Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Türkiye’de aydından çok aydın mezarı var. Çünkü Türk aydınında inat yok.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Geçiciyi, günceli yaşayan kişi dâhi olamaz.

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Pratik ne kadar zengin olursa olsun, mutlaka, yaştır eğilir. Bilim ise ne kadar coşku verici olursa olsun kurudur, bükülmez.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Dahi, çok hızlı görebilendir. Mustafa Kemal çok yavaş ve sakin görebilendir.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Osmanlı dönemi aydınları, Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlık mücadelesi veren halklar Marksizm’e sahip çıktıkları için, Marksizm’den uzak durdular.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 656) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1874 Yılında Balıkesir’de doğan Hüseyin Cahit’in çok kavgacı kişiliği var. Hırslı, …. Okumayı seviyor, çok istediği 17 ciltlik Larousse Ansiklopedisinin karşılığını ödeyebilmek için 3.500 sayfa polis romanı çevirmeye razı oluyor. Düz yazının gelişmesine en büyük katkıda bulunanlardan birisi oluyor. Dilin gelişmesine katkıda bulunmakla birlikte, sadeleşmesine karşı çıkıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 627) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Harekât Ordusu’nun Komutanı bile, bastırmak üzere geldiği olayı, irtica olarak değerlendirmiyor. Harekat Ordusu Komutanı Hüseyin Hüsnü Paşa İstanbul halkına dağıttığı ilk beyannamesinde, 31 Mart Ayaklanmasını bütün alem-i İslam’ın tel’in ettiğini (lanetlediğini) belirtiyor ve amacın istibdat yönetimine dönmek olduğunu kaydediyor…… ve ordunun namusunu ikmal etmek için geldiğini ilan ediyor.   

    31 Mart 1909 tarihinde isyan, ordu içinden başlıyor. İsyanı İstanbul Muhafız kıtaları askerleri ve çok büyük ölçüde alaylı subaylar çıkartıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 629, 630) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Eylemden doğan eylemlerin derine inme gücü az, kalıcılık özelliği zayıf oluyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 627) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN YORUMU (1995, 2008): Hoca’ya göre, Birinci Dünya Savaşı’nda yöneticiler İslam ülkelerinin kendilerinden yana cihat edeceklerini zannediyorlar. Bunun hayal kırıklığı laisizmi pompaladı. Müslüman devletlerinin Osmanlı Devleti üzerinde yıkıcı etkileri oldu. Cumhuriyetin ilk on-on beş yılında Musul ve Hatay gibi önemli sınır tartışmaları da laiklik düşüncesine ivme kazandırıyor. Yalçın Küçük’ün bu görüşlerine katılıyorum ancak Laikliğin ivme kazanmasının en önemli etkeninin, Siyonizm olduğunu düşünüyorum. Bir kere muhtemel bir İsrail Devletinin kuruluşu için laik ve İslam’la küsülü bir Türkiye’nin varlığı çok önemli bir sebeptir ikincisi ise Türkiye yönetimine hâkim olan Sabetayist ve Yahudilerin rahat yaşamaları için de laiklik istenmiş olabilir. Zaten Cumhuriyet laikliği, farklı inanç sahiplerinin özgürlüğü için kullanmamış, İslamiyet’i bir yönetim enstrümanı olarak kullanmış, Müslümanların siyasallaşması karşısında baskıcı davranmış ve Ermeni veya Rum gibi unsurlara göstermediği laik yönetim tavrını Yahudilerden esirgememiştir.

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 627) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir akımın kişilik kazanabilmesi için, iki yönden ayrışması gerekiyor. Bunlardan birisi, daha sonradan o akımı oluşturan canlıların kendilerini “ayrı” düşünmeleri oluyor. Bu, akımın “ayrışma bilincidir” . Bir de toplumun diğer canlılarının bu akımı “ayrı” düşünmesi zorunludur. Bu ise bir akımın kişilik kazanması için gerekli toplumsal bilinçtir.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 626) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Prens, özel teşebbüs ile önce toplumu oluşturacak entitelerin (niteliklerinin) gelişmesini istiyor.   Müslüman ve Müslüman olmayan halklara bir yönetim özerkliği, Adem-i Merkeziyet (Merkezden idare olmaması) verilmesini istiyor.  Bireyci eğitime, bireyci aileye ve yerinden yönetim şekline taraftardır.  …bir noktada Le Play’den ayrılıyor Le Play ve yandaşları çalışmalarını saha çalışmasına yöneltirken, Prens’te bu yoktur.    Sabahattin, 1906 yılında yeni hareketinin yayın organı olan Terakki’yi çıkarıyor ve Teşebbüs-ü Şahsi (Bireysel girişimcilik) ve Adem-i Merkeziyet (merkezi olmayan yönetim, yerinden yönetim) Cemiyet’i çalışmalarını başlatıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 613 ile 624 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU: Prens, Tanzimat ve meşrutiyetçiler gibi, maarifle (öğretimle) her sorunun çözüleceğine inanmıyor. Eğitime bu kadar önem verilmesini doğru bulmuyor. Türkiye’deki yanlışlıkları da, Türkiye’nin, daha doğrusu sosyal yapının bilinmemesine bağlıyor. Prens Sabahattin “Aydınlar, olayları temellerine geri götüremedikleri için, her zaman, sonucu neden sanmışlardır ve sosyal alanda geri kalmış bir anlayışın verimsiz sınırları dışına çıkamamışlardır.” diyor.  Yine “Doğu tümüyle bütüncü yapının, Batıysa özellikle bireyci yapının etkisi altında.” diyor.   Meşrutiyetin ilanından sonra, babasının cenazesi ile beraber Türkiye’ye dönüyor. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin muhalifi olan Ahrar Fırkasının kuruluşuna önayak oluyor. İttihadı Muhammedi Fırkası ile de cephe tutunca 31 Mart 1909 olayında Hareket Ordusu tarafından kısa bir süre tutuklanıyor.

      

  • Marks, “Tarihte her olay iki kez oluyor, birincisi trajedi ve ikincisi komedi olarak yaşanıyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 606) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “İttihat ve Terakki içinde eli kalem tutanlar, Hüseyin Cahit Yalçın, Maliye Nazırı Cavit Bey, Kurucu Dr. Abdullah Cevdet, net bir İngilizci çizgi izliyorlar. Sabahattin de (Prens) burada duruyor. Eli silah tutanlar, ordudan gelenler… Almancı bir politikanın sahibi görünüyorlar. Eli silah tutanlardan Yakup Cemil, İngilizlere dönüyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 605) kitabından birebir alınmıştır.

  • İş gücüne değerinin ödendiğini varsayacak olursak, şu alternatifle karşı karşıya kalırız; emeğin üretme gücü (üretkenliği) ve normal kullanım yoğunluğu veri ise, artıkdeğer oranı ancak iş gücünün mutlak azaltılması ile yükseltilebilir; Diğer yandan iş gücünün sınırları belli ve veri ise artıkdeğer oranı ancak unsurlarında, yani gerekli- emek ve artıkemekte meydana gelecek bir nispi büyüklük değişmesiyle yükseltilebilir ki, bu da eğer ücret işgücünün değerinin altına düşmeyecek olursa, emeğin üretkenliğinde veya kullanım yoğunluğunda bir değişim olmasını gerektirir. 

    Alıntı: Kapital – Ekonomi Politiğin Eleştirisi I, II – Karl Marks (1974 1. Baskı, Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Osmanlı döneminde Türk gericiliğinin temellerini atan iki prens ,… Prens Sait Halim Paşa ile Prens Sabahattin’dir. Prens Sait Halim Paşa, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu. 1863 Kahire’de dünyaya geliyor. Özel öğretmenden yabancı dil öğreniyor ve İsviçre’de üniversite öğrenimi görüyor. 1912 yılında İttihat ve Terakki Cemiyetine Kâtibi Umumi (Genel Sekreter) oluyor.   Birinci Dünya Savaşının başladığı zaman Başbakan (Sadrazam). Sonra Malta’ya sürülüyor. Talat’ın Almanya’da bir ermeni militan tarafından katledildiği 1921 yılında Prens Sait Halim Paşa da İtalya’da bir başka ermeni tarafından kurşunlanarak öldürülüyor.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 596, 597) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Birinci Tez: Türk gericiliği aydın düşmanlığıyla başlar. 

    İkinci Tez: Türk aydını, memur olarak doğduğu için, Türk gericiliği bürokrasi düşmanıdır.   

    Üçüncü Tez: Türk gericiliği Tanzimat düşmanıdır.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 589, 590) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ziya, hiçbir zaman ciddi Durkheim’ci olmadı ve sosyolojik sayılabilecek bir çalışma yapmadı.   Yükseköğrenimi olmayan, yalnızca birkaç yıl Baytar Lisesinde okumuş Ziya, … Üniversite’de Profesör oluyor. Öğrenciler bir heyet yapıp Fakülte Müdürü ve Maarif Nazır’ına Ziya’yı şikâyet ettiler. Ziya görevinden alınıp Diyarbakır’a İlköğretim müfettişi oldu.    Ziya, Enver için yazdığı şiirleri Mustafa Kemal için de hemen hemen aynen tekrarladı. 

    Ziya Gökalp’in iki adet İstida (dilekçe, başvuru) şiiri var.

    İstida (İkinci) Gazi Paşa Hazretleri’ne  

    Bu milletin sen tutmazsan elinden 

    Yanlış yola gidebilir cehlinden 

    Sen yalnız bir büyük insan değilsin.

    Sende saklı nice meçhul kuvvetler.   

    Ziya, burjuva-demokrat, istenirse burjuva – diktatöryal da denilebilir, bakış açısını siyasetle birleştirdi.    Samet Ağaoğlu “Babamın Arkadaşları” adlı kitabında İttihat ve Terakki’nin bir özelliğini vurguluyor.  İttihat ve Terakki her sahada bir adamı dâhi, kahraman vb. sıfatlarla süsleyip öne çıkartıyor. Meselâ Talat Bey’e “Büyük Siyasi”, Abdülhak Hamit’e “Dahi Şair”, Rıza Tevfik’e “Milli Filozof”, Mehmet Emin’e “Milli Şair”, Ertuğrul Muhsin’e “Milli Artist, Milli Aktör” nişanı taktırmaya kadar götürüldü.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf.583) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Yalçın Hoca Durkheim’e, Marksizm’in etkisini kırmak için ortaya çıkmış son derece gerici bir adam diyor.  Ziya Gökalp, cahil, çabuk dönen bir adam.

  • “Dine karşı en şiddetli tepkiyi II. Mahmut gösterdi. Bektaşi tekkelerini dağıttı,… Kavuklu mezar taşlarını bile kırdırttı.

    Kemalizm, din kurumuna değil dinin bazı kurumlarına cephe aldı….  Her iki hareket de hiçbir zaman teorik bir özellik kazanmadı.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 562) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Mahmut, Bektaşi tekkelerine karşı, Yeniçeri Ocağının dini olan Bektaşilikten korktuğu için şiddetli tepki gösterdi. Dini tarikatlar içerisinde en gevşek dindar olan Bektaşi tarikatını ortadan kaldırmakla dini taassupla mücadele etmenin fazla bir alakası yoktur.    

  • “Bizim ihtilâllerin “düşünür”ü yok! Son yüz elli yıldır Türkiye’de birçok ihtilâller yaşandı, Türkiye’nin bir tek ihtilâlci düşünürü oldu mu?  Avrupa ve Rusya’da yıkmakla işe başlayan aydın, Türkiye’de kurmak için doğdu.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 560, 561) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2008): Türkiye’deki ihtilallerin düşünürü yok çünkü düşüneni ve organize edeni, 1950’ye kadar İngiltere’de, 1950’den sonra da Amerika’da.

  • “Mustafa Kemal Bey: Erkân-ı Harp Kolağası (Kurmay Yarbay), 1926’daki İzmir suikastı sırasında Cumhurbaşkanı.

    Pirlepe’li Fethi Bey (Oyar): Erkân-ı Harp Binbaşısı, İzmir Suikastı öncesinde Başbakan. 

    İzmir’li İsmet Bey (İnönü): Erkân-ı Harp Kolağası, İzmir suikastı sırasında Başbakan.

    …Vehbi Paşazade Süleyman Askeri Bey: Erkân-ı Harp Kolağası, Teşkilat-ı Mahsusa (Özel Teşkilat, MİT, Özel Harp Dairesi gibi) Başkanı.

    Ohri’li Eyüp Sabri Bey: Piyade Kolağası, İttihat ve Terakki’nin kurucusu.        

    Yakup Cemil Bey: Piyade Mülâzım-ı Evvel’i (Üsteğmeni) İttihat ve Terakki’nin tetikçisi. Babıali baskınında (1913) Nazım Paşa’yı vurdu, sonra Enver Paşa’ya karşı çıktı, yargılandı kurşuna dizildi.  

    Filibeli Hilmi Bey: Piyade Zabiti (subayı), İttihat ve Terakki’nin müfettişi, Teşkilat-ı Mahsusa üyesi, milli mücadeleye katıldı, Milletvekili oldu. 1926’da Mustafa Kemal’e suikast düzenlemekten asıldı.

    Rasim Bey: Baytar Yüzbaşı, Milli mücadelede Miralay oldu. İzmir Suikastına iştirakten idam edildi. 

    Sarı Efe Edip Bey: Piyade Mülâzım-ı Evvel’i. İttihat ve Terakki üyesi, Milli Mücadeleye katıldı, İzmir Suikastı davasında asıldı.

    Kastamonulu Şükrü Bey: İttihat ve Terakki üyesi, Maarif Nazırı, Milletvekili, İzmir Suikastına katılmaktan idam edildi. 

    Abdülkadir Bey: Ankara Valisi, Milli Mücadeleye katıldı, İzmir suikastından dolayı idam edildi…

    … Afyonkarahisar’lı Ali Bey (Kılıç Ali): Piyade Yüzbaşısı. Milli Mücadelede Milletvekili, Nafıa (Bayındırlık) Vekili, İstiklâl Mahkemesi Başkanı.  

    Doktor Abidin Bey: İttihat ve Terakki’nin gizli faaliyetlerinde yer aldı. Milli Mücadelede Milletvekili, İzmir suikastında idam edildi. İsmail Canbolat Bey: Mülâzım-ı Evvel, İttihat ve Terakki’nin kurucularından, İzmir Suikastı davasında idam edildi.”

    Alıntı: Aydın Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 556, 557, 558) kitabından birebir alınmıştır.