Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bir gün gelecek dünya, kültürsüz, fakat enerjisi yüksek bir insanlığın eline geçecek.  …  İnsanlık her zaman mücadeleyle büyümüştür.  Sürekli barış, insanlığın mezarlığını hazırlar.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 118) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Bir millet gerçek bir devlet adamını uğurlu günlerde ortaya çıkarır, …  Halk seçkin dehalara içgüdüsel olarak düşmandır.  …  Dünya kurulduğundan bu yana olağanüstü ne varsa, tümü bireysel girişimlerin sonucudur.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • Basın basit ve ciddiyetten uzak bir olayı, önemli biri devlet sorunu haline getirmeyi birkaç gün içinde kolaylıkla beceriyordu.  Çok kısa zamanda önemli bir sorunu milletin belleğinden silecek şekilde yaptığı yayınlarda başarılı oluyordu.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Yöneticiler) Samanla dolu kafalar arasında, bir değer taşıyan bir kafaya tahammül edemezler ve ona karşı ortak bir kinle saldırıya geçerler.  Bunun sonucu şudur ki, yönetici sınıf gitgide akıl yoksulluğuna düşer.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çoğunluk, ahmakları olduğu kadar alçakları da temsil eder. 

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • Artık Marksizm’in bütün ayrıntıları benim için açıktı ve dikkatli gözlerim, bu doktrinin gelişmesini rahat rahat görebiliyordu.  …  Yahudiler amaçlarını satırların arasına gizler.   Marksizm ve Yahudilik doğanın uyduğu aristokratik ilkeleri reddediyorlardı.  Bunlar güç ve enerjisini sonsuz imtiyazı yerine sayısının üstünlüğünü kabul ediyorlardı.  …  milletimi Yahudi’ye karşı korumakla, Tanrı’nın eserini korumuş oluyorum. 

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 60, 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sosyal demokrasi basınının özellikle Yahudiler tarafından kontrol edildiğini ve yönetildiğini zamanla fark ettim.  ..öbür gazetelerde de durum aynıydı.  …  Bulabildiğim bütün sosyal demokrat broşürleri okudum, imza sahiplerinin hepsi de Yahudi’den başkası değildi.  Hemen her işte şef olanların isimlerini saptadım. Bunların çoğu da Yahudi’ydi.  …  Irkımızın şeytanını artık biliyordum.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 57, 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • Basındaki yazarların hepsi Yahudi’ydi.  …  Övgü dolu tiyatro – sinema eleştirileri yalnızca Yahudi olan yazarlar içindi.  …  Müstehcen yazılar, bayağı tefrikalar gırla gidiyordu.  …Yahudilerin fuhuşta ve özellikle beyaz kadın ticaretinde önemli rol oynadıklarını saptadım.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 55, 56) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Bu ırkın.. bu heriflerin suya karşı ne kadar az yakınlıkları olduğu yüzlerine bakılınca, hatta hatta çoğu kez yanlarına gözünüz kapalı olarak bile yaklaşınca hemen anlayabilirdiniz. 

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • Böylece burjuva partileri, sendikaların kurulmasına olanak veren koşulları hazırladı ve bu örgütler Sosyal Demokrat Parti’ye taraftar toplayan bir güç haline geldiler.

    İşçinin sosyal haklarını savunacak ve ona daha iyi hayat koşulları sağlayacak olan sendikalarla, sınıflar arasındaki siyasi mücadeleyi kızıştıran ve bunu partiye hizmet için yapan sendikaları birbirinden ayırt etmeyi öğrendiğim zaman henüz yirmi yaşındaydım.  Sosyal demokrasi, sendika hareketlerinin büyük gücünü anlamıştı.  Burjuvazi ise bu örgüte de

    ğer vermediği için siyasi konumunu yitirdi.   Hatta bu örgüte engel olacağını sandı.  Sendikaların, kuruluşları itibarıyla vatan fikrini ortadan kaldıracağını düşünmek ve bunu iddia etmek yanlıştı. 

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 43, 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sosyal demokratların işçiden yana çalışmaları o günlerde benim hoşuma gidiyor ve bu yüzden beni bu partinin sempatizanı olmaya zorluyordu.  Beni bu partiden uzak tutansa, sosyal demokratların Avusturya sınırı içindeki Almanların korunması için yapılan mücadeleye karşı çıkmasıydı. 

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 38, 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilinçli okur, hayat mücadelesi sırasında ani bir şeyle karşılaşırsa, belleği yıllar önce de olsa çok eskiden elde ettiği düşünce ve bilgiyi onun zihnine getirir.  Muhakeme sahibi olan kişi de hemen bu bilgi ve fikirleri mantığına göndererek olay karşısında tavır alır.  İşte okuma böyle yapılırsa yararlı olur. 

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Saygı duymak için bilmek şarttır.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  •  …düzeltilmesi ve eğitilmesi olanaksız hale gelmiş olan çocukları sert ve biraz da kaba bir kararla ortadan kaldırmaktır.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 33) kitabından birebir alınmıştır.

  • Açlık, beni terk etmeyen, benimle her şeyi paylaşan bir dost gibiydi.  Bunda satın aldığım bir kitabın payı büyüktü.  Çok, pek çok okuyordum.  …  Çoğunlukla yüksek sosyal seviyedeki kişiler kendi yurttaşları arasında basit seviyede kalmış olanları, sonradan görmüş olanlara kıyasla daha az kötülerler.  Burada sonradan görmüş olarak vasıflandırdığım sınıf, kendi olanaklarıyla durumunu düzelten kimselerin topluluğudur.  İşte bu topluluğa ait bir kişi hayatın her türlü acılarıyla tanıştığı için, geride bıraktığı basit sınıf mensuplarına karşı her türlü acıma hissini yitirmiştir.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarih okumak, tarihi olayları doğuran ve gerektiren şeyleri öğrenmek ve araştırmaktır.  Asıl beceri şuradadır; önemli olanı saklamak, ayrıntıları ise unutmak.  Tarih dersinin öğretim ve sınavlarında bunu anlamış bir hocanın öğrencisi olmam, benim genç yaşta ihtilalci olmama neden olmuştur. Sf. 22

    …  Alman ırkının kurtuluşu, Avusturya’nın yok olmasına bağlıydı.   Milli duyguyla, bir hanedana bağlılık arasında hiçbir ilişki göremiyorum.  Habsburglar hanedanı Alman milletinin yıkımına neden olacaktı. Sf. 23… Vatanım olan Alman Avusturya’ya büyük ateşli bir aşk; ancak Avusturya Devleti’ne karşı derin bir kin ve düşmanlık duyuyordum. Sf. 24

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 22 ile 24 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hatiplik yeteneğim, çocukluk arkadaşlarıma söylediğim çok az ikna edici, daha doğrusu kandırıcı nutuklarla gelişmeye başladı.  On iki yaşımdaydım, bir gün ressam olmam gerektiğine karar verdim.

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 15 ile 18 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanların kitaplardan çok hitaplarla elde edildiğini asla unutmuş değilim: Tarihin kaydettiği bütün büyük hareketler, yazarlardan çok hatiplerin eseridir. 

    Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda Yayıncılık 2. Basım Ekim 2004 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • II. Abdülhamid; 23 Aralık 1876’da Birinci Meşrutiyet’i ilan etti, ancak 13 Şubat 1878’de Osmanlı-Rus Savaşı’nı bahane ederek Meclis’i dağıttı.   

    Ahmed Tevfik Paşa: Osmanlı İmparatorluğu’nun son sadrazamı (Kasım 1920) olarak tarihe geçti.    

    Akgöl (Eyüp Sabri), Bleda (Mithat Şükrü):  Mustafa Kemal’in emri üzerine 1935’te Sivas mebusu seçildi.  Masondu.    

    Çetinkaya (Ali): Kel Ali de denir (Afyon 1878-İstanbul 1949).  Ayvalık’ta Yunanlılara karşı direniş cephesi kurdu.  TBMM çatısı altında meslektaşı Deli Halid Paşa’yı vurarak öldürdü.  Suçsuz bulundu.  İstiklal Mahkemesi Başkanlığı yaptı.  1926’da Atatürk’e suikast düzenledikleri iddiasıyla birçok arkadaşının idamına karar verdi.  Bayındırlık (1934) ve Ulaştırma bakanlığı (1940) yaptı. 

    Emanuel Karasu:  “Macadonia Risorta” adlı mason locasının üstadı âzamıydı.  İttihat ve Terakki’nin Selanik kolunda çalıştı, hareketin mason localarınca korunmasını sağladı.  İhtilalden sonra, yabancı, özellikle İngiliz yorumcular tarafından, İttihat ve Terakki’nin liderlerinden ve “habis ruhlarından” biri olarak nitelendirildi.      

    Enver Paşa: İkinci Meşrutiyet’in ilanın için Manastır Milli Taburu’yla birlikte dağa çıktı.  Bu olaydan sonra şöhreti “Kahramanı Hürrriyet” olarak bütün ülkeye yayıldı.  “Suavi” takma adını kullandı.    

    Filibeli Hilmi: İttihat ve Terakki fedailerinin birçok yönden tipik bir örneğidir.  Teşkilatı Mahsusada görev yaptı.  Birinci Millet Meclisi’nde Ardahan mebusuydu.  Mustafa Kemal Paşa’ya düzenlenen İzmir Suikastının düzenleyicilerinden olduğu gerekçesiyle yargılanıp asıldı. 

    Halaskâr Zabitan Grubu: İttihat ve Terakki’ye karşı bazı subaylar tarafından kurulan cunta.  Belli başlı elemanları Tevfik (Burunsuz), Satvet Lütfi, Dr. Rıza Nur, Melami Şeyhi Terlikçi Salih’tir.  Grubun gayesi; İttihat ve Terakki istibdadını yıkmak ve orduyu siyasetten uzaklaştırmaktı.  1912 yılında harekete geçtiler. Şûrayı Askeri reisliğine, bu kanalla padişaha sunulan bir beyannameyle, İttihat ve Terakki hükümetini istifaya zorladılar.    

    Hasan Fehmi: Gazeteci, İttihat ve Terakki aleyhtarı yayınalar arasında sözünü en esirgemeyen gazete olan ‘Serbesti’yi çıkardı. 7 Nisan 1909’da Galata Köprüsü üzerinde öldürüldü.  Bu olay, 31 Mart Ayaklanmasının başlangıcı oldu.     

    Hürriyet ve İtilaf Fırkası: Siyasi partidir. İlk reisi Damat Ferit Paşa’dır.  Fırkanın amacı, memlekette çok partili liberal temsilî meşrutiyeti kurmak, İttihat ve Terakki’nin siyaset tekelini frenlemek hatta kaldırmaktı.  Fırka doktrini iki esaslı fikir üzerine kuruluydu: Osmanlıcılık ve âdemi merkeziyet prensibi. Meşrutiyet’in son seçimine (1919) katılmadı.     

    Hüseyin Hüsnü Paşa: 31 Mart Ayaklanmasında (1909) isyancılara karşı yürüyen Hareket Ordusu’nun kumandanlığını yaptı.  Bu görevini Yeşilköy’de Mahmud Şevket Paşa’ya devretti.  Ordu ile politikanın birbirine karışmasına şiddetle karşıydı. Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar’ın dedesidir.

    İsmail Canbulat:  İttihat ve Terakki’nin asker kanadının ilklerindendi.  İzmir Suikastıyla ilgili görülerek İstiklal Mahkemesi’nce asıldı. 

    Karabekir (Kâzım):  Bektaşi’ydi. 

    Kuşçubaşı Eşref: 1907’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. En ünlü fedailerden biriydi. Teşkilatı Mahsusa’nın ilk başkanı oldu.  150’likler listesine alınıp sürgüne gönderildi. 1936’da affedildi. Vefatından bir süre önce hatıra ve dokümanlarını Salihli’deki çiftliğinde yaktı.      

    Kut (Halil): Enver Paşa’nın kendisinden küçük amcası.  İttihat ve Terakki Cemiyeti ile Teşkilatı Mahsusa’nın fedaisiydi.   

    Nazım Bey: Doktor Nazım ve Selanikli Nazım da denir. Meşrutiyet’in ilanından sonra perde arkasında çalışmaya devam etmeyi tercih etti. 1911’e kadar Cemiyet’in genel sekreterliğini yaptı.

    Noradunkyan (Gabriel): Ermeni asıllı, Sultan Aziz’in fırıncı başısı Mikael Noradunkyan’ın oğludur.    

    Okyar (Ali Fethi): 1911’de İttihat ve Terakki Fırkası kâtibi umumîsi oldu. Başbakanlık görevinde bulundu (Kasım 1924-1925). Londra büyükelçiliği (1931-1939) ve Adalet bakanlığı (1939-1941) yaptı.    

    Orbay (Rauf): Başbakanlık (1922-1923) yaptı.  1926’dan 1936’ya kadar yurtdışında yaşadı.    

    Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti: 1889’da adı duyuldu.  Askerî Tıbbiye öğrencileri tarafından kuruldu.  Asıl İttihat ve Terakki Cemiyeti 1906’da Selanik’te 3. Ordu subaylarının girişimiyle kuruldu.  Merkezi Selanik sayılıyordu.  İttihat ve Terakki önce Osmanlıcılığı benimsedi, sonra Türkçü ve Türkleştirici bir politika izledi.      

    Prens Sabahaddin: Siyaset adamı ve toplumbilim kuramcısı (İstanbul 1878-Colombier, Neuchâtel 1848). Babası Damat Mahmud Paşa (1855-1903).  İttihatçı aleyhtarlarının lideriydi. 

    Resneli Niyazi: Kolağası Niyazi de denir.    

    Süleyman Askerî: Asker (Prizren 1884-Basra 1915). 1914’te Basra valisi tayin edildi.  İngilizlere karşı savaşmak üzere Teşkilatı Mahsusa Müfrezesi kurdu, savaştı ama yenildi. Yenilgiyi hazmedemedi, intihar etti.   

    Talat Paşa: Sadrazam (Edirne1874-Berlin 1921). Annesi ve babası Türkmen’dir. Muhalifleri Kıptî (Çingene) olduğunu iddia etmişler. 1913-1917 yılları arasında Dâhiliye nazırlığı, 1917-1918 yılları arasında sadrazamlık yaptı. Masondu. Bektaşi’ydi.     

    Yalçın (Hüseyin Cahit): Meclisi Mebusan’ın başkanvekili (1914-1916) ve başkanı (1916-1918) oldu. Örgüt içinde Talat Paşa’nın en yakınlarındandı.  1925’te Çorum’a sürüldü.  1954’te bu kez Demokratik Parti yönetimi tarafından tutuklandı ve iki yıl hapse mahkûm edildi.      

    Yenibahçeli Şükrü: Teşkilatı Mahsusa’nın fedaisiydi.  Ağabeyi Nail, Atatürk’e İzmir’de suikast düzenlenmesi olayına adı karıştığından idam edildi.  Yenibahçeli Şükrü’nün üvey oğlu Türkiye Sosyalist Partisi’nin kurucusu Burhan Oğuz’dur.    

    Ziya Gökalp: İhtilalden sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Diyarbakır örgütü temsilcisi olarak 1909 Kongresine katılmak üzere Selanik’e gitti. Merkezi umumi üyeliğine seçildi ve 1918’e kadar bu görevde kaldı.

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 297 ile 301 arası) kitabından birebir alınmıştır.

                                                           

  • Ermeni silahşor Arşavir Şıracıyan anlatıyor: “… 1919 yılında, Ermeni günlük gazetesi Djagadamard’ın yayınlandığı apartmanda bir infaz bürosu kurulmuştu.  Bu büro İttihat ve Terakki yöneticileriyle Ermeni hainleri, gıyaplarında yargılayarak ölüme mahkûm etmişti. Sf. 276  … 

    5 Aralık 1921.. Said Halim Paşa .. bir tek kurşun kafi geldi.  Sf. 277  …  7 Nisan 1922, Berlin… Cemal Azmi.. tetiği çektim.  Yere yığılıverdi.  Doktor Bahaeddin Şakir’e doğru yöneldim.  … Kurşun hedefine ulaşmayarak sol yanına isabet etti.  Hala ayakta duruyordu.  Bu arada Aram yetişti.  Elindeki Muaser’i Doktor Bahaeddin Şakir’in anlına doğrultarak tetiği çekti.  …  Cesetlerinin üzerine eğilmiş hüngür hüngür ağlayan karılarına zerre kadar acımadım.  Kocakarı ve çocukları katledilen Ermeniler için bir damla olsun gözyaşı dökmüşler miydi?” Sf. 279

    Alıntı; Teşkilatın İki Silahşoru – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 17. Baskı Kasım 2004 – Sf. 276 ile 279 arası) kitabından birebir alınmıştır.