Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İsa Bolatin ve İşkodralı birkaç Katolik Arnavut’un yardımlarıyla 28 Ekim 1912’de Arnavutluk istiklâlini ilân etmeyi başardı. Sf. 44

    Alıntı; Şemsi Paşa, Arnavudluk ve İttihad-Terakki – Müfid Şemsi, Haz; Ahmed Nezih Galitekin, (Nehir Yayınları, Kasım 1995 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsmail Kemal Bey, Balkan harbinin karanlık günlerinde İstanbul’a gelerek Sadrâzam Kâmil Paşa ile görüştü. Buradan Romanya-Viyana-Treyeste yoluyla Draç limanına gitti. Gayesi Sırp ve Yunan ordularını ilerleyişini durdurmak için Arnavutluk istiklâlini Draç’da ilân etmekti.

    Bu şehire varır varmaz eşrafı toplantıya davet etti. Bunlara durumu anlattıktan sonra Arnavutluk istiklâlini ilân etmekten başka çare kalmadığım söyledi. Toplantıda bulunanlar hayret ve endişe içinde afallayıp kaldılar. Kimse ağzını açıp bir tek kelime söylemek kudretini gösteremedi. Bunun üzerine İsmail Kemal Bey müftüye dönerek fikrini söylemesini istedik Müftü de:

    ’’-Efendim, aramızda ahlâk ve irfanıyla hepimizin itimat ettiği Metropolit Efendi vardır, evvelâ onun mütalâasını dinleyelim.” dedi.

    Bunun üzerine derhal ayağa kalkan Rum Metropoliti, Osmanlılık lehine heyecanlı bir nutuk söyledi. Fasih bir Türkçe konuşan ve pek ince bir diplomat olan bu din adamı, sözlerine şunları ekledi:

    “-Ben İzmir’de bir Osmanlı olarak doğdum, görevime başlamadan evvel Osmanlı Devleti’ne ve onun hükümranlık haklarına sadık kalacağıma dair yemin ettim. İşkodra kalesi düşmana kahramanca dayanmaktadır. Harp devam ediyor ve bir sulh imzalanmış değildir. Bu şartlar dâhilinde ben Osmanlı hükümetine ihanet edemem.”

    Metropolit Efendinin bu yaman konuşması toplantıyı altüst etti. Sf. 43

    Alıntı; Şemsi Paşa, Arnavudluk ve İttihad-Terakki – Müfid Şemsi, Haz; Ahmed Nezih Galitekin, (Nehir Yayınları, Kasım 1995 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mart ayında, tarihe sopalı seçimler diye geçen seçim yapıldı. Bu seçimde İttihat ve Terakkinin kazanması, meclise muhalif kimsenin girmemesi için bütün kanunsuzluklar yapıldı. Sf. 34 

    Alıntı; Şemsi Paşa, Arnavudluk ve İttihad-Terakki – Müfid Şemsi, Haz; Ahmed Nezih Galitekin, (Nehir Yayınları, Kasım 1995 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • En son olarak Şemseddin Sami Bey 1879’da Lâtin harflerini esas alarak bazı ilâvelerle bir Arnavut alfabesi hazırlamış ve aynı yıl İstanbul’da basılmıştı. Bu alfabe Sultan Abdülhamid tarafından yasaklanmış olmasına rağmen Güney Arnavutluk’ta yaygın olarak kullanıldı. Meşrutiyetin ilânından sonra alfabe kargaşasına son vermek gayesiyle 1908 Kasımında Manastır’da bir kongre toplayan Arnavutlar 1879 alfabesinde az bir değişiklik yaparak bugünkü Arnavutluk’un resmî yazı sistemi olan alfabeyi düzenlediler. Sf. 22

    Alıntı; Şemsi Paşa, Arnavudluk ve İttihad-Terakki – Müfid Şemsi, Haz; Ahmed Nezih Galitekin, (Nehir Yayınları, Kasım 1995 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abdülhamid yönetimi ile Almanya arasında gelişen dostluk neticesinde, 1899 sonlarında Bağdat demiryolu hattının ön imtiyazının Almanlara verilmesi üzerine, tedirgin olan bir kısım İngiliz çevreleri ile çıkarlarını İngiltere’ye bağlamış olan bazı Osmanlıların; bütün Osmanlı borçlarının ödenmesi karşılığında Filistin’de toprak isteyen ve bu isteklerini elde edemeyen Siyonistlerin desteği, hattâ katılmasıyla Jön Türk akımı birden canlılık kazandı.

    2 Şubat – 9 Şubat 1902 tarihlerinde Paris’te I. Jön Türk Kongresi toplandı. Kongreye Türk, Arap, Arnavut, Kürt, Çerkes, Ermeni, Rum 40 kadar delege katıldı. Sf. 17

    Alıntı; Şemsi Paşa, Arnavudluk ve İttihad-Terakki – Müfid Şemsi, Haz; Ahmed Nezih Galitekin, (Nehir Yayınları, Kasım 1995 – Sf. 17) kitabından birebir alınmıştır.

  • Önceden beri Balkan devletlerinin aralarında anlaşmalarına engel olan şey kilise ihtilâfı idi. Bulgaristan, Rum Ortodoks Kilisesinden ayrılarak millî kilisesini kurdu, Fener Patrikhanesi ise bunu kabul etmeyerek Bulgar Kilisesini aforoz etti. Sırbistan da millî kilise davasındaydı. Karadağ, Sırbistan, Bulgaristan ve Osmanlı Makedonya’sında bulunan okul, manastır, vs nin hangi cemaate ait olacağı hususunda büyük anlaşmazlıklar doğdu ve bu hal Balkan devletlerinin herhangi bir konuda anlaşmasını imkânsız kıldı. Abdülhamid bu anlaşmazlıktan ustaca istifade ederek bu unsurların Osmanlı Devleti aleyhine birleşmelerine mani olmuştu. Meşrutiyet devrinin tecrübesiz idarecileri bu meseleye de el attılar. Onların düşüncelerine göre kilise meselesi, Rumeli de unsurlar arasında daimi bir huzursuzluk konusu oluyor. Bu mesele halledilirse Hristiyan tebaa arasında devlete bağlılık artacaktı. Bunun üzerine Kiliseler Kanunu hazırlandı. Buna göre Ortodoks cemaatine ait dinî bir müessese, o yerde hangi unsur nüfus bakımından çoğunlukta bulunuyorsa ona ait olacaktı. 2 Temmuz 1910’da çıkan kanundan sonra Rumlarla Balkanlılar arasında hiçbir ihtilâf kalmadığından Osmanlı Devleti aleyhinde kolayca birleştiler. Sf. 200

    Alıntı; Şemsi Paşa, Arnavudluk ve İttihad-Terakki – Müfid Şemsi, Haz; Ahmed Nezih Galitekin, (Nehir Yayınları, Kasım 1995 – Sf. 200) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu devirde hakiki fetih, nüfus ve gelirin tahrir edilerek tımar rejiminin oraya yerleşmesi demekti. Bu suretle devlet, toprağı, hakiki bir şekilde ve doğrudan doğruya kendi hâkimiyeti altına alıyor ve en ücra köşelere kadar yayılan bir şebeke halinde maişetleri ve durumları tamamıyla merkezden defterlere bağlı bir eyalet teşkilâtı meydana getiriyor bundan sonra orası gerçek manasıyla bir ‘Osmanlı memleketi’ sayılıyordu. Sf.10

    Alıntı; Şemsi Paşa, Arnavudluk ve İttihad-Terakki – Müfid Şemsi, Haz; Ahmed Nezih Galitekin, (Nehir Yayınları, Kasım 1995 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bedreddin Simavi İsyanı’yla ilgili rivayetler de mevcuttur. Bu rivayetler şimdiye kadar açık şekilde belirtilmemiş ve iddia edilmemiş olmasına karşın Bektaşi – Hurufi tarikatıyla pek de ilgisiz olamaz. Bu isyan, kısmen dini, kısmen sosyal bir hareketti. Bunun programı, dini kaynaşma ve müşterek mallarla ilgili Bektaşi – Hurufi hükümlerini içeriyordu. Hristiyan müritler, coşkulu bir istekle karşılanıyor ve Hristiyanların dininin de hak olduğunu inkâr eden bir Müslümanın, asıl kendisinin dinsiz olduğu açıkça söyleniyordu. Bu esasları içeren bir beyannameyle Sakız’da yerleşmiş olan bir Hristiyan keşişine gönderilmiş olan bir derviş heyeti, onu bu dava uğruna kazanmışlardı. Sf. 105

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunları kırıp, cemaatlerini dağıtmak vacip ve farzdır. Müslümanlardan ölen sa’id ve şehit cenneti âlâdadır ve anlardan ölen hor, hakir cehennemin dibindedir. Sf.169

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • Savaşta yaralanan Börklüce Mustafa daha sonra yakalanarak Ayasuluk’ta (Selçuk) çarmıha gerilerek öldürüldü ve köy köy dolaştırılarak Aydın Sancağı halkına gözdağı verilmek istendi. Börklüce’nin çarmıhtaki cesedi, özelliklere Hristiyanlara yakınlığının karşıtı gibiydi ve adeta Hz. İsa’yı çağrıştırıyordu…

    Sıra Sart’taki Torlak Kemal’e gelmişti. Torlak Kemal’in de kısmi başarıları yeterli olmadı. Torlak da yakalandı ve idam edildi. Sf. 154

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 154) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şehzade Murat (Hüdavendigar) ile sadrazam Bayezid Paşa’nın bulunduğu güçlü bir ordu hazırlanarak Tire’ye gönderildi. Tarihçi Ali de (Kunhul Ahbar) savaşın Tire Ovasında olduğunu belirtmektedir. Küçük Menderes Ovası’nda diğer adıyla Kazovası’ndaki savaş Menakıbname’de de verilmektedir. Buradaki savaşı Börklüce kaybedince, Osmanlı güçleri duruma hâkim oldu. Ancak, Osmanlı güçlerinin ayaklanmacılara duyduğu kin o denli keskindi ki, hareket dışında kalan Türkmen köyleri adeta yerle bir edildi. Kadın, kız, yaşlı, genç denmeden halk kılıçtan geçirildi. Katliam günlerce devam etti. Sf. 154

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 154) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bedreddin’in Tire’ye gelmesiyle kentte ve kırsal kesimde büyük bir canlılığın yaşandığını görüyoruz. Kentteki Hristiyan ve Yahudiler de şeyhe büyük ilgi göstermektedirler. Bu arada Türkmenlerin yoğun ilgisi kentteki Sünni kesimleri ve otoriteleri rahatsız etmeye başlamıştır. Düşünceleri kısa süre içinde köylere değin yayılmakla kalmamış, Tire adeta onu görmek, onunla konuşabilmek için dolup dolup boşalmaktadır. Daha sonra adı Dede Sultan olarak ünlenecek olan Börklüceli Mustafa ile Bedreddin’in Tire’de başlayan birliktelikleri konusunda ne yazık ki geniş bilgi yoktur. Esasen Börklüce Mustafa, Bedreddin’in babasının köyü Eğridere’ye oldukça yakın Kızılbörklü köyünün kurucusudur. Börklüce kimi tarihçilere göre de Bedreddin’in akrabasıydı. Bölgedeki, Bedreddin, Börklüce ve Cüneyd birlikteliği siyasal bütünlük anlamına geliyordu. Sf.150

    Timur’un Tire’deki tahribatı bugün de kentte anonim bilgi olarak yaşamaktadır. Ve ardından Osmanlı’nın Aydınoğulları ile girdiği ardı arkası kesilmeyen sefer ve mücadeleler, Dukas’ın deyimiyle “Halkta derin yaralar” meydana getirmişti. Ard arda ekonomik ve sosyal darbeler yiyen bölge halkı, kurtuluşunu Börklüce eyleminde bulmuş gibi hareketlendi. Bu nedenle Börklüce hareketi inanılmaz genişlik ve canlılık kazandı. Tımar sahipleri ile Sünni kesimler ittifakına karşı Börklüce ve Türkmen birlikteliği arasında çatışmalar kaçınılmaz hale geldi. Sf. 151

    Börklüce Mustafa’nın Menderes Havzaları ile Çeşme yarımadasındaki hâkimiyetine Manisa çevresinde Torlak Kemal’in destek vermesi Osmanlı merkezi otoritesini endişelendirdi. Sf. 153

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 150 ile 153 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bedreddin’in annesi Melek Hatun’un Kara Andon’un kızı Ance olduğu belirtmektedir. Aynı yazar (1) Bedreddin’in, İshak ve İsmail adındaki ağabeyleri olduğunu da eklemektedir. Sf. 120

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2022); Söz konusu yazar Hamit Baldemir.

  • “Bütün âlem kendisini bütünleyen parçalarıyla birlikte sapasağlam bir insan gibidir. Ucu bucağı bulunmayan bu boşluk içindeki, büyük ve küçük herhangi bir şeyin diğerlerine çok kuvvetli bir bağlantısı ve göz ardı edilemeyecek birçok etkileri vardır. Bu âlemin düzenine neden olan şey, onun bu bağlantılı durumu üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu nedenle. “Yer, gök ve diğer yıldızlar bulundukları derecelerden biraz yükselse ya da alçalsalar evrenin düzeni mutlaka bozulur.” diyenler, çok doğru söylemiştir.” Sf. 114

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Yazar, Bedrettin’in eseri Varidat’tan alıntı yapmış;)

    “İnsanların bazısı bazısına, bir kısmı gümüş ve altına veya büyüklüğe ve azamete, bir takımı da yenilecek ve içilecek şeylere tapıyorlar da Allah’a ibadet etmekte olduklarını sanıyorlar. ” Sf.113

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 113 ) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Bedrettin’in eseri Varidat’tan alıntı yapılmış;)

    “Hiç şüphe etme ki, Semavi kitaplarda yazılı veya haberle, yayılı köşkler, ırmaklar, cennet, huri, azap, cehennem ve emsali şeylerin herkesçe malum anlamlarından başka manaları da vardır. Ve onları ancak hakka ermiş olanlar bilirler.”

    “Bu beden için kalım olmadığı gibi, sona erdikten sonra cüzleri için de eski şekli üzerine birleşim yoktur. Gerçi Kur’an-ı Kerim’de ölülerin dirileceği hakkında bazı işaretler geçer. Fakat onlardaki mana başkadır. Yokluğa karışan öğelerin birleşmesi ve evvelki halini bulması değildir. Bu imkânsızdır.” Sf. 111

    “Yine Kur’an’da bahsi geçen huriler, köşkler, ırmaklar, ağaçlar ve emsali şeylerin kâffesi cisim âleminde değil hayal âleminde gerçekleşir.”

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 111, 112 ) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Yazar, Bedrettin’in eseri Varidat’tan alıntı yapmış;)

    “Bütün namazlar ve niyazlar ahlakın düzeltilmesi ve iç yüzün arılanması içindir. Hakiki ibadetin hiçbir kayıt ve şartı yoktur. Herhangi tarzda yapılırsa yapılsın Allah’ın isteğine uygun olur. İnsanlar, Allah’ı hakkıyla bilecek olurlarsa, içlerinden pek az kimse ibadetle uğraşır. Ekserisi ibadetten vazgeçer.”

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 111, 112 ) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hemen belirtelim ki, Tire’deki ibadet mekânı ve kutsallıkla ilgili bir örnek, bunun en güzel kanıtı olsa gerektir. Örneğin, 15. yüzyıl dini yapılarından Şemsi Zaviyesinin alt katı ayazma idi. Osmanlı Döneminden günümüze bu yerin “Üstü mescit, altı kilise” olarak ifadesi hoşgörü mirasının bir kanıtıdır. Ayazmaya gelen Hristiyanlar, burada mumlar yakarlar, dualar ederler, kutsal suyla yüzlerini yıkarlar ve kaplarına su doldurmak için Müslümanlarla birlikte sıraya girerlerdi. Üst katının Müslümanlar, alt katının Hristiyanlarca kutsal olması, iki ayrı inancın aynı mekânda buluşmasının tipik bir örneğiydi. Sf.106

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gezgin İbni Batuta 1333 yılında uğradığı Tire’yi bir ahi kenti olarak anmaktadır.

    Osmanlı Devleti kurulduktan sonra Aydın Sancağı tesis edilmiş ve sancak merkezi de Tire yapılmıştır. Bu sancağın sınırları içine de olaylar coğrafyasının etkin kentleri Karaburun ve Sart eklenmektedir. Sf. 103

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hurufiliğin kurucusu Fazlullah Estrebadi’nin halifesi olan Feyzullah, onlara Hurufiliğin esaslarını ve gizlerinin yanı sıra astronomi ve mantık dersleri de verdi. Bilindiği gibi, Hurufiliğin kurucusu olan Fazlullah Estrebadi, Fazlullah Hurufi olarak da tanınmaktadır. Sf. 82, 83

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 82, 83) kitabından birebir alınmıştır.