Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Hükümette görev almış bazı siyasiler, birçok milletvekili, kolay yoldan para kazanmış müteahhitler, milli savunma ihalelerinde yükünü tutmuş namussuzlar ve az sayıda memur için bu kentsel yapım çalışmaları önemli bir gelir kaynağı oluşturdu. Sf. 264

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 264) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sakarya Savaşı, düşman ordusunu üslerinden uzaklaştırarak Anadolu’nun içine çeken, isteklendirmek için kendi ordumu­zu kaynaklarına yaklaştıran bir savunma savaşıdır. Sf. 250

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 250) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kadın Doğum Uzmanı Doktor Fuat Fehim Caculi, Lâtife Ha­nımla ilgili bir hikâye anlatmıştı. Bu kişi abartmayı, dedikodu­yu seven birisi olduğundan anlattıklarım doğruluğundan kuş­ku duyarak dinlemiştim.

    Güya bir gün Lâtife Hanım çocuk düşürdüğünü öne sürerek yatağa uzanmış. Doktor Fuat Fehim’i çağırmışlar. Gazi doktora, “Benim çocuğumun olmayacağı malûmdur. Şunu bir muayene et.” demiş. Fuat Fehim olayda hile sezmiş, kesilen bir tavuğun kanının yatağa bulaştırıldığını saptamış.

    Latife Hanım Cumhuriyet yönetiminde veliahda yer olma­dığını, Gazi’nin çocuğunun olamayacağını bildiği halde böyle bir olaya cesaret edebilir miydi? Belki ilgi çekmek için bu tür bir davranışta, bulunduğu düşünülebilir. Ancak gerçeği öğrenmek için Hasan Rıza Soyak’a sorduğum zaman bu olayın tam anla­mıyla yalan ve uydurma olduğunu söyledi. Sf. 248

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 248) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alman Büyükelçisi, Cumhurbaşkanı tarafından olağan bir törenle kabul olunduktan sonra Lâtife Hanım, ertesi gün de el­çiyi kendisinin kabul edeceğini bildirmiş. Hatta bu iş için ban­do ve tören birliği hazırlanmasını bile emretmiş, Ancak olayı tam zamanında öğrenen Gazi bu işin önüne geçmiş. Sf. 248

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 248) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilindiği gibi Lâtife Hanım siyasal hırsa da kapılmış, Gazi’nin yurt gezilerinde çarşafı ve peçesi ile halka nutuklar söy­lemeye kalkmıştır. Atatürk’ün sonradan bana anlattığına göre, eski Çankaya Köşkünün bahçesinde sesini, davranışlarını eği­tip düzeltmek için Demostenes gibi hitabet çalışmaları yapar­mış. Bir bakıma Atatürk’le eşit olma, rekabet etme gibi çocukça davranışlar içine girmiş. Meclis’teki muhalif milletvekilleri ile iletişim kurmaktan zevk aldığını da yine Gazi anlatmıştı.

    Fatih Rıfkı Atay bir gün Atatürk’ün sofrasında şöyle bir olaya tanık olmuş:

    Sofradaki belli kişiler şampanya istemişler. Latife Hanım, şampanya getirmeye giden garsonu engellemiş, istekte bulu­nanlara dönerek “siz şampanyadan ne anlarsınız” diye ev sa­hipliğine ve konukseverliğe yakışmayan sözler söylemiş. Bu­nun üzerine Atatürk de “sen bu sofraya layık değilsin.” diyerek Lâtife Hanımı oradan uzaklaştırmış. Sf. 247

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 247) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1913’te Sofya Ataşemiliter’i iken bir yabancı toplulukta oynayıp yitirmiş, aylığını aşan kumar borcunu sonradan başka yollarla ödemiş. Bu olayı sık sık anlatıp dururdu. Ama ara sıra eğlenmek için arkadaşlarıyla poker oynadığı da olurdu. Sf. 244

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 244) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kendi şakalarında, saklı bir görüş ve anlam vardı. Bana anlat­tığına göre, bir gece geç saatlerde yatağından kalkarak sarayı do­laşmış. Genel Sekreter Kurmay Albay Tevfik’in odasına yavaş­ça girmiş. Yatağında derin uykuda olan bu kişiye yaklaşarak ta­bancasını çekip “Davranma!” diye haykırmış. Birdenbire uy­kudan uyanan zavallı Tevfik can havliyle “Burada değil yukarı­da yatıyor.” demiş. Yanından gülerek çıkan Atatürk böylece bağlılık ve özverisinin sınırlarını çizdiği bu arkadaşa zerrece alışmamış, yalnızca işinde kullanmıştı. Sf. 243

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 243) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ağaoğlu Ahmet Bey şöyle bir olay anlatmıştı:

    Atatürk bir gece Pera Palas otelinde baloya gitmiş. Karşı ma­sada genç, güzel, hoppa bir hanımla bir erkek görmüş. Kim olduklarını sormuş. Bir Paşanın kızı ile kocası olduğunu söylemişler. Kadını yanına çağırmış, herkesin karşısında şapır şupur öpmüş. Kadın da bu iltifattan (!) memnun olup gurur duymuş. Sf. 239

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 239) kitabından birebir alınmıştır.

  • Atatürk’ün sofrasının bir takım dalkavuklarla işgüzarlar ve ya­lakalar için kişisel çıkar sorunu olduğu savı yalan değildir. Fakat gerçekte bu sofra değerli, özverili arkadaşları için bir okuldu. Sf. 237 Örneğin Kılıç Ali ve Recep Zühtü gibi yakınında bulunanlar zaman zaman sofradan kalkarak iç salona geçip orada uyku kestirirlerdi.

    Bunlar yeniden sofraya döndükten sonra içer gibi görünüp Ata’nın ne söyleşileriyle, ne de üzerine titremeleri gereken sağ­lık konusuyla hiç ilgilenmezlerdi. Halkın hizmetinde pek hoş­görülü olan bu kutsal bedene bulvar çapkınları gibi şık giyin­miş, garsondan başka her şeye benzeyen sofra hizmetçileri ser­vis yaparlardı.

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 237, 238) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa Kemal Paşa’nın eski emir subaylarından milletve­kili Salih (Bozok), Ethem çetesiyle birlikte gitmişti. O zaman Salih’in “Biraz da biz soyalım.” dediği söylenmiş, eski bir jan­darma subayının eşkıya ruhu ile kendi soydaşlarını soymak için isyan bastırmaya gitmesinden çok acı duymuştum.

    Bu adamın emekli olarak İstanbul’da tütün bayiliği yaparken âdeta yoksulluk içinde kaldığını ve kendi başvurusu üzeri­ne Ankara’ya çağrıldığını milletvekili yapıldığını Ali Fuat Cebesoy’dan duymuştum. Sf. 205, 206

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 205, 206) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ankara’da o günlerde İstanbul’dan gelme bir jandarma yüzbaşısı gördüm. Bu subay İngilizlere “Ankara’ya gidip Mustafa Kemal Paşa’ya isteklerinizi söyleyebilirim.” diyerek, onların sözcüsü gibi davranıp Anadolu’ya geçmeyi başarmıştı. Doğal olarak bir daha İstanbul’a dönmeyen bu onurlu, yurtsever yüz­başı bana İngiliz Polis örgütünün Rauf Bey’den sonra tutukla­mak için beni aradığını ve kendisinden sorduklarını söyledi. İngiliz Polis örgütünün başı olan ve çok güzel Türkçe konuşan Yüzbaşı Benet, her yerde beni aradıklarını, fakat bulamadıklarını söylemiş.

    İngiltere hükümeti, 1921 Şubatında Londra Barış Konferan­sına Bekir Sami Bey heyetiyle gittiğimiz zaman, bu Yüzbaşı Benet’i bizim heyete mihmandar olarak vermişti. İngilizler herhalde günah çıkarıyorlardı. Bizlere eşkıya diyen Lloyd Ge­orge bile St. James Sarayı’nda verdiği çay davetinde ellerimizi sıkmış, eski suçlamalarından dolayı özür diler gibi bir havaya girmişti. Sf. 188, 189

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 188, 189) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Recep, bu mektubunda, Heyet-i Temsiliye karargâhı olan Ziraat Okulu’nda içkili, kadınlı âlemler yapıldığını, sabahlara dek göbek atmakla vakit geçirildiğini, Sofya’dan gelen Makedonya delegesi Gospodin Açıkof’un onuruna verilen ziyafette Türklük ve Müslümanlık adına utanç duyduğunu, artık orada kalamayacağını, bizden bu durama bir çözüm yolu bulmamızı istiyordu.

    Bu fuhuş ve rezalete Paşa’nın yakın çevresindekilerin neden olduklarını, içlerinde Özel Kalem Müdürü Yüzbaşı Hayati’nin ve arkadaşlarının adlarını da sayıyordu. Kaptan Rauf’a mektubu gösterdim, çok üzüldü.

    Kibar ve efendi bir adam olan, böyle rezaletlere en az bizim kadar üzüleceği bilinen Doktor Refik (Saydam)’e özel bir şey yazmam kararlaştırıldı. Ben de Refik’e oldukça kapalı bir bi­çimde bu durumun Anadolu’da ve İstanbul’da yapacağı olum­suz etki ve propagandaya dikkat çekerek Paşa nezdinde giri­şimde bulunmasını, yakın çevresindeki ahlâksızların görevden uzaklaştırılmalarının sağlanmasını yazdım.

    Mektup adı anılan ahlâksızlar tarafından okunmuş. Beni Mustafa Kemal Paşa’ya şikâyet etmişler. Refik efendiliği ve ki­barlığı yüzünden bir şey yapamamış, etkili olamamıştı. Sf. 180

    Bu büyük adamın bu zayıf yanı olmasaydı, ulusal çıkarları­mız için ne kadar hayırlı olurdu. Sf. 181

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 180, 181) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gazeteler Lloyd George’un, İstanbul’un uluslararası Hilafet’in merkezi olarak dinsel bir başkent, Türklerin saltanat merkezinin de Anadolu’da bir yer olması önerisini konferansa götüreceğini yazıyorlar. Bu önerinin protesto edilmesi için her tarafa duyumlar yapıldı. Sf. 161

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 161) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Kasım 1919 tarihinde Fransızlar Maraş’ta kentin kalesine Osmanlı bayrağının çekilmesini yasaklamışlar. Halk camiye toplanıp sancağı kapmış, büyük bir yürüyüşle kaleye çekmiş. Olay bu kadarla yatışmamış. Halk havaya ateş ederek “Yaşasın Osmanlı” diye bağırmış. Daha sonra ellerinde Türk bayrakları olduğu halde hükümet konağına doğru yürüyüp “guvernör (devlet bankası müdürü) Er­meni Vahan’ı istemeyiz!” diye haykırmışlar. Vahan alçağına da çok güzel bir sopa çekmişler.. Çerkez nöbetçilerin silahlarını el­lerinden alarak onlara da temiz bir dayak atmışlar. Mutasarrıfla, memurların halkı yatıştırmak için girişimleri bir yarar sağlama­mış. Sözün kısası Maraş halkı varlığını iyice kanıtlamış.

    İtalyan temsilcisi Luici Vilları yalnız pazar günleri ile sınırlı kalmak koşuluyla bayrak çekme işini tatlıya bağlayıp, Türk yet­kililerle barışmış. Sf. 132

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 132) kitabından birebir alınmıştır.

  • 23 Ekim 1919

    Urfa’dan İngilizlerin çekildikleri ile ilgili olarak, 13’üncü Kolordu’ya bilgi ulaşmış. İngilizler çekilirlerse Fransızlar işgal edecekler. Maraşlılar İngilizlerin gidip Fransızların geleceğini duymuş, “Ne yapalım?” diye sormuşlar. Heyet-ı Temsiliye’ye “Fransızlar gelmezler.” diye cevap verilmiş.

    27 Ekim 1919

    İngilizler Ayıntap’tan (Gaziantep) çekilmişler. İki Fransız suba­yı gelerek telgrafhaneyi denetim altına almış. İngilizlerin Urfa ve Maraş’tan çekilmeleri gerçekleşiyor. Sf. 100, 101 

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 100, 101) kitabından birebir alınmıştır.

  • 13 Ekim 1919

    Milletvekili seçiminde Mecliste güçlü, yurtsever bir grup oluşması için, bu gibi kişilerin seçil­eleri gerektiği konusunda askeri ve mülki makamlar gizlice uyarıldı. Bir yandan bu haklı uyarı ve aydınlatmalar yapılırken öbür yandan Mustafa Kemal Paşa’nın yaveri Cevat Efendi adındaki değersiz, doğru dürüst Türkçesi olmayan, basit bir adamın, Bolu’dan aday olmasına çok üzüldüm. Sivas’ta bunu duyanlarca kötü yorumlar ve haklı dedikodular yapılıyor­du. Bu durumu Rauf Bey’le öbür arkadaşlar ve doğrudan doğruya Mustafa Kemal Paşa’nın kendisine anlatmak zorunda kaldım.

    Aday listesinin düzeltilmesi için de Heyet-i Temsiliye’den bu işle görevli Mustafa Bey’le görüştüm. Ben, yapmam gereken görevi fazlasıyla yaptım. Cevat Abbas’ın (1) milletvekili seçilmemesi için ortaya çıkan bu genel havaya karşılık Mustafa Kemal Paşa “Adaylığını kendisi koymuş, ben karışamam.” dedi. Sadık kullarından olan bu kişinin adaylığının bizzat Paşa tarafından desteklendiğini, sonradan öğrendim. Sf. 96, 97

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 96, 97) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2014): Cevat Abbas Gürer; Mustafa Kemal’in başyaveri olan Cevat Abbas, 1887 yılında Niş’te doğdu. Mustafa Kemal ile Samsun yolculuğuna seçilenler arasındaydı. Sivas Kongresi’nde, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti mensuplarının Meclisi Mebusan seçimlerine girebilmeleri görüşü benimsenince Bolu’dan milletvekili seçildi ve İstanbul’a gitti. Meclisi Mebusan dağıtıldıktan sonra Ankara’ya döndü ve Birinci TBMM’ne Bolu milletvekili olarak katıldı. Erzurum’da istifa etmesiyle son bulan askerlik hayatı, 1920’de yeniden başladı ve yüzbaşı rütbesiyle Kurtuluş Savaşına katıldı. Yozgat Ayaklanmasının bastırılmasında gösterdiği çalışmalarından dolayı kendisine İstiklâl Madalyası verildi. Rütbesi 1923’te binbaşılığa yükseltildi. 1924’te kurulan İş Bankasının kurucuları ve hisse sahipleri arasında Cevat Abbas da vardı. Cevat Abbas Gürer 1941 yılına kadar milletvekilliği yaptı. Mustafa Kemal’le ilgili hatıralarını, Ebedi Şef Kurtarıcı Atatürk’ün Zengin Tarihinden Birkaç Yaprak (1939) adlı kitapta topladı. 1943 yılında Yalova’da öldü.

  • 9 Ekim 1919

    Refet Bey’in bildirdiğine göre, Burdur’daki İtalyan subayı Roma’dan aldığı bir telsiz, haberinden İzlanda’nın bağımsızlı­ğını ilan ettiğini, İngiltere’de demiryolu ve maden işçilerinin genel greve gittiklerini öğrenmiş. İstanbul basını adına Velid Ebüzziya da verdiği haberle bu bilgiyi doğruladı. Sf. 94

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 94) kitabından birebir alınmıştır.

  • 7 Ekim 1919

    Ali Fuat Paşa’dan alınan bir şifrede, Eskişehir’deki İngiliz generali Sally Clad’in ricası üzerine, şehrin doğusunda bir yerde ikisi bir görüşme yapmışlar. İngilizlerin yelkenleri tümüyle suya indirdikleri anlaşılmış. Adeta özür dileyerek ulusal direnişimize son derece taraftar olduğunu söylemiş. Önceden vermiş olduğu nota yüzünden suçlandıklarını, ken­dilerinin iç işlerimize karışmayacaklarını, yalnız ateşkes hü­kümleri gereğince demiryolunu korumakla yetineceklerini bildirmiş.

    Samsun’a gelen İngiliz temsilcisi Suiter, tümen komutanına başvurarak Heyet-i Temsiliye eğer hükümeti tanımayacaksa Sivas’a gelerek görüşmek ve anlaşmak isteğinde olduğunu söy­lemiş. Albay Refet’in Konya’dan bildirdiğine göre İtalyanlar kendilerine yapılan başvuru üzerine cephaneliklerden nöbetçi­lerini kaldırmışlar. Bu hayırlı haberlerden anlaşılıyor ki İngilizler başta olmak üzere İtilaf Devletleri, Kuvayı Milliye’yi tanıdılar. Bir oldubitti yapmaktan çekiniyorlar. Sf. 93

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 93) kitabından birebir alınmıştır.

  • 7 Ekim 1919  

    Ulusal irade ve Heyet-i Temsiliye’ye dayanılacağı üzerine söz veriliyor, telgrafların çekilmesi ve hükümeti tanı­mamız isteniyor. Sf. 93

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 93) kitabından birebir alınmıştır.

  • 6 Ekim 1919

    Ayın dördünde öğle üzeri Eskişehir Mutasarrıfını kimliği belir­siz bir kişi tabancayla öldürmüş. (1)

    Gece bu kentten sıkıyönetim kaldırılmış. Kiraz Ahmet Paşa yanındakilerle birlikte İstanbul’a kaçmış. Belediye Başkanı Mehmet Ali Bey sekiz İngiliz askeri­nin korumasında İstasyona gelerek trene atlamış, o da İstanbul’a kaçmış. Ali Fuat Paşanın dediği gibi Eskişehir içinden zapt edildi. Bu olay ulusal irade ve Kongre’den kuşku duyanla­ra, özellikle İngilizlere büyük bir ders ve ağır darbedir. Bu yüz­den İngiliz tümeni Eskişehir’i boşaltmıştır.

    İngiliz Kardinal Suiter 5 Ekim’de harp gemisiyle İstanbul’a uğrayıp hükümeti ziyaret etmiş. Bu ziyaret sırasında Anado­lu’daki ulusal direniş örgütünden yana övücü sözler söylediği gibi, Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Beyle görüşmek üzere Sivas’a gideceğini açıklamış. Sf. 91, 92

    Alıntı: Hüsrev Gerede’nin Anıları (Kurtuluş Savaşı, Atatürk ve Devrimler) – Hüsrev Gerede, Hazırlayan: Sami Önal, (Literatür Yayıncılık, 2. Basım Kasım 2002 – Sf. 91, 92) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2014); Öldürenin aşırı milliyetçi birisi olduğunu öğrenmişler.