Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Dolayısıyla bağırsak bakterilerini yeniden kazanmak için kardeşlerinin gerilerini düzenli olarak yalamaları gerekir. Bu alışkanlıklar bize iğrenç gelebilir ama tiksinmemiz esasen sıra dışıdır. İnek, fil, panda, goril, sıçan, tavşan, köpek, iguana, mezarcı böcek, karaböcek ve sinek gibi aşina olduğumuz pek çok hayvan düzenli olarak türdeşlerinin dışkısını yer; bu alışkanlığa koprofaji denir. Sf. 173

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 173) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunlardan ilki, görünüşe göre hem beslenme yetersizliği hem de obeziteye karşı çok yönlü bir muhafız rolünü üstlenmiş olan Akkermansia’ydı. İkincisiyse düzenleyici T hücrelerini uyararak iltihap gelişimini baskılayan Clostridia türlerinden biri olan Clostridium scindens’ti. Sf. 161, 162

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bağışıklık sistemimiz, mikropları sınırlamaktan ziyade daha da çok mikrobun varlığını desteklemek üzere gelişmiştir.

    Hatırlarsanız önceki bölümde bağışıklık sistemini, bir milli parkı dikkatle idare eden bekçi ekibi olarak tarif etmiştim. Mikroplar bu parkın çitlerini, yani mukusu aşarsa bekçiler onları geri püskürtüp bariyeri güçlendirir. Ayrıca parkta fazla baskın hale gelen bir tür olursa ayırıp ortadan kaldırırken, dış dünyadan giren istilacı patojenleri de sepetlerler. Topluluğun dengesini korurken, gerek dış gerekse iç tehditlere karşı durmaksızın savunurlar. Sf. 106

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fazla alkol tüketimi nedeniyle bağırsaklar daha fazla sızdırmaya başladığı için mikropların beyni daha kolay etkilemesini sağlar; bu durum alkoliklerde depresyon ve kaygının daha sık görülmesinin nedenini açıklayabilir mi? Sf. 86

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Stephen Collins, yeni tamamladığı küçük bir klinik çalışmada, huzursuz bağırsak sendromu olan kişilerde bir probiyotik bakterinin (bir gıda firmasının tescilli ürünü olan bir Biftdobacterium suşu) depresyon belirtilerini azalttığını gösterdi. Sf. 85

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 85) kitabından birebir alınmıştır.

  • Patterson, farelerinde insanlarda görülen iki sorunun, otizm ve şizofreninin yansımalarını gördü. Sf. 78

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gelelim bize; İnsanın koltukaltı da sırtlanın koku bezinden farklı değildir: ılık, nemli ve bakteriden yana zengin. Her tür kendi aromasını yaratır. Corynebacterium tere, soğanınkine benzer bir koku verir, testosteronsa koklayanın genlerine göre vanilya ya da idrar gibi kokar veya hiçbir şey kokmaz. Bu kokular işe yarar sinyaller oluşturur mu? Görünüşe göre evet! Koltukaltı mikrobiyomu, dolayısıyla da koltukaltı kokusu şaşırtıcı derecede istikrarlıdır. Herkesin kendine özgü bir ter kokusu vardır ve yapılan deneylerde gönüllüler insanları tişörtlerinin kokusundan ayırt edebilmişlerdir. Sf. 77

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlar arası değişkenlik, vücut bölümleri arasındaki değişkenliğin yanında devede kulak kalır. Sf. 19

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her birimizin, genlerimiz, yaşadığımız yerler, aldığımız ilaçlar, yiyip içtiklerimiz, yaşadığımız yıllar, sıktığımız eller tarafından biçimlendirilmiş, kendine has, ayırt edici bir mikrobiyomu vardır. Mikrobiyal açıdan birbirimize benzesek de farklıyız. Sf. 18

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gözlemleri ve topladığı örnekler Wallace’ı biyolojinin içyüzünü tanımlamaya, türlerin değiştiği görüşüne götürmüştür. Tekrar tekrar ve bazen de italik harflerle “Her tür, kendinden önce var olan yakın akraba bir türle hem zaman hem de mekân açısından bağlantı içerisinde var olmuştur” diye yazmıştır. Hayvanlar aralarında rekabet ederken, en iyi uyum sağlayan bireyler hayatta kalır ve bunlar çoğalarak, kendilerine üstünlük sağlayan özelliklerini yavrularına aktarır. Yani doğal seçilim yoluyla evrilirler. Sf. 16

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizi hasta etmezler. İnsanlarda hastalık etkeni olan bakteri türlerinin sayısı 100’ü geçmez. Sf. 11

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış, – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Son tahminler vücudumuzda 30 trilyon civarında insan hücresi ve 39 trilyon kadar da mikrop hücresi bulunduğunu düşündürmekte; yani hesap kabaca yarı yarıyadır. Sf. 11

    Alıntı; Mikrobiyota (İçimizdeki Mikroplar, Yaşama Büyüleyici Bakış – Ed Young, Çeviri; Şiirsel Taş, (Domingo Yayınları, 1. Baskı Nisan 2018 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Pek çok başka canlı türlerinin aksine insanlarda eşeysel seçilim hem erkek hem kadınlar üzerinde etkilidir. Örneğin erkeklerde kadının yaşı üreme yeteneğini vurgulayan bir özelliktir. Kadınlar, yağ rezervlerinin dağılımı, küçük burun, küçük ayaklar ve tüysüz cilt gibi gençliklerini vurgulayan morfolojik özellikleri üzerinden seçilime uğrar. Kadınların erkeklerde ise sakal, ses tonu ve boy uzunluğu gibi özellikleri seçme eğiliminde oldukları bilinir. Deneysel olarak, kadınların sakallı ve düşük frekanslı sese sahip erkekleri seçtiği saptanmıştır. Yüz cazibesi de sağlık ve çiftleşme başarısı açısından her iki eşey için bir göstergedir. Primatlardan beri erkekler daha yuvarlak hatlı dişileri seçer, özellikle insanlarda dolgun göğüsler, yuvarlak ve iri kalçalar ilgi çeker. Çünkü bu dişinin hamile kalıp çocuk doğurabilecek kadar yağı vücudunda taşıdığına, yavruları bolca besleme kapasitesine sahip olduğuna dair sinyaller göndermesini sağlar. Sf. 60

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 60) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Dişiler büyük boyutlarda, bolca besin kaynağı içeren, sayıca az yumurta üretirken, erkekler yumurtalara oranla çok küçük ve çok sayıda sperm üretirler. Dolayısıyla eşeylerin gametlerine yaptıkları enerji yatırımı kesinlikle eşit değildir. Bu durumda dişilerin enerji yüklü, görece az sayıda ürettikleri yumurtaları, erkeklerin çoğunu telef ettikleri bolca üretilen spermlerine göre az bulunan daha değerli kaynaklardır. Sf. 58

    Sonuç olarak üreme başarısı dişilerde enerji kaynağına ulaşmakla sınırlanırken, erkeklerde dişilere ulaşabilmek ve yumurtalarını dölleyebilmekle sınırlanır. Diğer bir deyişle, erkeklerin üreme başarısı çiftleşme sıklığı ile doğru orantılı artar, dişilerde ise üretebildikleri yumurta sayıları kadardır. İnsanlardan örnek verecek olursak, bir kadın, ikizler gibi istisnai bazı durumları saymazsak, yılda bir yavru meydana getirebilir. Erkeklerin ise gerçekçi bir yaklaşımla, bir yılda binlerce değil belki ama yüzlerce çocuğu olabilir. Sonuçta ortaya çıkan eşeysel seçilimin en temel ilkesi; doğada dişilerin değerli yumurtalarını dölleyecek olan erkekleri titizlikle seçmesi, erkeklerin de dişilere ulaşmak ve seçilebilmek için rekabet etmesidir. Sf. 58

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 58) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Herhangi bir türün bireyi hayatta kalmayı başarabilir, ortalamanın üzerinde uzun yaşayabilir, fakat yaşamı süresince hiç üreyemediği yani genlerini bir sonraki nesillere aktarıp ölümsüzleştirmediği sürece başarısının evrimsel açıdan pek bir değeri yoktur. Sf. 57

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 57) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Schopenhauer’e göre aşk, yani öznel bir ihtiyaç olan cinsel dürtü, akıllıca nesnel bir hayranlık maskesini takmayı ve bu yoldan bilinci aldatmayı çok iyi bilir. Doğanın bilince yansıyan amacı, türü koruyup onun varlığını sürdürmek için olabildiğince fazla çoğalmaktır. Doğa kendi amaç ve hedefleri için bu savaş hilesine, yani aşka muhtaçtır. Sf. 57

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 57) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Yapılan araştırmalar sonucunda, Neanderthallerin beyinlerindeki Broca Bölgesi’nin, Homo Sapiensinki kadar gelişkin olmadığı ve gırtlaklarının (ses kutusu) konumunun bize göre daha yukarıda olduğu çıkarımı yapılmıştır. Bu durum, bizim düzeyimizde bir konuşma yeteneğine sahip olmadıklarını akla getiriyor. İnsan bebeklerinde de doğumdan sonra yaklaşık altı aylık süreçte gırtlak yukarıdadır. Bu sürede bebekler su içerken aynı anda nefes alabilirler. Genelde 6. aydan itibaren gırtlak aşağı inmeye başlar ve bu sayede konuşmalarını sağlayacak anatomik altyapılardan biri daha hazır hale gelir. Sf. 44

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 44) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Homo erectus popülasyonlarının bir kısmında meydana gelen bir dizi mutasyon, muhtemelen çenenin küçülmesi ve çiğneme kaslarının zayıflayarak kafatasında yerleştiği alanın azalmasına sebep oldu. Bu durum, yapılan çalışmalara göre beynin büyümesine anatomik olarak alt yapı hazırladı. Beyin büyüklüğü, erectus popülasyonlarına fayda sağladığı için de doğal seçilim sürecinde desteklenmiş oldu. Bu mutasyona sahip olmayan erectus popülasyonlarının sayısı ise doğal seçilim sürecinde azalmış oldu. Sf. 43

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 43) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Yani dişinin seçici olması yavrularının uyum başarısı adına kesinlikle yararlı bir özelliktir. Sf. 58

    Alıntı; Aşkın Metafiziği; Eşeysel Seçilim ve İlkeleri – Bahar Patlar, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 58) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Fakat evrim, istediğimiz özellikleri ortaya çıkarabileceğimiz bir süreç değildir. Çiğneme kaslarının küçülmesi işimize yarayacak diye küçültme özellikleri ortaya çıkarabileceğimiz bir süreç değildir. Çiğneme kaslarının küçülmesi işimize yarayacak diye küçültmemiz söz konusu olamaz. Evrimin en temel mekanizmalarından biri mutasyondur. Canlıların DNA’sında her gün çok sayıda mutasyon meydana gelir. Bunların çok büyük bir kısmı DNA’nın kendi onarım mekanizmaları sayesinde etkisiz hale gelir. Etkisizleştirilemeyenlerin yine çok büyük bir kısmı nötrdür. Kalanlar ise tesadüfen canlıya fayda veya zarar getirebilir. Sf. 43

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 43) dergisinden birebir alınmıştır.