Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Berbard Malamud; “Büyük bir ülke, sanatçılarının yazdıklarından korkmaz. Büyük bir ülke, sanatçılarının, yazarlarının, ressamlarının, müzisyenlerinin, eserlerini ciğerlerine doldurur ve daha büyük, daha bir sağlıklı olur.” Sf. 279

    Alıntı; Yahudi Öyküleri – Arion Yayınevi, (Arion Yayınevi, Sf. 279) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir ölünün bile çürüyünceye kadar saçları ve tırnakları uzarmış. Sf. 252

    Alıntı; Yahudi Öyküleri – Arion Yayınevi, (Arion Yayınevi, Sf. 252) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Torah, ünlü bir adamın ünlü bir oğlu olmaz.” Der. Yoksa o ünlü adam diğer insanlar gibi alçak gönüllü olmazmış. Sf. 204

    Alıntı; Yahudi Öyküleri – Arion Yayınevi, (Arion Yayınevi, Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1307 yılının Ekim ayının 12. gününü 13 üne bağlayan gece Fransa tapınaklarındaki tüm Tapınakçılar tutuklandı. Mülklerine kral tarafından el konuldu. Otuz altı Tapınakçı işkence tezgâhında can verdi. Diğerleri de ateşe verilen odun yığınlarının üzerinde öldü.

    Dağın Yaşlısı (Hasan Sabbah) ortadan kaybolmadan önce, başladığı işi bitirmek üzere bin yıl sonra geri geleceğini belirten bir mesaj bırakmıştı.

    Arap takvimine göre o günden tam bin yıl sonra Şiilerin Kutsal kenti Kum’da Ayetullah Humeyni dünyaya geldi. Ekim 1983’te Beyrut’ta iki Amerikan deniz üssüne karşı düzenlediği ve 241 kişinin öldüğü saldırı sırasında şu mesajı yayınlamıştı;

    “Tüm dünyayla başa çıkabileceğimizi Doğudaki ve Batıdaki güçlere gösterme vakti artık geldi. Düşüncelerimiz uğruna kendilerini fedâ eden fedakârların sayısı arttıkça insanlar bizden daha fazla korkacak ve saygı gösterecek.”

    İki ay sonra patlayıcı yüklü bir kamyon Kuveyt’teki Amerikan Elçiliğinin kapısından içeri daldı. Sf. 389 

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 389) kitabından birebir alınmıştır.

  • Muhammed cinselliğin zevklerini sadece erkeklere ayırmış ve kadını köleleştirmişti. Hıristiyanlar ise hem erkeğin hem de kadının cinselliğini lânetliyordu. Sf. 376

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 376) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üç tür insan vardır; Tanrı’yı arayan ve bulduktan sonra ona hizmet edenler, Tanrı’yı arayan ama bulamayanlar ve ihtiyaç duymadıkları için onu aramayanlar. İlk gurup mutlu ama mantıksızdır. Son gurup belki mutlu değildir ama mantıklıdır. Durumu en kötü olanlar ise ortadakilerdir, çünkü hem mutsuz hem de mantıksızdırlar. Sf. 359

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 359) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bağdat’ta erkekler de ağda yapar; hem de sadece başkalarına güzel görünmek için değil, cinsel gücü arttırıcı özelliklerini iyi bildiklerinden. Sf. 230

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 230) kitabından birebir alınmıştır.

  • Allah, hiç kimsenin hatta kendisinin de kaldıramayacağı ağırlıkta bir taşı yaratabilir. Peki, kendisi de bu taşı kaldıramazsa, sonsuz kudreti nerede kaldı. Sf. 224

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 224) kitabından birebir alınmıştır.

  • Okumadan önce kitaplarını mutlaka öperdi. Sf. 190

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 190) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hiçbir şey insanın gözlerini nefret kadar kör etmez çünkü nefret bakışı bulandırır, öfke ise keskinleştirir. Sf. 161

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 161) kitabından not alınmıştır.

  • Dimyat; Mısır’da İskenderiye ye yakın bir ticaret merkezi. Alamut; Kartal yuvası demek. Sf. 138, 144

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 138 ile 144 arası) kitabından not alınmıştır

  • Kendisinden ve tartışılmaz kanunlarından başka hiçbir kudretin varlığına müsaade etmeyen tek tanrı fikrinin ortaya çıkması için, başka hiçbir doğa çöl kadar uygun koşullara sahip değildir. Sf. 123

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 123) kitabından not alınmıştır.

  • “Is fecit, huic prodest” kimin işine yarıyorsa o yapmıştır. Sf. 100

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 100) kitabından not alınmıştır.

  • Adet gören bir kadının dokunduğu her şey bozulur. Süt kesilir, ekmek hamuru kabarmaz, et çürür bal ve şarap ekşir, ilaçlar sağaltıcı güçlerini yitirir. Kanamanın sadece kokusu bile köpekleri deliye çevirmeye yeter.

    Pilinius, Naturalis Historia adlı eserinde şöyle yazar; Adet gören bir kadının tek bir bakışı bile aynanın parlaklığını yok etmeye yeter. Kılıçlar da keskinliklerini yitirir.

    Adet kanaması sırasında kurulan cinsel ilişki sonucu doğan çocuklar kızıl saçlı olurlar. Aynı zamanda, çilli, benli ve cüzzam gibi lekeli olurlar. Sf. 53

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 53) kitabından not alınmıştır.

  • Doğum, cennetten kovulma anlamına gelir. Sf. 47

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 47) kitabından not alınmıştır

  • Roma Halifesinin (Osmanlı sultanlarının) hekimleri, sesleri daha güzel olsun diye oğlanları hadım ediyor. Sf. 43

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 43) kitabından not alınmıştır

  • Boş bir yüksük, dolu bir fıçıdan daha fazla bira alır. Sf. 40

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 40) kitabından not alınmıştır

  • BAKKAL’IN NOTU (2005); Hasan Sabbah, Nizamülmülk (Hasan Ali), Ömer Hayyam aynı dönemlerde Nişabur’da Muvafık Edin’in medresesinde okuyorlar. Birbirlerine söz vermişler, kim yüksek bir mertebeye çıkarsa diğerlerini koruyacak diye. Nizamülmülk Selçukluya Vezir oluyor, önce Hasan Sabbah’ı değerlendiriyor sonra kıskanıyor ve ona kalleşlik yapıyor, Saray’dan kovduruyor ve kendisine düşman ediyor. Hasan Sabbah, Alamut Kalesini, yani yalancı cenneti kuruyor, kadın ve uyuşturucu ile beyin yıkayarak terörist yetiştirip Nizamülmülk ve Sultan’a suikast yaptırıyor.

    Alıntı; Alamut (Fedailerin Kalesi) – Wladimir Bartol, (Yurt Yayını, Sf. ) kitabından not alınmıştır.

  • Cebe, zırh demek. Cebeci Ocağı Yeniçerilere ait ok, yay, tüfenk, kılınç, kazma, kürek, barut, fitil, kurşun, zırh, tulga, harbe ve buna mümasil (benzer, misal olan) harp levâzımatını tedarik ile muhafaza eder, muharebe zamanında bunları cepheye götürürler. Sf. 3

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları II (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 3) kitabından birebir alınmıştır.

  • Köprülüzâde Fâzıl Ahmet Paşa’nın kumandasındaki ordunun 1665 senesinde Avusturya Seferinden İstanbul’a dönüşünde orduda bizzat bulunmuş olan İngiltere’nin İstanbul Sefareti memurlarından Riko (Ricaut) meşhur eserinde şunları yazmaktadır;

    “Harp zamanında içkiden perhiz hâlinde bulunmak onların askerlerini muti (itaatkâr) ve müteyakkız (aportta, hazırlıklı) ve kanaatkâr bulunduruyor; bu perhiz sayesindedir ki onların ordugâhında ne gürültüye ne de niza (kavga) ve fesada tesadüf olunur (rastlanılır); Osmanlı Ordusu hareket hâlinde iken geçtikleri yerlerdeki ahalinin yağmaya uğraması, kız ve kadınlarına tecavüz ve taarruz edilmesi gibi ahvalden (hallerden) şikâyet edildiği vâki değildir; askerler ahaliye edna (aşağılık) mertebede (derecede) iz’acatta bulunmazlar (rahatsızlık vermezler); askerler elde etmek istedikleri eşyayı pazarlık ederdi ve bedelini peşin olarak vererek satın alırlar; bence bu adalet ve hakkaniyet hâlidir ki Türklerin tertip ve muvaffakiyetlerine sebep olmakta ve İmparatorlukları büyümektedir. Şarap istimâli (kullanımı) öyle şiddetle memnuiyet (yasaklanmışlık) altındadır ki, Ordu hareket etmezden birkaç gün evvel müteaddit (çeşitli) zabitler (subaylar) yola çıkarılır ve Ordunun güzergâhında bulunan bütün meyhaneler kapatılır ve şarap satanların idam olunacakları boru sesleri ile ilan olunur. Türklerin Ordugâhı daima temiz ve pâktır; en mütemeddin (medeni) milletin en iyi şehri o kadar temiz halde değildir; çukurlar dolup taaffüne (kokmaya) başlayınca orası toprak ile doldurulup başka yere çukur açılır; çitler evvelki yerden kaldırılarak bu yeni abdesthanenin etrafına konur, bu suretle ki bütün Ordugâhta ufak mertebede murdarlık ve pislik bulunmaz.” Sf. 258, 259

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları II (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 258, 259) kitabından birebir alınmıştır.