Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Maraş, Urfa ve Antep’te savaştık…”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 186) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1993) Ankara’nın o çatışmalara hiçbir dahli (müdahalesi) olmamıştır. Bu Maraş, Urfa ve Antep yöreler halkının Ermenilerin geri gelip de mallarına sahip çıkmaya başlaması nedeniyle gösterdiği reaksiyonlar ve kahramanlıklar, hatta biraz da menfaat çatışması söz konusudur.

  • “..Konya Valisi Cemal, Elazığ Valisi Ali Galip ve Malatya Mutasarrıfı Halil Beylerin tutuklanarak Askeri Mahkemeye verilmeleri ve Trabzon Valisi Galip, Kastamonu Eski Valisi İbrahim ve Ali Rıza Beylerin, Ankara Valisi Muhittin Paşa’nın görevden alınmaları. Eski Hükümetin görevden aldıklarının iadeleri.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır. 

  • “3 Ekim 1919’da yeni Sadrazam Ali Rıza Paşa’ya ve tüm illere bir genelge yayınladım. “1.Yeni hükümet Erzurum ve Sivas Kongrelerinde belirlenen ve saptanan örgütlere ve ulusal amaçlara saygı gösterirse, ulusal güçler de ona yardımcı olacaktır. 2. Yeni Hükmet, Millet Meclisi toplanarak gerçekten denetleme işine başlayıncaya değin ulusun geleceği ile ilgili hiçbir yüküm altına girmeyecektir.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 132) kitabından birebir alınmıştır. 

  • “25 Eylül 1919 günü General Sally Clade’in, Ali Fuat Paşa’nın yanına gönderdiği bir kurul ki bir kurmay binbaşı ile Eskişehir’deki İngiliz denetim subayından oluşmuştu, İngilizlerin iç işlerimize ve ulusal ayaklanmamıza kesinlikle karışmayacakları konusunda söz verdiler. Bu sırada Merzifon’daki kuvvetlerinin geri alınması durumunda, olayı iyi karşılayıp karşılamayacağımızı sormuşlardı.””

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN NOTU (2010): Paşa da kendi eylemini ayaklanma olarak tanımlıyor.

  • “Kurulunuz ulus ile padişah arasında engeldir. Bu yoldaki direnmeniz bir saat daha sürerse, ulus artık her türlü davranış ve eyleminde kendisini özgür sayacaktır ve bütün yurt, töreye aykırı kurulunuzla kesin olarak ilgisini ve bağlantısını kesecektir. Bu son uyarımızdır. Bundan sonra ulusun alacağı durum, burada bulunan yabancı subaylar aracılığı ile itilaf devletleri temsilciliğine de ayrıntılı olarak bildirilecektir.” … ve Sivas telgraf müdürüne telefon ile: “.. bir telgrafımızın doğrudan doğruya padişahın özel kalemine çekilmesine İstanbul’ca engel olunduğu bildiriliyor. Bir saat içinde telgrafın çekilmesine izin verilmezse, İstanbul’la bütün Anadolu telgraf haberleşmesini kesmek gereğinde kalacağımızı üstlerinize bildiriniz.”  20. ,15. , 13. ,ve 3. Kolordu komutanlıklarına “kongrenin bildiriminden başka hiçbir telin İstanbul’a geçilmemesini ve İstanbul’dan verilecek tellerin kabul olunmamasını… Bu yönergeye engel olacak telgraf görevlilerini, bulundukları yerde hemen askeri mahkemeye verilerek en ağır cezaya çarptırılacaklardır.” .. Aynı gün saat 17’de “Hükmet ulusun sevgili padişahına dileklerini ulaştırmasını önleyip onunla bağlantısını kesmekte ve gerçekleşen haince davranışını sürdürmekte direndiğinden, ulus ta yasal bir hükümet başa geçinceye değin İstanbul Hükümeti ile yönetim bakımından ilişkisini ve İstanbul ile her türlü telgraf ve posta iletişimi ve ulaştırmasını büsbütün kesmeye karar vermiştir. Her yöredeki sivil görevliler askeri komutanlıklarla birlik olarak bu kararı yerine getirecek ve sunucunu da Sivas’ta Genel Kongre Kuruluna bildireceklerdir.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk, (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 97) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1993): Bu bir muhtıradır. İlginç bir rastlantı olarak 12 Eylül 1980 darbesi de aynı güne denk geliyor!

  • “Rauf Bey; “Amerika’da yıllardan beri bize karşı yapılmakta olan olumsuz propagandaların doğurduğu düşünce akımını düzeltmek için, hepsinden önce Amerikan Kongresi’nden yurdumuzu inceleyecek bir kuruluşu çağırmak.” Bu öneri oybirliği ile kabul edildi. .. bu yolda bir mektup taslağı hazırlandığını anımsıyorsam da bu mektubun gönderilip gönderilmediğin pek iyi anımsamıyorum.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, (1993 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır. 

    BAKKAL’IN YORUMU (1993): Kemal Paşa bu mektubun gittiğini çok iyi biliyor. Sivas Kongresi’nin bir manda talebi kongresi olduğu ve manda kararı aldığı bir gerçek.

  • Kara Vasıf Bey; “Bütün devletler bizi tam bağımsız bile bırakacaklarını söyleseler yine yardıma gerek duyarız. Dört yüz ile beş yüz milyon borcumuz var. Bu parayı kimse kimseye bağışlamaz, bize bunu ödeyiniz diyecekler, oysa bizim gelirimiz bunun faizine bile yetmez.”

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır. 

  • (16 Ağustos 1919 günü Milli Savunma Bakanı Ferit Paşa’ya yazdığı mektup🙂

    “…İngilizler bile ,.. Hiçbir dayanağı olmayan ve ulus adına hiçbir görev üstlenmeyen ve üstlense bile bunu ulusa benimsetemeyecek olan bir hükümetle verimli bir işe girişmek olanağı bulunmadığına inanmışlardır.”

    Alıntı: Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bu yetkiye göre, Ankara’da bulunan 20. Kolordu ve buna bağlı olduğu müfettişlikler ve Diyarbakır’daki kolordu ile ve hemen bütün Anadolu’da bulunan sivil örgütlerin başında bulunan yöneticilerle yazışabilecek ve ilişkide bulunabilecektim. Bu geniş yetkiyi, beni, İstanbul’dan sürmek ve uzaklaştırmak amacıyla Anadolu’ya gönderenlerin..”.

    Alıntı: Nutuk – Mustafa Kemal Atatürk, (Sabah Yayınları, Haz; Nur Ardakoç, 1993 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1993): Mustafa Kemal Paşa’yı Anadolu’ya sürmek için veya İstanbul’dan uzaklaştırmak için hiç kimsenin hiçbir gerekçesi yoktur. Kendisi de bu gerekçeyi söylemiyor zaten. Sürgün edilen bir memura bu kadar geniş yetki, eleman ve ödenek verildiği tarihte görülmemiş bir şeydir. Kemal Paşa, bu görev için Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit Paşa ile iki veya üçer sefer görüştüğü biliniyor.

  • “Kâzım Karabekir’in çocuklar ordusuna alıp okullarda okuttuğu çocuklar, Karabekir’e muhalefetten dolayı, yetimler babası Paşa’ya gönülden bağlı ve manen minnettar olduklarından ‘uykuda konuşuyor’, ‘uyurken salyası akmış’ gibi bahanelerle, Askeri Okullardan atılmışlardır.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir – Mehmet Fahrettin Kırzıoğlu (1992 – Sf. 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Yarbay Rawlinson İngiltere’nin Mondros Ateşkes Antlaşmasının hükümlerinin uygulanmasını kontrol eden kişi.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir – Mehmet Fahrettin Kırzıoğlu (1992 – Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ermeni Patriği Zaven Efendi: “Kurulacak Büyük Ermenistan’ın başkenti Garin (Erzurum) olacak.” diyordu. Vilâyet-i Sitte veya Elviye-i Sitte Ermenistan demektir.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir – Mehmet Fahrettin Kırzıoğlu (1992 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2009): Elviyei Selase, Üç vilâyet ; Batum , Kars , Ardahan .  Vilâyeti Sitte veya Elviyei Sitte; Yani altı Vilâyet; Erzurum, Harput, Diyarbekir, Sivas, Bitlis, Van. Bunlar Ermenilerin yoğun oldukları yerler.

  • “Kâzım Karabekir, iyi keman çalan, beste yapan, denemeler yapan, Fransızca konuşabilen ve okuyan, yağlı boya resimler yapabilen bir insan.”

    Alıntı: Kâzım Karabekir – Mehmet Fahrettin Kırzıoğlu (1992 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa Kemal iki kuvveti de (Başkomutanlık ve Meclis Başkanlığı) bırakmadı. İkisinden birini Meclis Genel Kurulunun yöneleceği kişiye bırakabilirdi. Millet Meclisi de yiğitlik gösteremedi. Tahmin ettiğim gibi, sonucu da ortaya çıktı. Bağımsızlığını kurtaran Türk Milleti, hürriyetini çok feci bir şekilde kaybetti. Devrim diyerek yeniden, hem de bağımsızlığını kurtaranlar tarafından kanı döküldü serveti mahvoldu.

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1095) kitabından birebir alınmıştır.

  • “3 Temmuz 1922’de Yahya Kâhya’yı Trabzon’da vurmuşlar. Buna pek canım sıkıldı. Kâhya, Enver Paşa taraftarı idi, onu memlekete sokmaya çalışıyordu. Mustafa Suphi ve arkadaşlarını boğduranın Kâhya olduğu biliniyordu. Kâhya’nın katili, Osman Ağa’nın (Mustafa Kemal’in muhafız komutanı Laz Topal Osman’ın) adamlarıymış ve Ankara’dan gitmişler.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1090) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Bu basit yöntemi Almanlarda görmeli, Hemen defter kalem çıkartır, hem hafızasını hırpalamaz, hem de bir şey kaçırmaz. Bizde, not almasını adet edinmiş bir hükümet memuruna rastlamadım.

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1085) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1927’deki İzmir İktisat Kongresinde, Latin harflerinin kabulü konusunda verilen önergeyi, ağır bir biçimde reddettim. Konuşmamda, bu akımın kökenini gösterdim. Mustafa Kemal Paşa’ya bu akımın (Latin harflerine geçmek isteyenlerin yarattığı akımın) bütün Türk ve İslam toplumunu biri birini anlamaz bir hale getirmek için düşmanlarımız tarafından, (1) müthiş bir propaganda ve fedakârlıklar yapıldığını anlattım. O da, taraftar olmadığını, bana söyledi. Fakat pek yazık ki, Türklükle ilgisi şüpheli olan veya hiç olmayan bazı din düşmanı insanların, sürekli yazıları ve telkinleri ile bir gün Gazi Paşa da Sarayburnu Parkı’nda “Latinceyi kabul etmekle ancak medeniyete girebileceğiz.” dedi. İnceleme ve tartışmaya zaman ve meydan bırakmadan, uydurma bir alfabe ile gramersiz bir Latince, nihayet kanun şeklinde milletin omuzlarına asıldı. Hüseyin Cahit Yalçın, Abdullah Cevdet, Mehmet Ali Ayni, Falih Rıfkı, İzmit’te Hür Fikir Gazetesi sahibi Kılınç Hakkı, bu fikrin önderidirler.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1080) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Karabekir bu ve benzeri konularda, İslam dünyasının tek hâkim sömürgesi olan İngiltere’nin adını zikretmiyor, belki de emperyalizmin mekanizmalarını bilmiyor.

  • (İsmet Paşa 7 Mayıs 1922 günü Kâzım Karabekir Paşa’ya gönderdiği mektupta, Karabekir’in açtığı okul ve öğrencilerin başarılarından gururla bahsediyor ve şunları yazıyor:) 

    “İçimizde senden daha olumlu ve daha kalıcı ve ebedi iş yapanımız var mı?” Bu okullara darbe, İsmet Paşa Hükümeti zamanında vurulmuştur. Yukarıdaki samimi takdir ile iktidardaki fiili darbe ancak İsmet Paşa’nın açıklayabileceği bir olaydır. Benim muhalefete geçmem üzerine, beni güçlü bir dayanaktan mahrum bırakmaktan başka ne sebep olabilir? Zan ve korku ile yüzlerce şehit çocuğuna yapılmış bu darbe, medeni ve insani bir marifet midir?”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1070) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1 Mayıs 1922’de Aşiret Alaylarının (1) ve dolayısı ile Kürtlerin ıslahı (iyileştirilmeleri) için düşündüğüm şeyleri, Aşiret reisleri kumandanı Sabri Bey ve kurmaylarımla (Komutanın askeri danışmanları, yakın çalışma arkadaşları) görüştüm. Düşündüklerimi uygun buldular. 12 Yaşından küçük yetenekli çocukları gece yatılı okullara almak, bu işsiz insanlara iş bulmak, (ziraat birlikleri, yol yapım birlikleri gibi). Aşiret Alayları barış zamanı tarım müfrezeleri (birlikleri) haline dönüştürülebilirler. Şeyhler, üniversite mezunu aydın Türk hocaları ile değiştirilmeli, tabii ki Kürtçe bilmeleri şarttır. Önemli merkez ve güzergâhlar (yol boyları) Türk unsuru ile güçlendirilmeli. Van gölü etrafındakiler de dâhil bütün Aşiret teşkilatını esasen mümkün olduğu kadar küçük parçalara ayırmıştım. Sıkı kontrol ve sürekli propaganda ile Kürtlerin Türklük topluluğundan ayrı bir unsur olmadıklarını ve Kürtlük meselesi diye yapılan işlerin, Büyük Ermeni Yurdu kurulması ile Kürtleri yok etmek için yapıldığını anlatıyordum. Fakat Doğu’da bir Genel Müfettişlik (Birkaç Vilâyetin bağlı olduğu bir çeşit eyalet gibi bir idari yöntem) kurularak, uygulanabilir bir program ile uzun yıllar uğraşılmasının gerektiği görülüyordu. Aksi halde, her devlet şubesi ve hatta her Vali ve memur, kendi aklınca işler görecek, işler, şimdiye kadar olduğu gibi, yine İstanbul zihniyeti ve İstanbul bilgisi ile idare olunacaktır ki, bunun sonucu, yapmak değil yıkmak olacaktır. Maliyeti ise tabii ki Kürt ve Türk kanı ile parasıdır. (2)

    … 1922 yılı sonunda Ankara’ya geldiğim zaman, ne Doğu’ya ne de Kürtlüğe dair hiç kimsede değil bilgi, düşünmeye kararlılık bile görmedim. Verdiğim raporları tekrar yazdım, sözlü olarak da ilgililere gerektiği gibi anlattım fakat dinletemedim ve sonuç korktuğum gibi oldu. Kürt ve Türk kanı boşuna döküldü. Gurur, inat, korku gibi başarının doğurduğu zararlı ürünler gerçeği kapattı.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1059, 1060) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Hamidiye Alayları da denilir. Abdülhamid’in, Kürtlerin devlete bağlılığını arttırmak ve Ermenistan fikrine karşı Ermenileri Kürtlere kırdırmak için oluşturduğu, okullu olmayan askeri birliklerdir.

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (2007): Karabekir Paşa endişesinde haklı çıkmıştır. Ama reçetesi, asimilasyon ve Kürt halkına güvenmeme üzerine yapılmış teşhisin sonucudur. Türk bürokrasisi, özellikle askeri bürokrasi, 1906 Arnavutluk isyanından beri, tüm farklı unsurlardan korkmaya başlamış, onları potansiyel ayrılıkçı görmüştür. Bunları daha iyi idare etmek, daha adil davranmak ve onlara gelecekle ilgili umut vermek yerine, onları da bize benzetmek gibi zor ve insanlık dışı bir yolu seçmişlerdir. Abdülhamid’in şu sözü çok önemlidir: “Hiçbir kavim, bağlı olduğu ülke zayıflarsa, rahat durmaz.”

  • “23 Nisan 1922 de Ağaç Bayramı yaptırdım.”

    Alıntı: İstiklâl Harbimiz – Kâzım Karabekir (Yüce Yayınları, 1990 – Sf. 1059) kitabından birebir alınmıştır.