; Şemsi Paşa, Arnavudluk ve İttihad-Terakki – Müfid Şemsi, Haz; Ahmed Nezih Galitekin, (Nehir Yayınları, Kasım 1995 – Sf. 198) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2006); Ali Kemal, Kemal Paşa’ya muhalif bir gazeteci. Bu tavrından dolayı Sakallı Nurettin Paşa 1922 yılında onu feci şekilde linç ettirdi.