Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Benden önce Berlin’deki Eden Palas oteline Mazhar Müfit, Çolak İbrahim ve Konya Mebusu Vefik gelmişler. Yavuz’un (Zırhlı savaş gemisi)tamirini bir şirkete vermek istemişler. Şirketten bir rüşvet almak için de kararlaştırmışlar. Fakat otelde Rüşvetin aralarında bölüşümü için kavga dövüş etmişler, rezalet olmuş. .. Bizim halılardan Almanya % 500 gümrük alıyormuş. Yunus Nadi Ankara’daki Alman Büyükelçiliği’nden, 150 bin İngiliz liralık halıyı Almanya’ya gümrüksüz getirmek için izin istemiş. O da Almanya’ya yazmış, demiş ki: “Bu adama bu izni veriniz, çünkü Mustafa Kemal’in yakın adamıdır. Bu nedenle bir gün Almanya için bir menfaat elde edilmesi mümkün olur.” Alman Büyükelçisinin bu yazışması gaflet eseri olarak Alman Dışişleri Bakanlığı’nın Ticaret Dergisinde Yayınlanmış. Ne çirkin işler!.” 

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1341) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Yunus Nadi, Cumhuriyet Gazetesi’nin kurucusu.

  • “Bizim hanım dindardır. Bundan çok memnunum. Yanında dinsizlikten hiç bahsetmem.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1336) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bu vesile ile (Şeyh Sait İsyanı vesilesi ile) eski Kırşehir Mebusu Rıza’yı milli harekete hizmeti olan birkaç kişiyi de astı. .. Rıza’yı severdim. İri, Türk simalı (Türk görünüşlü), cahil ama pek zeki ve Türk huylu ve adaletli biri idi. Dağ gibi adamı serçe gibi sallandırdı, bitirdi. Kılıç Ali hapishaneye gidip, Rıza’ya nasihat etmiş, “Gazi’den bir mektupla özür dile.” demiş. Koca Türk o halde bile yiğitlik göstermiş, ikisine de küfretmiş. … ve bu mahkemeler de bütün idamları Mustafa Kemal’in keyfi ile yapıyordu. O, “Şunu asın!” diyor, asıyorlardı.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1331) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Terörü yaptılar fakat batı vilâyetleri ve İstanbul bunu iyi hissetmedi, telakki ettiler (anladılar). Ta Vahdettin zamanında Kiraz Hamdi “tarikat-ı selahiye” adıyla bir parti yapmış imiş. Bunları da Ankara’ya İstiklâl Mahkemesine çektiler. Bir fiilleri de ortada yok. Bu suretle de birçok adamları darağacında armut gibi sallandırdılar. Mahkeme bunların programlarını çok zararlı bulduğunu söylüyordu.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1329) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mustafa Kemal’in amacı tamamıyla açık olarak görülüyordu, müthiş bir terör yapmak. Terörün planını yapmış, keseceği adamların listesini hazırlamış, fakat vesile lâzım… bu vesile de gecikmedi, Şeyh Sait’in Kürt İsyanı çıktı. İşte alâ vesile.. .. Kürdistan’a karşı büyük bir askeri sefer yapacak ve oraya İstiklâl Mahkemesi gönderecek. Onları kırıp geçirecek. Bu vesile ile yeni partiyi (Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını) İstanbul basınını, başka ne kadar muhalif varsa veya şüphelendiği, korktuğu adamlar varsa hepsini ortadan kaldıracak. Hâsılı ciddi bir kara kırım yapacak. Bu sırada Harput’a giden asileri bizzat halkın tepelediği, her tarafta tenkil edildiği (ortadan kaldırıldığı) isyanın önemsiz bir mesele olduğu tahakkuk etti (ortaya çıktı). Bunun üzerine Bakanlar Kurulu olağanüstü tedbirlere gerek olmadığına karar verir. Fethi (Dönemin Başbakanı, Fethi Okyar) Mustafa Kemale “Bu tedbirlere gerek yoktur. İşte Harput’tan telgraf, asileri ahali tepelemiştir. Ben bu işi yapamam!” der. .. Parti görüşmesinde Fethi nihayet demiştir ki: “Böyle bir şeye gerek yoktur. Bu isyan o kadar hiçtir ki, Harput’ta halk onları tepeledi. Birkaç taburluk iş. Sizin amacınız başka. Bunu bahane ederek terör yapmak istiyorsunuz. Milleti asıp kesip, ortalığı kan ile süt liman yapmak, kan ile mevkide oturmak istiyorsunuz. Ben böyle bir günahı işleyemem. Alet olamam!..” diyor. Mustafa Kemal bunun üzerine Fethi’yi istifaya davet eder ve eşine de “Size Paris Sefirliği (Paris Büyükelçiliği) veriyorum. Gidin!” der… Fethi’nin Çankaya’daki bağını da 18 bin lira verip Mustafa Kemal satın almış. Bu bir ihsan (bağış) mahiyetindedir. Çünkü orası ancak 4 bin lira ederdi.  İsmet, Fethi’nin kabul etmediğini etmiş, müthiş bir katliâm ve mezalime alet olmuştur. .. Facia başlıyor, İsmet (Başbakan olunca) kolları sıvadı. Takrir-i Sükûn (sessizlik kararları kanunu) adında bir kanun çıkardı. İttihatçılar dönemini sıkıyönetim ile yaşayan millet, yeniden bu idare altına girdi. Mustafa Kemal kurnaz buna sıkıyönetim demedi Takrir-i Sükûn adını verdi… Kürdistan’a ordu gönderdiler. Bu ordu oraları taradı. Köyler yandı, insanlar kırıldı. Ordunun arkasından derhal bir İstiklâl Mahkemesi gitti. Şeyh Sait ve daha pek çok başlar asıldı… İsyana Kürt İsyanı dediler, fakat Türk’ü de Kürt’ü de kırdılar. Tuhaf şeyler oldu. Meselâ Harput’ta silaha sarılıp asileri kovalayan kişi Mustafa Kemal’e karşı biri imiş.. bu adama ödül verecekleri yerde onu da tevkif ettiler. (tutukladılar). Diyarbakır’da da asiler ile mebus ve bakan Fevzi’nin akrabaları harp etmişlerdi. Mustafa Kemal Fethi’yi caydıran Fevzi’dir diye, Fevzi’ye müthiş bir kin ve garez bağlamıştı. Fevzi’nin akrabasını da hapsettirdi. Fevzi’nin çoluk çocuğunu, hısımlarını, hepsini sürdürdü. Arazi ve emlaki boş kaldı. Aynı zamanda Kürdistan eşrafını bütün batı Anadolu’ya sürdüler. Bu bir tehcir idi. Bunun büyük bir hata olduğu neden sonra anlaşılıp, bunları yerlerine iade etmişlerdi. İstanbul gazetecilerini de isyana ortaklar diye muhakeme edilmek üzere Kürdistan’a yolladılar. Bunlar yollarda, hapishanelerde perişan oldular. Sonunda ortak bir ricanâme ile Mustafa Kemal’e başvurarak af istediler. Af olundular. Hüküm görmeden ve kendi kendine af ediyordu. Bu vesile ile İstiklâl Mahkemeleri üyeleri de vurgunlar vurdular, zengin oldular. Mazhar Müfit İstanbul’a gelmiş, otomobil ile geziyor. Mahkeme Reisi ya!.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1324 ile 1329 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İsmet, Unkapanı’ndaki Belediyeye ait un değirmenini kardeşi Rıza’ya verdirmek için, Operatör Emin’e (İstanbul Belediye Başkanı) bir mektup yazmış. Emin de ihalesiz, ilansız vermiş. Kalamış’ta Boter’lerin güzel köşklerini almış. .. Kanalizasyon işinden Emin’in rüşvet yediği de şayi oldu (açıkça duyuldu). Bu adama yapılan, basın, halk ve hükümet hücumları Türkiye’de hiç kimseye yapılmamıştı…. Mustafa Kemal tutuyordu. Kendisinin hatta kayınbabasının adını sokaklara ad olarak veriyordu. Bol bol Mustafa Kemal’in adını veriyordu. Üsküdar’da açılan büyük bir caddeye kaynatasının adını vermiş.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1319 ile 1321 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sivas’ta Erzurum’da, ötede beride, halk şapka aleyhine ayaklandı. Mustafa Kemal derhal Kel Ali’nin (Ali Çetinkaya) Başkanlığı altında bir İstiklâl Mahkemesi dolaştırdı. Epeyce adam astılar. Sayısını bilmiyoruz. Halk yıldı. İş bitti. Asılan bir hocaya pek acırım. (İskilipli Atıf Hoca) Şapka kanunundan önce, şapka aleyhinde bir yazı yayınlamış, hem de bunu Maarif Bakanlığı’nın (Milli Eğitim) izniyle yayınlamış. Adamcağızı Ankara İstiklâl Mahkemesine çektiler. “Ben bunu kanundan bir yıl önce yayınladım, Maarif bakanlığı resmen izin verdi.” dedi. Dinlemediler, astılar. Yahu mademki bu asılıyor, ona izin veren Maarif Bakanını da assanız ya!. .. Kanunların, makabline şümulü olmaz  ve bu en önemli esastır. Kel Ali bu sırada Mustafa Kemal’in baş cellâdı, muavini de (yardımcısı da) Kılıç Ali. Kel Ali fena adam değildir. Cidden vatanperverdir. Mustafa Kemal onu istediği gibi bu cinayetlerde kullandı. Şunu as diyor, o da asıyordu. Kılıç Ali ise melun (lanetlenmiş), habis (kötü yapılı) bir şey.. O’nun bir merakı vardı, mahkûm ettiği adamların asılmasında da bulunurdu. Bu kanlı hünerini seyretmek ona zevk veriyordu. Bu Hoca’nın (İskilipli Atıf Hoca’nın) asılmasında, hocanın boynuna ip geçirilirken, Kılıç Ali’de Hocanın başına bir şapka geçirmiş. “Giy domuz!” demiş ve küfürler etmiş. Zavallı böyle ölmüş ve böyle saatlerce teşhir edilmiş.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1316, 1317) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2008): Kanunların geriye dönük uygulaması olmaz, yani kanundan önce işlenmiş bir eylem bu kanuna göre suç olsa da bu kanun geriye doğru uygulanmaz. Buna Mecelle’de makabline şamil uygulama denir.

  • “Bundan da Yahudiler yararlandılar. İtalya ve Fransa’da hazır yeni ve eski şapkaları, milyonla memlekete soktular. İki-üç Frank değeri olan bu şapkalar, en aşağı on liraya, yüz yirmi Frank’a satıldı. Bunların çoğu zımpara kâğıdı ile temizlenmiş şapkalardı.

    Anadolu’da Türk köylüsünde tesettür yoktur. Şapka giymemek için nesi varsa satıp savıp Suriye’ye göç edenler görüldü.. Sinop’ta şehre bir saatlik mesafedeki köyde bile, adi bezden üç dört şapka yapmışlar, şehre gelen giyiyor, dönüşünde misafir odasına asıp, fesini ve sarığını başına geçiriyordu.” 

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1315, 1316) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2008): Vehbi Koç da bu işten köşeyi döndü.

  • “İsmet’in Rıza adında kambur bir kardeşi vardır. Bu aile mütereddi (soy olarak geri ) bir ailedir. Kimi sağır kimi topal, kimi kamburdur. İsmet sağır, Rıza Kambur, Turan (Temelli) topal, küçük kardeşi de kokain çeker. Rıza pek cahil, bayağı bir adamdır. Ateşkes başlangıcında, Direklerarası’nda bir manifaturacının yanında ayda 10 lira maaşla çalışan bir işçi idi. Bez ve kumaşları arşınlar ve satardı. İsmet Eskişehir’de kumandan olunca O’nu oraya aldı. Müteahhitlik ettirdi. Şimdi ise Rıza İmtiyaz (ticari ayrıcalık), taahhüt (iş bağlantısı), iltizam(devlet adına vergi toplama işi) işleriyle meşgul. Şuraya buraya adam tayin ettirip para alıyorlar. Unkapanı’ndaki o büyük un değirmenini müzayedesiz (açık arttırmasız, ihalesiz) aldı. Ve yine belediyenin soğuk hava depolarını aldı. Her eti mutlaka oraya sokuyor ve okka başına müthiş para alıyor. Heybeli’de, Kalamış’ta, Maltepe’de, Büyükada’da daha birçok yerlerde köşk aldırdı.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1312) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): İnanılır gibi değil, yolsuzluk ve yağma yönetim geleneğimiz olmuş.

  • “İsmet İstanbul’a Heybeliada’ya Kardeşi Kambur Rıza’nın köşküne çekildi. İsmet Lozan’dan dönüşte Çankaya’da Mustafa Kemal’e yakın bir yerde bir bağ aldı. Bağda pek entipüften bir bina vardı. Bir gün bana dedi ki: “İyi bir tamirat yapıp, yanına ilaveler yapacağım. Param yok. Bana para verebilir misin?” “Kütüphane yapıyorum biliyorsun, bana da lâzım. Sana 2 bin lira verebilirim.” dedim. Sonra da bu parayı benden istemedi. Mükemmel bir bina yaptı. Tamamıyla Avrupa tarzında. Banyolar, abdesthaneler, sular, kalorifer hepsi var. Hatta bina için kapı gibi bir takım malzemeyi Viyana’dan getirtmiş. Hatta bir gün bana şikâyet etti: “Sade kalorifere haftada yüz liralık kömür gidiyor.” dedi.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1310) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1994): Bu ev; meşhur Pembe Köşk.

  • Nafıa (faydalı işler, Bayındırlık) Bakanı Süleyman Sırrı öldü. Mustafa Kemal ailesine Hidematı Vataniye (vatan hizmeti) tertibinden bol maaş bağlattı ve nakden toptan bol bir para da verdirdi. Bu adam Selaniklidir. Değersiz biri idi. İstanbul’da Nafıa Bakanlığında yolsuzluğu dolayısıyla kovulmuştu. Üsküdar Gaz Şirketinin gizli hesap defterinde bunun aidatı olduğunu bilirim. Anadolu’ya barıştan sonra geldi. Mustafa Kemal’in akrabası imiş, zaten mebus ve bakan yapan da O’dur.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1309) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mebuslar, Salih Bozok ve Kılıç Ali takımına “silahşorlar” adını koydular…..  Hüseyin Cahit (Yalçın, muhalif gazeteci, ilginç adam.): “İrsi (soydan gelen) hükümdar yerine, zorla Cumhurbaşkanlığına çıkmış bir zorba, Cumhurbaşkanı adını taşıyan bir müstebit (zalim), keyfince idare-i hükümet eder. Bir hükümeti mutlak gibi keyif ve hevesinden başka bir kanun tanımaz!” diyor. .. İsviçre de İstibdat ve diktatörlüğe mani olmak için generallik bile kaldırılmıştır. .. Yine Cumhuriyette de ittihatçılar zamanındaki gibi, muhalefet hıyanet, muhalif de vatan haini oldu.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1306 ile 1309 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir haber: Fikriye Hanım intihar etmiş. Sebebi? Çankaya’ya gitmiş, kabul edilmemiş, üzüntüsünden intihar etmiş?… Gazi evlenince bu metresini para vererek Avrupa’ya yollatmış. Kadın gezmiş gelmiş, Latife kesinlikle bu kadını çekemiyor… Bizim oturduğumuz Leblebici Mahallesinde bir komşumuz var, yerlilerden. Bizim hanımla iyi ahbaplar. Çankaya’ya yakın bağları var. O hanım anlattı: “Bir tabanca patladı. Pencereye koştuk. Bir kadın sesi “Bani vurdular, cankurtaran var mı?” diye feryat ediyor. Sesi biraz sonra kesildi.” Demek Fikrîye intihar etmedi, vurdular. Bunu ya Latife veya Mustafa Kemal vurdurdu.. Mahkeme, kimse bu işi araştırmadı. Geçti, gitti..”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1291) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir gün, Mustafa Kemal’e “Size ne? Sizin yeriniz yücedir. Kendinizi partiler üstü tutun. Bir partinin Hükümeti düşerse, öteki partinin hükümetini kurarsınız…” dedim. Buna cevabı şu oldu: “Muhalif bir partiye değil, Meclis’te muhalif bir sese tahammül edemem!” dedi. Çankaya’nın etrafında hendek ve benzeri tahkimat (güçlendirme) yapıldı.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1287 ile 1290 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Milli hareket sırasında, istasyon civarında Milli Savunma Bakanlığı, cephane fabrikaları yapmıştı. Mustafa Kemal bunları da kendi arazisi addetti. Bakanlığa “Toprak benimdir. Ya satın alın veya fabrikalarınızı kaldırın!” dedi. Bakanlık telaş etti. Sonunda Recep’i (İleride Başbakan bile olacak olan, Recep Peker) Milli Savunma Bakanı yaptı. Recep bu araziyi Mustafa Kemal’den 200 bin liraya hükümete satın aldı. Yağma…” 

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1283) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Tanin, Ağahan’ın demecini yayınlayınca, İsmet küplere bindi. Bir İstiklâl Mahkemesi oluşturup, Topçu İhsan’ın Başkanlığı altında İstanbul’a gönderildiler. İstanbul’a gideceğim, İsmet’e veda ettim. Ben orada iken Topçu İhsan geldi: “Gidiyorum Paşa Hazretleri, ne emirleriniz var?” dedi. … İsmet; “Bak İhsan. Hüseyin Cahit’i asıp bu işi bitirmeli.” dedi.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1278) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2008): Topçu İhsan bu olaydan birkaç sene sonra istiklâl Mahkemesinde yolsuzluk sanığı oldu.

  • “Bir gün Lütfü Fikri’nin ofisine gitmiştim. Lütfü Fikri çok münakaşacı bir adamdı. Benimle cumhuriyet ve padişahlık konusunda uzun bir tartışma oldu. “Padişahlık kalkınca Cumhurbaşkanı olmak için ihtiras (aşırı hırs}meydan alır, millet birbirini yer.” dedi. Değerli ve namuslu bir adamdı.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1278) kitabından birebir alınmıştır.

  • .. Bir akşam Tevfik Rüştü’nün evinde 15-20 mebus ve Mustafa Kemal, içmişler. Cumhurbaşkanlığı konusu çıkmış. Tabii hepsi Mustafa Kemal’e “Sen olmalısın!” demişler. Mustafa Kemal yemin etmiş; “İstemem! Kabul edersem dünyanın en alçak adamı olayım!”  demiş. Ama beş on gün sonra Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı oldu! Tabii alçak da oldu!.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1278) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bir gün Mustafa Kemal’in yanına gittim. İlk laf olarak dedi; “Tanin’i okudun mu?”  “Hayır ne var?” dedim. “Yine Cahit şahlanmış” durdu durdu “Şimdi anlıyorum insan nasıl diktatör olurmuş?” …Mustafa Kemal’in müthiş ve eşsiz bir zalim olmasında o zamanki basının, bilhassa Hüseyin Cahit’in büyük sorumluluğu vardır. Fakat Mustafa Kemal yaratılış olarak diktatördür.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1255) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Latife zeki bir kadın. Epeyce de tahsil görmüş. Erkek gibi, sert de. . Hatta kendisi Mustafa Kemal’in nutuk ve muhaberelerini (yazılarını) yazdığını, yabancılarla teması idare ettiğini bana söylüyordu. Latife, Mustafa Kemal’in içki ve kadın işlerinden bize şikâyet ediyor. Hem de Latife eşimle çok ahbap, kocasının erkek görevini yapamadığından da eşime şikâyet etmiş. Bu şikâyeti Galibe’ye (Fethi Okyar’ın eşine) de yapmış, sonra Fethi’den işittim. Tuhaf Şey!.. Latife hasta oldu, belsoğukluğu geçmiş. Latife namusludur. … Dr. Kenan Tevfik’i getirtip tedavi ettiler.”

    Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf. 1252) kitabından birebir alınmıştır.