Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Neyin bilindiğini bilmek, yeni bilgi üretebilmenin ilk şartıdır.  Mevcut bilginin sınırlarını tanımak demektir. Yeni bilgi üretmek ise bu sınırları kırıp aşmaktır. Tanımak statik, kırıp aşmak dinamiktir. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 460) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilimsel yasalar ve bilimsel zorunluluklar, bizler farkına varmasak ta vardır.  Farkına varmamak yalnızca yanlış yapmayı garanti eder; yoksa yasalar ve zorunlulukların ortadan kaçmasına yol açmaz. 

    Kapitalizm devlet müdahalesini ortadan kaldırmıyor; daha da kaçınılmaz yapıyor. Kapitalizmin anarşik yapısı veri olarak alındığında, kapitalist bir ekonomiyi devlet müdahaleleri olmadan işletmek mümkün olmuyor.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 457) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hamdi Bey anlatmaya devam ediyor, eşi şair ve yazar Şükûfe Nihal Hanım ile birlikte; “Ah zavallı hayalperest!”  bu adı bana 30 Ağustos 1934 gecesi sabaha karşı Dolmabahçe Sarayında Fatin Rüştü Zorlu’nun düğününde herkesin içinde Atatürk taktı.”  

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 454) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü tarih, zenginlik demek. Tarihsizlik, yoksulluk demek. Ve sormak gerek: Türkiye’nin kaç tane yazılmış edebiyat tarihi var? Yazılmış edebiyat tarihi olmayan bir ülkenin dışarıya edebiyatçı çıkarmaya çalışması bir ham hayaldir. Bir reklâmdır. Şimdi sormak gerek: Türkiye’nin kaç tane yazılmış düşünce tarihi var? Sistematik olmaktan çok uzak, çözümsel derinlikten çok yoksun, Hilmi Ziya’nın Çağdaş Düşünce Tarihi, yakın za­manlara kadar ancak Hacı Bayram’daki MSP kitapçıların­da bulunabiliyordu. Çok şükür, bu tek kitabın şimdi ye­ni baskısı yapıldı. Düşünce tarihi olmayan bir ülke dü­şün ihraç edebilir mi? Ve yine sormak gerek: Türkiye’­nin felsefe tarihi var mı? Nermi Uygur’un Türk Felsefe­sinin Boyutları, bir kez değil beş defa okunsun, içinde Türkiye’ye özgü bir felsefe kırıntısı bulunabilir mi? Fel­sefesi bu kadar fukara bir ülkenin dışa sunulacak düşün ürünü ya da edebiyatı olur mu? Sf. 381

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 381) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • Cumhuriyetten önce Kılıçzâde Hakkı açıkça savunuculuğunu yaptı.    Başbakan İsmet Paşa özel otomobilinde Limancı’yı at yarışlarına götürüyor.  Sonra alnından öpüyor. “İsmet Paşa ile görüşmelerimizde, … Halk Fırkasına bağlı olduğumu, onun vereceği vazifeleri yapacağımı … faydalı olmaya çalışacağımı söyledim.   İsmet Paşa Serbest Fırkaya her yerde amelenin taraftar olmasına dikkat etmiş ve ameleyi yeni inkılapta kazanamamaktan korktuğunu söyledi. Ben ise amelenin üzerindeki tazyikler kaldırılır ve ona devletin ve Fırkanın şefkat kucağı açılırsa intihapta ameleyi kazanabileceğimizi iddia ediyordum. Meclis kapısında İsmet Paşa’dan ayrılırken alnımızdan öpülüyoruz. Taltif (iltifat) ve teveccühten (ilgiden) mağrur (gururlu biçimde) otelimize dönüyoruz. Aradan iki ay geçmişti. Bir gün İstanbul Valisi beni bularak hemen o akşam Ankara’ya gitmemi ve Atatürk’ün yapacağı büyük yurt seyahatinde kendilerine müşavir (danışılan kişi) sıfatı ile refakat etmemin emrolunduğunu bildirdi.   Gazi seyahatte beni yanından ayırmıyor, fikirlerime son derece kıymet veriyor. Zavallı safdil!   Üç ay seyahat sonunda, ikbali (şansı)sönmüş, kötü kişi olmuş işimin başına dönmüştüm. Şimdi bütün bu hadiseleri düşündükçe, aptallığımın hudutsuz olduğunu, hiçbir mazeret kabul etmeyecek derecede hatalı ve haksız bulunduğumu tamamıyla anlıyorum….”

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 450 ile 451 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Serbest Fırka, Mustafa Kemal ile İsmet Paşa’nın Ahmet Hamdi Başar adında birisini tanımalarına yol açıyor.  Serbest Fırka Tekellere karşı muhalefetini Liman İşletmelerine kadar uzatıyor. Serbest Fırkaya cevap yetiştirebilmek için, bir gün Dolmabahçe Sarayına, Mustafa Kemal ve İsmet Paşa, İstanbul Liman Müdürü Ahmet Hamdi Bey’i davet ediyorlar. Ahmet Hamdi Bey anlatıyor;

    “Meğer ben … Atatürk ve İnönü ile buluşacak, söylememi emrettikleri mevzular hakkında açıkça fikirlerimi kendilerine arz ettikten sonra, devrin en büyük, en zeki, en kabiliyetli adamlarından biri olmuşum da farkında değilmişim!” 

    “O gece ve müteakip geceler sofrada hep benden bahsedilmiş. Benim kadar zeki, anlayışlı ve muktedir bir adam bulunamayacağından, tam aranan adam olduğumdan filan bahis olundu.”   Serbest Fırka ve fırkanın geniş emekçi yığınlarında gördüğü çok büyük ilgi Serbest Fırka kapatıldıktan sonra da Mustafa Kemal ve arkadaşlarının çok büyük endişe kaynağı oluyor.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 447 ile 449 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çaresizlik, düşünmenin anası sayılmalı. Sf. 379

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 379) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mütareke döneminde Ahali İktisat Fırkasının kurucusu oluyor. 

    Milli Mücadelede de MM adıyla bilinen Müdafai Milliye Cemiyetinde çalışıyor. .. 1930 yılına girerken inançlı bir Cumhuriyet Halk Fırkası üyesi oluyor.  “Atatürk’le Üç Ay ve 1930’dan Sonra Türkiye” ile “Yaşadığımız Devrin İçyüzü” adlı iki kitabı var.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 445) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lider adam kullanmasını bilen adamdır. Mustafa Kemal bir liderdir ve adam kullanmasını hep bilmiştir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 447) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemalist aydın Tanzimat aydınının devamıdır. Teorik geleneği olmayan aydın bukalemun özelliği gösterir.  

    Aydın, tepkinin çocuğudur. Türk aydını Batı’dan sanıldığı kadar ve yeterli ölçüde etkilenmemiştir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 442, 443) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben aydını, çeşitli düşüncelerin değil, çeşitli eylemlerin ürünü olarak ele alıyorum.  

    1840 yıllarında Tercüme Odası kuruluyor. Türkiye’nin ilk büyük aydınları, Namık Kemal, Şinasi ve diğerleri hep tercüme odasında yetişiyor.  Tercüme odasından doğan aydın için Türkiye’yi yabancılardan öğrenmek bir alışkanlık oluyor.  Yeniçeriliğin kalkması hem Tanzimat diktatoryasını uygulayan aydınları ve hem de karşıtlarını .. müttefiksiz bırakır. Müttefik bulunur; yabancı devletler ve elçilikler.  

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 440, 441) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yön Dergisi böylece Kemalizm’e evrensel nitelik kazandıracağına inanan, bütün bunları sosyalizme açılan kapı olarak ileri sürüyor.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 437) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1996): Yön Dergisi, Milli Demokratik devrimci ve cuntacı, Doğan Avcıoğlu’nun.  

  • İhtilalci, kedisinden önceki nesiller arasında köprüler aramaz, uçurumlar görür. Tarihçi ise kendi pratisyenleri olarak gördüğü ihtilalcileri arasında ilmikler atmaya çalışır. 

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 430) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemalizm’in en büyük ideoloğu Şevket Süreyya Bey’dir. Kemalizm adını Mustafa Kemal’e; ideolojisini Şevket Süreyya’ya borçludur.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 383) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihsizlik yoksulluk demek. Ve sormak gerek; Türkiye’nin kaç tane yazılmış edebiyat tarihi var. Yazılmış edebiyat tarihi olmayan bir ülkenin dünyaya edebiyatçı çıkarmaya çalışması bir ham hayaldir.  Bir reklamdır.  Türkiye’nin kaç tane yazılmış düşünce tarihi var? Sistematik olmaktan çok uzak, çözümsel derinlikten çok yoksun Hilmi Ziya’nın Çağdaş Düşünce tarihi yakın zamanlara kadar ancak Hacı Bayramdaki MSP kitapçılarında bulunabiliyordu.  Düşünce tarihi olmayan bir ülke düşün ihraç edebilir mi? Ve yine sormak gerek; Türkiye’nin felsefe tarihi var mı? Necmi Uygur’dan “Türk felsefesinin Boyutları” bir kez değil beş defa okunsun, içinde Türkiye’ye özgü bir felsefe kırıntısı bulunabilir mi? Felsefesi bu kadar fukara olan bir ülkenin dışa sunulacak düşün ürünü ya da edebiyatı olur mu?   

    Türkiye, edebiyat ta dâhil tüm düşün âleminde Türkiye’ye özgü evrenseli yaratamadığı sürece, dışarıya ancak arızi olarak açılabilir. 

    İç pazarı genişletmede bir reklam aracı olarak kullanmak için dışa çıkılabilir.

    Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 380) kitabından birebir alınmıştır.

  • Neden mi? «Çapkın erkek» erkeklerin karikatürü, en ilkeli, en az gelişmişi ve en yoksulu olduğu için. «Çapkın Erkek» tipinin ne kadar sığ, ne kadar fakir ve komik ol­duğunu algılayabilmek için Aşk-ı Memnu’da Behlül’ü göz­ler önüne getirmek yeter. «Çapkın erkek» mutlak eksikli bir insandır ve çapkınlıkla kendisini kanıtlamaya çalışmaktadır. Hâlbuki yaptığı, gelişmemiş kişiliğini tüketmek­ten başka bir şey değildir. Sf. 335

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 335) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlının en parlak bilim adamı ya da devlet adamlarından önemli bir bölümünün aslında tüccarlar olduğu bilinir. Sf. 115

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arapça «rızk» kavramından doğuyor. «Rızk», tanrının herkese ayırdığı nimet, anlamına geliyor. İstatistik anlamda, «dağılım» kavramını karşılıyor. Rızk’ını taştan çıkarmak için bilmediği ve dönüşü belli olmayan yollara düşen tüccar risk alıyor. Bu risk ölüm de var. Sf. 113

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • Baharatı, ipeklileri, yünlü kumaşları, esir Slav kızlarını başka bir limanda satmayacak olduktan sonra bunları taşıyan kadırgaları zapt etmenin ne anlamı olabilir? Enternasyonalist ölçüde çalmak satmayı; korsanlık ise ticareti doğuruyor. Sf.113

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • İktisadın ilk kitabı sayılan Adam Smith’in Ulusların Zenginliği’nin, çok gelişmiş fakat az bakılmış bölümlerinin birisinin başlığı şöyle oluyor: «Roma İmparatorluğu’nun Yıkılma­sından Sonra Kent ve Kasabaların Yükselişi ve İlerlemesi Üzerine». Burada şunlar yazılı, «Hiçbir büyük ülke, bura­da kaydedilmeli, bir tür Manüfaktür yapmadan yaşaya­maz ve yaşamadı ve bu yüzden bir ülkenin manüfaktürünün olmadığı söylendiği zaman, bundan, daima kaliteli ve daha geliştirilmiş veya uzak ülkelere satışa uygun ma­nüfaktür anlaşılmalıdır. Her büyük ülkede, nüfusun çok büyük bir bölümünün kullandığı giyim eşyası ve ev dö­şemesi, kendi sanayiinin ürünüdür». Adam Smith, manü­faktür türü üretimi, uluslararası ticaret ile sınırlı tutu­yor. Bundan sonra bu tür üretimin bir ülkeye nasıl girdiği sorunu üzerinde duruyor. Sf. 107

    Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.