Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bülent Ecevit’in artık iki tarihsel misyonu vardır. Birincisi, sürekli Marksizm ve devrimci aydınlara küfretmesidir. İkincisi toy ve sağa eğilimli bir politikacı olan Erdal İnönü’nün ensesinde boza pişirerek İnönü’yü daha sağa itmesi ve SHP içinde İnönü’yü vaz­geçilmez hale getirmesidir. Bunları yapıyor ve şansı yaver giderse bir askeri krizden sonra yönetici olmayı bekliyor.

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2004): Hoca bu kitabı 1988’de yazmış, 28 Şubat 1997 Darbesinden sonra Ecevit iktidar oluyor. Mükemmel bir tahmin.

  • Pornografik edebiyat belki korkuyu unutmanın da bir aracı oluyor.

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük, Çelik Bilgin (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2004): 12 Eylül’den hemen sonra pornografide büyük bir serbestiyet oluştu, hem gençlerin aklını pornografi ile oyalamak hem de yaratılmış olan korkuyu unutturmak içindi.

  • Reform, geçmişteki bir korkudan kaynaklanan geleceği güvence altına almaya yönelik bir düzeni budamasıdır.

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eylül darbesi, hem ulusal ve hem de uluslararası planda burjuvazinin acımasızlaştıran korkusunun sonucunda gerçekleştirildi, içerde devrimci sol hareketin yükselişi büyük bir korku kaynağı oldu, Dışarda Afganistan ve İran Devrimleri, bu korkuyu artırıcı etki yaptı. Eylül darbesinin motoru korkuydu ve bu korkuyla kindar davranabildi. Sf. 43

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir parantez gerekiyor; demokrasi bir devlet durumudur, Faşizm de aynı devletin bir başka durumu oluyor. Devletin kendisi ise bir hükmetme durumunu anlatıyor. Aynı devletin demokrat ve faşist durumlarını hükmetmedeki hız farkıyla birbirinden ayırmak gerekiyor, faşizmde hükmeden irade daha hızlı nüfus ediyor. Sf. 37

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dimitrov’ın 1930 yıllarının ortalarında hemen hemen aynı sözcüklerle tekrarlamaktan yorulmadığı kapitalizmin krizinden doğan faşizm çözümlemesi geliyor: “Emperyalist çevreler krizin tüm yükünü çalışan halkın omuzlarına yüklemeye çalışıyorlar. Bunun için de faşizme ihtiyaçları var.” Sf. 35

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sirina”, ilk buharlı ya da “steamer”, Londra’dan yüz yolcusuyla New York’a hareket ettiği zaman Marx yirmi yaşındadır. Kraliçe Viktoria’nın demiryolculuğunu onurlandırdığı ve bunun için de ilk kez trene bindiği 1842 yılında ise yirmi dört yaşını sürüyor. Bundan bir yıl sonra ABD Kongresi, Morse’a ilk elektrikli telgraf hattını kurması için ödenek ayırıyor. Bir yıl sonra selülozdan kâğıt yapma patenti alınıyor. Bu arada 1839 yılında bisiklet kullanılmaya başlanıyor ve Goodyear adında birisi ticari lastik patentini yaz­dırıyor. Komünist Manifesto yılında ise güvenilir kibrit yapımı gerçekleştiriliyor. Sf. 32

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 32) kitabından birebir alınmıştır.

  •  “Burjuvazi, tarih açısından, bir an devrimci rol oynamıştır.”

    ”Burjuvazi, kontrolünü sağlar sağlamaz, bütün feodal, ataerkil ve kırsal ilişkilere son veriyor.”

    “Tek sözcükle, dinsel ve siyasal illüzyonlarla örtülü sömürünün yerine çıplak, utanmaz, doğrudan ve vahşi sömürüyü koyuyor.”

    Bunları Komünist Manifestodan aktarıyorum, burjuvazinin yıkma ve hızına yapılan bu vurguların gerçekçi çıkıp çıkma­dığının tartışılması gerekiyor. Sf. 30

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü uzun yılların ezikliğini taşıyan Osmanlı aydını Ekim Devriminden son derece hızlı bir biçimde etkileniyor ve nerede ise kütlesel bir biçimde komünizmi kurtarıcı görmeye başlıyor. Berlin’de okuyan aydınlar, Ankara’da toplananlardan önemli bir bölüm, İstanbul’da üniversite öğrencileri ve Kafkas savaş esirleri arasında komünizmin ve Bolşevizm’in cazibesine kapılanlar önemli orana ulaşıyor. Anadolu direnişi biçimlenirken Türk aydınları arasında bir kurtarıcı formül olarak komünizm yayılıyor, örgütlenme ve işçi sınıfı bakışı gündeme geliyor.

    Anadolu Devrimi’nin kapitalist özü tümüyle bir kenara itilerek antiemperyalist yanı abartılıyor, Sf. 29

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Batı düşüncesinde Anadolu Devrimini abartma izlerine rast­lanmıyor. Batı düşüncesi için Kemalizm, uzun yıllar Batı üstünlüğü karşısında ezilen Türkiye’nin Batı uygarlığı kurumlarının bir bölü­münü ve tepeden kabul etme olarak görüyor. Fazla heyecan yarattığı söylenemez.

    Bunun karşısında Sovyet siyasal yazılarında ve özellikle bun­ların Türkiye’ye yönelik bölümlerinde Anadolu Devriminin son de­rece abartılı bir çözümlemesine rastlanıyor. Sf. 27

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu tarihsel özetlemeden sonra düşünsel deneyime devam ede­bilirim; bunun için önce insan aklının bir kusurundan söz etmek gerekiyor, insan aklının association tutkusuyla defolu olduğunu ileri sürmek durumundayım. Özellikle kütlesel akıl, aynı zaman ke­siti içinde algıladığı iki olguyu önce birleştirme ve daha sonra da bunlar arasında bir neden-sonuç ilişkisi kurma zaafını taşıyor. Eğer turistlerin çok geldiği bir yılda dağdan köye inen kurtlar da çoksa, bu ikisi arasında associative bir ilişki kuruyor, köylülerin turistlere nakışlı kaşık veya çorap satmak için kıyıya ve kurtların da boşalmayı hissederek köylere indiklerini düşünebiliyor. Kusku­suz bu tür bir birleştirme kurgusunun hiçbir maddi dayanağı bu­lunmuyor. Sf. 25

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Feyyaz Berker’di: Çetin Altan’la birlikte ziyaret ettik. Çok memnun­dular; ancak sohbetimiz birkaç kez Abdi İpekçi’nin telefonuyla kesil­di; konuşmanın bir tarafını biz de duyuyorduk ve diğer tarafını Fey­yaz Beyle saklamaya çalıştığı büyük bir böbürlenme ile aktarıyordu, İpekçi, saat başı o günkü önemli İç politika olayını aktarıyor ve başyazısı hakkında Berker’in görüşlerini alıyordu. Abdi İpekçi’nin yazılarını kim yazıyordu; kesinlikle söylemenin mümkün olmadığını sanıyorum.

    Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 14) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eski İstanbul Cumhuriyet Savcısı, olayları yakından bilen değerli dostum, namuslu, yurtsever Kenan Bey’den dinledi­ğim Recep Zühtü olayı şöyledir:

    Metresinin bir Yahudi genci ile ilişkisini anlayan, kendi kra­vatlarını bu gence armağan edecek kadar ileri giden kadını, Re­cep Zühtü kıskançlık nedeniyle tabancayla vurmuş. Yapılan so­ruşturmada kurşunun anında ölüme neden olmadığı anlaşıl­mış. Ölüm olayı sonradan gerçekleştiği için asıl nedenin bakım­sızlık, ilgisizlik veya savsaklama mı olduğu ortaya çıkmamış.

    Öldürmek amacıyla değil korkutmak için dahi ateş edilmiş ol­sa, yasal olarak silah kullananın en az üç yıl hapis cezası alması ge­rekiyormuş. Oysaki Doktor Fahrettin Kerim’in verdiği “cinnet halinde metresini vurduğuna dair rapor” Adli Tıpça incelenip ka­bul edilince mahkeme Recep Zühtü’nün beraatına karar vermiş. Sf. 283

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 283) kitabından birebir alınmıştır.

  • Atatürk, Berlin Büyükelçisi Kemalettin Sami Paşa’nın eşi Mısırlı Prensesin büyüklük taslamasına içerlemiş. Bir gece Dolmabahçe Sarayı’nda verdiği davete bunları da çağırmış, Prensesi dansa kaldırmak istemiş, kadın da kalkmamış. Kemalettin Sami Paşa ve eşini derhal kapı dışarı etmiş. Ertesi sabah Kemalettin Sami Paşa büyük bir sepet üzümle Saraya gelmiş. Kabul edilmesini, yoksa intihar edeceği haberini göndermiş. Üzüm kabul edilmiş. Ancak, kendisinin kabul edilip edilmedi­ğini öğrenemedim. Sf. 281, 282

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 281, 282) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir gece Ankara’daki yeni köşkte alışılageldiği gibi dalka­vuklarıyla uyduruk poker oynuyorlardı. Aklına esti, hizmet eden garsonlardan birini çağırdı.

    “Sen poker bilir misin?” diye sordu. Çoğunluğu külhanbeyi güruhundan olan garson “Evet Paşam” deyince aralarına oturt­tu, birlikte poker oynadılar. Bu garsonun daha sonra casusluk suçuyla tutuklandığın duydum. Sf. 280, 281

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 280, 281) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir akşam Ada’da Yat Kulübünde tarihçi Ahmet Refik’i görür. Ahmet Refik Harp Akademisi’ndeki öğrencilik yıllarımız­da Fransızca öğretmeni Mösyö Lupat’un yardımcısı idi. Bu nedenle sağda solda dolaşıp “Gazi benim öğrencimdir.” diyor­muş. Gazi bu sözlere kızdığı için Ahmet Refik’i görünce onu yanına çağırır ve masanın üstüne çıkarır;

    “Şimdi herkese işitti­rerek bağır! De ki: Ben cahilim ve eşeğim!” der. Sf. 279

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 279) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hasan Rıza Soyak’tan bu kızların tümünün bakire oldukları söylentisinin aslını sordum. Ondan aldığım karşılıktan, kızların Gazi tarafından Prof. Dr. Refik Hayriye muayene ettirildiğini ve bakire olduklarının anlaşıldığını öğrendim. Sf. 274

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • Deli Fahrettin’in, Dr. Refik Saydam’dan duyduğum bir de şantaj öyküsü vardır. Saydam’ın anlattığına göre Deli Fahri çapkınlığı ile de tanınırmış. Bursa’da genç bir öğrenci kızı baş­tan çıkarmış ve hamile bırakmış.

    Genç kız, Deli Fahri’nin baskısıyla Gazi’ye bir mektup yaz­mış, “Paşam, Bursa’da sizinle görüştükten sonra hamile kal­dım.” demiş. Gazi mektubu Dr. Refik’e göstererek “Sen, benim çocuğumun olmayacağını bilirsin. Şu işin aslını bir araştırın.” der. Olay araştırılır, genç kıza mektubu yazdıranın Deli Fahret­tin olduğu ortaya çıkar. Sonunda kız Fahrettin’le evlendirilerek iş kapatılır. Sf. 270

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 270) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu orkestranın şarkıcılarından Hafız Yaşar Okur’a birdenbi­re orkestrayı susturarak Kuran-ı Kerim okuttuğunu, bu dinsel anın çekiciliği altında güzel insan sesinin aktardığı tanrısallığın yüksek sözlerini, saygının doruğunda ve gözyaşları içinde din­lediğini birçok kez gördüm. Sf. 268

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 268) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yemekler yenilip içkiler içilirken. ‘Atatürk Selim Sırrı’ya bir soru yöneltiyor: “Sen dinde devrim yapılması hakkında yazılar yazıyormuşsun, amacın nedir?”

    Tarcan bu konudaki görüş ve düşüncelerini açıklayarak hü­kümetin din işinde de öncülük yapması gerektiğini, yoksa di­nin yok olup gideceğini söylüyor. Bunun üzerine Atatürk “Bu din batacak, ileride yeni bir din çıkacaktır. Sen bu konularda ya­zı yazmayacaksın, anladın mı?” diye kesin emir veriyor, o da kalemini kırıp atıyor.

    Kanımca bu dâhi yaşasaydı, irtica tehlikesini ortadan kal­dırdıktan sonra hiç kuşkusuz dinde de reform yolunu tutacaktı. Sf. 268

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 268) kitabından birebir alınmıştır.