Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Kabala “gelenek” demektir ve kuşaktan kuşağa, ağızdan geçerek yayılan dinî sırlar anlamına gelir. Sf. 283

    Ana harf “alef” tir. Arap harflerinin elifinin karşılığı olan, alfa-benin bu ilk harfi hava, “mem” (Arap harflerinde mim) su, “şin” ateş harfleridir; bunların üçü birden suçla suçsuzluğun hakikat ekseni üzerinde dengesini ifade ederler.        

    Burada şunu söylemeden geçemeyeceğiz: İslam Hurufiliğinde de “ayın” (İmam’ı temsil eder; Ali), “mim” (Peygamber, Muhammed) ve “sin” (Selmân) harfleri de büyük bir rol oynar. Bu harflerin Kabalacılarınkine hemen hemen uyduğu görülmektedir.

    Kabalacılara göre alef, mem ve şin harfleri, altın mühür altında saklanan büyük sır’dır. Aynı zamanda evrensel üçlüğün kökeni de bunlardır.

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 283 ile 290 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudiler bu durumda ya zorla ya da kendi istekleriyle ve kimi zaman etrafları duvarlarla çevrili mahallelerde oturmaktaydılar. Yaşamak için yapabilecekleri iş sadece küçük esnaflık ve sarraflıktı. Bu sonuncusu Hıristiyanların faiz alma ve vermeleri yasak olduğu için onlara kalmıştı. Böylece Yahudi bankerler ve zamanla, çok iş yapan Yahudi bankaları doğdu, fakat bu da gene Yahudilerin başlarına bela getirdi: Borçlu olan aristokratlar, çoğu zaman bunları ödeyecek yerde, Yahudi’yi öldürtmeyi daha kolay ve pratik buluyorlardı. Yahudi Mahallesi (getto) bir çeşit sığınak, darda kalanların barınabilecekleri bir köşe olarak şöyle böyle yaşamaktaydı. Sf. 282

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 282) kitabından birebir alınmıştır.

  • 14. yüzyılda çıkan bir veba salgınında İsviçre ve Güney Fransa’da halk bunun suçunu Yahudilere yüklemiş ve yüzlerce zavallıyı diri diri yakmıştı. Günümüzde bile bütün savaşların, bütün krizlerin, her türlü kötülüğün Yahudiler yüzünden olduğuna gerçekten inanan insanlar yok mudur? Ortaçağda, hatta Yeniçağ’da halk kitlesi birikmiş çeşitli acıların doğurduğu öldürme arzusunu Yahudilerde tatmin ediyordu. Böylece, Avrupa’daki Yahudilerin tarihi, zincirleme bir sürgün etme, yağma, ırza geçme, öldürme ve katliamlar dizisi oldu. Bunlar M. S. I. binde henüz tek tek olaylar halindeydi. Bu zamana aşağı yukarı bir sessizlik dönemi diyebiliriz. Ama gene de 613’te, Yahudiler İspanya’dan çıkarıldılar, aynı iş, başlarına 629’da Fransa’da, kral Dagobert’in emriyle geldi. Ama asıl M. S. II. bin, gerçekten azap ve işkence devri oldu.

    Örneğin: Haçlı Seferlerinde, Kudüs’te yapılan katliamlar, uydurma iddialarla Yahudileri insan kurban etmek ya da Hıristiyanların kutsal ekmeğini (Höstie) kirletmekle suçlamalar ve bunlar için binlerce Yahudi’yi idam etmeleri, yüzyıllar boyunca oturdukları yerlerden sürmeler, nihayet 1290’da toptan İngiltere’den, 1394’te Fransa’dan ve İspanya Arap devletinin son bulmasıyla 1492’de İspanya’dan kovmalar ki bu sonuncusu en korkuncu olmuştu. 

    Bu zulümler sırasında sadece Yahudilerin öldürülmesiyle yetinilmiyor, onların din ve kültürü de yok edilmek isteniyordu. Hahamlarla birlikte Talmud ve Tevrat nüshaları da yakılıyordu. Nasılsa Öldürülmeyen Yahudiler, sivri bir şapka giymek zorunda bırakılmış ve böylece herkesin hakaretine ve saldırmasına terk edilmişti. Sf. 281, 282

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 281, 282) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Rabbi Mose Ben Maimon MS. 1135 – 1204 görüşleri;)

    Sırası gelmişken Mose ben Maimon’un doğma haline getirdiği, Yahudilerin iman şartlarını da verelim:

    (1) Tanrıya inanmak,

    (2) Tanrı’nın birliğine inanmak,

    (3) Onun cismi olmadığına inanmak,

    (4) Tanrı’nın önsüz, sonsuz (ezeli ve ebedi) olduğuna inanmak,

    (5) Ancak ona tapılacağına inanmak,

    (6) Peygamberlerin sözlerine inanmak,

    (7) Musa’nın en büyük peygamber olduğuna inanmak,

    (9)Tevrat’ın Musa’ya Sina dağında vahyedildiğine inanmak,

    (10)Tevrat’ın değişmezliğine inanmak,

    (11)Tanrının tüm bilici (Akl-ı Kül) olduğuna inanmak,

    (12) Bu dünyada da, ahirette de iyilik ve kötülüklerin bir karşılığı olduğuna inanmak,

    (13) Mesih’in geleceğine inanmak,

    (14) Ölülerin dirileceklerine inanmak. Sf. 279

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 279) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Önerme şudur: İnsanlar bütün davranışlarında kendi başlarına buyruktur, onlar için, kendilerini bir erdeme ya da bir kusura yöneltecek, dışarıdan gelme bir zorlama ya da bir etki söz konusu değildir. Sadece onda, bir şeyi zor ya da kolay hale getiren bir eğilim vardır; ama onun bir şeyi yapmaya zorunlu oluşu ya da onu yapamayışı asla gerçek değildir. Eğer insan yaptıklarında zorunlu olsaydı, o zaman Tanrı’nın kanunundaki buyruklar ve yasaklar nedensiz ve yararsız kalırdı, hatta bütün bunlar tamamıyla yalan olurdu, çünkü bu durumda insan, yaptıklarını kendi elinde olmadan yapmış demekti. Gene böylece, eğitim ve öğretim de, herhangi bir işi öğrenmek de boşuna olurdu.” Sf. 278

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 278) kitabından birebir alınmıştır.

  • Filistin’den gelen göçlerle nüfusu ve refahı artmış olan Yahudiler, Sasanilerin yönetimi altına geçtikten sonra durum değişti, Zerdüşt dini devlet dini olarak kabul edildi. Mobad denen Zerdüştçü rahip sınıfı Hıristiyanları ve Yahudileri ezmeye, başka dinden olan herkesi zorla kendi dinlerine çevirmeye çalıştılar.

    İslamlık yetişmeseydi, Mezopotamya’da Yahudi kalmayacaktı. Sf. 273

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • Babil Talmud’u M.S. 6. yüzyılda tamamlanmıştı. Yalnız bunda 2.500’den fazla ulemanın adı geçmektedir. On iki büyük cilt tutan bu önemli eser, Sf. 268

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 268) kitabından birebir alınmıştır.

  • Filistin de Galilea’daki Sanhedrin en parlak devrini Nasi Yuda (M.S. 125-217) zamanında yaşadı. Bu taçsız hükümdara “Rabbi” yani “Üstad” dendi ki bu hemen hemen günümüzün “Doktor” unvanının yerini tutar. Bütün Yahudi din bilginleri için bu unvan kullanıldığı gibi, günümüzde Batıdaki hahamlara da Rabbi derler.

    Rabbi Yuda’nın hazırladığı “Mişna” (öğreti) hem daha önce, kanun hükmüne giren fetvaları, hem de kendi maiyetindeki Rabbi’lerin verdiği fetvaları bir araya toplamaktaydı. Çok temiz ve akıcı bir İbranice ile yazılmış olan bu kitap altı bölüme ayrılmıştı:

    Zeraim (Tohum): Tevrat’taki, fakirler, kâhinler ve Levililerin hasattan payları üzerine olan hükümleri ele alır ve açıklar. Tarıma dair bütün hükümler de bu bölümdedir.

    Nahsim (Kadınlar); Evlenme, boşanma, kadın erkek ilişkileri ürerine olan hükümler bu bölümdedir

    Nezikin (Zarar): Bu bölüm Yahudilerin hukuk ve ceza kanunlarıdır

    Kadoşin (Kutsal şeyler): Tapınak hizmetleri, kâhinlerin ödevleri, kurbanlar üzerinedir.

    Taharoth (Temizlenme): Dinsel temizlik ve mundarlık üzerinedir. Bunda kişilerin ve nesnelerin temizlik ve mundarlığı tartışılmaktadır.

    Ama Mişna’nın içine almadığı öğretiler çoktu Bir yandan bunların, bir yandan da Mişna’nın kılı kırk yararcasına incelenmesi ve tefsirleriyle, iki muazzam eser meydana geldi: Filistin ve Babil Talmud’ları. Bunlardan Babil Talmud’u Kudüs Talmud’unun sekiz katı daha büyüktür

    Talmud, Yahudilerin temel din kitabı oldu ve onları ayrılıklara, çekişmelere düşmekten korudu. Her iki Talmud’a da bir tür ansiklopedi gözüyle de bakabiliriz. İsrail oğullarının bütün bilgilerini bunların içinde bulmak mümkündür. Sf. 266, 267

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 266, 267) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aelia Capitolina’yı kurdu ve Siyon tepesi üzerine de Jüpiter tapınağı yapıldı. Artık bu şehre Yahudilerin girmesi idam cezasıyla yasaklanmıştı. Sadece yılın bir gününde, bir zamanki Tapınağın kalan tek duvarını ziyaret edebilecekler ve orada ağlayabileceklerdi. Yahudiliği yok olmaktan koruyan, belki de, şeriatlarının yanı sıra bu ağlama duvarıydı; iki bin yıla yakın zaman onlar bu duvarın dibinde ağladılar ve göçüp gitmiş olan devletlerini andılar. Tarihte buna benzer bir bağlılık ve vefa görülmüş değildir. Sf. 263

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 263) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsa’nın doğumuna yakın yıllarda Filistin’i gezen biri kendini İyonya ya da Hellas’ta sanabilirdi. Şehirler, Atina örnek alınarak şekillendirilmişti: Zeus ve Artemis için yapılan tapınaklar, tiyatrolar, etrafı revaklı forumlar, stadyumlar, gymnasionlar ve hamamlar tıpkı Hellas’ta ve İyonya’da olanlar gibidir. Halkın kılık kıyafeti de böyledir; hatta sofu Yahudiler bile artık bu modaya uymuşlardır. Sf. 253

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 253) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunun üzerine Ptolemaios Philadelphus (M.Ö. 285-246) Yeruşalim’deki Baş Kâhine bir mektup yazarak bu kitapların bir kopyasını istemiş; aynı zamanda, bu kitapları Yunancaya çevirebilecek adamlar da yollamasını rica etmiş. Baş Kâhin de Tevrat nüshalarıyla birlikte 72 bilgin göndermiş. Bunlar Aleksandria’da büyük bir saygı ile karşılanmışlar, kral bu adamların bilgeliklerine hayran olmuş. Törenlerden sonra bunlara, her biri için ayrı hücreler tahsis edilmiş. 72 bilgin, birbirlerinden habersiz, Tevrat’ı, aralarında hiçbir benzerlik bulunmayan İbraniceden Yunancaya çevirmişler. Sonunda, çevirilerin yetmiş ikisi de harfi harfine birbirinin aynı çıkmış! İşte bunun için, Tevrat’ın ilk Yunanca çevirisine “Septuaginta” yani (yetmiş) denir. Sf. 249

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 249) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudiler, ancak Babil sürgünlüğü sırasında, sonradan asıl işleri haline gelen ticarete başladılar; bunun da nedeni sadece yurtsuz kalmış olmaları değildi; asıl neden, bulundukları yer ve yaşadıkları zamandı: Babil o çağın en büyük tüccar şehriydi ve 6. yüzyıl her yanda gelişen merkantilizm çağıydı. Sf. 221

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 221) kitabından birebir alınmıştır.

  • 15.7.1099’da Birinci Haçlılar ordusu beş hafta kuşatmadan sonra Kudüs’ü alınca, beşikteki çocuklara kadar, Müslüman ve Yahudileri kesmiş, bundan sonra da, yaptıkları “günahlardan temizlenme” ayini ile bu cinayetin üzerinden sünger geçirmemiş midir? Sf.197

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • Süleyman akıl ve hikmeti ve barışçılığı kadar, karılarının çokluğu ile de ün salmıştır.

    Süleyman onlara sevgi ile yapıştı. Ve onun yedi yüz karısı kral kızı olup, üç yüz de cariyesi vardı; Sf. 191

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır.

  • Davut birçok kaleler yaptırmıştır. Kudüs’ü alan ve kendisine Başkent yapan da odur. Bu şehri, bir yeraltı suyolundan soktuğu fedailerin baskınıyla almış ve adını önce “Davut’un şehri” koymuştu. 

    Sonradan buraya “Yeruşalayim” adı verildi. Davut, Ahit Sandığını yeni başşehrine getirdi ve gelenek gereğince bir çadıra koydu. Sf. 180

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 180) kitabından birebir alınmıştır.

  • Davut, yaklaşık M.Ö.1026-962 yılları arasında yaşamıştı, İbrani alfabesinin doğuşu da M.Ö.1000 yılına doğrudur. İbrani yazısının kökeni, genel olarak sanıldığı gibi, Fenike alfabesi değil, Sina’da işçi kolonileri harabelerinde bulunan eski bir Sami alfabesidir. Sf.180

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 180) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Oğullar için babalar öldürülmeyecekler ve babalar için oğullar öldürülmeyeceklerdir; herkes kendi suçu için öldürülecektir.” (Tesniye: 24, 16.) Sf. 151

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 151) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yalnız, İbranilerde mohar (Arapça mıhır) denen ve bir kızı almak için onun babasına ödenen “kadın fiyatı” vardır ki, boşanan kadın bunu geri vermek zorunda değildi. İsrail oğullarında boşama yalnız kocaya verilmiş bir haktı. Beri yanda Hammurabi kanununda kadına da kocasından ayrılma hakkı verilmektedir. Sf. 150

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 150) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hiçbir hayvanın kanı yenmeyecektir. (Tevrat, “kan candır” der.)

    Dört ayaklı hayvanlardan çatal tırnaklı ve geviş getirenler dışındaki hepsi mundardır, etleri haramdır, leşlerine dokunan da mundar olur.

    Deve, ada tavşanı, tavşan ve domuz mundardır, etleri haramdır; leşlerine dokunan da mundar olur.

    Bütün pulsuz ve kanatsız su hayvanları haramdır. (Bu yasağa lüfer, palamut, uskumru gibi sayısız balık çeşitleri girmektedir. Ayıca bütün öteki deniz hayvanlarının yenmesi de yasak edilmiş olmaktadır.)

    Kuşlardan çengel gagalı ve pençeli, yani yırtıcı olanlar mundardır. (Ama bunların arasına kuğu, toy, hüthüt gibi yırtıcı olmayanlar da katılmakta, yarasa da kuşlar arasında sayılmaktadır.)

    Böceklerin her çeşidi mundardır.. Yalnız, çekirgenin her çeşidi bundan ayrı tutulmuştur; bunları yemek helaldir, ötekilerin leşlerine dokunan da mundar olur. Sf. 130

    Sürüngenlerin hepsi mundardır, leşlerine dokunan da mundar olur. (Şunu da ekleyelim: Tevrat, sıçan ve gelinciği de sürüngenlerden saymaktadır!) Sf. 131

    Cinsel ilişkide bulunanlar bütün gün mundar kalacaklar, sonra yıkanacak ve elbiselerini temizleyeceklerdir.

    Âdet gören kadın yedi gün mundar sayılmalıdır. Bu sırada ona dokunanlar da bütün gün için mundar olurlar. Böyle bir kadının yattığı yatak, üzerine oturduğu her şey mundardır; bunlara dokunanlar da bütün gün için mundar olurlar, ancak yıkanarak ve elbiselerini yıkayarak temizlenebilirler. Sf. 133

    Çocuk doğuran kadınlar, eğer çocuk erkekse yedi gün mundardır, sekizinci gün çocuk sünnet edilecek, ama kadın otuz üç gün daha yarı mundar olarak bekleyecektir. Bu sırada kutsal şeylere dokunması ve tapınağa girmesi yasaktır. Çocuk kız olursa, ana yedi günlük mundarlıktan sonra altmış gün mundar olarak kalacaktır. Sf. 134

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 130 ile 134 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “…  bana bütün kavimlerden has kavim olacaksınız; çünkü bütün dünya benimdir; ve siz bana kâhinler devleti (kohanim mamlaka), ve mukaddes millet ,(goy kadoş) olacaksınız.” (Çıkış; 19,3-6.) Sf. 93

    Alıntı; Musa ve Yahudilik – Hayrullah Örs, (Remzi Kitabevi, 2. Basım 1999 – Sf. 93) kitabından birebir alınmıştır.