Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Türkleştirme politikalarının en başlıca savunucusu, Moiz Kohen olan adım değiştiren Munis Tekinalp, Yahudilerin “Türk milli birliğine” uyum sağlamaları için “on emir” hazırladı:

    1. Adlarını “Türkçeleştir.

    2. Türkçe konuş.

    3. Havralarda duaların hiç olmazsa bir kısmım Türkçe oku.

    4. Mekteplerini Türkleştir.

    5. Çocuklarını memleket mekteplerine gönder.

    6. Memleket işlerine karış.

    7. Türklerle düşüp kalk.

    8.Milli iktisat sahasında vazifei mahsusanı yap.

    10. Hakkını bil! Sf. 358

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 358) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir gün İzmir’de Giraudların yatında ilginç bir olay meydana geldi. Alman film yıldızı Marlene Dietrich’e benzeyen genç kıza Mustafa Kemal, “Siz kimin kızısınız?” diye sordu. Yanıtı duyunca kısa bir şaşkınlık yaşadı. Genç kız, biraz da sesini yükselterek, “Astırdığınız Doktor Nâzım’ın kızı.” Dedi. Bu hiç beklenmeyen yanıtı yatta herkesi şoke etti. Doktor Nâzım’ın kızı Sevinç apar topar bir kamaraya gönderildi. Mustafa Kemal hüzünlenmişti…

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 363) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evliyazâdelerin soyadı olarak “Evliyazâde” yi seçti.

    Bu istisnaydı; “zâde” yle biten unvanlar çoğunlukla “oğlu” ekini aldı. Ancak Mustafa Kemal, İzmirli Evliyazâde ailesine “zâde” li soyadı kullanma izni verdi! Niye onlara böyle bir ayrıcalık tanındığı bilinmiyor…

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 362) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ali Adnan 1934 yılının 21 Haziranında Meclis’te kabul edilen bir yasayla soyadını seçti.

    “Ertekin” soyadını aldı.

    O artık Ali Adnan Ertekin’di! Eşi Fatma Berin Ertekin, oğlu Yüksel Ertekin’di.

    Ancak iki yıl sonra soyadını değiştirdi.

    “Menderes” soyadını aldı!

    Niye bu değişikliği yaptı?

    Yorumlar muhtelif. En güçlü olanı şu:

    Yıllardır birlikte yaşadığı yakın dostu Edhem, “Menderes” soyadını almıştı. O da aynı soyadı taşımak istemişti, hepsi bu…

    Berin Hanım’ın, Edhem Menderes’i sevmemesinin nedenleri arasında bu soyadı meselesi olduğu da söyleniyor.

    Peki, kişi en sevdiği arkadaşının soyadını aradan iki yıl geçince mi sever?

    Adnan Menderes ile Edhem Menderes arasındaki ilişkiyi bugüne kadar kimse anlayamamıştır.

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 361) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2021); Menderes’in ahlaksız dünyası hakkında bir iddia, Cahit Çataloğlu’ndan alıntıdır; “Yaşanmış gerçek bir hikayedir. Olayın baş kahramanı … dönemin kudretli Başbakan’ı Adnan Menderes’tir. Yeryüzünde çok az evli erkeğin başına gelebilecek nitelikteki bu olayda açık tehdit alan adam donar kalır. Karısıyla birlikte olduğunu, onu sevdiğini ve aralarından çekilmesi gerektiğini yüzüne tokat gibi haykıran kişi muktedir bir, tek adamdır. Direktifi havada asla asılı kalmayacak sevilen, sayılan, korkulan bir Başbakan’dır.  Genç bir avukat olan 1899 doğumlu Adnan Menderes, İzmir’in saygın ailelerinden Evliyazâdelerin eğitimli, güzel kızları Fatma Berin hanımefendiyle 1929 yılında evlenir. Adnan bey 30, Berin hanım 24 yaşındadır. 1905 doğumlu Berin hanım zarif, bakımlı, güzel bir kadın olmasının yanı sıra evinde hamarat, şefkatli bir annedir. Biri bebek sayılabilecek (Aydın Menderes) sağlıklı 3 erkek çocuk annesidir. Adnan Bey 2 yıl sonra 1931 yılında CHP Milletvekili olarak parlamentoya girmiş ve peş peşe 4 ayrı seçimde Aydın Milletvekili olarak seçilmiş, 1945 yılında toprak reformu konusundaki aykırı çıkışları sonucu CHP’den ihraç edilmiştir. … Adnan Menderes bir süre sonra kendisi gibi CHP’ye küskün Celal Bayar, Fuad Köprülü, Refik Koraltan ve Fatin Rüştü Zorlu ile Demokrat Parti’yi kurar. Türkiye’nin çok partili ilk seçimi olan 1950’de yüzde 52.7 oy almalarına rağmen seçim sisteminin bir lütfu olarak 420 milletvekiliyle Meclis’e girerler. Aynı yıl, yani 1950’nin Sonbaharı’nda Ziraat Bankası Genel Müdürü Mithat Dülge Ankara’da görkemli bir resepsiyon verir. Onur konuğu olarak Başvekil Menderes’te kalabalık salonda bulunmaktadır. Gözleri salonda genç bir kadına zumlanır. Ceylan görünümlü bu afet, Adnan beyimizin adeta kalp ritmini bozar. … Yanındaki DP Sakarya Milletvekili Rıfat Kadızade’ye sorar. Rıfat bey, daveti veren Mithat beyin yeğeni, henüz tanınmayan genç opera sanatçısı Ayhan Aydan olduğunu söyleyince, Adnan bey cazibeli, güzel kadına doğru yönelir. Adnan bey o akşam Ayhan hanımla sohbeti koyulaştırır ve protokol kurallarını bir yana bırakarak yanına kimseyi yanaştırmaz, birlikte bahçeye çıkıp içkilerini yudumlarlar. Menderes henüz öğrenmemiştir ama Ayhan hanım evlidir, üstelik 6 yaşında bir de oğlu vardır. Sıhhiye semtinde Sağlık Bakanlığı’nın yanındaki sokakta, bir apartmanın giriş katında kiracı olarak oturmaktadır. Ve ertesi gününe bambaşka bir Ayhan olarak başlar. Sabah kapı çalar. Karşısında takım elbiseli, asker gibi saygılı duran bir kişi, önüne bakarak, Başvekilin selam ve hürmetleriyle, naçizane hediyesini getirdiğini söyler. Hediye dediği nesne, kapıda duran son model bir Amerikan otomobildir. 1950 yılında Ankara kaşık kadar bir yerdir. Bir ucundan diğer ucuna yarım saatte yürümen mümkün. Ulus, Sıhhiye ve Kızılay.. neredeyse hepsi bu. Bu beklenmedik yıldırım aşk çok kısa sürede Ankara’da duyulurken Başvekilimiz de çocuklu, evli bir kadına aşık olduğunu öğrenmiştir artık. .. Dahası, bazı önemli resmi görüşmeleri ve randevuları bile iptal edip makam aracıyla sevgilisine gidip saatlerce orada kalmaktadır. Devlet adamlığı ciddiyetiyle bağdaşmayan bu davranışları Başbakan’ın yakın çevresi de onaylamamaktadır ancak hiç kimse ona dur deme cesaretini gösterememektedir. Ayhan hanımın kocası evden uzaklaşır, oğlu Londra’ya gönderilir ve 14 yaşındayken trafik kazasında ölür. Opera sanatçısı Ayhan hanımla Başbakan Adnan beyin aşklarının meyvesi ise beklenenden çok erken dünyaya gelir. Evde doğan erkek bebek ancak 7-8 saat yaşadıktan sonra gözlerini kapatır. Bu bebek halen Cebeci Asri Mezarlığı’nda yatmaktadır. Mezarlık ve defin kayıtlarında sadece annesinin, yani Ayhan Aydan’ın adı geçer. Bu olay Yassıada duruşmalarının ünlü “Bebek Davası” olarak anılarda yerini korumaktadır. Bu davada sanık olan Adnan Menderes, kendisine yöneltilen kasıtlı ve anlamsız suçlamalara rağmen suçsuz görülüp, beraat etmiştir. Duruşmada tanık olarak dinlenen anne Ayhan Aydan, kalabalık mahkeme heyetinin karşısında dimdik durarak Menderes’i çok sevdiğini, ondan çocuk sahibi olmayı çok arzu ettiğini, bunun da gerçekleştiğini ancak kaderin önüne geçilemeyeceğini, yaralı ama gururlu bir kadın olarak mertçe dile getirir. Gelelim işin bir başka yönüne.. Ayhan hanımın talihsiz kocası o dönemin ünlü müzisyeni Hasan Ferit Alnar’dır. Dünya klasik müziğinin mabedi sayılan Viyana’da eğitim görmüştür. Kanun virtüözüdür. Hasan Ferit Alnar sanatçı duygusallığı ve yaşamın kendisine sunduğu çarpıklık içinde doğal olarak hayata küser. Tarih 17 Eylül 1961. Öğlen saat 13.20 sularında Adnan Menderes beyaz kefeniyle, boynunda idam fermanıyla darağacına çıkarıldı. Kimdi bu Adnan Menderes? Çok eşli olabilen hiperaktif bir doyumsuz erkek mi? Seksüel fantezileri sınır tanımayan bir maceraperest mi? Bilemiyoruz. Zira Adnan Menderes’in tutkulu aşkı sadece Ayhan hanımla sınırlı değil. Menderes’in beklenmedik, şaşırtıcı aşk bombası ise İstanbul’da 1953 yılında patlıyor. İstanbul Emniyet Müdür muavini Ferit Avni Sözen’in normal tayini çıkar. Karısı Suzan hanım bu tayini isterse Başbakan Menderes’in durduracağını öğrenince ricacı olur. Suzan hanım Rus anneden ve Türk babadan olma, sarı saçlarıyla, ince belli fiziğiyle erkeklerin rahatça başını döndürebilecek fiziki kapasiteye sahip bir kadındır. Roman yazarıdır. Genellikle aşk romanları kaleme alır. Menderes ilk görüşte Suzan hanıma da adeta vurulur. Polis kocasının tayinini durdurmakla kalmaz, emniyet teşkilatında ona derece kazandırır. Suzan hanım romantik olduğu kadar gücü seven, ihtiraslı bir kadındır. Çok kısa sürede ikisi arasında ilişki başlar. Suzan hanım Teşvikiye’de, İstanbul’un en gözde apartmanlarından biri olan Belveder Apartmanı’nda 4. katta oturur. Menderes sık sık eve gelmektedir. Bu apartmanın kapıcısının şimdilerin holding patronu İbrahim Polat olduğu, süreç içinde Menderes sayesinde o dönemler bomboş olan Beşiktaş Fulya’da arsalar ve yüklü bahşişler aldığı ve hatta oğlu Adnan Polat’ın adının Menderes’in izniyle konulduğu, dedikodusu yaygındır. Burada Suzan hanımla rakısını yudumlayıp İstanbul’un imarı konusunda sohbet ederken, eşi polis müdürü resmi kıyafetiyle aşağıda nöbet beklemektedir…. ” Cahit Çataloğlu

  • Köylülük” yüceltiliyordu!

    Dr. Reşid Galib’in “buluşu”, Alliance Israelite Universelle benzeri, köy çocuklarına Batılı yaşam biçimini öğreten Köy Enstitüleri yakın bir gelecekte hayata geçirilecekti. Değişimin önündeki tek engel olan halkın yoksulluğu ve cehaleti, Köy Enstitüleriyle aşılacaktı.

    Anadolu, klasik müzikle, tiyatroyla, Cumhuriyet balolarıyla tanışıyordu. Okullar öğrencilerine günün moda danslarını öğretiyordu. “Garson bira getir, garson bira getir, yaşa çarliston!” nakaratı dillerden düşmüyordu.

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 360) kitabından birebir alınmıştır.

  • Örneğin, İzmir ve Milas Yahudileri Ladino yerine Türkçe konuşulmasını sağlamak için “Türkçe Konuşturma Birliğini” kurdular.  Türkçeyi Yahudilerin anadili yapmak istediklerini bildirdiler. İzmir Yahudileri arasında Yahudi adları yerine Türkçe adların alınması yaygınlaştı. Erkekler arasında en çok Yakub, Kemal, Yusuf; kadınlar arasında Feride, Saadet adlarına rastlandı. Milas’taki Türkçe Konuşturma Birliği’nin kurucularından Yakub Kemal Beri çocuklarına, Altay, Cengiz, Kaya adlarını verdi. (N. Rıfat Bali, Bir Türkleştirme Serüveni, 2000, s. 161)

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 358) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hırslı bir kişiliği vardı. Parti içinde yükselmek istiyordu, hatta bakan olmayı kafasına koymuştu. Tarım bakanlığını istiyordu. Bu nedenle birkaç kez Başbakan İsmet Paşa’nın huzuruna çıktı. Ama görüşmelerden bir sonuç alamadı. Sf. 359

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 359) kitabından birebir alınmıştır.

  • 23 Eylül 1930’da yerel seçimler yapıldı. Bu seçimin en önemli özelliklerinden biri, ilk kez kadınların da oy kullanmasıydı… Sf. 354

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1938 yılında İngiltere’nin Ankara büyükelçisi Percy Loraine “gizli” kaydıyla Londra’ya gönderdiği “Notes On Leading Turkish Person Alities” adlı raporunda Türkçülük fikrinin önde gelen isimlerinden Ağaoğlu Ahmed hakkındaki notu ilginçtir: “Ahmed Ağaoğlu, İslamiyet’i seçmiş Kafkas kökenli bir Yahudi’nin oğludur.” Bu raporun yazar Halide Edip Adıvar’ın verdiği bilgilere göre yazıldığı iddia edilmektedir. Halide Edip Adıvar’ın Sabetayist olduğu bilinmektedir; bu nedenle Ağaoğlu ailesi hakkında verdiği bilgiye güvenebiliriz. Bir benzer iddia, yine Türkçülüğün ideologlarından, Kazanlı bir fabrikatörün oğlu Yusuf Akçura için de yapılmıştır! Sf. 350

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 350) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sadece bacanağının idam edildiğini öğrendiğinde hışımla girdiği Mustafa Kemal’in yanından sinirleri yatışmış bir şekilde çıkmıştı. Mustafa Kemal, bacanağının neden asıldığını soran Dr. Tevfik Rüştü’ye, “Asmak zorundaydım, yoksa onlar seni ve beni asacaklardı” demişti! (Orhan Tahsin, Yeni Asır, 1978) Sf. 342

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 342) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doktor Nâzım eski ittihatçı arkadaşlarıyla nadiren bir araya geliyordu, çünkü fazla göze batmak istemiyordu. Ama artık o ilk geldiği günlerdeki çekingenliği üzerinden atmıştı. Mustafa Kemal’den sürekli “Sarı Paşa” ya da “Gazoz Paşa” diye bahsediyordu. Sf. 321

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 321) kitabından birebir alınmıştır.

  • O günün gazeteleri nasıl şapka giyileceği konusunda yayınlar yapıyordu. Çünkü garip olaylar yaşanmaya başlanmıştı. Örneğin İzmir yakınlarında bir kasabada erkekler, sınır dışına çıkarılmış bir Ermeni’nin şapka dükkânından aldıkları tüylü kadın şapkalarını başlarına geçirmişlerdi! Sf. 319

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 319) kitabından birebir alınmıştır.

  • TCF’nin Meclis’te otuza yakın üyesi vardı. Bu isimlerin hepsi, Yunanistan’la olan mübadele sırasında yapılan yolsuzlukları bahane ederek Cumhuriyet Halk Fırkasından ayrılmıştı. Sf. 317

    Anayasal düzen içerisinde “tek kişilik zorba yönetimlere” karşı olduklarını belirtiyorlar; dini düşünüş ve inançlara saygı istiyorlar; yabancı sermaye yatırımlarını destekliyorlar; basın özgürlüğünden yana tavır alıyorlar; belediye başkanlarının atamayla değil seçimle iş başına gelmesini istiyorlardı… Sf. 317, 318

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 317, 318) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gazetelerdeki bu tartışmalar ilk kez Sabetayist âdetlerin ortaya çıkmasına neden olacaktı:

    -Sünnet âdetleri Müslümanlardan farklıdır. Çocuklar iki ya da üç yaşında sünnet ettirilir.

    -Ölen kadın bile olsa cenazeyi erkek yıkar.

    -Sabetayist olmayan kadınla ilişkiye girenler cehenneme giderler.

    -Bir toplulukta önce Sabetayist’e selam verilir.

    -Yakubiler saçlarını tıraş etmek zorundadırlar; kadınları ise çok ince örerler. Kapancılara uzun saçlı anlamına gelen “kavalyeros” denir.

    -Edirneli Yahudiler, Sabetayistlere, suda çeşitli dolambaçlar yaparken vücudunda çeşitli renkler gösteren sazan balığına benzeterek, “sazanikos” demektedir.

    -Sabetayist bir kimsenin askerlik hizmetinden muaf tutulması için gerekli parayı, “cemaat” bir araya gelerek toplar.

    Tartışmalarda yığınla ayrıntı vardı. Ancak, en yoğun tartışma “Kuzu Bayramı” kutlamalarının içeriğinde çıktı.

    Karakaşi Rüşdü’nün tartışma çıkaran sözleri şöyleydi:

    Kuzu Bayramı. Bu bayram 22 Adar’da kutlanırdı. Her sene özel bir törenle bir gece ilk kez bir kuzunun yendiği bir bayramdı. Sf. 312

    O halde töreni oluşturan neydi? Evli iki erkek ve iki kadından oluşan dört kişi kuzu bayramına iştirak etmelidir. Bu sayı artırılabilir ama daima evli karşı cinslerden oluşan çift sayıdan oluşmalıdır. Şık giyimli ve mücevherlerini takmış kadınlar sofrayı hazırlarlar. Yemekten sonra eğlenceye başlanır ve belirli bir anda bütün mumlar söndürülerek ortalık karartılır. Kuzu bayramının anlamından kaynaklanan aşkı en uzun yaşamayı bilenler o gecenin kahramanıdır. Bu bayramdan sonra doğan çocuklar tarikatın kendisi kadar aziz sayılırlar. Bu bayram “Dört Gönül Bayramı” olarak da bilinir. Sf. 313

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 312, 313) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mübadele günlerinde ilginç bir olay gazetelerin manşetlerinden düşmedi.

    Selanikli Karakaş Rüşdü Bey, Meclis’e gönderdiği telgrafta, “Selanikli dönmelerin aslen, ırken ve soy bakımından Türklük ve Müslümanlıkla ilgisi bulunmamaklığından, bunların Türk toplumu dışında tutularak veya ülkenin her tarafına dağıtarak Türk nüfusuyla karışmaya mecbur edilmelerini” istemekteydi!

      İşin garip yanı, Karakaş Mağazaları sahibi Selanikli Karakaş Rüşdü Bey Sabetayist’ti! Adında da anlaşıldığı gibi Karakaş grubundandı. Sf. 311

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 311) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1,3 milyon Rum Yunanistan’a, 500 000 kadar Müslüman ise Türkiye’ye göçtü.

    Sadece Selanik’ten 99.720 göçmen Türkiye’ye geldi. Sf. 310

    Tüccar Rumların Yunanistan’a gitmesi ülke ekonomisini sekteye uğratabilirdi. Boşluğu Batı’ya yakın, ticareti bilen Selanik gibi şehirlerden gelenler dolduracaktı. Selanik, Kavala, Drama, Yanya, Kandiye, Girit, Midilli, vb. yörelerden gelen göçmenler İzmir, Aydın, Manisa, İstanbul, Samsun, Sinop, Adana, Amasya, Tokat, Sivas, Niğde, Karaman, Tekirdağ, Ankara, Denizli, Malatya gibi farklı yerleşim bölgelerine yerleştirildi. Sf. 311

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 310, 311) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zorladığımı biliyorum ama bir olgunun altını da çizmek istiyorum: hep birbirleriyle evleniyorlar! Çok alakasız gibi görünebilir ama Mustafa Kemal-Latife evliliği, Mustafa Kemal’i, Ali Adnan Menderes’le akraba yaptı. Nasıl mı? Adnan Menderes’in halasının kocası Ahmed Hamdi Efendi, Uşşakizade Hacı Ali Efendi’nin kızının çocuğuydu.

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 304) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dr. Tevfik Rüşdü, Latife’ye, “Ne sen ona eş olursun, ne de Mustafa Kemal sana koca olur” diyor. Ancak Latife’nin sert tepkisiyle karşılaşıp susuyor. Sf. 304

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 304) kitabından birebir alınmıştır.

  • Liz Behmoaras, Mazhar Osman, Kapalı Kutudaki Fırtına adlı kitabında Yusuf Mazhar Osman’ın Kafkas göçmeni annesi Atiye’nin Bülbülderesi Mezarlığı’na defnedilişini ayrıntılarıyla anlatır: “Atiye’yi Üsküdar’da Bülbülderesi’ne gömdüler. Defin sırasında mezarlığın yaşlı bekçisi, büyüklerin arasında pek ufak tefek kalan, bir köşeye sığınmış Yusuf’u (Mazhar Osman) süzüyordu. Sonunda ağır adımlarla yanına yaklaştı. Alçak sesle âdeta huşu içinde konuştu: ‘Evlat, burasına neden Bülbülderesi derler bilir misin? Bülbüller O gelinceye kadar ötecekler, işte o zaman, basübadelmevt zamanı olacaktır… Sen dua et de bülbüller hep ötsün. Çünkü O onların sesine gelecektir.’ Küçük Yusuf Mazhar Osman sordu: ‘O kim?’ Bekçi yanıt verdi: ‘Mesih!… Sabetay Zvi.’” (2001, s. 30) Sf. 299

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 299) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ali Adnan, Mondros Mütarekesi sonrasında terhis edilince, yakın arkadaşı Ethem’le, Yahudi mahallesi Kestelli’deki evlerinden ayrılıp birlikte Çakırbeyli Çiftliği’ne yerleşti. Sf. 291

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 291) kitabından birebir alınmıştır.