Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Esasen, ailesi Selçuklu soyundandır ve bu nedenle gerek dedesi Abdülaziz gerek babası İsrail yönetici ve lider sıfatıyla seçkin bir konumda bulunmaktadırlar. Sf. 81, 82

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 81, 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bugünkü Aydın ilinin adı Güzelhisar’dır. Sf. 78, 79

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 78,79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Olayların hazırlık kenti ve strateji belirlemede Tire başta olmak üzere, Karaburun ile Manisa (Sart) ve Edirne’nin hangi nedenlerle olaylarda belirginleştiği bir bakıma daha açık anlaşılacaktır. Bedreddin’in Tire’yi karargâh seçiminde, tarihçilerin, salt Alevi ağırlıklı bir kent yorumu pek inandırıcı gelmiyor. Anadolu’da Alevi ağırlıklı başka kentler yok muydu da, Bedreddin Tire’yi seçti? Bu gerekçeye katılanlar arasında Prof. İsmail Hakkı Uzunçarşılı da yer almaktadır. Sf. 65

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1531 tarihli belgede, Sart’taki İsrailli yerleşiminin “Kadim ül eyyamdan” oldukları ve “Avarız-ı divaniye” vermedikleri vurgulanmaktadır ki, bu da fetih dönemlerinin yerleşimi olduğunu göstermektedir. Bedreddin’in babası İsrail’in adeta Küçük Menderes, Çeşme yarımadası ve Manisa çevresinde geniş bir egemenlik alanı bulunmaktadır. Özellikle Manisa Sart’taki Torlakların Kütahya’ya kadar yayıldıklarını “Menakıpname” de değinmektedir. Torlak Kemal büyük olasılıkla buradaki cemaatin önde gelen adıdır. Onu bir kısım tarihçiler “Yahudi” olarak ele almaktadırlar. Bunlar, Lütfi Paşa, Cevdet Paşa, Abdurrahman Şeref Bey ile Hammer’dir. Sf. 59, 60

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 59, 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bezmi Nusret Kaygusuz, II. Meşrutiyet Döneminin aydınlarındandır. 1890 yılında İzmir’de doğan Kaygusuz, Osmanlı Demokrat Parti Genel Sekreterliğinde bulunmuş. Milli Eğitim Bakanlığı başmüfettişi olarak da görev yapmıştır. (Maarif Nazırlığı Ser Müfettişliği) Diğer taraftan kaymakamlık gibi idari birim yöneticilikleriyle de tanınmaktadır. 1950 yılında devlet hizmetlerinden ayrılmıştır. 1955 yılında anılarını içeren. “Bir Roman Gibi” adlı kitabını ardından da oldukça değerli “Şeyh Bedreddin Simavnei” adlı “Varidat” çevirisini de kapsayan çalışmasını yayınlamıştır. Özellikle, Bedreddin üzerine yazdığı kitap “Menakıpnameden sonra başvurulabilecek en kayda değer kaynaktır. Sf. 54

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gerek Bedreddin’in babası İsrail’in Eğridere, gerek Börklüceli Mustafa’nın Kızılbörklü Köyü birbirine yakın köylerdir. Bu nedenle Tire’de bir araya gelmeleri rastlantı değildir. Sf. 54

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Olasılıkla, Börklüce Mustafa, Tire’nin Aydın Güzelhisarı’na sınır Kızıl Börklü köyünü yerleşime açan bir Selçuklu emiridir.

    Börklüce Mustafa’nın bir diğer lakabı da “Gümlüzade” dir. Bu da büyük bir olasılıkla Aydın Dağlarının diğer tarihi adı olan Güme Dağı’ndan galat olmalıdır. Sf. 53

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • II. Meşrutiyet Dönemi tarihçisi olan Murat Bey aslen Dağıstan Türklerindendir. Mizancı Murat Bey adıyla ünlenen tarihçimizin asıl adı Mehmet’tir. Siyasi nedenlerle Rodos Adasına kürek mahkûmu olarak sürülmüş, kitabını da burada yazmıştır. Murat Bey’in ayrıca “II. Meşrutiyet Dönemi Hatıraları” kitabı da ilgi çekici özelliklere sahiptir. “Tarih-i Ebul Faruk” cesur yaklaşımları ve yorumlarıyla dikkati çekmektedir. Hatta Osmanlı tarihçileri için “Ne söylediklerini bilmeyen vakanüvislerimiz” ifadesini kullanabilmektedir. Sf. 50

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 50) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihi Ebü’l Faruk’tan aldığımız Börklüce’nin söylemleri, toplumsal paylaşım ilkesinin tebliği niteliğindedir.

    “Cenabı Hak dünyayı yaratmış, insanlara bahşetmiştir. Erzak, melbusat (elbiseler), davar, arazi ve bütün toprak mahsulleri umumun müşterek hakkıdır. İnsanlar hilkaten ve tabiaten müsavidirler. Birinin servet toplayıp biriktirmesiyle diğerlerinin ekmeğe bile muhtaç kalması ilahi maksada muhaliftir. Her şeyin çift olarak halk edildiğine, madde ve ruhun varlığa vücut verdiğine, müspet ve menfi kuvvetlerin münasebetiyle hayat ve hareketin uyandığına, karı ve kocanın birleşmesinden insanlığın doğmakta olduğuna göre, nikâhlı kadınlar iştirakten müstesnadır. Bu birlik haricinde kalan her şey insanların müşterek malıdır. Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim. Sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Emlakimizi karşılıklı tasarruf edebilmeliyiz.”

    “Allah, vaz‘ ettiği (emrettiği) kanunlardan hakkı ile istifade etmek için insana akıl ve iz’an vermiştir. Herkes, kendi aklının muhiti dairesinde (aklının kapasitesi içerisinde), Allah’ın emirlerini kabul eder. Birinin muhiti itikadı (inançsal çevresi), diğerlerininkine benzemediği için cebir ve şiddet göstermek muvafık (uygun) değildir. Fikir ve vicdan tabiat düzenliğinin mahsulüdür. Cebrin tesirinden masundur (dokunulmazdır, korunmuştur). Gerek Müslümanlıkta, gerek Hristiyanlıkta ulemanın ve papazların hataları ile nice bidatler ihdas olunmuştur (uydurma kurallar yaratılmıştır). Bunlar kaldırılırsa, din, bir olur. Hristiyanların Allah’a ibadet ettiklerini inkâr eden dinsizdir. Müslüman, Hristiyan, Musevi, Mecusi hep Allah kuludur, birdir, kardeştir. Aralarında sevgi ve uhuvvet (dayanışma) bulunması şarttır. Onların ihtilat (biri birlerine karışmaları) ve muhabbetleri sayesinde hak batıla galebe eder. Matlup ve gürültüsüz, kendiliğinden hâsıl olur.

    Zulüm ve tegallüb (zorbalık) mahsulü olan bir hükümetin tecavüzlerini görmek ve emirlerine itaat etmek katiyen caiz değildir. Saray, saltanat, Yeniçeri ve muharebe hep zulüm eseridir. Tekkeler, dervişler, âlimler de zulüm ve tegallüb mahsulüdür (zorbalık ürünüdür). Onlar da zulüm ve tagallübe alet oluyorlar. Hükümet, zaman-ı saadette (peygamber zamanında) olduğu gibi millet tarafından intihap olunmalıdır (seçilmelidir). Herkes tam bir hürriyet içinde kendi fikir ve mesleğinin (ideolojik yönünün) sahibi olabilmeli, komşusunun meslek ve mezhebine hürmet etmelidir.” Bu öğretinin temel prensipleri, Bizanslı Tarihçi Dukas ve Tarihçi Murat Bey tarafından bize iletilmektedir. Tarihçiler daha çok Börklüce Mustafa üzerinde durmakta, Manisa’daki Torlak ayaklanmasıyla ile ilgili açıklamalara ise çok az yer vermektedirler. Bunlardan Dukas, dönem tarihçisidir ve Börklüce olayları sırasında henüz 20 yaşlarında bulunmaktadır ve üstelik “Olaylar Coğrafyası”na oldukça yakın olan Yeni Foça’da oturmaktadır. Dukas, olayların başlangıcı ve gelişimi ile ilgili bilgi verirken. Şeyh Bedreddin‘den söz etmez. Börklüce’yi olayların sahibi olarak görür ve onu “Perklîçia” olarak niteler. Sf. 49, 50, 51

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 49 ile 51 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahmet Refik’in yayınlamış olduğu 16. yy. a ait belgelerde bu gerçeği görmek daha olasıdır. Sancaklara ve kazalara gönderilen buyrultularda ise, “Ehli Bidat” taraftarlarının temizlenmesi istenmektedir. İslamiyet’e aykırı “Kelimat” kullanma gibi bir gerekçeye dayandırılan buyrultular, Anadolu ve Rumeli’yi adeta dolaşmaktadır. Örneğin, 1559 tarihli bir buyrultudaki içerik “Şer’i şerife aykırı” olarak nitelendirilen Işık ve Kızılbaş gibi unsurları hedef almaktadır. Sultan buyrultularından kadılara uzanan bu yazımlar “Memaliki mahrusemde (korunmuş olan memleketimde) ışık taifesini komayasın” gibi açık bir savaşa dönüşmektedir. Tüm bu takibata karşın, bugün Anadolu’da varlığını sürdürebilmiş Işık ve Işıklar köylerinin sayısal yoğunluğu dikkate alınacak olunursa, taraflar arasındaki savaşın ciddiyeti kendiliğinden anlaşılır. Sf. 44

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tac-üt Tevarih yazarı Hoca Sadeddin Efendi ise olaylarla ilgili bilgi verirken, Türklerle ilgili ilginç bir saptama yapmayı da unutmamıştır;

    “Börklüce Mustafa ise Musa Çelebi olayından sonra, .. Aslen İran kökenli bir aileden gelen vakanüvis Hoca Sadeddin “Kötü Soylu Türkler” diyebilecek kadar ileri de gitmektedir. Naima ise “Çirkin suratlı Türk” ve “Kaba Türk” gibi aşağılayıcı ifadelerle sürece katılmaktadır. Hammer de, Sultan Çelebi Mehmet’i “Türkmen asilerin korkunç düşmanı” olarak sunmaktadır. Dukas da duygusallık içinde görünmektedir ve Türklere yönelik ifadeleri acımasızdır. Hatta Türklere “Dinsizler” derken, “Bu millet bütün cinsler üzerinde sınırsız, engel tanımayan dürtülere sahiptir. Bütün ırklardan daha günahkârdır. Şehvet düşkünü ve sonu gelmeyen sefahatlerle o kadar yanıp tutuşmaktadır ki, hem doğaya uygun biçimlerde hem de doğaya aykırı biçimlerde dişilerle, erkeklerle, atlarla şuursuzca birleşmektedir.” diye yazabilmektedir. Türklere bu olumsuz bakış adeta sürecin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Tarihçi Aşıkpaşazade, Osmanlı sosyal düzenindeki bozulmaların nedenini Rüstem Bey’e bağlarken “Türk Rüstem geldi, düzen bozuldu” diyebilecektir. Sf. 42, 43

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 42, 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • Büyük olasılıkla, Bizans’ın manastır sistemini esas alan bu kurum, onun kadar organize ve işlevsel değildi. Başlangıç yıllarında oldukça küçük yapılar olarak ortaya çıkmıştı. Kentlerde ve kırsalda manastırlar örneğinde olduğu gibi çığ gibi büyüyen zaviyeler, güvenlik, konaklama, yemek ve tarikatın evleri olarak dar bir işlev alanıyla çalışmaktaydı. Zaviyelerde bir zaviye şeyhi bulunurdu. Bizans manastırlarının mal varlığına ve bağışında olduğu gibi zenginleşen bu kurumlar, otorite üzerinde de güç sahibiydi. Sf. 37

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada kalanlar askerlik yapmaz, vergi vermezlerdi. Bu nedenle çoğu kez manastırlara sığınmalar bu gerçeklere dönüktü. Bu kurumlar cinsel perhizi esas alan, ruh ve beyinlerin ilahilerle, dualarla beslendiği evlerdi. Kurumun, vücudun herkesten saklanması, kimse tarafından görünmeme ilkesi, yıkanmaları da engelliyordu. Bu yüzden aylarca hatta yıllarca yıkanmayan keşiş, rahibe ve manastır personeli vardı. Hatta kimi kaynaklar, vücudun ölümü halinde ancak çıplak görünebildiğini ileri sürmektedirler. Genel öğreti, keşişlerde kadınlara, rahibelerde ise erkeklere tiksinti duyulmasını gerektiriyordu. Sf. 36

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 36) kitabından birebir alınmıştır.

  • Manastırlar, başlangıç yıllarında daha basit ekonomik ve sosyal temel sorunları çözücü konuk evleri olarak ele alınmışlardı. Tarihsel kayıtlar, manastırların başlangıç yıllarını M.S. 3. Yy’a değin indirmektedirler. Bu kurumlar, Hristiyanlığın baskı gördüğü yıllarda, dağ başlarında, çöllerde ve ıssız yerlerde gizlenen ibadet evleri olarak ortaya çıkmışlardı. Sözcük, “Yalnız Yaşam” karşılığını içeriyordu. Sf. 35

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mizancı Murat Bey, başkaldırıda önemli bir kurumlar gerçeğini yakalayan ve bu kurumlara dikkat çeken bir tarihçimizdir. Bu hareketin önemli odak noktalarından başlıcası olan tekke ve manastırların, Börklüce tarafından hedef kurumlar olarak ortaya konmasındaki nedene dikkat çekmektedir.

    Ayaklanmacılar, “Camilere, kiliselere ve sinagoglara dokunmuyorlardı. Ancak, Tekkelere ve Manastırlara aman vermiyorlardı. Sf. 34

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İnsanlarla yaşamak zordur. Çünkü susmak zordur.” Nietzsche Sf. 33

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 33) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Birgivi) El, göz, kulak, dil ve ayak gibi çeşitli organlarla işlenen günahlar dizisine ilginç eklemeler yaparak, adeta günlük yaşamı çekilmez hâle getirmektedir. Mendil kullanmaya karşı çıkmasının yanı sıra giyilecek elbiselerdeki sarı ve kırmızı renklerine dahi karışan Birgili, tutucu dünya görüşüyle adeta özdeşleşmekte, Anadolu’nun Gazali’si olmaya heveslenmektedir. Şarkı, raks ve semaları dine aykırı bulan Birgili’nin önünü yine dönemin ünlü Şeyhülislamı Ebussuud Efendi kesmiştir. Sf. 30, 31

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı’nın beylikten devlete geçişinde ve hatta daha sonraki süreçte dahi yararlandığı kadrolar, başta Aydınoğulları olmak üzere Karesi ve Saruhan kaynaklıdır.

    Bunların da önemli bir bölümü Aydın Eli topraklarından akıp gelenlerdir. Ve bu akışta Tire önemli bir kaynaktır. Sf. 16

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • Menakıpname yazarının üzerine basarak, birden fazla yerde değinmek ve dikkati çekmek için anlatım aralarına aldığı “Ulu Türk” (Türk’ün Ulu’su) vurgusu bu oluşumlara özellikle eklenmelidir. Sf. 13

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tebliğlerdeki asıl keskin bakış “Yiyecek, giyecek, hayvan, arazi ve ürünler toplumun ortak malı olmalıdır.” ifadelerini kapsayan ideolojik söylemde yatmaktadır.

    “Cennet, cehennem bu dünyadadır, ölümden sonra dirilme yoktur. Her ne kadar Kur’an’da böyle bir ifade varsa da onun anlamı başkadır” diyen Bedreddin, Sf. 10

    Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.