Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Başka bir şekilde ifade etmemiz gerekirse, rastlantıyla açıkladığımız olaylar, aslında, bu olayları belirleyen ilk koşulları tam olarak bilemememizden kaynaklanmaktadır. Sf. 84

    İşte ilk koşulları ve (daha iyisi olmadığı için) rastlantının sonucu olarak yorumladığımız olayı gözlemleyen Poincare, görüşlerini tam da şu şekilde ifade ediyordu: “Görmemenin mümkün olmadığı çarpıcı bir sonucu belirleyen gözümüzden kaçacak kadar küçük bir sebep var, bu yüzden de bu olayın rastlantı sonucu oluştuğunu düşünüyoruz.

    Eğer doğa yasalarını ve ilk anda evrenin durumunu tam olarak bilebilirsek, aynı evrenin daha sonraki durumunu da tam olarak öngörebiliriz.”

    Başka bir ifadeyle tüm ilk koşulları tam olarak bilemeyeceğimiz için, sistemlerin evrimini öngörmemiz mümkün değildir. Sf. 84, 85

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 84, 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başka bir deyişle, pi, rastlantıya tabi değil ama yine de onu kusursuz bir şekilde taklit ediyor. Onu taklit ediyor! Bazı matematikçilere göre pi, tüm evreni anlamamıza yardımcı olabilecek bir anahtar. Veya, Nobel Ödülü sahibi Max Born’un ifadesiyle pi, “doğanın gizli dilini deşifre etmemizi sağlayabilir. Çünkü tıpkı pi sayısı gibi evren de rastlantılara sahip olduğu yanılsamasını verse de gerçekte her şey belirlenmiştir. Sf. 74, 75

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 74, 75) kitabından birebir alınmıştır.

  • Pi, sabit bir sayıdır. Konudan bağımsızdır. Ne bir matematikçi ne de dünya üzerinde başka biri onun tümünü görmüştür. Çünkü ondalık sayıları uçsuz bucaksız şekilde sonsuza dek sıralanmaktadır. Sf. 69

    Kuşkusuz giriş bölümünde sözü edilen o merak uyandırıcı örneği anımsıyorsunuzdur. Pi’nin yüzüncü ondalığı dokuzdur. Oraya kadar sıra dışı bir şey yok. Ama bininci ondalığın da hâlâ dokuz olduğunu fark ettiğimizde işler sarpa sarıyor! Nihayetinde milyarıncı ondalığın da (yani virgülden sonraki milyarıncı ondalığın) yeniden bir dokuz olduğunu gördüğümüzde kaşlarımızı çatmaktan başka yapabileceğimiz bir şey kalmıyor! Sf. 70

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 69, 70) kitabından birebir alınmıştır.

  • Son adım: 19 Haziran 2013 tarihinde İngiliz hükümeti, “İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman ordusunun gizli şifrelerini kırması ile tanınan” Alan Turing’den ölümünün ardından özür dilemek üzere bir yasa tasarısını meclise sundu. Sf. 68

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1952 yılında Turing’in evi, bir hırsızlık girişimi sonucunda yağmalandı. Hazırlıksız yakalanan bilim insanı şikâyette bulunarak iyi bir şey yaptığını sandı. Ama parmağını bilmeden cehennemî bir çarkın içine sokmuş oldu. Turing homoseksüeldi ve bunu gizlemiyordu. Hırsız da onun eski sevgililerinden biriydi. Turing bu ilişkiyi çok doğal bir şekilde itiraf etti ve askerî kuvvetlerin de isteğiyle “cinsel sapıklıkla” suçlandı. Korkunç dava tüm gazetelerin odak noktasına yerleşivermişti. Kraliyet radyolarında tek konuşulan konu, Turing ve onun “ahlak bozukluğu” idi. Dış İşleri Bakanlığından eski meslektaşı savunma için çağrılmış ve onun gerek entelektüel gerekse insani açıdan devasa niteliklerini gözler önüne sermişti. Ama gizli gerçekleşen savunmada talihsiz kahramanın savaş sırasındaki yüksek başarılarından ve tüm dünyada olduğu gibi İngiltere’de yaptığı önemli hizmetlerden söz edilmesi yasaklanmıştı. En sonunda ürkütücü bir karar verildi. Turing bir tercih yapmak zorundaydı: Ya hapishane (hem de uzun süreliğine) ya da kimyasal hadım. Gözleri yaşlar içindeki zavallı Turing ikinci “çözümü” tercih etti. Kimyasal hadımın, gerek bedeninde gerekse acılar içindeki zihninde doğuracağı ikincil etkiler son derece çarpıcı oldu.

    1954 yılının hüzünlü bir gününde, düşüncelerin prensi, siyanür zehirlenmesinden öldü. Sf. 66, 67

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 66, 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beyaz zemin üzerine siyah çizgili zebralar niçin bu denli yaygaracı bir kıyafet sergilerken, dünya üzerinde hiçbir atın üzerinde (zebranın yakın akrabası olmasına rağmen) en ufak bir çizgi yoktu? Uzun aylar süren gözlemler ve hesaplamaların ardından Turing yanıta ulaştı ve yanıt oldukça sarsıcıydı.

    Çizgiler veya benekler rastlantı sonucu gelişmiyordu! Asla.

    Hayvanların (köpeğinizin veya kedinizin de) teşhir ettiği bu motiflerin gerisinde onun keşfettiği bir “program” vardı. Daha doğrusu, bir denklem! İşte Turing’in genel şeklini verdiği şey diferansiyel yayılma denklemiydi ve renk karşıtlıklarının ortaya çıkışını titizlikle düzenliyordu. Her şeyin sırrı, “renklendiricinin” (esas itibarıyla melaninin) doğru zamanda harekete geçirilmesinde gizliydi. Sf. 65

    Ama burada en şaşırtıcı şeyle karşılaşıyoruz. Tüm hayvanların, kaplanlar ve zebralar ama aynı zamanda köpekler, kediler, fareler ve fillerin de tüylerini kontrol eden denklem aynıydı.

    Tek bir denklem.

    Rastlantı bir kez daha alt edilmişti. Sf. 65

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünyamıza ilk kez kar yağdığı zamandan beri (yani milyarlarca yıldır), birbirine tıpatıp benzeyen iki kar tanesi hiçbir zaman olmamıştır. Bununla birlikte istisnasız şekilde bu kar kristalleri altı zirveli bir figür oluşturmaktadır. Ne beş ne yedi. Sf. 47

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Einstein gerindi, kollarını uzattı ve seher vaktinin sessizliğini tüm kuvvetiyle içine çekti. Bir anda aklına o çok basit fikir geldi: “Tüm bunların ardında bir düzen var. Fransızcadan ‘rastlantı’ anlamına gelen “hasard” Arapçada “zar” anlamına gelse de dünyanın hâkimi değil!” Bu kesindi. Her halükârda bir gün önce dinlemiş olduğu tüm saçmalıklara verilecek iyi bir yanıttı. Sf. 37

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Boltzmann öncelikle geçmişte bir sınır olduğunu iddia etti. Başka bir deyişle evrenin sonsuz olmadığını. Peki niçin? Çünkü eğer entropi geçmişte azalırsa, belki milyarlarca sene geriye gidildiğinde bu azalış da bir sınırla karşılaşır. Peki, nasıl bir sınır bu? Boltzmann tarafından konferansını görselleştirmek üzere kara tahtaya gösterişli bir şekilde yazılan yanıt, sadece sıfır olabilir!

    Sıfır! Sf. 35

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dâhi fizikçi onu çoktan ortaya çıkarmıştı: Entropi (düzensizlik) bir yerde arttığında bu demektir ki başka bir yerde düzen artıyor. Tıpkı bileşik kaplar teorisinde olduğu gibi. Rastlantı açısından üzücü bir darbe olabilirdi. Sf. 34

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Onu okumayı bilenler için mesaj net: Bir şeyin entropisi (yani düzensizlik) olarak adlandırılan şey, doğrudan bu şeyin mikroskobik durumlarının sayısına bağlıdır! Ancak artarak ilerleyebilen maddenin tam kalbindeki düzensizlik! İşte, binlerce başka şey arasında bir fincanda süt ile kahveyi karıştırdığınızda artık geriye dönmenin, yani fincanınızda sütü kahveden yeniden ayırabilmenin imkânsız olduğunu açıklayan sihirli formül budur. Şimdi kritik noktaya ulaştık. Entropinin bu artışı, evrendeki rastlantının da artışı anlamına geliyor mu? Sf. 34

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü Bilimler Akademisinden kuramcı David Ruelle’in de yazdığı gibi, kendisi, kaos kuramı gibi revaçta olan bir disiplinin saygın uzmanlarındandır: “Rastlantı, tamamlanmamış bir bilgiye karşılık gelir” Zaten bilimsel düşüncenin savunucusu Jean Guitton da Tanrı ve Bilim’de şu açıklamayı yapmaktan çekinmiyor: “Rastlantı dediğimiz şey, üstün düzenin bir bölümünü anlamaya yetersiz oluşumuzdan başka bir şey değildir.” Sf. 11

    Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov,  Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dışarıdaki hava bitkilerden ve topraktan kaynaklanan zararsız mikroplarla doluydu. İçerideyse normalde dışarıda bulunmayan ya da nadir olan ama hastanede kalanların ağız ve cildinden kaynaklanan potansiyel patojenler orantısız ölçüde fazlaydı. Hastalar fiilen kendi mikrobiyal çorbaları içinde pişiyorlardı. Bu sorunu çözmenin en iyi yoluysa çok basitti: pencere açmak.

    Efsanevi hayat kurtarıcı Florence Nightingale ta 150 yıl önce bu yöntemi destekliyordu. Mikrobiyom hakkında belli bir bilgisi yoktu ama Kırım Savaşı sırasında, pencere açtığı zaman hastaların enfeksiyondan daha kolay kurtulduğunu fark etmişti. “Her zaman dışarıdan gelen hava ve o da en temiz havanın girdiği açık pencerelerden gelmeli,” diye yazmıştı. Sf. 294

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 294) kitabından birebir alınmıştır.

  • Jack Gilbert da aynı görüşte, hatta onun daha da büyük planları var. Binalara bilerek bakteri ekmek niyetinde. Sf. 295

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 295) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gibbons bunu umumi tuvaletlerde yaptığı çalışmada göstermiş. İyice temizlenen tuvaletlerde ilk önce, sifondan boşalan suyla havaya karışan dışkı kökenli mikropların kolonize olduğunu bulmuş. Bu türler eninde sonunda ciltten kaynaklanan çok çeşitli mikroplara yenik düşer, ancak tuvalet tekrar temizlendiğinde mikrop toplulukları bir adım geri gider. İşin komik yanı, çok sık temizlenen tuvaletlerin dışkı kökenli bakterilerle kaplı olma ihtimali daha fazladır. Sf. 293, 294

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 293, 294) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ev arkadaşlarımızın da mikroplarını değiştiririz. Gilbert’ın ekibi, aynı odayı paylaşanlarda ayrı yaşayanlara göre daha fazla mikrobun ortak olduğunu bulmuştur, çiftlerse mikrobiyal açıdan daha da benzerdir. (“Hastalıkta ve sağlıkta, iyi günde ve kötü günde, yoklukta ve bollukta” diyen evlilik yemininde olduğu gibi.) Ortamda bir köpek varsa bu bağlantılar daha da fazla beslenir. “Köpekler dışarıdan içeriye bakteri taşır ve insanlar arasındaki mikrop trafiğini artırır,” diyor Gilbert. Elde ettiği sonuçlara ve Susan Lynch’in köpeklerde deri döküntülerinin alerjiyi baskılayan mikroplar içerdiğini gösteren çalışmasına dayanarak Gilbert’lar da bir köpek almışlar. Sf. 288

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 288) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne zaman yürüsek, konuşsak, kaşınsak, eşelensek ya da hapşırsak uzaya kendimize özel bir mikrop bulutu boşaltıyoruz. Saatte kişi başına yaklaşık 37 milyon bakteri püskürtüyoruz. Bu da mikrobiyomumuzun vücudumuzla sınırlı olmadığı, devamlı olarak çevreye yayıldığı anlamına geliyor. Sf. 287

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 287) kitabından birebir alınmıştır.

  • Donmuş kaka içeren bir kapsül yutmak FMN’nin tuhaf doğasını anlatır. Normal bir hap gibi görünen ama ne idüğü büyük ölçüde belirsiz bir ürün içeren, fabrikaların iletim bantları yerine gönüllülerin arka taraflarından çıkan bir şeydir ve içeriği her seferinde farklıdır. Bu değişkenlikten ötürü cesareti kırılan ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) Mayıs 2013’te dışkıları da ilaç gibi düzenlemeye tabi tutma kararı aldı ve bu da doktorları FMN uygulamadan önce kapsamlı bir başvuru formu doldurmak mecburiyetinde bıraktı. Sf. 266

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 266) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kâr amacı gütmeyen bir örgüt olan OpenBiome’un böyle bir dışkı bankası var. Olası vericiler tarama testlerini geçebilirlerse dışkıları süzülüyor, kapsüllere alınıp donduruluyor ve ihtiyaç halinde hastanelere gönderiliyor. Khoruts da Minnesota’da benzer bir hizmet sunuyor. Sf. 266

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 266) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dışkı nakli en az 1700 yıldır tekrar tekrar kullanılıp vazgeçilmiş bir yöntemdir. En eski kayıt on dördüncü yüzyılda Çin’de yazılmış bir acil tıp el kitabında yer alır. Avrupalıların konuyu idrak etmesi çok daha uzun sürmüştür. 1967’de bir Alman hekim, ismiyle emsalsiz bir kitap olan Heilsame Dreck- Apotheke’de (Sıhhi Pislik Eczacılığı) bu tekniği tavsiye ediyordu. Teknik 1958’de Amerikalı cerrah Ben Eiseman tarafından yeniden keşfedildi ama sadece bir yıl sonra C-diff’e karşı etkili bir antibiyotik olan vankomisinin kullanıma girmesiyle gözden düştü. Khoruts’ın yazdığı gibi, FMN “onlarca yıldır sadece anekdot niteliğinde kullanılmış, ara sıra belgelenmiş ve zevkli okumalar sunmuştur.” Fakat hiçbir zaman tamamen unutulmamıştır. Son on yılda gözü kara doktorlar tarafından kullanılmaya, ağzı sıkı hastaneler tarafından önerilmeye başlamış, art arda başarı öyküleri birikmiştir.

    Bu hızlanma 2013 yılında, Josbert Keller’ın öncülüğündeki Hollandalı bir ekip FMN’yi, sahici tedavileri şarlatanlıktan ayıran ve tıpta altın standart olan randomize bir klinik çalışmada test edince doruğa ulaştı. Keller’ın ekibi, yineleyen C-diff enfeksiyonu olan hastaları çalışmaya alıp, vankomisin ya da FMN uygulanan gruplara rasgele dağıttı. Başlangıçta çalışmaya 120 hasta almayı planladıkları halde sadece 42 hasta alabildiler. O noktada vankomisin uygulanan hastaların yüzde 27’si, FMN uygulanan hastalarınsa yüzde 94’ü şifaya kavuşmuştu. Dışkı örnekleri açıkça o kadar iyi sonuç verdi ki hastane, insanlara antibiyotik vermeye devam etmenin etik olmayacağına hükmetti. Çalışmayı erken kestiler ve sonrasında herkese FMN uygulandı. Sf. 263, 264

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 263, 264) kitabından birebir alınmıştır.