Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • BAKKAL’IN NOTU (1996): Cepheden Ankara’ya dönen Fevzi Paşa, 29 Haziran 1920’de Ethem Bey’e telgraf çekiyor. “Yunanlıların yakında saldırma ihtimali yoktur!” diyor. Oysa 3 Temmuz’da Yunan bütün cephelerde saldırıya geçiyor.

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 68) kitabından not olarak alınmıştır.

  • (Boğazlayan’da küçük bir isyancı gurubuna yenilen Kılıç Ali Bey, telgrafla Ethem Bey ile görüşüyor:)

    “Kılıç Ali Bey; ‘Efendim müfrezenin ihanet etmesi sonucu Boğazlayan’daki çatışma sırasında bozuldum. .. Birkaç arkadaşımla Kayseri’ye geldim. Gerek Süvari Müfrezem ve gerek bundan başka piyade Taburum tamamen bozuldu. , …’

    Ben; Şayanı teessüf bir hezimet! Fakat ben bu gibi rezaletlerden bıktım. Elinizdeki top ve tüfeklerle eli sopalı asileri silahlandırıyorsunuz şımartıyorsunuz. Size ne gibi bir emir vereyim…. Doğruca Ankara’ya git!”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Kılıç Ali, Ayvalık’ta küçük bir Yunan birliğine karşı başarılı olmuştu, öyle anlaşılıyor ki bu seferki büyük bir başarısızlık. Daha sonra da bu adam İstiklâl Mahkemelerinde görev alıp tarihin lanetli sayfalarına yerleşiyor. Gündüz Kılıç ve Altemur Kılıç’ın da babalarıdır.

  • (Ethem Bey’in Erkânıharbi (kurmayı) Halil Bey’in verdiği rapora göre Gediz’deki Yunan Fırkası imha edilebilir. Ali Fuat Paşa da bu konuda Genelkurmayı zorlukla ikna etmiş. Ethem, Ali Fuat Paşa’ya  kendi birliklerinin de düzenli orduya alışması için teklifte bulunuyor.)

    “Ordu emrinde ve yedeğimde, kuruluşu tamamlanmış olan düzenli fırkalar da bu şekilde savaşa alıştırılmış, denenmiş olur.” dedim. 

    (Yunan’a yapılacak bu saldırıdan hemen önce, Alayunt’ta savaş meclisi toplanıyor. Tam saldırı görüşülecek iken, toplantıdan önce Ali Fuat Paşa’dan bir telgraf geliyor:)

    “Konya’da bir isyanın ortaya çıktığı, bunu bastırmak üzere benim acele Konya’ya hareketimin gerektiği.. Bana dönerek fikrimi sordu. Benim cevabım ise şu oldu; “Konya’da önemli bir ayaklanmanın olmadığına kaniim (inanıyorum). Basit bir ayaklanma için düşman karşısında bulunan ne Kuvayı Seyyare ve nede cephe yedek güçlerinin küçük bir parçasının Konya’ya gönderilmesi düşmana fırsat vereceği için, doğru değildir. … Miralay Refet Bey’i tercihan Dâhiliye Bakanlığına getirmemiz, bu gibi iç işlerde fiilen bir hizmetinin geçmesi değil mi idi? (1)

    … bizzat Ali Fuat Paşa’nın kumandasında olarak 23 Teşrinievvel (Eylül) 1920’de Gediz’deki Yunan fırkasına karşı şiddetli bir saldırıya geçtik.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 117 ile 119 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (1996): Gerçekten de Konya’da çıkan Delibaş İsyanı basit bir isyandı. Refet Konya önüne geldiğinde isyan çözülüyor. Ethem’in cepheden alınması taktik gereğiydi. sanırım, Ethem, Yunan’a darbe vurursa tamamen güçleneceğinden mi korkuluyordu?..

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Nizami Ordunun başarılı olamadığı bu Gediz Savaşı, Yunan’ın moralini bozuyor. Ethem Bey, Yunan’ın geri çekilmesine savaş talihi diyor. Ethem Bey’in anlatımı abartısız ve olabildiği kadar objektif.

  • “Bu arada Mustafa Kemal Paşa’nın bana tarihsiz olarak gönderdiği mektubundan bahsedeceğim.  Mustafa Kemal Paşa bu mektubunda “Muhterem Ethem Beyefendi!” diye başlıyor, sonunu “Muhterem Yoldaş!” diye bitiriyordu.  Paşa’nın mektubu şöyle idi;

    “… Yalnız şurasını bildirmek gerekir ki, Üçüncü Enternasyonale bağlı Ankara’da bir genel merkez kuruldu. Bu Cemiyeti Merkeziye’ye ben, sen ve Refet Bey dahi alındık. Yeni Dünya Gazetesi işte bu cemiyetin fikirlerini yayacaktır…. Derhal gereken merkez ve mevkide şubeler açılmasına lütfen himmet ve delalet buyurursunuz. Matbaanın hemen Ankara’ya nakline izin verin. Hakkı Behiç Bey biraderimizin hamiyet (yardımseverlik) ve liyakatinin derecesine benim kadar siz de emin bulunduğunuza kaniim (inanıyorum).

    Sıhhat ve afiyet Muhterem Yoldaş!  Mustafa Kemal” 

    Yeni Dünya  Gazetesi’nin imtiyaz sahibi ve başmuharriri (başyazarı) olan Arif Oruç Bey …. çok vatansever ve hamiyetli idi. Matbaayı arzusu üzerine ben satın almıştım. Gazetenin mesleği (ideolojisi) sosyal demokrattı. Görevi, vatandaşları Kuvayı Milliye ve BMM etrafında toplamaya çalışmak… ve ihtilalci hükümete de adalet ve hürriyet esasları dâhilinde hareket etme gereğini ihtar etmekti (uyarmaktı).“

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf.110) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Refet (Bele) Bey de üç yüz kişilik milli ve zeybek müfrezesiyle Çorum’un içinde gizlenmiş bulunuyordu ve zerre kadar bu havalideki bastırmalarımızda bize yardımda bulunmamıştı.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • (İsmet Paşa, Ethem Bey’i Yozgat İsyanını bastırmaya yönlendiriyor. Ethem Bey birliklerini Eskişehir’de bırakıp kendisi Ankara’ya geliyor ve krallar gibi karşılanıyor. Ethem Bey Mustafa Kemal Paşa’ya hitaben;)

    “Hayret ediyorum ki, Sivas’ta Heyeti Temsiliye ve Ankara’da Millet Meclis’i sıfatıyla toplanıp, teşekkül olunalı bir seneyi geçtiği halde, bu zaman içerisinde koca Anadolu’da Milli Hareketimiz adına neden esaslı bir hareket görülmedi?  Niçin mevkiinizi güçlendirmediniz?  Anladığım şudur ki; başından beri hala durumu kavrayamadınız veyahut kişisel ve daha önemsiz şeylerle meşgul oluyorsunuz. …. Tebliğlerle, konferanslarla her şey olup bitiverecek sandınız ve aldandınız. Ben bu kalan isyan meselesini de emriniz üzerine uhdeme (kendi sorumluluğuma) alıyorum. Ama ben bu görevi yapıp dönünceye kadar Yunan cephesinin sorumluluğunu üçünüzden biriniz kabul buyurmalısınız.”  dedim.

    “Mustafa Kemal Nutuk’unda o zamanlardan bahsederken şöyle diyor; “İsyanların boğucu dalgaları, Ankara’daki karargâhımızın duvarlarına çarpıyordu. Bu ihtilal hareketlerini söndürebilmek için, dört aydan fazla kan ve ateş içinde çırpındık. İhanet-i Vataniye Kanununu ortaya koyduk. Sonunda İstiklâl Mahkemeleri isyanların bastırılmasında büyük hizmetler görmüştü.” Buna cevabım, İstiklâl Mahkemeleri kuruluş tarihi ve oluşturulmasının, ihtilallerden sonra olduğudur.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 55 ile 57 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1996): İsmet Paşa, 19 Nisan 1920’de Ethem Bey’i arayarak, Aznavur isyanından dolayı tebrik ediyor, 22. Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy’un Geyve’de çok zor durumda olduğunu, ona yardıma gitmesini söyledi. Ethem Bey Geyve’ye hareket edip, İstanbul yanlısı isyancıları da bastırıyor. Dönüşte Düzce’deki Çerkez İsyanını da bastırıyor.

    BAKKAL’IN YORUMU (2022): Çerkezler, Balıkesir, Yozgat ve Düzce gibi yörelerde devlet kurmak istiyorlar, Ethem ve kardeşleri ise daha büyük düşünüyorlar, Kemal Paşa’yı yenip Türkiye’yi ele geçirmek!

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 38 ile 45 arası) kitabından notlar alınmıştır.

  • “1920 yılının eylül ayında Ali Fuat (Cebesoy) Paşa, benimle görüşmek için Kütahya’ya geldi. Konuşurken.. Yunan fırkasına elbirliği ile kesin bir darbe indirmek ve oradan da defetmek teklifinde bulundum. Ali Fuat Paşa, Genelkurmay ile görüştükten sonra bana sonucu bildireceğini söyledi.   Ali Fuat Paşa’nın, bu seyahatten amacı, yeniden kurulan ordunun içine, Kuvayı Seyyarenin, dolgun bir süvari fırkası şekil ve itibarında alınmasının şeklini belirlemek işini görüşmekti. Ben buna tamamıyla muvafakat ettim, mutabık kaldık.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Ethem Bey anılarında Yeşil Ordu diye bir şeyin varlığını bile kabul etmiyor, yoktur diyor, Gökbayrak Taburu dediği birliğe Mustafa Kemal Nutkunda Yeşil Ordu diyor, Hakkı Behiç Bey’e bu teşkilatı kapatın dedim, kapatamayız dedi, her ne kadar kapatıldıysa da yine de kötülükleri devam etti diyor.

  • BAKKAL’IN NOTU (1996): Ethem Bey isyancı Çerkez Ahmet Anzavur’u 9-10 saatlik bir muharebeden sonra yeniyor. Kardeşi Tevfik Bey Kirmasti’ye dönüşte üç adet idam sehpası görüyor. Meğerse Aznavur’un harp divanı tarafından üç kişi idama mahkûm edilmişmiş. Tevfik Bey tam asılacaklar iken bunları kurtarıyor. Yaptığı araştırma sonucunda bu harp divanının başkanı Tatar Hasan Paşa, kendisinin 1. Dünya savaşında irtikâp (yolsuzluk) nedeniyle ordudan attığı adam. Tevfik Bey o sehpada Tatar Hasan Paşa’yı asıyor, ipini de kurtardığı adamlara çektiriyor.

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 30 ile 31 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kuvayı Milliye’de Gökbayrak taburu çok önemli işler yapmış.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 20) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Bu tabur, Bursa’da Dağıstanlı Cemal Bey’in kumandasında teşekkül etmiş, Kuvayı İnzibatiye İstanbul’un padişah karşıtları için Anadolu’da oluşturduğu zabıta birliği ile çarpışmış. Karamürsel’i Kuvayı İnzibatiye’den temizlemiş. 1920 yılı Kurban Bayramı’nda İzmit’e yürüyerek İngilizlerle ateşkes antlaşması yapmış. Cemal Bey daha sonra birlikleri ile Ethem Bey’in nizami birliklerine katılmış. (Kitabın dipnotunda var.)

  • “Ben Kimim?  Subay veya kurmay değilim. On dokuz yaşımda babamın “Bedeli Nakdi” (Askerlik yapmamak için onun yerine verilen para) vermesine meydan vermeden İstanbul’a kaçmış, süvariliğe girmiş, okur-yazar olduğumdan talimhanelerde staj görmüştüm. … terhis teskeresini başçavuş olarak aldım. .. Balkan Harbi sırasında Süvari Zabitan Mektebine gidip, Süvari Zabit (subay) vekili olarak birkaç ay sonra Bandırma’ya ailemin yanına geldim.  İki büyük kardeşim Harbiye Mektebi’nden her sene izinli geldiklerinde,… Onların askerlik kitaplarını okurdum.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1996): Çok istemesine rağmen babası onu askeri bir okula vermiyor. Ethem Bey ve kardeşleri Ege bölgesinin en büyük toprak sahiplerinden, Ethem bey zorba bir kişi.

    BAKKAL’IN NOTU (1996) Ethem Bey’in Reşit ve Tevfik Beyler, kurtuluş savaşı yıllarında Mebuslar.

  • (Çerkez Ethem’in hatıraları kitabını düzenleyenin önsözü:)

    “Çerkez Ethem, Bandırma’da çiftlik sahibi Ali Bey’in küçük oğludur. Yunan İzmir’e çıkmadan çok önce Anadolu’da direniş kuvvetleri ortaya çıkmıştı. Kuvayı Milliye olarak Çerkez Ethem, Demircili Mehmet Efe ve Topal Osman gibi üç büyük güç vardı. 

    Çerkez Ethem anılarını Atina’da yazmıştır. Bu anıların bir kopyası, sonradan affedilerek yurda dönen bir arkadaşından kalmıştır.   

    Yüzellilikler affedildiği zaman, sadece Ethem Türkiye’ye dönmemişti. Şam Konsolosumuzun kendisine vizesinin hazır olduğunu söylediği zaman, savaş yıllarında kendi ordusuna karşı isyan etmek ve Yunanlılara sığınmak hatırasının etkisi altında kalarak; “Memlekette kimin yüzüne bakabilirim! Hayır! Ben kendimi memleket dışında ölmeye mahkûm ettim!” demişti.”

    Alıntı: Çerkez Ethem’in Hatıraları – Çerkez Ethem (Doğan yayıncılık 1995 – Sf. 6, 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mayıs; Cemaziyülevvel, Haziran; Cemaziyülahır”

    Alıntı: Türkiye Tarihi IV – Yaşar Yücel ve Ali Sevim (1995- Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Alemdar Mustafa Paşa, Sekban-ı Cedit’i kuruyor. 15.11.1808’de tekrar isyan çıkıyor. İkinci Mahmut, Alemdar’ın öldürülmesine adeta seyirci kalıyor. Alemdar cephaneliği ateşe verip 500 yeniçeri ile birlikte ölüyor. Mahmut hemen alternatifi olan Dördüncü Mustafa’yı yok ediyor. Sekban-ı Cedit’i ortadan kaldırdı. Islahat yanlısı birçok kişiyi öldürdü. İsyanı söndürdü.”

    Alıntı: Türkiye Tarihi IV – Yaşar Yücel ve Ali Sevim (1995- Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1995): Osmanlı’da Padişah deviren Paşa’yı öldürme bir gelenektir. Alemdar da bu geleneğin kurbanı oluyor. Bu gelenekten kurtulan sadece Mustafa Kemal olmuştur.

  • “1.Ayanlar, Padişahın bütün emirlerini aynen yerine getirmek suretiyle ona bağlı kalacaklar.    

    2.Padişah aşırı ölçüde vergi koymayıp adil ve eşit vergi alacaktır.     

    3.Padişahın vekili durumunda olan Sadrazamın mevcut yasalar ve bu anlaşmalar uyarınca vereceği emirlere aynen uygulanacak, aksi halde hep birlikte karşı çıkılacak.  

    4.Ayanlar, devletin eyaletlerden asker toplamalarına karşı çıkmayacaklar, çıkanlar hakkında bütün ayanlar davacı olacak.                                                                                        

    5.Bütün ülkede hazine gelirlerinin, devletin yürürlükte olan yasa ve hükümleri doğrultusunda toplanması sağlanacak.

    6.Bütün ayanlar aynen devlet adamları gibi bu anlaşmaya uyacaklar.          

    7.İstanbul’da askeri ocaklarda ayaklanma başladığı takdirde bütün ayanlar, hiçbir emir beklemeksizin derhal İstanbul’a gelip ayaklanma çıkaran ocağı ortadan kaldıracaklardır.   

    Ek bir madde konularak, atanan her yeni sadrazam ve şeyhülislamın bu anlaşma senedini imza etmek zorunluluğu belirtilmiştir.  Bu belge ile Osmanlı Devleti Anadolu ve Rumeli’nde kendi başlarına buyruk durumuna gelmiş olan (muhtar, özerk) ayanların varlıklarını resmen kabul etmiş oldu.”

    Alıntı: Türkiye Tarihi IV – Yaşar Yücel ve Ali Sevim, (Sf. 173) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1995): Osmanlıda ilk kez padişahın yetkileri kısıtlanmış ve sınırlanmış oldu. Ancak İkinci Mahmut bu Senedi İttifakı benimsemedi.  

  • “Alemdar Anadolu ve Rumeli’ndeki bütün ayanları görüşmeler yapmak üzere İstanbul’a çağırttı. Ayanlardan başka devlet erkânı ve ulemanın da katıldığı büyük bir toplantı “Meşveret-i Amme” düzenledi 8.09.1808 Alemdar açış konuşmasında; “Yeniçeri subaylarının gediklilerinin kaldırılması, bekâr yeniçerilerin kışlalarında oturmak zorunda bırakılmamaları, askerlik görevi yapan yeniçeriler dışında hiçbir yeniçeriye maaş (ulufe) verilmemesi, kanunnamelerde belirtilen modern eğitimin yeniçerilere de uygulanması, modern teknik ve silahların Osmanlı ordusunda kullanılabilmesi için Şeyhülislamın fetva vermesi” önerdi. Katılanların hepsi bu önerileri benimsedi. Bu toplantıların devamında, devlet ile ayan arasındaki ilişkileri düzenleyen Senedi İttifak kabul edildi.”

    Alıntı: Türkiye Tarihi IV – Yaşar Yücel ve Ali Sevim (1995- Sf. 171) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Üçüncü Selim, şair ve deha derecesinde bir bestekâr, ekol sahibi. Hala kullanılan 14 makamı var. 62 eseri var. Sesi çok güzel ve Tambur ve Ney çaldığı biliniyor.”

    Alıntı: Türkiye Tarihi IV – Yaşar Yücel ve Ali Sevim (1995- Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Atanan bütün devlet görevlileri verdikleri rüşveti görevleri sırasında halkın sırtından çıkarmaya çalışıyorlardı. Görevliler bu nedenle sık sık değiştiriliyorlardı.  Eyalete atanmış Vezirlerin (Paşaların) seçilip atanması, ayanların halk tarafından usulünce seçilmeleri, bu seçime Valilerin asla karışmamaları, kendilerinin görevlerine gitmemeleri ve yapmamaları halinde, yürürlükteki yasalarda belirtilen miktarlardan fazla olarak hiçbir şekilde halktan para almamaları ve tımar ve zeamet işlerinin de bu yeni yasayla yürütülmesi sağlandı.    

      Zahire (erzak) Nazırlığı kuruldu… Zahire depolama, saklama ve dağıtma işleri tüccarlardan alınarak bu bakanlığa bağlandı. Osmanlı ticaret gemilerinin çoğalması için ileri gelen devlet erkânının birer gemi satın alıp işletmeye koymaları kararlaştırılmıştır. Avrupa başkentlerine birer daimi elçi atanması kararlaştırıldı.”

    Alıntı: Türkiye Tarihi IV – Yaşar Yücel ve Ali Sevim (1995- Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tecdidi Kanuni Tımar ve Zeamet (Yeni Tımar ve Zeamet Kanunu) adıyla düzenlenen bir yasayla, tımar ve zeamet sahibi olduğu halde, savaşlara katılmamış olan kişilerin, tımar hakları geri alınarak, bunlar merkez ve sancaklarda görevlerini tam olarak yapan kimselere verildi. (28.02.1793) Daha sonra Mühendishane-i Berri Hümayun (Devlet Kara Mühendisliği Okulu) açıldı…. Tıp okulu açıldı. Avrupa’dan öğretmenler getirtildi.

    Alıntı: Türkiye Tarihi IV – Yaşar Yücel ve Ali Sevim (1995- Sf. 158) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İnkılâpçı gençlerden 10 kişilik bir komisyon oluşturuluyor ve başkanlığına da devrin değerli bilim adamı, Esseyit İbrahim İsmet Efendi’yi atadı ve onlara bir ıslahat programı hazırlamalarını emretti. Bizzat Padişah ve komisyon başkanı “Islahat yolunda gerekirse canlarını feda edinceye kadar çalışmalar yapacakları” konusunda ant içtiler.   Komisyon 72 maddeden oluşan ve yönetim, askeri, sivil, siyasi, sosyal, kültürel ve ticari alandaki yenilikleri içeren ayrıntılı bir program hazırladılar.”

    Alıntı: Türkiye Tarihi IV – Yaşar Yücel ve Ali Sevim (1995- Sf. 158) kitabından birebir alınmıştır.