Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “-Efendiler! Bu kürsü artık onun sağlam mantığından ,… vatansever sözlerinden mahrum kalmıştır. Fakat .. Ruhu bizimledir. Âşığı olduğu hürriyet ve milli egemenliği biz ve bizden sonra gelecek şerefli Türk milletinin temsilcileri, yerine getirmekle, daima onun ruhunu şad edeceğiz.  Ey gaddar el! Ey hunhar pençe! Ne istiyordun bu vatanperverden?  Ey zalim! Ey alçak! Ne istiyordun bu hürriyet kahramanından? … Hiç mi insanlıktan nasibin yok? ….. siz azimli, metin ve kararlı kaldıkça ve millet böyle müdrik (idrak eder) oldukça, hiç kimsenin intikamı kalmaz! Efendiler, bu eşkıyalara, bu canilere silah veren kimdir? Olay olmadan önce bunu keşfetmeliydik. … Ortada bir suçlu varsa o da bizleriz.   Böyle adamların eline silah verirken, bunların bu silahları nasıl kötüye kullandıklarını düşünmeli idik.  Ömrü dağlarda, eşkıyalıkla geçmiş (Topal Osman’dan kasıtla. 1995) bir lâinin (lanetlinin) eline silah verdiğiniz için, bugünkü cinayetlere sebep oldunuz. Günahkârsınız! Tarih, bu günahı sizden soracak, benden soracaktır. O, sizin hürriyetiniz, şerefiniz, istiklâliniz için kurban gitmiştir ve biz hepimiz, onun yolunda giderken, onunki gibi şerefli ölümlere de hazırlanmalıyız!  Bu azim ve karar ve imanla, Ali Şükrü Bey’in aziz hatırası önünde kemali hürmetle eğiliyorum!”

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Siyasi Cinayetler – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Yayınları 1952 – Sf. 50, 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • … korumasıyla görevli olduğu Mustafa Kemal Paşa’ya kıymaya kalkması ihtimali olduğundan her şeyden önce, Mustafa Kemal Paşa’yı bu melun’un şerrinden korumak gerekiyordu.   

    Mustafa Kemal Paşa’yı ve Latife Hanım’ı Çankaya Köşkünün arka tarafından aldırıp istasyona getiriyorlar. Tam o sırada Çankaya’da ateş de başlamıştı.  Topal Osman, yarasından akan kanları sile sile kudurmuşçasına; “Ah namertler! Kancıklar! Beni gafil avladınız! Ah kahpeler!” diye homurdanıyor.

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Siyasi Cinayetler – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Yayınları 1952 – Sf. 45, 46) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Başbakan Rauf Bey bu olayı Meclis’e anlatıyor, artık bu işi daha fazla deşmeyelim, mesele kapanmıştır gibi laflar ediyor. Rıza Nur, hatıralarında Topal Osman’ı Mustafa Kemal’in öldürttüğünü iddia ediyor.

  • Ali Şükrü Bey, … Muhalefetlerine devam ederken, 27 Mart 1923’te evinden çıkıp Meclis’e giderken kaybolmuş. 30 Mart 1923 günkü celsede BMM de Hüseyin Avni (Ulaş) Bey;

      “- …. Ey milletin Kâbe’si! Sana da mı saldırı? Ey Milletin iradesi sana da mı taarruz? … Arkadaşlar! Asırlardan beri bu memleketi inim inim inleten saltanatların ve onun etrafındaki yaldızlı üniformalı, kahrolası haşaratın yok edilmesi ve büyük Türk milletinin kurtuluşu için bayrak çektik! … Hâkimiyet kutsaldır, milletin namusudur, vekilleri milletin ağzıdır, kalemidir. Bu namusa tecavüz eden eller kırılsın! .. Hüseyin Avni bir damla murdar kan değildir, Ali Şükrü arkadaşımız da öyle değildi! Ali Şükrü’ye tecavüz eden milletin namusuna tecavüz etmiştir. Böyle namussuzlar yaşamamalı! Kahrolmalı!   Evet, Ali Şükrü Bey’in… adi bir saldırıya maruz kalmış olmasını isterdim. Ya Allah göstermesin, siyasi bir saldırıya uğramışsa.  Efendiler! .. Ya siyasi bir cürümse? Demek ki bu memlekette herhangi bir düşüncenin serdarı (başkanı) yaşayamayacaktır! Ölecektir! Bir fikrin timsali, bir gurubun mensubu olan bir insanın kendi kişisel ve vicdani kanaati olarak milletin ve memleketin mutluluk ve selameti uğrunda söyleyeceği söz, yazacağı yazı kutsaldır. O, milletin sesi, milletin yazısıdır. Efendiler, bu ağız kapatılamaz, bu kalem kırılamaz, bu fikir öldürülemez!    Efendiler! Türkiye Milletinin vekâletini taşıyorsunuz! Size saldırıyorlar. Bu saldırı kanuna saldırıdır…. Allahtan dilerim ki bu saldırı siyasi bir cinayet olmasın da, bütün dünya bizi, siyasetten, fikir ve söz hürriyetinden yoksun bir hayvan sürüsü görmesin. .. Yoksa bu sancak uğrunda bin Hüseyin Avni feda olsun!    Şimdi şu anda ellinci saat doluyor, Ali Şükrü Bey kardeşiniz Ankara denilen köy kadar yerde, subayıyla, ordusuyla, millet meclisiyle, hükümetiyle, Ankara’da Ali Şükrü Bey kayboluyor ve bulunamıyor?   Efendiler! Hepinizin boyunlarında idam fermanları var! Altı yüz yıllık bir tahtın heyulalarıyla mücadele edişinizin, onların zulmüne boyun eğmeyişinizin verdiği bu idam fermanlarına rağmen, metanetle mücadeleye devam ederken, şimdi bir de meçhul ellerin saldırısına uğrayarak yıldırılmak isteniyorsunuz.  Sizden şüphelenenler namussuzdur! Yalnız, Bakanlar Kurulundan rica ediyorum; dokunulmazlığınızı koruduklarını, koruyacaklarını gelsinler burada temin etsinler, söz versinler! Bunu söyleyemezlerse namussuzdurlar!  Dokunulmazlığınız temin edilmedikçe, burada oturmayınız. Oturursanız siz de namussuzsunuz! Başkanlarımızın gücü yoksa çekilsinler! Siz de namusunuzu şerefinizi koruyacak başka bir hükûmet seçersiniz. Aksi halde paydos efendiler paydos!“ (1)

    Sinop Mebusu Hakkı Hami Bey; “Söz ve fikir hürriyeti güvence altına alınmamış olan bir yerde, ödenek almaktan başka bir şey yapmaya imkân olamayacağına göre, burada oturmaya devam etmek bir zillettir!” 

    Lazistan Mebusu Ziya Hurşit Bey;

    “-Rauf Bey’in bu beylik sözlerini dinlerken ben de dedim ki; kötü örnekler var, endişemiz bundandır. … daha dün denecek kadar yakın bir zamanda, …unuttunuz mu?” (2)

    “…Hükûmetin kışlalarının yanında, karşısında, güpegündüz saat dört buçukta, üç yüz kurşun atılmak suretiyle yapılan suikastın, faillerini, katillerini o zaman da hükûmet reisi olan Rauf Beyefendi… neden yakalayamadılar? Neden adalete vermediler? Neden? … Hükûmetin bir şey yapmadığına ve yapamayacağına tam kanaatim vardır.”

    Topal Osman’ın sağ kolu olan Mustafa Kaptan yakalanmış, onun yakalandığını duyan Topal Osman da saklanmış.

    .. Kayıkçılar Kâhyası Yahya’nın, Topal Osman tarafından öldürtülmüş oluşu, Ali Şükrü Bey’in de BMM de bu işi kurcalayarak, Yahya Kâhya’nın katillerinin mutlaka bulunup cezalandırılmasını ısrarla isteyişi de hatırlanınca şüpheler kesinleşti.  Pazar günü akşamüstü, Köşkün (Çankaya Köşkü’nün) beş-altı yüz metre berisinde… Jandarma müfrezesinin başındaki Teğmen Kemal… Çukurda iplerle bağlı ayakları görünen bir ceset vardı. .. Çukurdan çıkartılan ceset Ali Şükrü Bey’di. … Vücudunun da çeşitli yerleri parça parça edilmiş, çift iple boğulmuş, sol eli kırılmış, dili dışarı fırlamış, sıkılı olan sağ avucunda sandalye hasırları kalmış. Bütün bu haliyle son nefesine kadar boğuştuğu aşikârdı.

    Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Siyasi Cinayetler – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Yayınları 1952 – Sf. 16 ile 21 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Bu sırada Ali Şükrü Bey’in katili olan ve Mustafa Kemal’in özel koruma birliğinin başı olan Topal Osman da Meclis’te, Yenibahçeli Şükrü Bey onu kolundan tutup dışarıya atıyor. Rauf (Orbay) Bey Başbakan. Konuşmalara devam ediliyor. 

    BAKKAL’IN NOTU (2) (1995): Lazistan Mebusu Ziya Hurşit, Mustafa Suphi ve arkadaşlarını boğan Yahya Kâhya’nın öldürülmesi olayını hatırlatıyor. Ali Şükrü de ölümünden önce bu olayı araştırıyordu.

  • “Son günlerde bilinçsizce ” aman dil, dil efendim”, “Çok şey, çok şey” ve “Saat Kaç?”   “Vealeykümselam” diyerek gözlerini kapattılar.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 78, 79) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Atatürk ölünce, Saray ani bir biçimde boşalıverdi. 

    … Atatürk ölmüş, Saray’a feryadı figan içinde, ona karşı son sadakati hayatı bahasına gösteren aziz arkadaşımız Salih kanlar içinde bitap yatarken, Saray ani surette boşalmış, birkaç arkadaş dertlerimizle, teessürümüzle baş başa kalıvermiştik. Tıpkı tarihlerde gördüğümüz gibi bir tarafta Padişahın hasıra sarılmış cenazesi, diğer tarafta Kılıç Alayı (Merasim kıtası) merasimi hazırlıkları gibi bir havanın estiği hissediliyor.  

    Ankara’da Reisicumhur seçimi, Bakanlar Kurulu seçimi var. Bütün reisicumhur memurları hemen Ankara’ya çağrılmışlar, zavallı Hasan Rıza yapayalnız iş başında kalmış, Sarayı ne arayan ne soran kalmış!   

    Bu elim manzaraya isyan etmemek kabil olmadı. Ankara telefonla bulundu, Başbakanlık Özel Kalem Müdürü Baki Bey telefon başına çağırıldı. Bu acı hal ve manzara Celal Bayar’a intikal ettirildi….. aradan bir saat kadar bir zaman geçmişti ki Saray’da bir faaliyet başladı. Ordu Müfettişinin cenaze törenine ve hazırlıklara memur edildiği bildirildi. Resmi üniformalı subaylar tarafından Atatürk’e resmi saygı nöbetleri tutulmaya başlandı.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Beni bir an önce Ankara’ya götürün, yapılacak önemli işler var!”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştı.

  • “19.05.1932’de Resmi Gazete ile ilan edilen Özel Kanun şudur;

    1- Gazi Mustafa Kemal Hazretlerinin, Kanunu Medeninin 452 nci maddesi dairesindeki, tasarrufları mahfuz hisseler hakkındaki hükümden müstesna olup, bütün mallarında muteberdir.

    (Vasiyet ile görevli kişi Hasan Rıza Bey.)

    “Mal olarak nemiz varsa bir listesini yap bana getir!”  Listeyi incelemeye aldı. “-Bunları ikiye ayıracağız. Bir kısmı hayatta bulunduğumuz sürece üzerimizde kalması gerekendir. Nakitler, hisse senetleri, Çankaya’daki Köşk’le eşyası gibi… Yapacağımız belgeye işte bunları koyacağız. Diğerleri yani, başka yerlerdeki evleri ve emlaki, Ankara’ya döner dönmez yerel belediyelere veya diğer kurumlara verir, işlemlerini yaptırırız.” buyurdu.   Vasiyeti; “Maliki olduğum bütün nukut (nakitler) ve hisse senetleri ile Çankaya’daki menkul ve gayrimenkul mallarımı CHP’sine gelecekteki şartlarla terk ve vasiyet ediyorum;

    1-Nakitler ve hisse senetleri şimdiki gibi İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.   

    2- Her yılki nemadan bana hâsıl olan nispetleri (oranları) şerefi mahfuz (saklı) kaldıkça, yaşadıkları müddetçe Makbule’ye ayda bin, Afet’e sekiz yüz, Sabiha Gökçen’e altı yüz, Ülkü’ye iki yüz lira ve Rukiye ile Nebile’ye şimdiki gibi yüzer lira verilecektir. 

    3- Sabiha Gökçen’e bir mesken tedariki için ayrıca para verilecektir.  

    4-Makbule’nin yaşadığı müddetçe Çankaya’da oturduğu ev emrinde bulunacaktır.  

    5- İsmet İnönü’nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal (tamamlamak) için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır. 

    6- Her sene nemadan geriye kalan miktarı yarı yarıya Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumlarına tahsis edilecektir.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 60 ile 63 arası) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (2008): Cem İpekçi’nin Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi kitabından alındı: İkinci miras: Mustafa Kemal Atatürk: 1938 yılında sağlığı iyice bozulan Atatürk, 5 Eylül’de mutemedi ve Çankaya Köşkü Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’ı yanına çağırtarak, mal varlığını tespit etmesini ister. Soyak’ın hazırladığı liste şöyledir: 1) 582 dönüm çeşitli meyve bahçeleri, 2) Çeşitli yerlerde 650 bin fidan.3) 400 dönüm Amerikan Asma Fidanlığı. Burada 560 bin kök bağ çubuğu. 4) 220 dönüm bağ. Burada 88 bin adet bağ çubuğu vardır. 5) 370 dönüm çeşitli sebze yetiştirmeye elverişli bahçe. 6) 220 dönüm 6 bin 600 ağaçlı zeytinlik. 7) 27 dönüm 1.654(bin altı yüz elli dört) ağaçlı portakallık. 8)15 dönüm kuşkonmazlık. 9) 100 dönüm park ve bahçe. 10) 2 bin 650 dönüm çayır ve yoncalık. 11) 1.450 (bin dört yüz elli) dönüm yeni tesis edilmiş orman. 12) 148 bin dönüm ziraata elverişli arazi ve meralar. 13) 45 adet büyük ve küçük idare binası ve ikametgâh, bütün mefruşat ve demirbaşları ile beraber. 14) 7 adet 15 bin baş koyunluk ağıl.15) 6 adet Aydos ve Toros yaylalarında tesis edilen mandıralar. 16) 8 adet at ve sığırlara mahsus ahır. 17) 7 adet umumi ambar. 18) 4 adet hangar ve sundurma. 19) 4 adet lokanta, gazino, ve eğlence yerleri, lunapark. 20) 2 adet çeşitli imalat yapan fırın. 21) 2 adet, çiçek ve süsleme nebatı yetiştirmeğe mahsus yer. (Toplam Bina 51 adet). 22) Bira Fabrikası: (Yılda 7 bin hektolitre üretme kapasitesine sahip.) 23) Malt Fabrikası. 24) Buz Fabrikası; (Günde dört bin ton buz üretme kapasitesine sahip) 25) Soda Ve Gazoz Fabrikası: (Günde 3 bin şişe soda ve gazoz üretebilecek kapasitede.) 26) Deri Fabrikası. 27) Ziraat Aletleri Ve Demir Fabrikası. 28) Süt Fabrikaları; Biri Ankara diğeri ise Yalova’da olan bu iki fabrika günde 30 bin litre süt ve bir ton tereyağı üretme kapasitesinde. 29) İki Yoğurt İmalathanesi. 30) Şarap İmalathanesi: Yılda 80 bin litre şarap üretme kapasitesine sahip. 31) Değirmen. 32) İstanbul’daki bir çelik fabrikasının yüzde kırk hissesi. 34) Biri Ankara’da, diğeri Yalova’da kurulu iki tavuk çiftliği. 35) Yalova’da ki Çiftliklerde İki Hususi İskele ve Liman Tesisatı. 36) Üçü Ankara’da Ve İkisi İstanbul’da ‚’Beş Satış Mağazası’nın bütün tesisat ve demirbaşları. 37)Orman Çiftliğinde; Hususi sulama tesisatı, kanalizasyon, Telefon tesisatı, elektrik tesisatı, küçük beton köprüler, hususi yollar, içme su tevziatı şebekesi. 38)Yalova Çiftliğinde; Hususi Su tesisatı, telefon tesisatı, elektrik tesisatı, küçük beton köprüler ve yollar. 39) Silifke Tekir Çifliği’nde; hususi sulama tesisatı, beton köprüler. 40)Orman Çiftliğinde kurulu Çiftlik Müzesi ve ufak mikyasta Hayvanat Bahçesi tesisatı. Bunların işletme levazımı ve bütün demirbaşları. 41) 13 Bin Baş Koyun. Kıvırcık, Merinos, Karagül, Karaman ırklarıyla bunların melezleri. 42) 443 Baş Sığır, Simental, Hollanda, Kırım, Jersey, Görensey, Halep yerli ırklarıyla bunların melezleri, yeni üretilen Orman ve Tekir cinsleri. 43) 69 baş İngiliz, Arap, Macar, yerli ve bunların melezleri Koşum Ve Binek Atları. 44) 2 bin 450 baş Tavuk, Legorn, Rodayland ve yerli ırklar. 45) 16 adet traktör, 13 adet harman ve Biçer Döver Makinesi ve bilcümle ziraat işlerini görmekte bulunan Ziraat işlerini görmekte bulunan ziraat alet ve edavatının Tamamı. 46) 35 Tonluk bir adet Deniz Motoru. Yalova çiftliğinde. 47) 5 adet, Çiftliklerin nakliye işlerinde çalıştırılan Kamyon ve Kamyonet. 48) 2 adet Çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan Binek Otomobili. 49) 19 adet, Çiftliklerin umumi servislerinde çalıştırılan, binek ve Yük Arabası. (Kaynak; İsmail Cem, Türkiye’de Geri Kalmışlığın Tarihi, Sf. 261-264 arası)

  • “Atatürk, İskenderun – Antakya ve havalisi Türklerinin Hatay ülkesi Türklerinden olduğunu… İlmi bir şekilde ortaya çıkartmıştı.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Atatürk Salih’e; “-İsmet Paşa’ya benden niçin bahsediyorsun, neden telefon ediyorsun? Bunun anlamı nedir? Bu hareketinizi hiç beğenmedim!” diyerek muaheze ediyor.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 52) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Mustafa Kemal’in siroz olduğu anlaşılınca, Salih Bozok hemen Celal Bayar ve İsmet İnönü’ye durumu bildiren mektuplar yazıyor. Celal Bayar Başbakan ve sık sık gelip ziyaret ediyor. İsmet Paşa’da ise en küçük bir ilgi yok.

  • “Bu adam ölürse ben yaşayamam!” diyor.

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN NOTU (2022); Nitekim Paşa vefat edince Bozok intihar etmiş ancak ölmemiş.

  • “Bütün dünyanın bir deha olduğunda ittifak ettikleri (birleştikleri) Atatürk…”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştı.

  • “1938 yılı Şubatında Yalova’ya gitmiştik, o zaman kaplıcalar müdürü olan Prof. Nihat Reşat Bey’e kendilerini muayene ettirmişlerdi… 

    Atatürk’ün karaciğerinin büyümüş olduğunu tespit etti.

    Bacak ve karnında bazı kaşıntılar başladı. Bilhassa bacakları daha çok kaşınıyordu.  Burun kanaması da sık sık tekerrür ediyordu. Bacaklarında da biraz şişkinlik peyda olmuştu.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 25 ile 30 arası) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Profesörden kaplıca müdürü olmuş, bu Profesör daha sonra Sağlık Bakanı da olacak.

  • “Atatürk’ün en küçük bir şeyden hiddetlendiği görülüyordu. … Bazı tıynetsiz heriflerin, Atatürk’ün son zamanlarda iki kadeh rakı ile zıvanadan çıkmış olduğunu söylemeleri tamamen yalandır. .. Adice, alçakça propagandadan ibarettir.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Soğuğa karşı direnci azalmış, halsizlik başlamış, benzi solmuştu. .. Sarayının birinci katından ikinci katına asansör yapılmak zarureti ortaya çıkmıştı. .. Sarayın bir salonundan diğerine giderken sık sık mola vermekten, hatta otomobiline binerken bağdaş kurup oturmaktan rahatsızlık duyuyorlardı. 1937 yazında, Florya’da… idrarla birlikte kan gelmişti. İçinde pıhtı halinde görülen bu kan bizi korkutmuştu. Genel muayene ve tahliller ne kalbinde ne de ciğerlerinde hiçbir şey olmadığı beyanıyla ..

    Sık sık burun kanaması ve iştahsızlık var.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 11, 12) kitabından birebir alınmıştı.

  • Atatürk şu hikâyeyi anlatıyor; “Bismarck çok şampanya içermiş. Doktorları artık alkolü kesme zamanının geldiğini kendisine ima etmişler. Bismarck doktorlarına; “Söyledikleriniz doğru olabilir, fakat ben doktorumu terk ederim şampanyamı terk etmem!” demiş.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştı.

  • Mussolini; “-Atatürk’ün ölümünü beklemeli!” demişti.   Atatürk, Tahsin Uzer’in yalısının balkonundan halka; “-Mussolini iyi bilmelidir ki, ben ölmeyeceğim!”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Ben yirmi küsur yıl kendilerinden bir an ayrılmamak mutluluğunda bulundum ve bu zaman içinde nezleden bile esaslı yattıklarını hatırlamıyorum.”

    Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 5 ile 7 arası) kitabından birebir alınmıştı.     

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Birinci Dünya savaşı yıllarında bir böbrek rahatsızlığı yaşadığını işittim diyor. 1924 yılında, yaya olarak gezerken, birden bire rengi sararıyor ve ter geliyor; “- Çocuklar bana bir fenalık geldi!” deyip yere oturuyor. Dr. Neş’et Ömer Bey bakıyor ‘yorgunluktan’ diyor. Hükûmet Avrupa’dan iki doktor getiriyor, teşhis aynı. Fakat yediklerine de sınırlama getiriyorlar. Raporlarını Türk doktor yayınlıyor, “elemi asabi” yani stresten kaynaklanan kalp krizi diyor.

  • “Atatürk çok sıkılgan bir insandı. Profesör Neşet Ömer Bey; “-Kılıç Ali Bey, tarihteki dâhileri inceleyecek olursak hepsinin sıkılgan ve uykusuz olduğunu görürsünüz.” dedi.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 117) kitabından birebir alınmıştı.

  • “Ara sıra biraz da hasisliği vardır…. Bazen meselâ vermeyi, hediye etmeyi kararlaştırdığı bir şeyi son dakikada vermeye kıyamaması gibi geçici haleti ruhiyesinden (ruh halinden) ileri gelmekteydi.   Salih Bozok ile beraber yanında oturuyorduk; “Çocuklar! Size bugün birer hediye vermek istiyorum!”   Gardırop odasına çıktım. Atatürk; “-Size birer kalpak vereceğim!” diyerek emir verdiler ve kalpak dolabını açtırdılar. Dolapta on beş yirmi kadar kalpak vardı. Bu yirmi kalpağı yine ayrı ayrı bana ve Salih’e giydirdiler. Nihayet bütün kalpaklar, ikimizin başında denendikten sonra; “-Bakınız çocuklar! Bunların hepsinin ayrı bir zevki var. Affedersiniz, sizlere veremeyeceğim!” Diyerek Salih’e burnu örülmüş bir çorap, bana da bir kravat vermişlerdi!”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 114, 115) kitabından birebir alınmıştı.

    BAKKAL’I NOTU (1995): Kılıç Ali bu kitapta Kemal Paşa’nın cömert olduğunu da yazmıştı.

  • “Atatürk’ün sofrada birden bire; “-Bugün bana bir rüşvet verdiler!” ve “-Bekir!  Bugün bana gönderilen şu pırlanta tabakayı getir!” emrini verdi.    Biraz sonra bu altın tabaka geldi.    Paşa, bunun, Milli Savunma Bakanlığında taahhüt işlerine girişen bir arkadaşından geldiğini söyleyerek; “-Bana bunu verirlerse, Milli Savunmada filan efendiye veyahut hatta Milli Savunma Bakanına acaba ne verirler?”  Recep Peker (Milli Savunma Bakanı) .. bu sorudan müteessir oldu (olumsuz yönde etkilendi)  Belliydi ki bu bir ihtardı.”

    Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 94) kitabından birebir alınmıştı.