Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bu önemli yeniliği hayata geçirdiği bilinen en eski tür Homo erectus’tur. Eti pişirerek yedikleri için beynin büyümesi, çenenin küçülmesi ve çiğneme kaslarının zayıflaması arasında çok güçlü bir ilişki var. Kırmızı ette bol miktarda protein olduğundan beynin büyümesine katkıda bulunmuştur. Etin pişirilmesi sonucu sindirim organlarımızın işi kolaylaştı (ağız ve ince bağırsak gibi). Üstelik keskin dişlere, güçlü çene ve çiğneme kaslarına olan ihtiyaç da ortadan kalktı. Sf. 43

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 43) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Bipedalizm yeteneği bu yeni ortamda bir fayda olarak yorumlanabilir. Şöyle ki, uzun otlarla kaplı bir ortamda uzak mesafeleri görebilme yeteneği, yırtıcılara karşı bir denge unsuru oluşturmaktadır. Bipedalizmin bir başka önemli faydası da yiyeceklerin uzun mesafeler boyunca taşınabilmesidir (ailenin diğer bireylerine). Bu olay, yavru bireylerin beslenmesi ve türün devamlılığı açısından oldukça önemlidir. Ayrıca, iki ayağı üzerinde dik durabilen bireylerin, Afrika sıcağı altında daha az miktarda deri yüzeyi bu ışınlara maruz kalır ve vücutları da daha fazla rüzgâr alır. Bu da soğumanın daha kolay sağlanabileceği anlamına gelmektedir. Hava akımı, vücut ısısının dağıtılmasına ve vücuttaki suyun korunmasına yardımcı olur. Sf. 42

    Alıntı; Evrim Süreci ve İnsan – Erksin Güleç ve Mertcan Erice, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 42) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Ahlâk, sosyal evrimin vazgeçilmez bir sonucu olarak karşımıza çıkar ve temelinde grubun bir bütün olarak sağlıklı bir organizma gibi hayatta kalmasını sağlar. Ahlak sosyal yaşamın kurallarını oluşturur. Ötekini ben gibi görmeyi gerektirir. Bu da grup aidiyetini ve bireylerin tek vücut gibi olabilmesini garanti eder. Ahlak bireysel değildir. Sosyal olmayan bir yaşam için anlam taşımaz. Bir sosyal grupta ahlakın bozulması, bir organizmaya benzeyen sosyal grubun da parçalanıp dağılmasına neden olur. Bu durum aynı bir bireyin bağışıklık sistemindeki bozulmanın ortaya çıkardığı hastalığa benzemektedir. Sf. 27

    Alıntı; Evrimin Reddedilmesinin Nedeni Acaba Evrim’in Kendisi mi? – Tamer Kaya (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 27) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Bu durum ülkemizde bir sorun olduğu kadar Amerika’da da benzer bir durumda. Her ne kadar dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birisi ve bilimsel çalışmaların merkezi konumunda olsa da Amerikan halkı ile Türk halkının profili bu bağlamda birbirine çok benziyor. Türk halkının evrimi kabul etme oranları % 25 – 30 düzeylerinde iken Amerika’da bu oran, % 40 düzeylerinde. Ancak burada önemli bir fark var. Bu fark bilim insanlarına baktığımızda ortaya çıkıyor. Amerikalı bilim insanlarında evrimin kabulü %90 -100 düzeylerinde iken ülkemizde tıp ve biyoloji alanında bilim insanlarında bu oran %40 – 50 arasında. Halkın evrimi kabul etme oranı, düşünce özgürlüğünün ileri düzeyde olduğu Kuzey Avrupa ülkelerinde %90 düzeylerine ulaşıyor. Sf. 26

    Alıntı; Evrimin Reddedilmesinin Nedeni Acaba Evrim’in Kendisi mi? – Tamer Kaya (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 26) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Analitik düşünceyi öğretmek zorundayız. Ancak bu sayede dünyayı anlamada ve anlamlandırmada sezgisel düşüncenin ve akıl dışı dinsel yorumların boyunduruğundan çıkıp asıl güvenilir yol gösterici olan bilimsel yaklaşımı benimseyebiliriz. Ve ancak bu sayede nereden gelip nereye gittiğimiz konusunda elimizdeki en geçerli cevabı veren yaklaşım olan evrim teorisinin müfredatta hak ettiği yeri almasını sağlayabiliriz. Evrim teorisi ve bilim tek başına anlamlı bir hayat görüşü ve değerler sistemi kurmak için yeterli olmayabilir. Fakat kuracağımız değerler sisteminin bilimle çatışmaması bir ön şart. Sf. 24

    Alıntı; Din-Bilim Çatışması Bağlamında Evrim – Hasan Bahçekapılı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 24) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Araştırmalar dini hatırlatmanın ahlaki duyarlılığı artırmasına paralel bir şekilde bilimi hatırlatmanın da ahlaki duyarlılığı artırdığını gösteriyor (Ma-Kellams & Blaskovich, 2013; Yilmaz & Bahçekapili, 2015). Yani bilim, ahlaki yol göstericilik bakımından da dinin bir anlamda rakibi konumuna gelmiş durumda. Sf. 23

    Bunların yanında insanları daha çok veya daha az dindar yapan zihinsel unsurların otomatik olarak onları bilimsel düşünceye daha az veya daha çok eğilimli hale getirdiğini gösteren bulgular var. Mesela dindarlıkla zekâ düzeyi arasında daha önce defalarca gösterilmiş bir negatif ilişki var: Daha zeki insanlar genellikle daha az dindar oluyorlar (Zuckerman, Silberman, & Hail, 2013). Zekânın analitik düşünme eğilimiyle yakından ilişkili olduğunu, bilimsel düşüncenin de öncelikli olarak analitik düşünce gerektirdiğini, dinin ise sezgisel düşünceyle ilişkili olduğunu göz önüne alacak olursak bilime yatkınlık artarken neden aynı zamanda dindarlığın azaldığı açıklanabilir hale gelmiş olur. Sf. 24

    Alıntı; Din-Bilim Çatışması Bağlamında Evrim – Hasan Bahçekapılı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 23, 24) dergisinden birebir alınmıştır.

  • 2017 Haziran ayında Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Alpaslan Durmuş yeni müfredatı tanıttı. Yaptığı açıklamalarda özellikle dikkat çeken iki husus vardı. Birinci olarak, beklendiği gibi “hayatın başlangıcı ve evrim” konusu müfredatta yer almadı. Durmuş’un bununla ilgili gösterdiği gerekçe “tartışmalı konuları öğrencilerin henüz kavrayabilecek bilimsel arka plana sahip olmadıkları kademelerde devre dışı bıraktık” şeklindeydi. Evrim konusu da öğrenciler henüz bu tartışmayı yürütebilecek öncüllere sahip olmadıkları için lisans eğitimine ertelenmişti. Sf. 23

    Alıntı; Din-Bilim Çatışması Bağlamında Evrim – Hasan Bahçekapılı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 23) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Yani sadece gerektiği zaman sürü halinde dolaşmak avantajlıdır. Bunun ötesinde sürüler, bireylerin evrimsel başarısına zarar verebilir. Sf.20

    Endler, vücudunda ortalama 11-12 beneğin bulunduğu lepistesleri toplayıp yüksek avcı ve düşük avcı baskılarının olduğu nehirlere bırakmıştır. Sadece 20 ay içerisinde bu balıkların ortalama benek sayısı değişmiş, balıklar evrim geçirmiştir. Düşük avcı baskısının bulunduğu sularda lepisteslerin benek sayısı 11’den 13 ve üzerine çıkarken, yüksek avcı baskısının bulunduğu sularda benek sayısı 10’dan 8 ve altına inmiştir. Bu, sizin veya benim için önemsiz sayılar gibi gelebilir. Ancak bu özellik, türümüzdeki “el-yüz düzgünlüğü” diyebileceğimiz, çiftleşme ihtimalimizi arttıran fiziksel özellikler gibidir. Benek sayılarındaki bu değişimler, lepisteslerin üreme ve hayatta kalma şansını ciddi anlamda değiştirmektedir. Örneğin yüksek avcı baskısının bulunduğu durumlarda Doğal Seçilim baskısının artması, Cinsel Seçilim baskısına üstün gelmektedir. Benek sayıları azalmakta, lepistesler daha fazla kamufle olabilecek özelliklere evrimleşmektedir. Doğal Seçilim, gerçekten de Darwin’in öngördüğü gibi hayatta kalma mücadelesine etki eden kalıtsal çeşitliliği seçip elemektedir! Sf.21

    Aradan geçen 41 yıl ve 100 civarında nesil sonunda Magurran ve arkadaşlarının 1998 yılında doğruladıkları gibi, yüksek sürü kurma davranışına meyleden lepistesler, düşük av bölgesine transfer olduktan sadece birkaç ay sonra sürü oluşturma davranışını yitirmişlerdir. Üstelik araştırmacılar yalnızca sürü davranışındaki evrimi gözlememişlerdir. 13 ay gibi kısa bir süre sonunda, transfer edilen lepisteslerin çiftleşme tercihleri ve pul desenleri değişmeye başlamıştır.

    Tüm bunlar, öğrenme ya da alışma ile ilgili değil, genetik tetikleyicilere sahip olan sürü kurma davranışını gösterenlerin (ya da ortama artık uyumlu olmayan desenlere sahip olanların) dezavantajlı konuma geçmiş olmasındandır. Mutasyonlar nedeniyle genleri farklı olan, dolayısıyla sürü kurmaya yatkın olmayan lepistesler (ya da yeni avcı baskısına daha uyumlu desenlere sahip olanlar), yeni ortamda avantajlıdır. Bu kalıtsal çeşitlilik, gerçekten de Darwin’in öngördüğü gibi Doğal Seçilim tarafından seçilmektedir. Bu seçilim, nihai olarak türlerin evrimine neden olmaktadır. Sf. 22

    Alıntı; Evrim Kanunu ve Teorisi – Çağrı Mert Bakırcı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 22 Ağustos 2017 – Sf. 15) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Kolombiya Yer Sincapları. Yani bir önceki iddiamızın başrol oyuncularıyla benzer hayvanlar… Deney de yine beslenme ile alakalı… Ancak Dr. Ritchie’nin peşinde olduğu özellik bambaşka bir özelliktir.

    Bu sincaplar, iki farklı bitki türüyle beslenirler: tek çenekliler (monokotlar) ve çift çenekliler (dikotlar). Bu farklı besin türlerinin farklı avantajları ve dezavantajları vardır. Monokotlar, daha serttirler ve onları kırıp açmak daha zahmetlidir. Dolayısıyla sincap, yuvasından çıkıp kendisini riske attığında monokotları açmak için daha fazla zaman harcar. Bu da etrafta kol gezer avcılara av olma riskini arttırır. Ancak monokotların sincaba verdiği besinsel enerji, dikotlarınkine göre daha yüksektir. Yani eğer av riski pek yüksek değilse (ki hayvanlar bunu aktif olarak takip ederler), sincap monokot bitkileri yemeye çalışacaktır. Öte yandan dikotları açmak çok kolaydır. Yani av riski altındayken bu dikot bitkiler hemencecik tüketilebilir ve yuvaya geri dönülebilir. Ancak dikotların sıkıntısı, sindirimlerinin çok güç olmasıdır. Yani kolay tüketebilirsiniz; ancak onları enerjiye dönüştürmek sincapların vücudu için çok daha zordur. Sf.20

    Dr. Ritchie’nin sincaplarının bir uygunlaştırma (optimizasyon) sorunuyla karşı karşıya olduklarını görebilirsiniz. Sincaplar, monokot ve dikot bitkiler arasındayken, ikisinden de biraz olmak kaydıyla en uygun diyeti sürdürmek zorundadırlar. Diyetlerinde monokotlara da dikotlara da fazla yer ayıranlar, en uygun (optimal) diyeti takip edenlere göre dezavantajlı olacaktır. İşte Dr. Ritchie, bu harika örnek üzerinden evrimi bir başka açıdan, tekrar ispatlamaya çalışmıştır. Sf. 20

    Gerçekten de sincaplar, söz konusu matematiksel modele uygun bir şekilde diyetlerini ayarlamaktadırlar. Sf. 20

    Dr. Ritchie, ikinci postülatı da ebeveyn-yavru ilişkileri aracılığıyla ispatlamayı başarmıştır. Sincapları, ebeveynleri tarafından yetiştirilen ve kendi başlarına yetişen olmak üzere iki gruba ayırmıştır,

    Bu iki grup arasında, kendi başlarına yetişen yavrularda optimal diyetten sapma, ebeveynleri tarafından yetiştirilen yavrulardaki optimal diyetten sapmadan daha büyüktür. Bu durum, diyet davranışlarının genetik olduğu fikrini doğrulamaktadır; çünkü ebeveynler tarafından aktarılan “kültür”, genlerin çizdiği çerçeveye şekil vermekte ve diyeti uyarlamaktadır (optimize etmektedir). Bu genetik ilişki, istatistiki analizlerle de doğrulanmıştır. Sf. 20

    Dr. Ritchie, bunu da başarmıştır. Optimum diyetten sapan sincapların vücut organlarının daha az geliştiğini, hayatta kalma miktarlarının dikkate değer ölçüde azaldığını ve çiftleştikleri zaman daha az yavru üretebildiklerini göstermiştir. Tüm bunlar, Darwin’in Evrim Teorisi’nin 3. postülatının da doğru olduğunu desteklemektedir. Sf. 20

    Alıntı; Evrim Kanunu ve Teorisi – Çağrı Mert Bakırcı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 278 Ağustos 2017 – Sf. 20) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Popülasyonlar, hayatta kalma mücadelesi de veriyor olabilir. Peki, kalıtılabilir çeşitlilik, hayatta kalma mücadelesine etki ediyor mu? Yani kıtlık zamanındaki sincapların gerçekten de genetik çeşitliliklerinden ötürü hayatta kaldıklarını nasıl bileceğiz? Belki de sadece şanslıdırlar? Ve eğer sadece şans nedeniyle hayatta kaldıklarını nasıl bileceğiz? Belki de sadece şanslıdırlar? Ve eğer sadece şans nedeniyle hayatta kalıyorlarsa, bu durumda evrimin “daha uyumlu bireyleri seçmesi” gibi bir durum söz konusu değildir. Bu söz konusu değilse, evrimden söz edemeyiz. Yani evrimin geçerliliği, çeşitlilik ile yaşam mücadelesi arasında ilişki kurulabilmesine bağlıdır. Sf. 20

    Alıntı; Evrim Kanunu ve Teorisi – Çağrı Mert Bakırcı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 278 Ağustos 2017 – Sf. 20) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Bazı fındık ağaçları her sene fındık dökmezler, iki senede bir ürün verirler. Ancak fındık ürettikleri zaman, her sene düzenli olarak üreten fındık ağaçlarından kat kat fazla üretimde bulunurlar. Bilim insanları, iki senede bir defa üretim yapan fındık ağaçlarının neden böyle bir yönteme başvurduğunu merak etmişlerdir. Sf.19

    Gerçekten de yapılan gözlemler, sözünü ettiğim ağaçların ürettiği fındıkların hemen hemen hepsinin sincapların yemi haline geldiğini doğrulamıştır. Bunu önlemek amacıyla bu ağaçların üreme döngüsünde son derece ilginç bir sistem evrimleşmiştir. İşte bu sistemi açıkladığımda, gerçekten de Darwin’in dediği gibi bir yaşam mücadelesinin doğayı sarıp sarmaladığını göreceksiniz:

    Bu sistem dâhilinde fındık ağaçları bir sene bol miktarda fındık dökerler. Bu fındıkların bir kısmı sincaplara yem olur ama geri kalanı çimlenme olasılığına sahiptir. Aynı zamanda fındık üretiminin olduğu sene, sincap sayısında da abartılı bir artış olur. Çünkü besin boldur. Ancak ertesi sene bu ağaçlar hiçbir üretim yapmazlar. Yere fındığın düşmediği bu sene boyunca bölgedeki sincaplar kitleler halinde ölürler veya göç ederler. Böylelikle ortalıkta pek fındık avcısı kalmaz (tabii ki ekstra başarılı olanlar haricinde -ki sincaplar arasında da var olan bu çeşitliliğin varlığı, evrimin itici gücüdür, hatırlayınız),  Ertesi sene, fındık üretim yılıdır. Ağaç tüm gücüyle fındıklarını üretir ve yere döker. Sf.19

    . Böylece fındık ağaçları, o bölgede yaşayan sincapları aç veya tok tutarak, hayatta bırakıp öldürerek, varlıklarını sürdürüp yok ederek kontrol altında tutarlar. Sincaplar, fındık bolluğuna bağlı olarak hayatta kalır veya yok olurlar. Sf. 19, 20

    Alıntı; Evrim Kanunu ve Teorisi – Çağrı Mert Bakırcı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 278 Ağustos 2017 – Sf. 19, 20) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Bu sayıların ne anlama geldiğini biraz daha netleştireyim: Örneğin, insan popülasyonu içerisindeki IQ çeşitliliğine bakacak olursanız, geniş bir yelpazede dağılım gösterdiğini görürsünüz. Ortalama IQ’nun 100 olarak kabul edildiği bir skalada, Dünya üzerinde %40-50 civarında IQ’ya sahip bireyler bulabileceğiniz gibi (yani bunlar, ortalamanın yarısı veya daha azı kadar analitik zekaya sahiptirler), 200-230 IQ’ya sahip kişiler de (bunlar, ortalamanın 2-2.3 katı analitik zekaya sahiptirler) bulabilirsiniz. Ancak bu çeşitliliğin %60-80 arası genetik farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Geri kalan %20 -40 arası, bireyin nasıl eğitildiği, ne tür bir geçmişe sahip olduğu, beslenmesi, çalışma miktarı vb. çevresel etmenlerin ürünüdür. Sf. 19

    Alıntı; Evrim Kanunu ve Teorisi – Çağrı Mert Bakırcı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 278 Ağustos 2017 – Sf. 19) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Darwin, evrimle ilgili dört temel iddiada (postulatta) bulunmuştur. Bu iddiaların her biri doğrulandığında (postulatlar sağlandığında), evrimin gerçekleşmek zorunda olduğunu ileri sürmüştür. Bu dört iddia şu şekilde sıralanabilir:

    1.Türler içerisinde kalıtsal çeşitlilik bulunmaktadır

    2.Türler, hayatta kalma mücadelesi verirler

    3.Söz konusu kalıtsal çeşitlilik, hayatta kalma mücadelesindeki başarıyı etkiler (arttırır veya azaltır).

    4.Doğal Seçilim, bu başarıya bağlı olarak canlıları seçer (canlı hayatta kalır) veya eler (canlı ölür). Daha doğru bir ifadeyle, bireysel uyum başarısına bağlı olarak hayatta kalma veya ölme olayına Doğal Seçilim denir. Sf. 18

    Alıntı; Evrim Kanunu ve Teorisi – Çağrı Mert Bakırcı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 278 Ağustos 2017 – Sf. 18) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Bir argümanın bilimsel bir argüman olarak kabul edilebilmesi ve dikkate alınabilmesi için genellikle 2 temel şart ararız: test edilebilirlik ve yanlışlanabilirlik. Eğer ki bir argümanı bilimsel olarak test etmenin hiçbir yolu yoksa o argümanın bilimsel geçerliliğinden söz etmemiz mümkün değildir. Zira bilimsel olarak test edilemeyen kavramlar, bilmeyi değil inanmayı gerektirir. Bilimde ispatlara dayalı olmadan kabul edilen inançlara yer yoktur. Sf. 17

    Alıntı; Evrim Kanunu ve Teorisi – Çağrı Mert Bakırcı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 278 Ağustos 2017 – Sf. 17) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Hipotezlere de kısaca değinelim… Bir doğa yasasını tespit ettikten sonra, onu açıklamak amacıyla teorilerimizi inşa ederken bazı hipotezler geliştiririz. Bu hipotezler, etrafımızda gördüğümüz, birbiriyle ilişkili gibi gözüken olay ve olgular arasındaki ilişkilerin nedenlerini izah etmek amacıyla geliştirdiğimiz, henüz ispatlanmamış veya genel geçer olarak kabul görmemiş, geçici açıklamalardır. Araştırma ve sorgulama sürecinde ileri sürülen, sınanmayı bekleyen, bilimsel düşünüşe uygun her sav bir “hipotez” dir. Kanunlar ile o kanunları açıklayacak olan teoriler arasında köprü görevi görürler. Onları bir yerde “ön-tez” olarak düşünebiliriz. Sf. 16

    Alıntı; Evrim Kanunu ve Teorisi – Çağrı Mert Bakırcı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 278 Ağustos 2017 – Sf. 16) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Evrenin dokusundan ötürü vardırlar ve bu doku değişmedikçe, kanunlar da değişmezler. Ancak kanunlar, bizlere bilgi vermek konusunda son derece kısıtlıdırlar. Bize sadece bir şeyin “ne” olduğunu söyleyebilirler; “nasıl” yada “neden” olduğunu izah edemezler. Teoriler ise, doğa yasalarının, yani kanunların çalışma biçimlerini izah eden bilgi bütünleridir. Açıklayıcı güçleri son derece yüksektir. Kanunların “neden” ve” nasıl” o şekilde olduklarını açıklarlar. Teoriler olmaksızın, kanunları açıklamamız asla mümkün olmazdı! Sf. 15

    Alıntı; Evrim Kanunu ve Teorisi – Çağrı Mert Bakırcı, (Bilim ve Ütopya Dergisi, Sayı; 278 Ağustos 2017 – Sf. 15) dergisinden birebir alınmıştır.

  • Benim deneyimlerime göre en sağlıklı insanlar haftanın çoğu gününde aynı şeyi yiyorlar. Kahvaltı, öğle ve akşam yemeklerinde belli başlı besinler yiyor, bu düzenin dışına çıkmıyorlar. Genellikle her hafta aynı malzemeleri satın alıyorlar. Benim önerilerim doğrultusunda kahvaltı, öğle ve akşam yemeklerinizi düzenlerseniz bu yeni düzeni sürdürmek isteyeceksiniz. Sf. 194

    Alıntı; Tahıl Beyin Yaşam Planı – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Çeviri; Fatma Ekin Duru, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2017 – Sf. 194) kitabından birebir alınmıştır.

  • Vücut ağırlığınızı 32 gramla çarparak vücudunuzun ne kadar suya ihtiyacı olduğunu bulabilirsiniz. Örneğin, 70 kiloysanız günde en az 2,24 litre saf su içmeniz gerekir. Sf. 192

    Alıntı; Tahıl Beyin Yaşam Planı – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Çeviri; Fatma Ekin Duru, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2017 – Sf. 192) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hepimiz bir dönem bir enfeksiyonu yok etmek için antibiyotik kullanmak zorunda kalırız. Ancak gerçekten gerekiyorsa ve doktorunuz öneriyorsa antibiyotik kullanın. Antibiyotiklerin viral hastalıkları iyileştirmediğini bilin. Soğuk algınlıkları, grip ve farenjit virüslerden kaynaklanmaktadır ve antibiyotikler bu durumda kesinlikle işe yaramaz.

    Antibiyotik gerekiyorsa bir sürü farklı bakteriyi öldüren “geniş spektrumlu olanlar yerine doktorunuzdan yalnızca hastalığa neden olan organizmayı, hedef alan “dar spektrumlu” olanını yazmasını isteyin. Sf. 184

    Alıntı; Tahıl Beyin Yaşam Planı – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Çeviri; Fatma Ekin Duru, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2017 – Sf. 184) kitabından birebir alınmıştır.

  • Vejetaryen beslenme D ve B12 vitaminleri, omega-3 dokosaheksaenoik yağ asidi (DHA), aynı zamanda çinko, bakır ve magnezyum gibi mineralleri yeteri kadar aldığınız takdirde son derece sağlıklı olabilir. DHA, deniz yosunundan elde edilerek vejetaryenlere uygun gıda takviyesi haline getirilmiştir. İnsanlar kimi zaman vejetaryenlerin yeterince protein almadığı endişesine kapılsalar da aslında sebzelerden, baklagillerden ve glütensiz tahıllardan yeterince almaktadırlar. Vejetaryenlerle ilgili benim esas endişem, yumurta ve balık dâhil tüm hayvansal gıdaları dışladıkları için yeterince yağ tüketmiyor olmalarıdır. Bu yüzden bu beslenme tarzını dengelemek adına menüye zeytinyağı ve Hindistan cevizi yağı eklemek yararlı olur. Sf. 182, 183

    Alıntı; Tahıl Beyin Yaşam Planı – David Perlmutter ve Kristin Loberg, Çeviri; Fatma Ekin Duru, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2017 – Sf. 182, 183) kitabından birebir alınmıştır.