Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kendisinden ve tartışılmaz kanunlarından başka hiçbir kudretin varlığına müsaade etmeyen tek tanrı fikrinin ortaya çıkması için, başka hiçbir doğa çöl kadar uygun koşullara sahip değildir. Sf. 123

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 123) kitabından not alınmıştır.

  • “Is fecit, huic prodest” kimin işine yarıyorsa o yapmıştır. Sf. 100

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 100) kitabından not alınmıştır.

  • Adet gören bir kadının dokunduğu her şey bozulur. Süt kesilir, ekmek hamuru kabarmaz, et çürür bal ve şarap ekşir, ilaçlar sağaltıcı güçlerini yitirir. Kanamanın sadece kokusu bile köpekleri deliye çevirmeye yeter.

    Pilinius, Naturalis Historia adlı eserinde şöyle yazar; Adet gören bir kadının tek bir bakışı bile aynanın parlaklığını yok etmeye yeter. Kılıçlar da keskinliklerini yitirir.

    Adet kanaması sırasında kurulan cinsel ilişki sonucu doğan çocuklar kızıl saçlı olurlar. Aynı zamanda, çilli, benli ve cüzzam gibi lekeli olurlar. Sf. 53

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 53) kitabından not alınmıştır.

  • Doğum, cennetten kovulma anlamına gelir. Sf. 47

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 47) kitabından not alınmıştır

  • Roma Halifesinin (Osmanlı sultanlarının) hekimleri, sesleri daha güzel olsun diye oğlanları hadım ediyor. Sf. 43

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 43) kitabından not alınmıştır

  • Boş bir yüksük, dolu bir fıçıdan daha fazla bira alır. Sf. 40

    Alıntı; Alamut’a Dönüş (Güvercinin Gerdanlığı) – Ernst W. Heine, (Yurt Yayını, Sf. 40) kitabından not alınmıştır

  • BAKKAL’IN NOTU (2005); Hasan Sabbah, Nizamülmülk (Hasan Ali), Ömer Hayyam aynı dönemlerde Nişabur’da Muvafık Edin’in medresesinde okuyorlar. Birbirlerine söz vermişler, kim yüksek bir mertebeye çıkarsa diğerlerini koruyacak diye. Nizamülmülk Selçukluya Vezir oluyor, önce Hasan Sabbah’ı değerlendiriyor sonra kıskanıyor ve ona kalleşlik yapıyor, Saray’dan kovduruyor ve kendisine düşman ediyor. Hasan Sabbah, Alamut Kalesini, yani yalancı cenneti kuruyor, kadın ve uyuşturucu ile beyin yıkayarak terörist yetiştirip Nizamülmülk ve Sultan’a suikast yaptırıyor.

    Alıntı; Alamut (Fedailerin Kalesi) – Wladimir Bartol, (Yurt Yayını, Sf. ) kitabından not alınmıştır.

  • Cebe, zırh demek. Cebeci Ocağı Yeniçerilere ait ok, yay, tüfenk, kılınç, kazma, kürek, barut, fitil, kurşun, zırh, tulga, harbe ve buna mümasil (benzer, misal olan) harp levâzımatını tedarik ile muhafaza eder, muharebe zamanında bunları cepheye götürürler. Sf. 3

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları II (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 3) kitabından birebir alınmıştır.

  • Köprülüzâde Fâzıl Ahmet Paşa’nın kumandasındaki ordunun 1665 senesinde Avusturya Seferinden İstanbul’a dönüşünde orduda bizzat bulunmuş olan İngiltere’nin İstanbul Sefareti memurlarından Riko (Ricaut) meşhur eserinde şunları yazmaktadır;

    “Harp zamanında içkiden perhiz hâlinde bulunmak onların askerlerini muti (itaatkâr) ve müteyakkız (aportta, hazırlıklı) ve kanaatkâr bulunduruyor; bu perhiz sayesindedir ki onların ordugâhında ne gürültüye ne de niza (kavga) ve fesada tesadüf olunur (rastlanılır); Osmanlı Ordusu hareket hâlinde iken geçtikleri yerlerdeki ahalinin yağmaya uğraması, kız ve kadınlarına tecavüz ve taarruz edilmesi gibi ahvalden (hallerden) şikâyet edildiği vâki değildir; askerler ahaliye edna (aşağılık) mertebede (derecede) iz’acatta bulunmazlar (rahatsızlık vermezler); askerler elde etmek istedikleri eşyayı pazarlık ederdi ve bedelini peşin olarak vererek satın alırlar; bence bu adalet ve hakkaniyet hâlidir ki Türklerin tertip ve muvaffakiyetlerine sebep olmakta ve İmparatorlukları büyümektedir. Şarap istimâli (kullanımı) öyle şiddetle memnuiyet (yasaklanmışlık) altındadır ki, Ordu hareket etmezden birkaç gün evvel müteaddit (çeşitli) zabitler (subaylar) yola çıkarılır ve Ordunun güzergâhında bulunan bütün meyhaneler kapatılır ve şarap satanların idam olunacakları boru sesleri ile ilan olunur. Türklerin Ordugâhı daima temiz ve pâktır; en mütemeddin (medeni) milletin en iyi şehri o kadar temiz halde değildir; çukurlar dolup taaffüne (kokmaya) başlayınca orası toprak ile doldurulup başka yere çukur açılır; çitler evvelki yerden kaldırılarak bu yeni abdesthanenin etrafına konur, bu suretle ki bütün Ordugâhta ufak mertebede murdarlık ve pislik bulunmaz.” Sf. 258, 259

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları II (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 258, 259) kitabından birebir alınmıştır.

  • II. Murad zamanı ilk Yeniçeriler; 6 – 10 bin arası.

    Fatih zamanı, Otlukbeli Savaşında; 10 – 12 bin

    Yavuz zamanı; 12 bin

    3. Murad zamanı; 1574 13.599 kişi.

    Üçüncü Mehmed; 1595 yılı; 26 bin kişi. 1597 de 30 bini geçmiş.

    4. Murat zamanı; 40 bin kişi.

    Deli İbrahim; 17 bine düşürdü.

    2. Süleyman zamanı; 1687 yılı; 70 bin kişi.

    1715 Mora Savaşı; 100 binden fazla.

    1804 yılı; 64.456 kişi. Sf. 596, 619

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 596 ile 619 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan Mahmud, tediplerini (terbiye edilmelerini) kati surette zihnine koyduğu Yeniçeriler hakkındaki fikrini bir gün, gizlice Sadrazam Galip Paşa’ya açmış. Galip Paşa bu işin kâbil olduğunu, ,, lâkin sadaret mevkiine Benderli Selim Paşa gibi cesur ve pek gözlü birinin gelmesi lâzım olup, bu iş için kendisi gibi kalemden ve kâtiplikten gelme bir Sadrazamın başaramayacağını açıkça söylemişti. Sf. 529 

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 529) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1818 senesinde bir cumartesi gecesi Galata’da 71 ile 64 ortası bir tarafta, 25 ile 75 orta diğer tarafta olarak sabah namazından itibaren top ve tüfek ile birbirleriyle muharebeye başlamışlardı. Sf. 516

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 516) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeniçeriler, .. maaşlarında meydana gelen noksandan dolayı Edirne’de ayaklanmışlar. .. Yevmiyelerine yarımşar akçe zam edilmesine rağmen muhalefette ısrar eylemişler ve nihâyet II. Mehmed’i hal’ ile yerine II. Murad’ı hükümdar yaptılar; tarihler Halil Paşa ile Amasyalı İshak Paşa ve Uğurluoğlu’nun önayak olmasıyla Buçuktepe Hadisesi’nin vukua geldiğini yazıyorlar. Yıl; 1444 Sf. 506

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 506) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üçüncü Mustafa da esas ıslaha (iyileştirmeye) muhtaç olan Yeniçerilere dokunamayarak Baron de Tott vasıtasıyla Tophane ıslahatına başlamıştı. Sf. 503

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 503) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1805 Senesinde .. Yeniçeriler için on üç bin mevcut üzerine tayinat (ödenek) almış iken Küçükçekmece Köprüsünden geçerlerken gizlice sayılarak topu topu bin altı yüz neferden mürekkep oldukları (meydana geldikleri) görülmüştür. ..

    Bu gibi yolsuzlukların önünü almak için faaliyete geçilmek istendiği zaman Esami (yeniçerilerin kimlik belgesi) alım – satımı ile meşgul olup menfaatlerine halel gelecek olan Ocak Ağaları. Ocağı tahrikleri, kanlı hadiselere sebep oluyordu. Sf. 499

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 499) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeniçeri Ağası Kör Hüseyin Ağa, yıl; 1768

    “Padişahım İstanbul’daki Yeniçeriler her maaşta yalnız yedi yüz elli bin alırlar, mütebaki meblağ (geriye kalan kısım) ulemaya, devlet ricâline ve Saray’ın Ağalarına gidiyor, anlaşılan bunu bilmiyorsunuz.” Sf. 498

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 498) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birinci Mahmut zamanında ve 1739’dan sonra Yeniçeri ulûfe kâğıtlarının yani Esame denilen maaş varakalarının alınıp satılmasına müsaade edilmek gibi çok sakim (sakat, hastalıklı) bir çığır açıldı. Sf. 493

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 493) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeniçeriler isyan sırasında söz söylerken söyleyenin tanınmaması için fener ile mumları söndürerek söze başlarlardı. Sf. 485

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 485) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üçüncü Mehmet Eğri Seferine gidiyor, asker 10.000 oysa 40.000 kayıtlı yeniçeri var. Sf. 482

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 482) kitabından birebir alınmıştır.

  • Marsigli, daimi surette zabitlerinin emri altında mutlak bir itaati haiz bulunan Yeniçerilerin, bu usul ve kaideye riayet sayesinde her asırda kendilerine şeref verici muvaffakiyetler temin ettiğini yazmıştır.

    Ocağın inzibatının çözülmeye başlaması Üçüncü Murad zamanında başlar. Yeniçeriler arasında bu zamanlarda esnaflar görülüyor; evlilerin adedi artıyor. Ocaktaki kışlalarında yatmak yerine Yeniçerilerin evlerinde yattıklarına tesadüf ediliyordu; bunların esnaflıktan men’i hakkında bir taraftan emir verilirken, diğer taraftan da Üçüncü Murad Ocak kanununa muhalif olarak hariçten bir takım serkeşlerin Yeniçeriler arasına girmesini irade ediyordu. Sf. 477, 478

    Alıntı; Kapıkulu Ocakları I (Acemi Ocağı ve Yeniçeri Ocağı) – İsmail Hakkı Uzunçarşılı, (Türk Tarih Kurumu Yayını, Sf. 477, 478) kitabından birebir alınmıştır.