Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “İsmet askerlikten çıkmış olduğu halde Birinci Ferik yaptılar. … Ne ayıp şey! İsmet Başvekil, askerlikte terfi ediyor. Millet Meclisi Başkanı Kâzım (1), Milli Savunma Bakanı iken, kendisini kendi eliyle inha edip (terfi ettirip), Ferik yaptı.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1246) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1)(2013): Kâzım Fikri Dirik, Orgeneral, Makedonya Köprülü de 1882’de doğdu. Doğu cephesinde görev yaptı, 1923 – 1924’te Müdafai Milliye vekilliği ve TBMM Başkanlıkları yaptı.

  • “Lozan’da bizimkiler Yunanistan’a tazminat ödenmesinde diretince Yunan diktatörü Pangalos Trakya’dan saldırmak üzere hazırlık yapmış, gerçek mi blöf mü anlaşılamamış. (1)

    ….Hücum kesin idiyse, büyük bir hizmet yapmışızdır. Hükümete isyan ettik. Bu çok çirkin bir şeydi. Fakat blöf idiyse durumumuz kötüdür. Hükûmet bizi Yüce Divan’a vermeli. Veya Antlaşmayı Meclis’te reddetmeliydi. Yapmadı. …Ancak, Dimetoka gibi birkaç şeyi bu terkimize karşılık almak belki mümkündür. Bunu da bilmiyorum.  Mümkün olduğunu söyleyenler var. Böyle ise kabahatliyiz.

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1245) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1994): Bunu gerçek zannetmişler ve hükümetin emrine rağmen yanlış yapmışlar.

  • 23 Nisan 1923’te bizi tekrar Lozan’a çağırdılar. Bizden sonra (yapılan seçimde) Mustafa Kemal Valiler aracılığı ile cebri (zorlama) bir biçimde istediklerini seçtirip istemediklerini seçtirmemiş.

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1192) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Zamanında Moskova’da Ruslardan aldığımız paradan 100 bin Rus altınını Safvet alıp Almanya’ya gitmiş ve Kütahya milletvekili Nuri (Conker, Mustafa Kemal’in has adamı, yaveri) ile beraber zevkle yemiş, bir tane fişek bile göndermemişti. Milli Savunma Bakanlığı’nda Divan-ı Harp (savaş suçlarına bakan yüce mahkeme) Safvet’in mahkemeye çıkmasına karar vermişti. Araştırma için Almanya’ya heyetler gönderilmişti. Bunlar Safvet’ in yolsuzluğunu tespit etmişler, sorgulanması için rapor vermişlerdi. Bu heyettekilerden biri de ..Celal (Bayar) idi. …  Biz Lozan’da idik, Celal araştırmayı yapmış Lozan’a gelmiş “Açık bir şekilde yolsuzluktur!” demişti. Bu sefer Bakanlar Kurulunda bu işi Kâzım’a sordum. Kâzım “Bütün heyetin raporları Safvet’in soruşturmaya alınmasında karar birliği etmişlerdir.” dedi. “O halde neden yapmıyorsunuz?” dedim. Sustu önüne baktı. Zorladım.. susuyor.?! …. Bir gün Mustafa Kemal hasta imiş. Latife Hanım beni çağırdı, gittim. Yatak odasına aldılar, baktım Safvet, Nuri, Mustafa Kemal’in yanında… Nuri Selaniklidir, oradan Mustafa Kemal’in ahbabıdır, en sadık adamıdır. Dünyanın en et kafalısı da bir adamıdır. O’na (Mustafa Kemal’e) kadın bulur, para ve rüşvet dalaveresine aracılık eder.  Meğerse Kâzım’ın söyleyememesi Mustafa Kemal korkusu imiş. Kâzım; İttihatçıların Serez komitesi üyelerinden ve cinayetleri olan 1.Dünya Harbinde yaptığı yolsuzluk dosyaları “İrtikap (rüşvet, aşırılmış) Araştırma Komisyonu’nda yığılı, sarhoş, luti (oğlancı anlamında olmalı) kısacası tam bir ittir. Kâzım, Çerkez Ethem olayında ona ihanet ve Mustafa Kemal’e casusluk ettiğinden Milli Savunma Bakanlığı’na kadar yükselmiştir. Şükrü, Sarı Edip Efe  (İzmir suikastında asıldılar), onun Serez komitesi arkadaşlarıdır. Bir söylentiye göre, İzmir’de yapılan suikastı bunlar Kâzım’a söylemişler, beraber imişler.

     Kâzım, olayı Mustafa Kemal’e haber vermiş. O da terör yapmak için bilinen asıp kesmeleri yapmıştır. … Sonra araştırmam gösterdi ki, Mustafa Kemal bunların (Safvet ve Nuri’nin) mahkeme belgelerini Savunma Bakanlığı’ndan almış ve işin durdurulmasını Kâzım’a emretmiş imiş. …Mustafa Kemal yamandır. Sistemi budur; namuslu adam istemez. Hep böyle bir cinayeti, bir yolsuzluğu, bir yüzkarası olanları çeker, yanına alır, en önemli işlerini onlara gördürür. Çünkü elinde tehdit silahı vardır. …Nitekim İttihatçı Talat Paşa da böyle yapardı.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1185) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2013): Kâzım Fikri Dirik, Orgeneral, Makedonya Köprülü de 1882’de doğdu. Doğu cephesinde görev yaptı, 1923 – 1924’de Müdafai Milliye vekilliği, ve TBMM Başkanlıkları yaptı.

  • Meclis’i fesih edince (görevine son verince) Adliye Bakanını, savcıyı, hâkimleri, jandarma subaylarını bütün azil (görevden alma)  ve perişan etti. …. Mebus Arnavut Haydar Bey bir önerge ile Osman’ın asılmasını teklif etti. Bu teklif kabul edildi. Osman’ın cenazesini mezardan çıkartıp astılar. Çirkin bir şey idi. … Ziya Hurşit (Lazistan Mebusu, İzmir suikastı nedeni ile asıldı) ve daha bazı mebuslar Ali Şükrü’ ye büyük bir cenaze alayı yaptılar ve cenazesini alıp Trabzon’a getirdiler. Yollarda Mustafa Kemal’in cinayeti diye teşhir ettiler. 

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1176) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Başbakan Rauf (Orbay, Paşa) bir jandarma müfrezesi (birliği) ile Çankaya’da Mustafa Kemal’in köşkünün yanındaki köşkü basıp, Osman’ın tevkif edilmesi emrini vermiş. Mustafa Kemal Rauf’a haber yollatmış. “-Bu adamın yanında bu kadar haşarat var. Bu iş bu kadar jandarmayla olmaz, ben askerle yaparım..” demiş. Ona Rauf aptalı da kanmış. Jandarma işini bana bizzat Mustafa Kemal anlattı. Hakikaten Ağa’nın (Topal Osman Ağa) yanında birkaç yüz adamı vardı ki hepsi de eşkıya idi. Keza bunlardan iki yüz kadarını da Ağa, Mustafa Kemal’e vermişti. Birkaç senedir Mustafa Kemal’i bunlar koruyorlardı… O dönem Ağa’nın yanında bulunan birinden, çok sonra yaptığım tahkikata (araştırmaya) göre, o günlerde Ağa çok korkmuş, çok telaş etmiş. Mustafa Kemal teselli vermiş. Gecelerini Mustafa Kemal’in yanında geçirmiş. Demek, Ağa cinayeti yapar yapmaz cenazeyi en emin yer olarak Mustafa Kemal’in köşkünün yanına gömmüş.  .. Telefonla beni Çankaya’ya istediler. Otomobil yolladılar… Mustafa Kemal büyük salonda kanepede oturuyor. Rükû (namazda 90 derece öne eğilmek)derecesinde öne eğilmiş. Yüzü hiç abartısız tamamen sarı toprak gibi. Elimden tuttu karşısına oturttu. Baktım İsmet’te karşısında oturuyor. Mustafa Kemal bana; “-Ne yapacağız?” dedi. “-Bilmem, Paşa!” dedim. “-Bu işi temizlemek lâzımdır!” dedi. dedim ki; “-Bu adam buraya hücum edip size bir şey yapmasın …?” Dedi ki; “-Osman sakindir, Onu ben oyaladım, ele vermeyeceğimi vaat ettim. Emindir (güvenmiştir). Yarım saat evvel yine burada idi. Yapmaz.”   “Her halde tedbir gerekir.” dedim. “-Osman kolay ama Meclis’te ne yapacağız?” dedi. …Olay tamamıyla anlaşıldı, cinayeti örtmek için yeni bir cinayet lâzımdır. Topal’ı öldürecek. Dedim ki; “-Henüz barış olmadı, bu Meclis ile Hükmet zayıftır, bu Meclis bu olayı parmağına dolayacak, müthiş şeyler olacak. Bu da dış işlerimize etki edecek. Anarşi görüntüsü verecek. .. bu Meclis’i fesih etmek gerekir.” dedim. Baktım hepsi memnun oldular. … Genelkurmay’da yattık. Sabaha karşı bir yaylım ateşi gürültüsü ile uyandık. Yani bizim Çankaya’dan hareketimizden üç saat sonra idi….Sonra Mustafa Kemal’e sordum anlattı; “-Plan çizdim. İsmail Hakkı’ya (Muhafız Bölüğü Komutanı, Binbaşı) verdim. Sabaha kadar plan gereği mevzileri (silahlı mücadele yapılacak yerleri) tuttu. Ben de daha evvel yanımdaki korumalardan Osman’ın adamlarını iki kısım ettim. Ankara üzerine eşkıya hücumu var diye birini Çankaya yoluna, diğerini de Çubuk yönüne çabucak yönlendirdim. Ben de Ankara’ya geldim. Osman, İsmail Hakkı’nın teslim teklifine silahla karşılık vermiş. Çatışma olmuş, silahla vurulmuş.” Bu Mustafa Kemal’in rivayeti….Sonraki benim araştırmama göre (ki orada bulunan birinden yapılmıştır.) Çatışma olmamış. Yaylım ateşleri kasıtlı olarak yapılmış, yapılmış ki herkes çatışma var zannetsin. Osman ilk hamlede teslim olmuş, İsmail Hakkı, Ali Şükrü olayında Osman’a yardım eden sekiz adamıyla Osman’ı almış götürmüş. Dokuzunu da tabanca ile öldürmüş….Sonradan Latife’nin bana söylediğine göre, Osman Mustafa Kemal’in evine kurşun atmıştır. Hatta elbiseleri dolapta kurşunla delinmişti.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1177) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir gün Meclis’e girdim. Mustafa Kemal kürsüde. Bir aralık önümde; “-Ah deyyus! Seni ne zaman geberteceğim?” dediğini işittim. Yüzüne baktım, Ali Şükrü.  … Osman Ağa’ya (Topal Osman) sokakta rast geldim. Dedi ki; “-Yahu, Meclis’te birçok vatan haini mebus varmış. Bunlar memleketi satıyorlarmış. Niye bana haber vermiyorsun? Meclis’i basıp hepsini keseceğim! Başka çare yok!” Dedim ki; “-Bu hainleri sana kim haber verdi?” Zorladım “İlla söyle!” dedim. Dedi; “-Gazi söyledi!” dedim; “-Meclis’te hain yoktur. Onlar Hükümetin yolsuzluğuna karşılar. Biraz azgınlar ama iş böyledir. Sakın bu işi yapma! Sonra sana lanet okurlar.” … İki üç gün geçti bir gün Ali Şükrü’nün meydanda olmadığını söylediler. …. Osman (Topal Osman) sekiz on adamı ile yapmış. .. Bu işte, Merkez Kumandanı Kaymakam (askeri rütbe, Binbaşı) Arnavut Fuat, Yardımcısı Yüzbaşı Rizeli Rauf da dâhil beraber hazırlık yapmışlar. Salih Bozok (Mustafa Kemal’in yaveri, has adamı, tetikçisi) ise elebaşısı. İşte bu Fuat bu cinayetinin ödülü olarak mebus ve Tayyare Cemiyetinin (Türk Hava Kurumu) Reisi olmuştur. Rizeli Rauf da mebuslukla ödüllendirildi ve Meclis’te Halit Paşa’yı vurdu. Fuat, Mustafa Kemal’in metresi olan ve sonradan vurdurduğu Fikriye’nin kardeşidir. 

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1176) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir gün Ali Şükrü ile konuşuyorum. Kimse yok. O, beni dinsizim diye sevmezdi, fakat namusludur. Biz Lozan’da iken başına gelenleri anlattı.  .. Mustafa Kemal bir gün Keçiören’de Kılıç Ali’nin bağına gitmiş, içmişler. Mustafa Kemal zilzurna olmuş. Topal Osman’ın adamlarından olup, emrinde bulunan muhafızlardan (korumalardan) üç kişiyi çağırmış, emir vermiş; “Şimdi gideceksiniz, nerede ise Ali Şükrü’yü bulacaksınız öldürüp geleceksiniz.”  Kılıç Ali ve diğer arkadaşları yalvarmışlar, “Şimdi sırası değil, bırak, biz sonra yapalım. Böyle apaşikâr (açık-açık) olmaz.” demişler, dinletememişler. Bu üç kişi yola düşmüş… Gizlice gelmiş işi Ali Şükrü’ ye anlatmışlar. Dedim; “-Yahu ihtiyatlı (dikkatli) davran! Biraz şiddeti kes!” Dedi; “-Bir şey yapamaz, ben ondan bunun intikamını alacağım! Bu namussuz, hırsız, puşt, pezevenkten milleti kurtaracağım. Ben onu geberteyim de görsün.” dedi. Ali Şükrü, mizacı (huyu) pek asabi (sinirli),şedit(şiddetli)bir adamdı.

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 974 ile 976 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ankara’da bir de “Yenigün” gazetesi var. Yunus Nadi’nin. Daima Mustafa Kemal’in lehinde, fakat bu sıra bazen aleyhinde yazıyor.  ..Bir gün Mustafa Kemal’e Yunus Nadi’nin aleyhinde yazmasından bahsettim. Mustafa Kemal dedi ki; “-Ha o böyle bir mahlûktur. Aldığı yetmez. Arada avucu kaşınır, o zaman aleyhte yazar. Onu ben anlarım.. Yani bir-iki bin lira sıkıştırırım, lehte yazar.  

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1171) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Bu Yunus Nadi, Cumhuriyet gazetesinin kurucusu.

  • Mustafa Kemal’in de gazetesi var. Adı; Hâkimiyet-i Milliye. Kendi malı. İdaresini de Recep Zühtü’ye vermiştir. İkinci gurup (Muhalifler)Recep Zühtü’ye para verip elde etmişti…. Mustafa Kemal bunu duydu, Recep Zühtü’yü kovdu.

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu sırada Mustafa Kemal Meclis binasını parti binası diye yaptırıyordu. Yunan esirlerini ve bizim askeri çalıştırıyordu. Malzemeleri de askeri kanaldan aldı. Kendisine, belki 10 bin liraya mal oldu. Hatta Mimarı Vedat’ı da kovup parasını vermedi. Sonra bu binayı hükümete, iyi bilmiyorum galiba 250 bin liraya sattı. Güzel kâr. O sırada Çankaya’sını da yaptırıyor, yine orada da asker ve esir çalıştırıyor ve malzemesini de askeriyenin malzemesinden kullanıyordu. . Ankara Palas’ın kaba inşaatını yaptırıp ayrıldım, benden sonra sade binaya eşya dâhil yarım milyon daha sarf etmişlerdir. Bu da müthiştir. Mutlaka müthiş çalmışlardır. Bütün malzemesi hazırdı, üst de örtülüyordu, 93 bin lira gitmişti (harcanmıştı). Nasıl olur?

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1165, 1166) kitabından birebir alınmıştır.

  • ..gözümde, kabiliyetsiz fakat pek haris (aşırı hırslı)entrikacı, yalancı, namussuz biri olmuştur.

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1162) kitabından birebir alınmıştır.

  • Millet, bu Lozan delegeleri topluluğunun parası hesaplarını, bir gün yeniden görmelidir. İsmet’in çok yolsuzluğu vardır.

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1093) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Suikast Ermeni milletinin spesiyalitesidir (özelliğidir).”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1069) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Zamanında, Şeyhülislam Vani Efendi zamanında, Türkler, Hıristiyan kızları ile Müslüman etmeksizin evlenirlermiş. Rum Patriği görmüş ki Rumlar bitiyor, Vani Efendiye rüşvet vermiş, ondan şöyle bir fetva almış; “…Bu kadınlar hamilelik sırasında domuz eti yiyip şarap içtiklerinden bu çocuklar Müslüman olamaz.” Bu şekilde evlenmeyi hükümet resmen yasaklamış.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1058) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Vani Mehmet Efendi; Van’da doğmuş, Yahudi asıllı şeyhülislam, 1600’lü yıllarda yaşamış, Sabetay Sevi’nin mahkemesinde bulunmuş.

  • “İsmet’in baktığı Birinci Komisyon işlerinde, İngilizler istedikleri her şeyi yaptılar.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1039) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • (İngiltere delegesi) “Gurzon’la konuşuyorduk, dedim; “-Musul.” Yavaş bir sesle “-Musul, Musul, ne yapacaksınız? Burnunuzun dibinde Suriye var, onu alın. Bir darbe yeterlidir.” dedi.  … Biz önce Musul’u İngilizlerin petrol için istedikleri kanaatindeyiz. Petrollerin kullanım hakkını (imtiyaz= Ayrıcalık) verip Musul’u alacağımızı zannediyorduk.  Gurzon asla yanaşmadı. Gurzon Musul meselesinin petrol meselesi ile hiç ilgisinin olmadığını söyledi.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1034, 1035) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Burada bizimkileri uyutmuşlar, tabii ki en önemli sebep petrol.

  • İsmet (İnönü) sürekli bana; “Gel şu Musul’u verelim de kurtulalım!” diyor. … Bir gün İngilizler bize geldiler, ellerinde haritaları vardı, hududu çizmişlerdi; “İşte” dediler, Musul’un hemencecik kuzey sınırından geçiyor ve Süleymaniye sancağını bize bırakıyorlardı. Bu büyük bir şeydi. Demek Musul’u da almak için ümit artıyordu. Bizim askeri danışman Tevfik; “Süleymaniye’den ne çıkar, buralar dağlıktır.  Musul olmayınca oralara gidilemez bile. Bayağı bela olur.” dedi.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1029, 1030) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ben hayatımda bu kadar evhamlı (pimpirikli, şüpheci) adama pek az rastladım. … Sağırlar evhamlı ve alıngan olurlar. Biri bir şey söyler anlamazlar hemen kendi aleyhindedir zan ve vehmine düşerler. ..Nice ahmaklar, veladi aptallar (doğuştan aptallar), mütereddi (geri zekalı) kafalar gördüm, arkalarında az çok çıkıntı vardır. İsmet’te yoktur. Sağırdır. Bir kardeşi kambur, bir tanesi yine alil (özürlü, topal Rıza) .. bir kardeşi de morfinman.. Demek ailesi mütereddi.. Zekâsı entrikada uzman zekâdır. .. “Babam, ben, Bitlisliyiz.” diyor. O âleme kendini Malatyalı gösteriyor. Hâlbuki babası sade mahkemede zabıt kâtipliği (yazıcılık) yapmıştır. .. Hem koyu Kürt’tür.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1006 ile 1018 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Rıza Nur’un şahıslarla ilgili değerlendirmeleri genellikle isabetli.

  • “Karşımızda İngiltere Fransa, Amerika, İtalya, Japonya, Romanya, Sırbistan (Sırp, Hırvat, Sloven) ve Yunanistan olmak üzere sekiz devlet var. Konferansa sadece İngiltere hâkimdi, öbürleri dekor ve figüran türündendi. ABD’liler sadece bir müşahit (şahit olan) olacaklarını söylediler. Salem, İtalyan danışmanı… Bizim çıfıtlardan (Yahudilerden)… İsmet sağır, konuşmaları işitemiyor. İşitse de İngilizce bilmiyor, Fransızcayı da iyi anlamıyor.   İsmet’in konuşmalarını hep ben hazırlamışımdır.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1003) kitabından birebir alınmıştır.