Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kur’an’da geçen Arapça cennet sözcüğünün kökeni Tevrat’ta geçen İbranice Gennet olup, Türkçedeki anlamı da zaten bahçe’dir.

    Alıntı; İslam’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü – Cengiz Özakıncı, (Otopsi Yayınları 2004 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Friedrich Engels 1878’de yayımlanan Anti-Dühring adlı kitabında: “Kölelik bulununcaya kadar savaş tutsaklarının ne işe yarayacağı bilinmiyor, bunun sonucu savaşta tutsak alınanlar düpedüz öldürülüyorlardı: daha da eski bir tarihte onları yiyorlardı. Ama sonradan erişilmiş bulunan ekonomik durum nedeniyle, bu savaş tutsakları bir değer kazandılar; yaşamları bağışlandı ve emeklerinden yararlanıldı. Kölelik bulunmuştu. … Kölelik olmasaydı Yunan devleti, Yunan sanat ve bilimi olamazdı, … Roma İmparatorluğu olamazdı. (1)

     … Burjuvazi, tarihte son derece devrimci bir rol oynadı.

    Alıntı; İslam’da Bilimin Yükselişi ve Çöküşü – Cengiz Özakıncı, (Otopsi Yayınları 2004 – Sf. 15 ile 17 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2008); Kölelik düzeni olmamasına rağmen Moğol ve Osmanlı İmparatorlukları kuruldu, Osmanlı medeniyeti yaratıldı.

  • 15 Eylül 1922 Cuma

    Tepecik’e varıyoruz ve biraz sonra Basmane’ye giden Kemer yolundayız. Hıristiyan mahallelerine giden o yolun sağ yanı tamamen yanmışken, karşı taraftaki Türk bölgeleri olduğu gibi duruyor. Yangın sol tarafa da ilerlemiş, ama yayılmamış; Türklerin büyük çabası sayesinde orada durmuş. Bir Türk süvari taburu adım adım ilerlediğimiz bu yol boyunca gidiyor ve kısmen harabe evleri yağmalayan pek çok Türk kadın ve yetişkin genç görüyoruz. Sf. 64

    “Polis Hüseyin herkese birer parça ekmek uzatıyor; insanlar ekmeği neredeyse kapıyor ve iştahla yiyorlar. Biraz sonra, polis bize bir parça ekmek ve küçük bir peynir getiriyor. Alıyoruz ve parasını ödemek istiyoruz. Asker reddediyor; bu yiyecek mahkûm olarak haklarımızdan biri.

    Akşam oldu; karanlık çökmüş ve biz hala polis karakolundayız. Serbest kalma umudumuz yok. Acı düşünceler içindeyiz. Askerler, koltuk altlarında sonradan birbirleriyle paylaşacakları çalınmış mallarla karakola dönüyorlar. Sf. 67

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bazı gizli birliklerin ardından illegal siyasal partilerin kurulması gerçekleşti, bunlar arasında sadece Marksist eğilimli Hınçaklar, Ermenilerin hem Osmanlı İmparatorluğundan hem de Rus Çarlığından bağımsız olması için savaşım veriyor ve bağımsız, cumhuriyetçi bir ulusal devletin kurulması için çaba harcıyorlardı. Buna rağmen Batı Ermenistan’daki kırsal nüfusun geniş kesimleri özellikle tutucu ve siyaset dışı kaldı. Sassun’da 1894 yılında çifte boyunduruğa karşı (yani ağır Osmanlı vergilendirmesine ve Kürtlerin baskısına karşı) meydana gelen yöresel köylü ayaklanması kanlı bir biçimde bastırıldı. İstanbul’daki Ermeni nüfusun düzenlediği bir protesto gösterisi, Sultan II. Abdülhamit’in gerici hükümeti tarafından gerekçe olarak kullanılarak, ülke çapında açıkça hazırlanan kıyım, 300 bin dolayında insanın canına mal oldu.

    II. Abdülhamit’e karşı siyasal muhalefet yürütmekle birlikte, 1908 yılına iktidara gelen Türk milliyetçileri, onun imha çabasını çok daha geniş boyutlara vardırarak, o sıralarda Küçük Asya’da sayıları 2,5 milyon olan en büyük Hıristiyan ulusları Rumlar ve Ermeniler (ve de Süryaniler, y.n.) – terörle sürdüler ya da soykırımla yok ettiler. Sf. 42

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • (1876-1952) Dr. Garabet Haçeryan 1876’da, Türkçe Bahçecik adıyla bilinen, Bardizag‘da doğmuştur. Bardizag adı İzmit (Nicomedia) Sf.13

    1914’de, Bardizaglı 1.500 gençle birlikte Türk ordusuna katıldı ve I. Dünya Savaşı süresince tıbbiye zabiti olarak hizmet etti. İstanbul, Çanakkale, İzmir ve Romanya’daki üstün askeri hizmeti nedeniyle askeri madalyalarla taltif edildi. 1915’de askerlik görevini ifa ederken, Bardizag’ın Ermeni nüfusu katledildi veya tehcire uğradı. Sf. 15

    1922’de, İzmir felaketi sırasında görevi aniden sona erdi. Birkaç gün içinde Dr. Haçeryan işini ve evini kaybetti ve Ermeni olma suçuyla Türkler tarafından tutuklandı. Altı gün boyunca büyük acılar çektikten ve Hıristiyan dostlarının ıstırabına tanık olduktan sonra hapishaneden tahliye edildi.  Sf.15

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Kitabın yazarı Dora Sakayan’ın açıklamaları;)

    “Namus Padişahındır”  ifadesi tecavüz edilenin annesi veya kaynanası tarafından Türk tecavüzcüye, padişahın veya sultanın bir askeri görevlisi olduğunu hatırlatmak ve namus anlayışını uyandırmak içindir.

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1915 teki kitlesel tehcir sırasında Kütahya Valisi olarak görev yapan Kürt Şair Faik Ali Bey, hükümetinin talimatlarına uymayı ve “Ermenilere yardım elini uzatan herhangi birini tevkifle tehdit ve ölüme mahkûm etmeyi.” reddetti.

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 92) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Eylül 1922 Pazar

    İzmir’den ayrılmadan önce sadece Türkler tarafından soyulmadık, aynı zamanda son dakikada, mültecileri kendi paralarıyla güvenli bir bölgeye nakletmek gibi insani amaç taşıyan Amerikan Relief tarafından da soyulduk. Bu sahte biletlerden edinilen kâr, kurtarma Teşkilatının kasasına girmeyecekti elbette, .. Dolayısıyla zaten kanları emilmiş mülteciler bir kez daha soyuluyorlardı.   

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 90) kitabından birebir alınmıştır.

  • 17 Eylül 1922 Pazar

    Etrafıma bakıyorum ve biraz uzakta iki tanıdığı görüyorum. Birisi bir Musevi, adı İshak, Akhisar’dan komşumuz ve İzmir’deki evini doktor olarak birkaç kez ziyaret etmiştim. Diğeri Akhisarlı Hacı Osman adında dini fanatizmi ile tanınan bir tüccar. Her ikisi de bir kahvenin önünde oturmuş çay içiyorlar. .. Askerler, ellerinde elektrik lambaları, kadınların yanına gidiyor ve en çekici olanlara, ardından annelerine ve kız kardeşlerine alenen tecavüz ediyorlar. Kadınların çığlıkları kurbanlarının hayvani askerlerin pençelerinden kurtulmalarına yetmiyor.

    Askerler, ellerinde elektrik lambaları, kadınların yanına gidiyor ve en çekici olanlara, ardından annelerine ve kız kardeşlerine alenen tecavüz ediyorlar. Kadınların çığlıkları kurbanların hayvani askerlerin pençelerinden kurtulmalarına yardımcı olmuyor. Bana o gün, şimdiye kadar dokunulmamış olduğunu söyleyen Arşaluys Köleyan’ı düşünüyorum. Soygun ve tecavüz gece yarısına kadar sürüyor. Tevkif edildiğim günden bugüne kadar bir dakika olsun uyumadım. Sf. 77

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Kitabın yazarı Dora Sakayan’ın açıklamaları;)

    Bu şiddet içeren sürgün ve soykırım zamanlarından kalma, hükümetin baskıcı politikalarına karşı çıkan ve zulüm gören Ermenilere yardım elini uzatan sıradan Türk vatandaşlarına ilişkin etkileyici öyküler de vardır. Polis Hüseyin de bunlardan biridir. Hüseyin’in yardımı olmasaydı Dr. Haçeryan’ın kaderi farklı olabilirdi.

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • 15 Eylül 1922 Cuma…

    Basmane’ye giden Kemer yolundayız. Hristiyan mahallelerine giden o yolun sağ yanı tamamen yanmış iken, karşı taraftaki Türk mahalleleri olduğu gibi duruyor. … kısmen harabe olmuş evleri yağmalayan pek çok Türk kadın ve yetişkin genç görüyoruz.”

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Kitabın yazarı Dora Sakayan’ın açıklamaları;)

    Kâfir, imansız anlamlarına gelen gâvur kelimesi, Türkler tarafından tüm gayrimüslim azınlıklar, özellikle de Ermeniler ve Rumlar için kullanılan alçaltıcı bir addır. Buradan hareketle Gâvur İzmir, kâfirlerin şehri anlamına gelir. “Gâvur İzmir, Türk İzmir oldu.” cümlesi, Türkiye’nin “Türkiye Türklerindir.” şeklinde özetlenebilecek nihai amacına işaret eder. Bundan ötürü, hiç kuşku yok ki, yangın “Avrupa mahallesini yaktı ve Türk mahallesini sapasağlam bıraktı.” Toynbee.

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Kitabın yazarı Dora Sakayan’ın açıklamaları;)

    İzmir, soykırıma ve genel tehcire tabi tutulmadığı için, soykırımdan sağ kalan öksüz ve yetimler de dâhil olmak üzere, 1922’ye kadar Türkiye genelindeki tüm mülteciler için bir sığınak yeri olmuştu.

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • 9 Eylül 1922 Cumartesi.

    “Vapurlar, yaklaşan Türklerden korkarak İzmir’e sığınmak isteyen Kokoryalı’lı (Güzelyalı) Hıristiyanlarla hemen doluyor. Vapurda, Musevilerce yayınlanan ve Mustafa Kemal’i ve muzaffer ordusunu överek esir düşen binlerce Yunan askerinin hikâyesini anlatan Fransızca bir gazete okuyorum.” Sf. 47

    “Şapkamı eve bıraktım ve fes giydim. Yeleğime Osmanlı askeri şeref madalyasını ve altın renkli bir hilal taktım. Vartuhi kollarımda. Çocukların her biri bir bohça taşıyor.” Sf. 49 

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Kitabın yazarı Dora Sakayan’ın açıklamaları;)

    Himaye sistemi, Osmanlı Hükümetinin tebaalarına, yabancı konsolosluklarda ve işyerlerinde hizmet görmeleri karşılığında, Avrupa himayesi sağlıyordu. Himaye altındakiler, vergi ödeme, askerlik ve anavatanlarının adli yetkisinden muafiyet de dâhil olmak üzere, yabancılar statüsünden yararlanıyorlardı.

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • 13 Eylül 1922 Çarşamba….

    İçimizde artık umut kalmadı, mahvolmamız sadece an meselesi. Rıhtımın karşısındaki binalarda bulunan Pasaport dairesi (pasaport semtine adını veren bina) bir saat içinde bir kül yığınına dönmüştü. Rıhtımdaki (Kordondaki) tüm muhteşem binalar, meşhur Carpet te Oriantale Enstitüsü, Spor Kulübü, Theatre de Smyrne, Kramer Palas ve diğer eski binalar birkaç saat içinde ateşlere yenik düştü. İskelet halindeki duvarların çökmesinden kaynaklanan büyük gürültüler ve korkunç sallantılar uzaklaşıyor ve bizler, ölümün ürpertisini duyarak, kendimizi kıyamet günü kurbanları gibi görüyorduk.

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 56, 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1922’den beri tanıkların ifadelerini temel alan çeşitli kaynaklar, İzmir’in Ermeni bölgesindeki yangının 13 Eylülde Türkler tarafından başlatıldığını doğrulamaktadır. Nihai amaç, İzmir’deki Hristiyan unsurun tamamen bertaraf edilmesiydi. Yangının kentte kalmaya devam eden Ermenileri paniğe uğratacağı ve onları evlerinden çıkarmaya zorlayacağı bekleniyordu. Yanarak ölen yüzlerce Ermeni’nin yanı sıra 1.500 Ermeni evi ve dükkânının tahrip olduğu tahmin ediliyor.

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 55, 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • 11 Eylül 1922 Pazartesi.. 

    Franka bölgesinden geçiyorum: Dükkânlar kapalı. Türk ve Musevi dükkânlarında Türkçe harflerle İslam veya Musevi yazılı. .. Yunan işgali sırasında, kırmızı fesli Türkler sokaklardaki binlerce insanın arasında dikkat çekiyorlardı: o günlerde, seslerini yükseltmeye cesaret edemezlerdi. Şimdi şehrin mutlak hâkimleri olduktan sonra, azınlıkta kalan şapkalılara tepeden bakıyorlar

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • 3 Eylül 1922 Pazar.

    Yunan orduları, yolları üstünde mezalimler uygulayarak, terk ettikleri şehirleri ateşe veriyorlar. Alaşehir, Nazilli, Kasa vb. gibi yerleşim yerleri birbiri ardından yerle bir edildi.

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi) – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • 10 Eylül 1922 Pazar

    …. Yolda, Haynots’un yağmalanmış, kadın ve kızların ırzına geçilmiş ve Surp Stepannos kilisesi ile Patrikliğin, Türk ayak takımı ve askerinin muhasarası altında olduğunu söyleyen yabancı ülke vatandaşı Ermenilerle karşılaşıyoruz. .. Dükkânlar da yağmalanmış. Açık olan evleri yağmalayan Türk askerlerini görüyorum. … Rıhtıma varmak için Hidroterapi sokağından geçmeye çalışıyorum. … O, ister ittihatçı veya İtilafçı, ister Sultan Hamid veya Kemal maskesi altında olsun, hep aynı, kana susamış yaratıklardır.   

      Önce Balıkçıyanlar’ın, kapıları kırılmış ve mobilyaları avluya dağıtılmış evini görüyorum. Evin Büyük Meydan’a bakan kapıları teker teker kırılmış ve her yer kan izleriyle dolu. Dükkânlar da yağmalanmış. Açık evleri yağmalayan Türk askerlerini görüyorum. Piskoposluk alanından gelen silah seslerini duyuyorum ve Türk askerlerinin etrafında dolaşan Fransız askerleri görüyorum. Yanımdan geçen mahalli Türkler ve askerler görünüşüme bakarak beni Türk zannediyorlar.” Sf. 50, 51  

    Alıntı; Bir Ermeni Doktorun Yaşadıkları (Garabet Haçeryan’ın İzmir Güncesi – Dora Sakayan, Ç: Atilla Tuygan (Belge Yayınları 1. Baskı Ocak 2005 – Sf. 50, 51) kitabından birebir alınmıştır.