Doğru düzgün bir demokratik toplumun “yönetilenlerin rızası” ilkesi üzerine kurulu olması gerekir. Bu fikir genel bir kabul görmüştür, ama hem fazla sert hem de fazla zayıf olmakla itham edilebilir. Çok serttir çünkü insanların yönetilmeleri ve kontrol edilmeleri gerektiğini öne sürer. Çok zayıftır çünkü en vahşi yöneticiler bile bir miktar ‘yönetilenin rızasına” gereksinim duyarlar ve genelde de bunun için sadece zor kullanmazlar. Sf. 39
Bu konular 250 yıl önce David Hume’un klasikleşen çalışmalarında ele alınmıştı. Hume “azınlığın çoğunluğu yönetmesindeki kolaylık”la ve kaderlerini yöneticilerine teslim ederken “insanların gönül indirebildikleri örtük itaat”ı büyük bir merakla araştırıyordu. Bunu şaşırtıcı buluyordu, çünkü “yönetilenler her zaman gerçekte daha güçlü olanlardı.” insanlar bunu bir fark etseler ayağa kalkıp efendilerini başlarından atabilirlerdi. Hükümetlerin halkın görüşlerinin kontrol edilmesi üzerine kurulu olduğu sonucuna vardı. “Bu öyle bir ilkeydi ki en despotik ve en askeri hükümetlerde geçerli olduğu kadar en özgür ve en halkçı hükümetlerde de geçerliydi.”
Hume kuşkusuz fiziksel gücün etkililiğini küçümsüyordu. Formülün daha doğru bir versiyonu şöyle kurulabilir: bir hükümet ne kadar “özgür ve halkçıysa” yönetenlere itaati garanti altına alabilmek için görüşlerin kontrolüne dayanması o kadar gerekli olur. Sf. 39, 40
Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları, 1. Basım, Ekim 2014 – Sf. 39, 40) kitabından birebir alınmıştır.