Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Rus ovası halkının tarihinde, denge veya ılımlılık yoktur. Rus tarihinde insanlar, cemaatler ve fikirler, daima bir uçtan bir uca atılırlar. Daima iki kutup arasında yaşarlar.”

    Alıntı: Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya Aydemir (1993 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İktidara gelirken vergi koyacağını açıklamayan partiler, iktidara gelince vergi koyamazlar çünkü seçmenden bu yetkiyi almamışlardır. Çok dereceli seçim sistemi demokratik rejimlerde rastlanmayan bir yöntemdir.”

    Alıntı: Sosyal Demokrasi Gündemi – Faik Bulut (1993– Sf. 133 ile 146 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sosyal demokrat bir parti, sosyal demokrasinin evrensel ilkeleri ile tutarlı politikalar izleyen bir partidir. Bu ilkeler arasında kalkınmacılık yoktur. ..  Yani sosyal demokrasi bir kalkınma ya da sanayileşme yöntemi değildir, hiçbir zaman da olmamıştır.”

    Alıntı: Sosyal Demokrasi Gündemi – Faik Bulut (1993 – Sf. 101, 102) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1930’lardaki hızlı büyümenin de planlama sayesinde değil, planlamaya rağmen gerçekleştiği, Sovyet halkının insanüstü fedakârlıklarını yansıtan yüksek iş ve tasarruf oranlarından kaynaklandığı görüldü.  Planlama kavramı, ekonomik kararların merkeze aktarılmasının ideolojik kılıfını oluşturur, merkez bürokrasisinin ekonomi üzerindeki gücüne meşruiyet (haklılık) verir. Planlama, üretici birimlerin ellerinden tüm karar verme inisiyatifini (Kendi kendine karar verip uygulamayı) alır ve onları merkezdeki garip bir bürokratik idari yapının pasif uygulayıcılarına dönüştürür.”

    Alıntı: Sosyal Demokrasi Gündemi – Faik Bulut (1993 – Sf. 90, 91) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): 30’lu yıllarda Sovyetlerdeki büyüme Marksist-Leninist ideolojinin olağanüstü motivasyon etkisinden kaynaklanmış olmalı.

  • “Daha 1950’lerde İstanbul Belediye Başkanı halk tarafından seçilmedi, Vali aynı zamanda Belediye başkanı idi.”

    Alıntı: Sosyal Demokrasi Gündemi – Faik Bulut (1993 – Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Mahkemeler demokrasinin mabedidir. … ABD’de yerel düzeyde savcı ve yargıçların bir bölümü doğrudan vatandaşlar tarafından seçilir. Yargının yerelleşmesi hukuk devletini güçlendirir. Normal olarak, Sulh ve Asliye Hukuk mahkemelerinin, yargının bağımsızlığı ilkesi gözetilerek, il mahkemesi şeklinde İl İdaresi düzeyinde örgütlenmesidir. Bu mahkemelerin yargıç ve savcıları İl İdaresince atanmalıdır.”

    Alıntı: Sosyal Demokrasi Gündemi – Faik Bulut (1993 – Sf. 40 ile 69 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türkiye’de detektif romanlarının yazılmayışının sebebi, sorgulamalardaki tek yöntemin dayak ve işkence olmasındandır.”

    Alıntı: Sosyal Demokrasi Gündemi – Faik Bulut (1993 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007): Detektif romanlarının yazılmaması ve okunmaması insanımızın hayal gücünü ütopik yapısını zayıflatan bir gerçektir.

  • “20. Yüzyılın gördüğü kanlı diktatörlüklerin büyük çoğunluğu Cumhuriyetlerde ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın en başarılı demokrasileri; Benedix, İngiltere, İskandinav ülkeleri ve İspanya gibi kraliyet yönetimleridir.

    Alıntı: Sosyal Demokrasi Gündemi – Faik Bulut (1993 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Baylar, ulusumuzun başında, bilgisizlik, aymazlık ve bağnazlığın, yenilik ve uygarlık düşmanlığının simgesi gibi görülen fesi atarak, onun yerine bütün uygar dünyaca başlık olarak kullanılan şapkayı giymek ve böylece, Türk ulusunun, uygar toplumsal yaşamda anlayış bakımından hiçbir ayrılır yanı olmadığını göstermek bir gereklilik idi. Buna Takrir-i Sükûn (Sessizleştirme kararları kanunu) yasasının yürürlükte olması da kolaylık sağladı denilirse, bu çok doğrudur. … Bursa Milletvekili Nurettin Paşa, şapka giyilmesine karşı uzun bir önerge vermiş ve bunu savunmak için kürsüye çıkmıştır. Şapka giyilmesinin ” temel haklara, ulusal egemenliğe ve kişisel dokunulmazlığa aykırı işlem” olduğunu ileri sürmüş..”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 592) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1993): Şapkayı taktık, hatta onu da çıkartıp attık ama uygar bir toplum olamadık.

  • “Vatan Gazetesi’nin 5 Kasım 1924 günkü sayısındaki Başyazar, “Eleştiri eğilimi gösteren en özgür düşünceli yurttaşları zaman zaman susturmaya çalışan, tekelci bir siyasal yöntem, gelişme ve ilerleme için öldürücü bir cehennem durumundadır.” … Yazar, “Yurt düşüncesi ile çalışmak, yalnız işbaşındaki kişilere mi – Tanrı’ca – tekel biçiminde verilir bir erdem midir?” … Tanin Başyazarı 4 Kasım 1924 gününde ” Soydan gelen bir devlet başkanı yerine, baskıya dayanarak Cumhurbaşkanlığına çıkmış bir zorba görürüz. İşte bu kadar.. ” … Tanin Başyazarının sözleri “.. Halk Partisinin ve İsmet Paşa Hükümetinin ülkeye gösterdiği yüz çirkindir. Kişisel tutkularının ardında bu denli tutsak olan önderler, ulusal bir parti kurmak, ulusu temsil etmek iddiasında bulunamazlar… Geleceğe bağlandıkları umutla kaynaşıp coşan gençler, taze ve temiz canlarını, yurdu kurtarmak için bağışladılar. Yurdu; kendilerinden ve tutkularından başka bir nesne düşünmeyen politikacılar elinde oyuncak yapmak için değil.” …. Bundan sonra, Yunus Nadi Bey şu sözleri söyledi: ” Cumhuriyet’i beğenmeyen adamlar vardır. Açıkça söylemediklerini içlerinde besleyen yaratıklar vardır ve içimizdedirler. .. Öyle adamların kafası ezilir baylar!”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 583, 584) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (2007) Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta muhaliflerden uzun uzun bahsediyor. Bu sayede o zamanın muhalefetini de öğreniyoruz. Tanin gazetesi, İttihatçıların sesi, başyazarı da Hüseyin Cahit Yalçın. Son paragraftaki Yunus Nadi’nin konuşması Hilafet görüşmeleri sırasında olmuştur.

  • “Rauf Bey dedi ki “Sınırsız ve koşulsuz milli egemenlik ilkesine dayanan bir yönetimi, demokrasi denilen halk yönetimi ilkelerini kökleştirmek için, bu ilkelere dayanarak ulustan milletvekilliği görevini aldık. Birtakım arkadaşlarımız şu ya da bu makama, Meclis’i kapatmak ve yasaları geri çevirmek gibi yetkiler tanıyarak ulusun egemenlik hakkını Meclis’ten alıp başka makamlara vermek anlayış ve eğilimi gösterdiler. İşte ben, buna karşıyım.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 577) kitabından birebir alınmıştır. 

  • “Bir gazeteci yazar da, eleştirisinde; “Bizi üzen nokta, ulusal önderimizin kendisi ile ilgilidir. En büyük ruhlu adamlar bile, kişisel güç taşımanın çekiciliğine karşı direnememişlerdir.” Diyor. Ve görüşünü benim nutuklarımdan aldığı sözlerle pekiştirdikten sonra, Amerika’nın bağımsızlığını sağlayan Washington’ın nasıl çiftliğine çekildiğini ve meclisin hiçbir kişiyi göz önünde bulundurmayarak, yalnız kamu yararını düşünerek, altı yılda Anayasa’yı ortaya koyduğunu ve ondan sonra nasıl Washington’a Başkanlık verilmiş olduğunu anlatıyor ve Anayasamızın böyle değiştirilmesinde benim önayak oluşumu hoş görmüyor.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 541) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Eleştiri haklı. Amerika Anayasası altı yılda hazırlanmış, ne kadar özenildiğinin bir göstergesidir. Washington, on yıllar boyunca savaşan ve son derece heterojen olan halklardan bir devlet yaratmış, ama Anayasayı yapıp köşesine çekilmiş.

  • “Rauf (Orbay Paşa) “Padişaha bağlı kalmak borcumdur, Halifeye bağlılığım ise gördüğüm eğitim gereğidir.” … Önce padişahlığı kaldırmaya karar verdiğim zaman, ilk yaptığım işlerden biri de hemen Rauf Bey’i meclisteki çalışma odama çağırmak oldu. Rauf Bey’in, Refet Bey’in evinde sabahlara kadar dinlediğim kanı ve düşüncelerini hiç bilmiyormuşum gibi, ayakta, şunu istedim; “Halifeliği ve Padişahlığı biri birinden ayırarak Padişahlığı kaldıracağız. Bunun uygun olduğunu kürsüden söyleyeceksiniz.” Rauf Bey ile bundan başka bir şey konuşmadık. Rauf Bey odamdan çıkmadan önce, yine aynı amaçla çağırdığım Kâzım Karabekir geldi. Ondan da bu yolda açıklama yapmasını istedim. … Rauf Bey kürsüde iki kere konuştu ve dahası, padişahlığın kaldırıldığı günün bayram kabul edilmesi önerisini getirdi. (1)

    ... Önümüzdeki sıranın üstüne çıktım yüksek sesle şu açıklamada bulundum. Efendiler dedim, egemenlik ve Padişahlık hiç kimseye bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışma ile verilemez. Egemenlik ve Padişahlık güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk ulusunun egemenlik ve Padişahlığına el koymuşlardı. Bu yolsuzluklarını altı yüz yıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk ulusu bu saldırganlara artık yeter diyerek, bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini eylemsel olarak kendi eline almış bulunuyor. Bu bir oldu-bittidir. Söz konusu olan; ulusa, erkini, egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Sorun kendiliğinden oldu-bitti olmuş bir gerçektir. Bu kesinlikle olacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal görürse düşünceme göre; uygun olur! Yoksa yine gerçek yöntemine göre yapılacaktır. Ancak, ihtimaldir ki bazı kafalar kesilecektir? .. Hoca efendilerin üzülme ve kaygılarına hiç yer yoktur. Ankara Milletvekillerinden Hoca Mustafa Efendi; “Bağışlayınız, efendim dedi. Biz sorunu başka bir bakımdan görüşüyorduk. Açıklamalarınızdan aydınlandık.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 458) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN NOTU (1) (1993) Muhalif konuşmalar da var, Mersin Mebusu Albay Selahattin ve Lazistan Mebusu Ziya Hurşit Bey.

  • “Efendiler, Ankara’da bulunan Salih ve İzzet Paşalar bir türlü Ankara’ya ısınamadılar. İstanbul’daki ailelerinin yanına gitmelerine izin vermemizi kendileri ve aracıları habire rica ediyorlar ve İstanbul’a dönüşlerinde hiçbir siyasal görev almayacakları konusunda güvence veriyorlardı. Ancak ben, ..verdikleri sözde doğruluk ve içtenlik olmadığı, … kanısında bulunduğumu söyledim. .. Namusları üzerine söz veriyorlar dendi. Bu sözlerini yazılı ve imzalı olarak verirlerse gönderilebileceklerini bildirdim. …”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 401) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1994): Çerkez Ethem’in anılarında, İzzet ve Salih Paşaların Ankara’ya, Yunanistan’ın barış teklifini getirdiklerini yazıyor. Bu çok önemli bir husus, eğer böyle bir teklif varsa buna uymayarak binlerce insanımızı savaşlarda öldürttük ve batı Anadolu’yu yakıp yıktık. Mustafa Kemal Paşa buna hiç değinmiyor. Ayrıca Devletinin bakanlarını tutukladığını da yazmıyor.

  • “İstanbul’da Tevfik Paşa Hazretlerine 30.1.1921

    “1. Londra Konferansına katılacak olan Türkiye delegeler Kurulu yalnız TBMM hükümetince seçilecek ve gönderilecektir.

    2. Bu delegeler kurulunun yanına verilmesini gerekli gördüğümüz kimi uzman danışmanları siz hazır edip, gerekli belgelerle kurula katılmak üzere göndereceksiniz.

    3. Bizim göndereceğimiz bu delegeler kurulunun bütün Türkiye’yi temsil edecek tek kurul olduğunu da itilaf Devletlerine bildireceksiniz. 

    4. Zamanın darlığı nedeni ile alınan bu kesin ve değişmez kurallara uymazsanız, ülkenin ve ulusun egemenliği adına doğacak tarihsel sorumluluk, baştanbaşa kurulunuzun olacaktır.”

                                                                             Bakanlar Kurulu Başkanı Fevzi” 

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 379) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1993): Fevzi Çakmak bu yazıdan birkaç ay önce Anadolu’ya geçmişti. Kemal Paşa, lakabı öküz paşa olan Fevzi Paşa’ya bu darbe manifestosunu imzalatmış.

  • “Değişik ulusları ortak ve genel bir ad altında toplamak ve bu değişik ulus topluluklarını özdeş hukuk ve koşullar altında bulundurarak güçlü bir devlet kurmak parlak ve çekici bir siyasal görüştür. Ancak aldatıcıdır.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 291) kitabından birebir alınmıştır. 

  • (Sadrazam Ali Rıza Paşa’nın Kemal Paşa’ya telgrafı 4 Ekim 1919:)

    “..Ancak Hükümetin tutacağı yol: yasalara eksiksiz uymak, aykırı durumları önleyip ortadan kaldırmak olduğundan, olağandışı ve yasalara uymayan durumların sürüp gitmesi ise, Osmanlı Devleti merkezi ile Anadolu’yu birbirinden ayırarak birçok korkulu sonuçlar doğurmakla, tanrı korusun, Başkentin varlığını korkulur duruma düşürecek ve düşmanların yer yer yurdumuza girmeleriyle sonuçlanıp ülkenin bütünlüğünü bozacağından, bugünkü Hükümet, sizin el koyduğunuz resmi dairelerin boşaltılacağına, hükümet işlerindeki kesikliğin giderileceğine ve hiçbir zaman dokunulmaması gereken Hükümet gücüne saygı gösterileceğine, yabancılarla siyasal ilişkiye girilmeyeceğine, milletvekili seçimlerinde halkın özgürlüğüne hiç dokunulmayacağına söz vermenizi istiyor.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 136) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN NOTU (1993): Mustafa Kemal Sadrazam Ali Rıza Paşa’ya telgraf çekiyor. Sayfa 139’da bu telin metni var. Paşa, Hükümet’ten olmayacak şeyler istiyor.

  • “3 Mart 1924 günü Meclis’in birinci oturumunda şu önergeler okundu; 1. Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı soyundan gelenlerin yurtdışına çıkartılması konusunda Şeyh Saffet Efendi ve elli arkadaşının önergesi.  2. Din işleri ile Evkaf (Vakıflar) Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığının kaldırılması ile ilgili Siirt Milletvekili Halil Hulki Efendi ve elli arkadaşının verdiği önerge. 3. Öğretimin birleştirilmesi konusunda Manisa Milletvekili Vasıf Bey ve elli arkadaşının yasa önergesi. … Meclis Başkanı Fethi Bey, komisyonlara göndermeden hemen görüşülmesini oya koydu ve kabul edildiğini bildirdi. Görüşme ve tartışma beş saat sürdü ve TBMM 429, 430 ve 431 sayılı yasaları çıkardı. .. bir takım kişiler, bilginize sunduğum kararların alınmakta olduğu son dakikalarda, halifeliğin benim tarafımdan üstlenilmesi  önerisinde bulundular, Antalya Milletvekili, din bilgini Rasih Efendi Kızılay adına Hindistan ve …. Mısır’a uğrayarak Ankara’ya döndü. Gezdiği ülkelerde Müslümanlar benim Halife olmamı istiyorlarmış. .. Yetkili İslam kurulları Rasih Efendiyi, bana bu konuyu bildirmek için yetkili kılmışlar.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 562) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2007); Rasih Efendi Kemal Paşa’nın bilgisi dışında böyle bir faaliyet yürütemez.

  • “23 Nisan 1923’te Lozan’da Barış Konferansı ikinci defa toplandıktan sonra ben de yeni seçimlerle uğraşıyordum. Yeni seçimlere bilinen ilkelerimizi açıklayarak girdik…. Milletvekili olmak isteyen kişiler, önce, ilkeleri kabul ettiklerini ve bu görüşe katıldıklarını bana bildiriyordu. Adayları ben saptayacaktım… Çünkü yapılacak seçimlerde ulusu kandırarak, değişik ereklerle milletvekili olmaya çalışacakların çok olduğunu biliyordum. Bütün ulus açıkladığım ilkeleri bütün olarak benimsedi ve dahası bana karşı davranacakların ulusça milletvekili seçilmesine olanak kalmadığı anlaşıldı.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 482) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2007): Bu seçimde, Birinci Meclis’in muhalifleri olan İkinci Gurubun nerede ise tamamı tasfiye edildi. Hüseyin Avni Ulaş, Albay Çolak Selahattin, Canik Mebusu Emin Bey, Karesi Mebusu Hüseyin Basri Bey, Erzurum mebusları Durak ve Salih Beyler, vs. gittiler.

  • “.. Kaçan Halife, TBMM’ce görevden çıkartıldı. Yerine sonuncu Halife olan Abdülmecit Efendi seçildi. … Seçilecek kişinin de Padişahlık eğilimi ve iddiasına kapılarak herhangi bir yabancı devlete sığınması olasılığını ortadan kaldırmak gerekirdi. Bunun için İstanbul’da bulunan görevlimiz Recep Paşa’ya (Refet Paşa olması gerekir) Abdülmecit Efendi ile görüşüp ve dahası, elinde TBMM’nin halifelik ve padişahlık konusunda aldığı kararı tümden kabul ettiğini gösterir bir de belge alarak göndermesini yazdım. Bu yazdıklarım, yapılmıştır. .. 18 Kasım 1922 günü, İstanbul’da Refet Paşa’ya “İslam dünyasına duyurulmak üzere düzenleyeceği bir bildiriyi sizin aracılığınızla, önce bize şifre ile bildirecektir, onaylandıktan sonra size bildirilecek, ondan sonra yayınlanacaktır. Bu bildirinin içeriğini başlıca şu noktalar oluşturacaktır: a) TBMM’nin kendisini Halife seçtiğinden dolayı sevindiğini açıkça belirtecektir. b) Vahdettin Efendinin davranış biçimini ayrıntılı olarak kınayacaktır… e) İşbu bildiride yukarıda sözü geçenlerden başka siyasa ile ilgili sayılabilecek bir görüş ve düşünce ileri sürülmeyecektir. .. 19 Kasım 1922 günü kapalı bir telyazısı ile Refet Paşa cevap veriyor: “Abdülmecit Efendi, imzasının üstünde Müslümanların Halifesi Mekke ile Medine’nin kulu sanını koyabileceği, Cuma selamlığında Halifelere özgü kaftan giyebileceği, Fatih’inkine benzer bir sarık sarabileceği ve bunun uygun olacağı görüşünde bulunmuş. İslam dünyasına yayınlayacağı bildiride ise Vahdettin için bir şey söylemek istememiş, özür dilemiş…”   Refet Paşa’ya 20 Kasım 1922 günü verdiğim cevapta, …. Cuma selamlığında Fatih’in kılığına girmesini uygunsuz bulduğumu Redingot veya İstanbulin giyebileceğini, askeri giysinin besbelli söz konusu olamayacağını, bildirdim… Vahdettin’in adı anılmaksızın eski Halifenin kişiliğinin ve zamanında düşülen kötü durumun söz konusu edilmesi gerektiğini bildirdim.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 460 ile 462 arası) kitabından birebir alınmıştır.