Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Din düşmanlığı yaptığı, devlet içinde devlet kurmaya çalıştığı iddialarıyla, başta Papa XII. Clemens olmak üzere, Fransa hükümeti ve Hollanda hükümeti masonlara savaş açıp, locaları kapatınca; 1748’de Osmanlı da daha “emekleme dönemindeki” masonluğu yasakladı.

    Ancak masonluk, III. Selim (1789-1807) döneminde yeniden ortaya çıktı; 1839’dan sonra ise yaygınlaştı. Sf. 83

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Siyonizm’i milliyetçi ve siyasal bir ideoloji haline getiren Theodor Herzl’di.

    1860 yılında Budapeşte’de orta halli konfeksiyoncu Yahudi bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Theodor Herzl, Viyana Üniversitesinde hukuk doktorası yapmıştı. Sf. 104

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı’ya ilk matbaayı getiren (1727) “Macar dönmesi” İbrahim Müteferrika ve Osmanlı’da ilk Mühendishanei Berri Hümayunu kuran “Fransız dönmesi” Humbaracı Ahmed Paşa da (Kont Bonneval) ilk masonlardandı. Sf. 83

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Siyon kelimesinin kökeni Zion’dur (Sion).

    Sion, Kudüs’te bir tepelik bölgenin adıydı ve zaman içinde Kudüs’le eş anlamlılık kazanmıştı. Aynı zamanda “Siyon”, yurtlarından kovulmuş Yahudi halkının Filistin’e dönme arzu ve özlemini benliğinde toplayan bir “siyasal inancın” adıydı!

    Yahudiler sürgünlerle dünyaya yayılmaya başlayınca Filistin’i hiçbir zaman unutmamışlardı. Buraya geri dönüp “Davud’un krallığını yeniden kurmak” hayaliyle yaşadılar. Bu dönüş ancak Mesih’in gelişiyle olacaktı. Bu inanç hahamlar tarafından sinagoglarda devamlı işlenmiş, “Mesih’le kurtuluş ümidi ateşi” cemaat dualarından hiçbir zaman eksik olmamıştı.

    Hiçbir Musevi vaizin hutbesini, “Kurtarıcı bir gün Siyon’a gelecek!” demeden ve cevap olarak cemaatin “âmin” i olmaksızın tamamlamaması düşünülemezdi.     

    Siyon’a dönebilmek için dünyanın çeşitli yerlerinde Mesihler ortaya çıktı. Örneğin, Bağdat’ta îbni Dugi (1120), Güney Kürdistan’da David Alroy (1150), İspanya’da Abraham Abulafia (1240-1291), Venedik’te Asher Lemmlin (1502), İzmir’de Sabetay Sevi (1626-1675), Polonya’da Jakob Frank (1726-1791), XVID. yüzyılda Rusya’da İsrael Eliezer Mesihlik iddiasıyla Yahudilerin karşısına çıktı. Ne var ki Mesihlerin varlığı Kudüs’e dönüş isteğini karşılayamıyordu. Sf. 105

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 104, 105) kitabından birebir alınmıştır.

  • Selanik’teki örgütün temelini Sabetayistler ve Yahudiler oluşturuyordu. Özellikle Balkanlar’da yayılan milliyetçi hava karşısında Osmanlı Devleti’ni bir güvence olarak gören Selanik Yahudileri ve Sabetayistler harekete hem fikri hem de maddi destek veriyorlardı.       

    Bir de masonlar vardı.

    İttihatçı kadrolar mı masondu, yoksa masonlar mı İttihatçıydı hâlâ tartışılan bir konudur!

    Masonluk, Osmanlı’ya İngiltere’den gelmişti

    İngiltere Büyük Locası’nın ilk Üstadı Âzamlarından Lord Montagu (1690-1749) İngiliz masonluğunun kuruluşunda büyük rol oynamıştı. Lord Montagu, 1716-1718 yıllan arasında İngiltere’nin İstanbul büyükelçisiydi. Sf. 82, 83

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 82, 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • O tarihte ittihatçılara katılan bir isim daha vardı:

    Türkiye’nin ileri yıllarda “Said-i Nursi” olarak tanıyacağı Said-i Kürdi!

    Manyasizade Refik Efendi aracılığıyla İttihatçılarla tanışmıştı. Kıyafeti hayli ilginçti ve herkesin dikkatini çekiyordu; kaplan postuna benzeyen bir kürkü, başında Buhara kalpağı, göğsünden beline doğru inen gümüş savatlı kemerde süslü bir Diyarbakır kaması vardı. Sf. 89

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 89) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu cemiyetin (İTC) önde gelen idarecileri ve kurucuları arasında Yahudiler ile Cavid Bey, Talat Bey gibi dönmeler de yer alıyordu. Sf. 79

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Talat Efendi.

    Bekârdı. Kendisine Fransızca öğreten Edirne’deki Yahudi kızı unutamamıştı. Mehmed Talat bu kızla Edirne’deki Alliance Israelite Universelle (Evrensel Musevi Birliği) okulunda tanışmıştı Mehmed Talat bu okulda Türkçe öğretmenliği yapıyordu ve sevgilisi okul müdürü Mösyö Lupa’nın kızıydı.

    Talat, aynı zamanda daha önce iki yıl bu okulda yani Alliance Israelite Universelle’de öğrenim görmüştü. (Kâzım Karabekir, İttihat ve Terakki Cemiyeti (1896-1909) 1993, s. 166)

    Yahudi çocuklarına “Türkçe” öğretmenliği yapan Talat kuşkusuz, Ladino’yu (Yahudi İspanyolcası) biliyordu. Zaten bildiğini de en yakın arkadaşı Midhat Şükrü anılarında teyit ediyor. Sf. 78

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunların en ünlüsü, 1873’te Vali Mithat Paşa zamanında, Şemsi Efendi (Şimon Zvi) tarafından açılan Fevziye Mektebi’ydi. Sf. 59

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Selanik ve İzmir’de “efendi” sıfatını kullananların büyük çoğunluğunun Sabetayist olduğunu Selanik doğumlu yazar Münevver Ayaşlı da Dersaadet adlı kitabında böyle belirtiyor. Sf. 56, 57

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 56, 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • “On yedinci budur ki, onlarla (Müslümanlarla) nikâh akdedilmemesi lazımdır.” Sf. 44

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kapanî İbranicede İzmir’im demektir. Sf. 42

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Yakubîler”, “Karakaş” ve “Kapancı” adlı bu üç Sabetayist gurubun toplumsal ve ekonomik konumları birbirlerinden farklıydı, Yakubileri, Selanik’teki üst sınıf Osmanlı memurları oluşturuyordu.

    En kalabalık grup olan Kapancılar, çoğunlukla İzmir’de oturuyorlardı; üst ve orta sınıfı oluşturan tüccarlardı.

    Muhafazakâr olmalarıyla bilinen Karakaşlar ise, zanaatkâr, esnaf ve işçilerden oluşuyordu, örneğin berberler, kasaplar, kunduracılar ve hamallar bu gruba dâhildi. Öyle ki, ilk dönemlerde Selanik’teki berberlerin tamamı Karakaş’tı.

    Bu üç ayrı grup, ayrı yerlerde ibadet ediyorlar, ayrı mezarlıklarda toprağa veriliyorlardı. Birbirlerinden kız alıp vermiyorlardı. Sf. 42

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tartışmalar sürerken, Osman Baha’nın ölümü grupta ayrılığı kesinleştirdi. Çünkü İbrahim Ağa, “Mesih ölmez, bedeni çürür görüşünü ileri sürerek, mezarın açılmasını istedi. Mezar açılıp ve İbrahim Ağa başkanlığındaki grup Karakaşlardan koptu.

    Çoğunluğu İzmirli olan ve başım İbrahim Ağa’nın çektiği gruba “Kapancı” (Kapaniler) denildi.

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabetay Sevi öldükten sonra Sabetaycılığın merkezi durumuna gelen kent Selanik’ti.

    Sabetay Sevi’nin son eşi Ayşe, Selanikliydi.

    Ayşe, kardeşi Yakov Kerido’nun (Abdullah Yakub), ölen eşinin ruhunu taşıdığını öne sürdü. Sabetay Sevi (Maşiah) ile cemaat arasındaki bağlantıyı ancak Yakov Kerido’nun sürdüreceğini söyledi. Böylece Kerido’ya inanan taraftarlar oluşmaya başladı.

    Yakov Kerido, yani Müslüman adıyla Abdullah Yakub, İslam’ın emirlerini eksiksiz yerine getirmeye dayalı bir esas kurdu. Kendilerini “mümin” olarak gören bu grup üyeleri namazını, orucunu, zekâtını ihmal etmiyordu.

    Çokeşlilik ve boşanma konusunda Müslümanlardan farklıydılar. Sabetayistler birden fazla eşe karşıydılar.

    Evlilik, sünnet, seyahat, işe başlama, hatta ameliyat konusunda bile liderlerine danışıyorlardı. Din, giysiler, örf ve âdetler hususunda mevcut olan düzene ayak uydurmakta hiç güçlük çekmiyorlardı.

    Hatta Abdullah Yakub cemaat mensuplarına örnek olmak için, yanına “müritlerinden” Mustafa Efendi’yi alarak Kâbe’ye hacı olmaya gitti. Ancak Mekke’ye giderken deve üzerinden düşerek öldü. “Hacı” olup dönen Mustafa Efendi “tarikatın” başına geçti.

    Hacı Mustafa Efendi kendisine iki halef seçti: Mehmed Ağa ve İzak Ağa. Bunların unvanları “Zişan” dı!

    Yakov Kerido’nun sağlığında başlayan grup içindeki tartışmalar bitmedi, daha da alevlendi Muhalif grubun başını Mustafa Çelebi çekiyordu. Mustafa Çelebi, sadık adamlarından Abdurrahman Efendi’nin Sabetay Sevi’nin ölümünden dokuz ay sonra doğan oğlu Baruchiah Russo Maşiah’ın ruhunu taşıdığını ileri sürdü.

    Yani Sabetay Sevi’nin ruhunu Yakov Kerido değil, Baruchiah Russo taşıyordu.

    Sabetayistler ikiye bölündü. Baruchiah Russo, yani Müslüman adıyla Osman Baba’ya inananlar gruptan ayrıldı ve bunlara Karakaş (Karakaşî’ler) dendi.

    Kalanlara, Yakov Kerido’nun Müslüman adı Abdullah Yakub’dan dolayı “Yakubiler” denildi. Sf. 41

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabetay Sevi ve yandaşlarına, dinlerinden döndükleri için, “avdeti” (dönme) denilmeye başlandı. Sf. 39

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • İzmirlilerin “Kara Menteş” dedikleri Haham Mordahay Sevi’nin ailesi, kentteki Yahudilerin büyük çoğunluğu gibi, 1492 tarihinde İspanya’dan kovulmuştu.

    Sevi ailesi önce Mora’ya sonra İzmir’e yerleşti.

    “Kara Menteş” in oğlu, Sabetay Sevi, 7 Temmuz 1626 tarihinde İzmir’in Agora semtinde doğdu. Sf. 37

    (Dip Not; Sinagoglar da dahil olmak üzere tarihi eserlere yeniden hayat vermek için TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan ile İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Priştina Agora’da büyük bir restorasyon çalışması sürdürmektedirler.)

    Ve 31 Mayıs 1665 tarihinde “Mesih” olduğunu ilan etti. Yahudi inancına göre Mesih, kendilerine, bugünkü İsrail topraklarında bağımsız bir devlet kuracak ve dünyanın dört bir yanma dağılmış olan Yahudileri bir araya toplayacaktı.

    Gelişmelerden rahatsız olan Osmanlı yönetimi Sabetay Seviyi tutukladı ve yargıladı. Sultan IV. Mehmed, çok uzun süren yargılamayı perde arkasından takip etti. Yargılama sonunda Sabetay Sevi’nin önüne iki seçenek kondu: iddialarından vazgeçmezse öldürülecek ya da Müslümanlığı kabul ederse hayatı bağışlanacaktı.

    Burada bir parantez açmak gerekiyor Sabetay Sevi’nin sarayda sorgulanışı sırasında orada bulunanlardan biri de sultanın doktorlarından Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi’ydi. Sf. 38

    Hayatizade aslında, gerçek adı Moses ben Raffael Abrabanel olan, Yahudilikten Müslümanlığa dönmüş biriydi.

    Gershom Scholem, Hayatizade için, Sabetay Sevi adlı kitabında,

    “Sultan’ın kız kardeşiyle evliydi ve 1670’te Erzurum valisiydi. 1665’e kadar Temeşvar (Macaristan) valiliği yapmıştı. (2001, s. 338)” diye yazıyor.

    Hayatizade Mustafa Fevzi Efendi’nin torunu Mehmed Emin Efendi, Osmanlı’da şeyhülislamlık yapan, -bilinen- ilk Yahudi dönmesidir! Oğullarından biri müderris olmuş, torunu Hayatizade Mehmed Emin de dedesinin izinden gitmiş, hekimbaşı, kazasker, kadı ve müderris olduktan sonra şeyhülislamlığa kadar yükselmiştir. Yani bir Yahudi dönmesi Osmanlı’nın şeyhülislamlığını yapmıştı.

    Sonuçta Sabetay Sevi kendisine önerilen iki seçenekten birini kabul etti.

    “Bu can bu bedende olduğu sürece Müslüman’ım” dedi ve “Mehmed Aziz Efendi” adını aldı. 

    Karısı Sara ise “Fatma Hanım” adını seçti! Sf. 39

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir gün, Kâmil Paşa, Kıbrıs’a giderken, Eşref’ten ne hediye istediğini soruyor. Eşref, “Kıbrıs’ın eşekleri meşhurdur, bir eşek getirirseniz makbule geçer Paşa’m” diyor.

    Bir ay sonra Kâmil Paşa, Kıbrıs’tan dönüyor. Valiyi rıhtımda karşılayanlar arasında Eşref de vardır. Kâmil Paşa vapurdan iner ve karşısında Eşrefi görünce, elini dizine vurarak Tüh! Sen benden eşek istemiştin. Unuttum. Şimdi, seni görünce aklıma geldi” deyince Eşref altta kalacak değil ya, hemen cevabını verir: “Ziyanı yok paşam! Siz geldiniz ya!” Sf. 34

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • O dönemde İzmir’in başında sadece tifo gibi salgın hastalıklar belası yoktu. Şehrin etrafını sarmış çeteler de İzmir halkını canından bezdirmişti.

    Bugün olduğu gibi dün de çeteler sırtını belli güçlere dayamışlardı. Örneğin İzmirli Whittall ailesi Çakırcalı Mehmed Efe’nin en büyük destekçisiydi!

    Whittalller, Çakırcalı’ya silah ve cephane yardımında bulunuyordu. Bu kuşkusuz karşılıklı bir çıkar ilişkisiydi.

    Lojistik desteğin karşılığında Çakırcalı Mehmed Efe, Levantenleri Rum çetelerinden koruyordu! Sf. 34

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1895 yılının Kasım ayında İzmir Valiliğine bir kez daha eski bir sadrazam atandı: Kıbrıslı Kâmil Paşa!

    İngiliz çevrelerine yakınlığıyla tanınan Kıbrıslı Kâmil Paşa İzmir’e gelir gelmez başta Whittalller ve Forbesler olmak üzere İngiliz Levanten aileleriyle çok yakın ilişki içine girdi. Bu yakın münasebetler o kadar arttı ki, kentte; “Şehre korku salan Çakırcalı Mehmed Efe’nin eylemlerine bilerek göz yumuyor. Amacı asayişi sabote edip, İngiltere’nin bölgeye müdahalesini temin etmek, müdahale arkasından ise İzmir’in muhtariyet kazanmasıyla birlikte kendisi de bağımsız vali olacak” dedikoduları yayılmaya başladı.

    Kâmil Paşa’nın İngilizlerle yakın ilişkisi İzmir’de başını belaya soktu. Gerek bu ilişkisi gerekse Çakırcalı Mehmed Efe’yi koruduğu şeklindeki jurnaller Yıldız Sarayı’na ulaşınca, II. Abdülhamid Kâmil Paşa’dan kurtulmaya karar verdi. Saraydaki dostları sayesinde, azledileceğini öğrenen Kıbrıslı Kâmil Paşa soluğu İzmir İngiltere Konsolosluğu’nda (baba kucağında) aldı. Sf. 33, 34

    Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 33, 34) kitabından birebir alınmıştır.