Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Sigmund Freud (1856-1939), “sünnet”i, Musa’nın eski Mısır’dan aldığı görüşündedir. (Bkz. Sigmund Freud, Musa ve Tektanrıcılık, Çev. Erol Sevil, s. 32 ve öt.) Herodot (M. Ö. 490-425) da, “yalnız Mısırlılar ve bu âdeti Mısırlılardan almış olanlar sünnet olurlar…” der. (Bkz. Herodot Tarihi, çev. Müntekim Ökmen, İstanbul, 1973, Remzi Kitabevi, s. 116.) Sf. 247

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 247) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sünnet”, Kur’an’da yer almamış olmakla birlikte, İslam’daki temel gelenekler arasındadır. Ve İslam’a, Yahudilikten geçmedir. Yahudiliğe de eski Mısır’dan.

    Muhammed, “ilk sünnet olan insan”ın, “İbrahim” olduğunu ileri sürer. Sf. 246

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 246) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doç. Dr. Yaşar Kutluay, AÜ İlahiyat Fak. Yay., Ankara, 1965, Sf.7

    “Halen Amerika’da bir kütüphanede bir yazma eser vardır ki, İbrani harfler ile Arap’ça yazılmıştır. Eseri yayımlayan ‘bilgin’, el yazısının, ‘12. yy’a ait olduğunu ve Karai mezhebi (Yahudi mezhebi) aleyhtarı bazı yazmalar arasında ele geçirildiğini belirttikten sonra, “bunda Peygamber Muhammed’in Yahudi arkadaşlarının bir listesi ile onlar tarafından yazılmış bazı ayetleri ihtiva etmektedir.” der. Bu ‘arkadaşlar (ashab), yazdıkları ayetleri öyle seçmişlerdir ki her birinin baş harfi İbrani harflerine çevrildiği zaman, ‘İsrail hâkimleri (bilgeleri) sahte Peygamber’e böyle yaptılar’ anlamında bir cümle ortaya çıkmaktadır…” Sf. 227

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 227) kitabından birebir alınmıştır.

  • Muhammed açıklıyor:

    “El îmânu Yemânin.”

    Anlamı şu:

    “İmân Yemenlidir.” Sf. 171

    Dahası, bu hadisi, Muhammed’den 11 arkadaşı aktarmıştır. Onun için bu hadis, sağlamlık derecesinin en üst basamağı olan “tevâtur” basamağına yükselmiş, “mutevâtır” hadisler arasında yer almıştır. Sf. 171

    Hadise göre “İslâm’ın tümü Yemenli”

    11 “sahâbinin Muhammed’den aktardığı ve sağlamlığına kuşku duyulmayan hadiste, ‘İman Yemenlidir” dendikten sonra, “fıkıh da Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir” deniyor. Bu, “İslam, tüm aldığı bilgi ve inançlarıyla, ibadet ve gelenekleriyle Yemenlidir.” demekle eşanlamlıdır.

    Bu, “İslam’ın Muhammed’e, “Tanrı’dan, vahiyle geldiği” yolundaki savı da havada bırakmakta, kökünden işlemez duruma getirmekte.

    Çünkü bir “yer”i, “yurdu, anayurdu” olan bir şeyin, bir bütünün, “Tanrı’dan vahiyle geldiği” söylenemez, söylense de önemi olmaz. Sf. 174

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 171 ile 174 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne tür karşı çıkılırsa çıkılsın, gerçek ortada: İslâm, tümüne yakın bir bölümüyle, “gök cisimlerine tapınma”yı içine alan Sâbiîlikten kaynaklanmıştır. Bu kaynaktan kimini doğrudan, kimini de Yahudilik, Hristiyanlık gibi dinler aracılığıyla almıştır. Ve kesinlikle, “vahy eseri” değildir. Yani, Tanrı, “gök”ten ve “Muhammedi aracı (peygamber) kılarak indirmiş” değildir.” Sf. 167

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kur’an’da “savm” yalnızca bir yerde, Meryem Suresinin 26. Ayetinde geçer; o da “herkesin bildiği oruç” anlamında değildir; “susmak, konuşmamak’” anlamındadır. “Meryem’in başına gelen” anlatılırken yer alır. Ayetin anlamı şöyle: “(Meryem!) Ye, iç! Gözün aydın! İnsanlardan birini görürsen, ‘Ben Rahman’a savm adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım de!”

    Demek ki “savm” burada, bilinen anlamıyla “oruç” değil; Müslümanların bilmedikleri anlamıyla “konuşmamak”tır. Herkesin bildiği Kur’an’da “savm” diye geçerken, Abdullah ibn Mes’ud’un “Mushaf’ında (Kur’an derlemesinde) “susmak, konuşmamak” demek olan “samt (ya da sumt)” diye geçer aynı yerde. (Bkz. Fahruddin Râzî, e’t- Tefsiru’l-Kebîr, 21/206.) Şimdi “eldeki Kur’ân’dan başka Kur’an’lar da mı var?” diyeceksiniz. “Evet, başka Mushaflar da var” diyoruz. Bu “Mushaf’ların en ünlüsü de İbn Mes’ud’un Mushaf’ı”dır. Bu arada bunu da belirtmiş olayım. Sf. 165

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya, “dört gün”de yaratılmış. Anlaşılan “dünya”nın yaratılması, evrenin tümünün yaratılmasından daha zor olmuş. Çünkü bildirildiğine göre, dünya “dört günde” yaratılırken, evrenin öteki kesimleri, tüm “yedi kat gök”üyle birlikte “iki günde” yaratılmış. Toplamı, “altı gün” ediyor. Sf. 164

    Kur’an’da anlatıldığına göre, “gök, direksiz durduruluyor”muş, öyle yaratılmış. (Bkz. Ra’d, ayet: 2; Lokman, ayet: 10.) “Gök tavanı, yeryüzüne çökmesin diye, Tanrı, onu tutuyor” muş. (Bkz. Hacc, ayet: 65.) Bununla birlikte, Tanrı isterse, yani kullarını cezalandırmayı dilediğinde, “gökten bir parça koparıp yeryüzüne düşebilir”miş (Bkz. Tur, ayet: 44; Isrâ, ayet: 92; Şuara, ayet: 187; Sebe’, ayet: 9.)

    “Gökten parça koparılıp insanların üzerine indirilmesi” ne demek? Gel de anla! Sf. 164

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Edip Yüksel, “Son Peygamber Bir Sabiîydi” başlığı altında, “peygamberin “daha önce doğru yol üzerinde bulunduğu ve hiçbir zaman putlara tapmadığı” yolundaki “iddialar”ı doğru kabul etmiyor. Bu ”iddialar”ın, Kur’an’da, anlatılanlarla da çeliştiğini savunuyor. Yüksel, Muhammed’in daha önce “kavminin dininde”, yani “putatapar” bulunduğu görüşündedir. Bunu açıkça belirtiyor. Sf. 159

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sırası gelmişken değinmekte yarar var: Kur’an’ın “ilk orijinali”, Muhammed’den sonra yakılmıştır. Ona dayandığı ileri sürülerek hazırlanmış olan da. Daha sonra “hazırlanmış”, çoğaltılıp kimi “merkez”lere gönderilmiş olansa, orijinaliyle hiçbir yerde bulunmamakta. (Konuya ilişkin daha çok bilgi için bkz. Eren Kutsuz, “Nasıl Yakıldım”, Martı Yayın Tanıtım dergisi, Kasım 1987, s.55-58). Haydi gelin, “güvenin” bakalım! Eldeki “Kur’an”ın ne kadarı, hangi biçimiyle Muhammed tarafından yazılmış ya da yazdırılmıştır; kesin bir şey söylenebilir mi?

    Edip Yüksel, “Hicri ikinci yüzyılda uydurulan hadis kaynaklarını ve bu kaynaklara dayanarak yorumlar yapan tefsirleri karşınıza alarak arzuladığınız sonuca varabilirsiniz. Ancak, sadece Kur’an’ı karşınıza aldığınız vakit, arzulamadığınız bir sonuçla karşılaşacaksınız” diyor.

    Oysa söz konusu yazımda, incelemede, ele aldığım kaynaklardan biri de, eldeki Kur’an’ın ayetleriydi. Ayetler’de, “güneş”in, “ay”ın ve “yıldız”ların, “ibadet”lerde nasıl bir rol oynadığı açıkça görülmektedir. Sf. 159

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir başka önemli nokta:

    “Kur’an’ın dışındaki hadis kitapları”na güvenilmez de Kur’an’a güvenilir mi? Nasıl?

    Kur’an’ın “nasıl derlendiği” ve zamanımıza dek “nasıl geldiği” hangi yollarla açıklanabilir? Hangi güvenilir kanıtlarla?

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Hadisler”e “güvenilemeyeceğini” belirten Edip Yüksel’in unutmaması gereken yönlerden biri bu.

    Yine unutulmamalı ki, “hadis”leri aradan çıkardığınız zaman, İslam’ın yapısından çok önemli bir kesimi gider. Dahası, çok şey kalmaz İslâm’dan: Düşünün ki, beş vakit namaz, nasıl namaz kılınacağı, nasıl oruç tutulacağı ve öteki ibadet biçimleri Kur’an ayetlerinde yok. “Hadis”ler kaldırıldığı zaman, “ibadet”ler dayanıksız kalır. Ya da çok büyük ölçüde dayanağını yitirir. “İslam hukuku” adı verilen kesimin dayanakları da elden gider önemli ölçüde.

    Böyle olduğu içindir ki; İslam’da, dört kaynak esas alınmıştır: “Kitab”, yani “Kur’an”; “sünnet”, yani “hadis”, “icma”, yani İslam yetkili dinbilirlerinin, ele aldıkları konuda vardıkları görüş birliği, “kıyas” yani “hakkında ayet ve hadis bulunmayan bir konunun, hakkında ayet ve hadis bulunan bir benzerine benzetilerek hükme bağlanması”. Son ikisi, ilk ikisine bağlıdır. Yani asıl temel olan, “ayet” ve yer tuttuğuna göre, “hadis”i İslam’dan nasıl çıkarabilirsiniz? Bunu, İslam’ı bırakmayı göze almadan ve “Islam’cı” olarak nasıl yapabilirsiniz?

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Edip Yüksel, “Kur’an dışındaki hadis kitapları çelişkili” diyor ve “hadis kitapları”na güvenilemeyeceğini anlatmaya çalışıyor.

    Yüksel’in böyle bir şey ileri sürüyor oluşunu alkışlarım önce. Gerçekten de “hadis kitapları”, en güçlü sayılanları bile, “uydurma hadislerde doldurulmuştur.

    Ama neden “hadis uydurma” gereği duyulmuş ve bu uydurmalara başvurulmuştur? Bu çok önemli.

    “Hadis uydurma” çabalarında ve uydurulanlara başvurmalarda, “maddi çıkarlardın başta geldiği kuşkusuz. Ama yine bu çıkarlara dayalı olsa da, bir başka şey daha var: “İslam’ı belirli bir yapı içinde oluşturulup geliştirme.” Yapı, türlü “sahteciliklerle ve “yalan”larla oluşturulup geliştirilmiştir. “Beyin”ler öyle “yıkanmış”, daha doğrusu kirletilmiş, koşullandırılmış, uyuşturulmuştur. İnsanlar, kitleler öyle “sürü”leştirilmiş; istenen “hedef’e götürülmüşlerdir. Gerçekler öyle gözlerden kaçırılmış, ışık gelecek yerler kapatılabilmiştir. Yoksa karanlığın ömrü bu denli uzun olabilir miydi? İşte “hadis uydurma” çabaları ve “uydurulan hadislere başvurma”lar da bu alanda olanların bir parçası, ama çok önemli bir bölümdür.

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1-Sâbiîlik dini inanırlarının Kur’an ayetlerinde “Kitap Ehli” sayılanlar arasında yer alması (birçok İslam fıkıhçısı da bu görüştedir. Ebu Hanife de bu yönde fetva vermiştir) boşuna değildir. Sâbiîlik dininin İslam’a kaynaklık eden bir din olmasındandır.

    2-Gerek Yahudilikte gerek Hristiyanlıkta ve gerekse İslam’da, Sâbiîlik dininin çok kınanıyor oluşu, yeni türeyen bir dinin, türediği kaynağı “inkâr” etmesi geleneğindendir. İslam’ın Hristiyanlık ve Yahudiliği, Hristiyanlığın Yahudiliği kınaması gibi bir şey.

    3-Sâbiîlik, Müslüman yazarların da kabul etmek zorunda kaldıkları gibi, tüm dinlerin en eskisidir. Sf. 149

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 149) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu yazı, İbn Meymun‘un, Delâletü-l-Hâfirin adlı ve Prof. Dr. Hüseyin Atay tarafından Arapça olarak yayınlanan kitabından.

    İbn Meymun (1135-1205) daha önce de belirtildiği gibi, Yahudilikte son derece önemli bir kişidir, bu dinin ikinci kurucusu sayılır. İbn Meymun Sâbiîlik dininde olanları nasıl kınamaya çalışıyor, onlarla nasıl savaşıyor; belli oluyor bu yazısında da. Ve açıkça görülüyor ki, Sâbiîleri “Yahudilik” te gösterenler yanılmışlardı.

    Yazının Türkçesi şu:

    “Bilindiği gibi “babamız İbrahim Peygamber, Sâbiî toplumu içinde doğdu. Onların inançlarına göre, ‘yıldızlardan başka Tanrı yoktur”. (Sâbiîlerin inançlarının böyle olmadığı daha önceki ve belge ve açıklamalardan pek açık olarak anlaşılır. Çünkü Sâbiîler, yıldızlara tapınıyorlardı, ama tapınmaları gerçekte Tanrı’yaydı. Yıldızlarsa birer simgeydi, Yahudi İbn Meymun, bunları kötülemek için böyle yazıyor. -E.-K.) Sf. 145, 146

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 145, 146) kitabından birebir alınmıştır.

  • Süryan toplumu, toplumların en eskisidir. Âdem ve oğulları Süryanca konuşmuşlardır. Sf. 141

    Ben belirtmeliyim ki, Sâbiîlerin kutsal kitapçıklarından iki kutsal kitapçık (sahife) gördüm. Ama bu iki kutsal kitapçık, İdris’den (İdris Peygamberden) aktarılmaydı. Bunlardan birincisi, namaz-dua kitapçığıydı: Onda olanlardan kiminde şöyle deniyor:

    “(Ulu Tanrı) başların bağlı bulunduğu Ezeli’sin (öncesiz ve sonra-sızsın) Sen! Akıl-düşünce ve gözlem alanına giren tüm varlıkların Tanrı’sısın! Ülkelerin başı, dünyaların çobanı, meleklerin ve başkalarının efendisisin. (Rabb). Yeryüzünü yönetenlerin akılları senden iner. Çünkü sen, ilk nedensin. Gücün her şeyi kaplamıştır. Sen, sının olmayan ve algıyla ulaşılmaz bir birliksin. Göklerin egemenlerinin yöneticisisin. Işığı sürekli olan kaynakların da. Sensin, krallar kralı. Tüm iyi olanların buyuranı. Her şeyi vahiyle, işaretle önceden bildiren. Yaratıklar senden üremiştir. Tüm evren senin bir işaretinle düzenini bulur. Işık sendedir. Her şeyden önce gelen öncesiz neden sensin. Ruhlarımızı arıtmanı, Senin nimetine hak kazanmayı, şimdi ve sonsuza dek bunu isteriz senden. Ey akıllarımıza giren her tür kirden uzak olan açık (zâhir). Ve bizi tüm hastalıklardan kurtarıp iyileştir, üzüntülerimizi sevince çevir. Yalnızca senden korunmayı dileriz ve yalnızca senden korkarız. Senin işaret edilen ama kimsenin senden ötürü sözle dile getiremeyeceği yüceliğine uygun doğrultuda olmayı başarmayı dileriz. Her kes seninle başarıya ulaşır. Tüm dünyaların umudu sensin.” Sf. 142

    İkincisi ahlak (namus) kitapçığıydı. Bu kitapçıkta yazılı olanlardan kimi şöyle:

    “İçinizden hiçbiriniz, kendisinin karşılaşmaktan hoşlanmayacağı türden bir iş ve davranışta bulunmasın bir kardeşine. Sakın övünmeyin, erdemlerinizi abartmayın. Yalan yere Tanrı’ya ant içmeyin. Esasen Tanrı’ya ant içmeye (ant içirmeye) yoğunlaşmayın hemen. Doğru söze güvenin.” Sf. 142

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 141, 142) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sâbiîlerin farz olan Oruçlarının otuz gün olduğu da açıklanıyor. Sf. 136

    “Sünnet olmayı bırakırlar. Doğanın yaptığının (doğal görünümün) üstüne değişik bir şey yapmazlar. (Yani doğada, doğuşta nasılsalar öyle kalırlar)” deniyor. Sf. 136

    Peygamberin nasıl olması gerektiği konusunda:

    “Peygamber, ruhsal yönden bütün kınanası (aşağılık) şeylerden uzak kalabilmiş kişidir. Bedeninde de sakatlıklar yoktur. Her tür övülesi şeylerde eksiksiz durumdadır. Ayrıca onun, her konuda en doğru olanla karşılık vermesi, kafalardaki düşsel şeyleri, kuruntuları bilip bildirmesi gerekir. Dua ettiği zaman yağmur yağmalı, bitki ve hayvan hastalıkları, felaketleri önlenip yok olmalıdır. Dünyanın iyiliğine, daha çok bayındır olmasına yarayacak görüşler taşımalıdır… diyorlar.” Sf. 136

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 129, 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada, İbn Nedim bir kitaptan söz ediyor (El Fihrist) “Çok eski nüsha bir kitapça okudum. Me’mun (Halife) kitaplığından alınmışa benzer. Bu kitap Suhuf’un (peygamberlere indirildiğine inanılan kitapçıklar, sayfalar) adları, sayısı (gökten) indirilme (büyük kutsal) kitaplar, iletenleri (peygamberleri) aktarılıp anlatılıyor. Çoğu Haşevyye (yoruma karşı olan bir mezhep) ve halk bunları doğruluyor, bunlara inanıyorlar. Şimdi ben, söz konusu kitabın, benim bu kitabımı ilgilendiren kesimine yer vereceğim;” Sf. 129, 130

    “Ben bu kitabı Hanifler’in kitaplarından (alıp) tercüme ettim. Hanifler, İbrahimci (İbrahimiyye) Sabitlerin ta kendileridir. İbrahim Peygambere inanmışlar, Tanrı’nın İbrahim’e indirdiklerini ondan alıp taşımışlardır.” Sf. 130

    Abdullah İbn Selam Oğlu Ahmed bu kitapla birlikte “Suhuf”u, Tevrat’ı, İncil’i, Peygamberler (Nebiler) Kitabı’nı da, İbranca’dan, Yunancadan ve Sâbiîlerin dilinden (Süryanca’dan) Arapçaya, “harfi harfine çevirdiğini, çevirirken de, aslını bozma girişimine yol açar kaygısıyla, yazının iyi olmasına ve süslemeye önem vermediğini, çevirdiği kitaba bir şey eklemediğini, tekrarları önlemenin dışında kitaptan bir şey de eksiltmediğini, önce olanlardan kimini sonraya, sonra olanlardan kimini öne aldığını (takdim-tehir yaptığını)” yazıyor. Kimi Örnek’ler vererek bunu anlatıyor. “Sâbiîlerin dili” ne değindiği yerde: “Bu dil, bütün kitap ehlinin (ortak) dilidir” diyor. Sf. 130

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 129, 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabiînin bir takım ibadetleri de vardır. Ezcümle yedi vakit namazları vardır ki beş vakti Müslümanlarınkine tevafuk eder (denk gelir). Altıncısı kuşluk yedincisi de gecenin tam altıncı saatindedir. Namazları, niyyet ve bir de başka bir şey karıştırılmamak itibariyle Müslüman namazına benzer. Rükûsuz ve sücudsuz (Rüku yani yarım eğilme olmadan ve secdesiz) cenaze namazları da vardır. Otuz ve yirmi dokuz gün oruç da tutarlar ve savm (oruç) ve fıtırlarında (fitrelerinde) hilâle riayet ederlerdi o suretle ki fıtırlarında Şems (güneş), hamel burcuna dâhil olmuş bulunurdu ve gecenin rub’ı ahirinden (son çeyreğinden) kurs’u Şemsin gurubuna (güneşin doğuşuna) kadar oruç tutarlardı ve hamsei mütehayyıre (hayırlı beşli) denilen kevakibin büyuti şereflerine nüzullerinde bir takım bayramları vardır. Ve hamsei mütehayyire: Zuhal, Müşteri, Mirrih, Zühre, Utariddir. Beyti Mekke’ye tazim dahi ederler. Fakat Harran zahirinde bir yerleri vardır ki oraya haccederler ve Mısır Ehramına da ta’zim ederler. Sf. 123

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk Sâbiîler daha ziyade Keldaniler ve Süryanilerdir. Muhammed Hamidullah da onların menşeinin Babilonyalı olduğunu ifade etmektedir. Sf. 99

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 99) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arapçada, “Sabee” kökü, “bir dinden çıkıp diğer bir dine girme” veya “haktan batıla meyletme” yahut Ebu Hayyan’ın ifadesine göre “meşhur bir dinden çıkıp, diğer bir dine girmeye” denir. Kureyşliler, gerek Hazreti Peygambere, gerek sahabeye Mekke’nin müşrik dinini kabul etmeyip, yeni bir din olan İslamiyet’e girdikleri için, onlara “Sâbiî” demişlerdi. Sf. 98

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları 4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.