Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Ama Tatar kavmi ömürleri boyunca su içmek ve yemek yemek nedir bilmezler. Eğer ekmek yeyip su içerlerse hemen o saat ölürler. Devamlı at sütü, deve sütü, boza ve talkan içerler. At sütüne kımız derler. Deve ve sığır, at, koyun keçi, domuz, yaban devesi, yaban atı, yaban mandası ve yaban eşeği yerler. Yaban sığırını tutup arabaya koşarlar. Zayıfladığı zaman serbest bırakırlar ve bir başkasını tutarlar. Bütün arabalarını develer çeker. Develerle çift sürüp ekin ekerler, darı yerler. Buğday ve arpa nedir bilmezler. Helâl ve haramı da tanımazlar. Hepsi mübahidir. Eti asla pişirmezler, çiğ yerler. Çiğ et yedikleri için pislikleri hiç kokmaz. Doğan kuşu gibi beyaz edip saklarlar. Sf. 502

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 480) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu Saray Tatarlarının çeşitli lisanları vardır. Birbirlerinin lisanlarını tercüman ile anlarlar. Bu Tatar kavminde asla dedikodu, kötülük, yalan ve iftira yoktur. Yalan, bir insandan yahut hâkimden korkunca söylenir. Bunlar ise asla bir kimseden korkmaz ve çekinmezler. Onun için yalanı seçmezler ve yalan nedir bilmezler. Sf. 480

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 480) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kalmuk ne Hıristiyan ne Müslüman, bir alay Mecûsi kavimdir. Ama onlarda yalan ve çekiştirme olamaz. s. 449

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 449) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yunanlı Rum kefereleri tarihlerinde «Ayasofya Camii’nin yüz bir adet kapısının tahtaları Hz. Nuh’un gemisinin tahtasıdır. Musul şehri yakınında Cudi Dağı’nda durduğu vakit tahtalarını oradan getirip İstanbul’da Ayasofya Kilisesinin kapılarını bu gemi tahtalarından inşa etmişlerdir» diye yazmışlardır. s. 447

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 447) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çerkezlerin Âyini:

    Yemeğe başlarken ağaç sofraları meydana getirirler. Bir bal mumu yakarlar. Herkes balmumuna bir kere «Dânü dânü Mâmelük» deyip muma tapınır. Ondan sonra yemek yemeğe başlarlar. Yine yemekten sonra muma öyle deyip sofrayı kaldırırlar. Bir garip âdettir. s. 420

    Bu Çerkez kavmine kâfir desek o an aman zaman dinlemeden adamı öldürüverirler. «Lâilaheillallah» derler ama semiz domuzları kuyruğundan yerler. Oruç tutup namaz kılmazlar. Domuzu olmayanı kubağa koymazlar. s. 427

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 420 ile 427 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Özdemir oğlu Osman Paşa atları soylu diye beş baş Çerkez esirine bir at alırlar ve verirler. Ama gayet hırsız kavimdirler. Hani bu diyarda hırsızlık etmeyenlere «yiğit değildir» diye kız vermezler. Onun için gece olunca siyah elbiseler giyip hırsızlığa giderler. Kızları, oğlanları, hatta kart adamları bile evde, dağda, tarlada bulduklarını alıp sağ salim köyüne dönerse kurtulur. Yoksa geriden kovalayıp yetişirlerse onu tutup esir ederler. Ya Osmanlıya veya Tatar’a satarlar. Veyahut bin baş, iki bin baş mal karşılığı kurtulur. Baş mal diye tabir ettikleri bin, iki bin canlı at, koyun, esir, zırh ve zırhlı-külâh şeylerdir.

    Hâlâ işleri, güçleri birbirlerinin köylerini ve konaklarını vurup geçinmektir. Öylesine hırsızdırlar ki gözden sürmeyi çalar, göz yerinde kalır. Ta bu derece haramidirler. Ama misafirlerinin bir hardal tanesi uğruna ölürler. Herkes konuğunu yedirir, içirir, misafirperverlik ederek gideceği köye kadar götürür. s. 419 

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 419) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabah olunca gördüler ki Kisüyan kaçmış. «Serâ Kisû» dediler. Yani «Kisu melik kaçtı» dediler. Hâlâ namları sera Kisu’dur. Zamanla bozularak (Serâkis) oldu. Ondan da galat (Çer Kese» diye şöhret kazandılar. Ama Rum lisanında Çerkez ve Çerkeş derler. Tatar lisanında Ser Kis, Acem lisanında Serkeş, yani baş çekici, gidici demektir. Doğrusu serkeş kavimdir. Çağatay lisanında Çârkes derler. Zira bu Çerkezistan’a ilk ayak basanlar Şefaki, Berberi, Mâmeluka, Bozuduka dört kişi olduklarından Çağatay kavmi bunlara Çârkes yani «dört kişi» derler. Moğol lisanında Çarkız, Arap lisanında Sera kise-i nâkese derler. Zira Mısır’da Çerkez kavmi çoktur. Arap evladını tora ile vurduklarından Çerkez kavmine Şerâkese-i nâkese derler. Mısır fellahlarının yüreklerine Çerkez kavmi kan oturtmuştur. s. 416, 417

    Gaddar Hülâgü Han El Müsta’sım devrinde Bağdat’ı yakıp yıktı. Bir günde yetmiş bin kadının karınlarını yarıp nicesinin yuttukları cevahir taşlarını ve henüz doğmamış çocuklarını karınlarından çıkarttı. O vahşi hadisede yüz binlerce can Hülâgü Han tatarı elinde öldüler. s. 417

    Çerkez lisanı gibi Saksağan sadalı lisanı yazamadım. Ama gayretimle o lisanı da kaderin verdiği imkânlarla yazarız. s. 418

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi VII – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 416 ile 418 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu şehirde Frenk ve çingene yoktur. Amma, reâyâsı oldukça çok olup, hepsi Ermeni ve Yahudi’dir. Bezirgân ve Acemleri dahi vardır. s. 42

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi V – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, s. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • “El-mâ’nâ fî batnı’ş-şâir” (Şiirin mânası şâirin karnındadır) sözü. Sf. 666

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 666) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doğuya doğru yöneldik. Van’ın Edremit bağları sağ tarafımızda kaldı. Üç saatte Zekvin adlı sarp belden geçtik ve Zekvin köyünde konakladık.

    Üç yüz hâneli, bir kiliseli köydür. Vergisi Van kulu kalemlerine bağlıdır ki defterdar tarafından alınır. Buradan yine doğuya doğru üç saat giderek Verk dağında «Venk Verk» denilen kiliseye geldik. O diyarda kiliselere «Venk» derler. Bu kilise Verk dağının tepesinden biraz alçak, bahçelik, gülistanlık bir yerde, kâgir yapılı, kubbeli, kale gibi demir kapılı bir kilisedir. Hiçbir eski kiliseye benzememektedir. İçinde üç yüzden fazla keşiş ve rahip vardır. Sf. 623

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 623) kitabından birebir alınmıştır.

  • Van’ın azil kabul etmeyen idare merkezleri;

    Hükümet benderi Hakkâri: Van’ın kıble tarafında Vustan, Şatak, Eşir Çolemerek kalelerinden ibaret bir hanlıktır. Kırk yedi bin askere sahiptir. Hepsi tıraşlı, heybetli, korkunç görünüşlü yiğit kimselerdir. Sadece çenelerinde Felemenkliler gibi azıcık sakalları vardır. Brabaş, Potkali, Ahmalıh Kazağı gibi, alınlarında saçları bulunur. Başları kazan kadar vardır. Çoğunun kulakları halkalıdır. Her biri kırk, ellişer dirhem tüfek atar. O kadar atıcılardır ki pireyi vururlar. Sf. 550

    Beğenilen sanatkârları: Usta ve mühendisleri o kadar ünlüdür ki, benzerleri ancak Sakız’da ola. Terzileri öyle Frenk teğelli giyecekler dikerler ki, dikiş yerleri ipek tellerinden fark olunmaz. Berber dükkânları tertemizdir. Saraçları gayet usta olurlar. Sf. 557

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 550 ile 557 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Van Gölü’nün şekli: Makdisî tarihinde anlatıldığına göre, Nemrut, Allahlık iddiası ile dünyayı gezerek bütün usta ve dağdelenleri toplayıp, kırk yılda bir Nemrut seddi (1) yaptırmış ki, temelinden tepesine işçiler her taşı yedi günde ancak çıkarırlarmış. Sf. 514

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 514) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2023); Burada bahsedilen Nemrut Adıyaman’ın kuzey doğusundaki Nemrut Dağı’dır.

  • Bitlis Hân’ı toprağında eski bir handır. Yanında başka hiçbir imâret yoktur. Hattâ hayır sahibi merhum Hüsrev Paşa, bu handan tâ Van deryasına varıncaya ve yine bu handan tâ Bitlis şehrine gelinceye kadar, hanın sağ ve solunda, tam üç saatlik Rahova (Rahva) sahrası içinde, içi boş kemerler yaptırmış. Kış mevsiminde bütün tüccar gezginler ve çiftçiler bu tâkların altından geçerler; burası kendilerine temmuz ayında soğuk bir mahzen, kışın da sıcak bir hamam olur. Çünkü bu sahraya düşen kar ve yağmur, ne Erzurum ne Muş ne de diğer belli sahralara düşer. Tam sekiz ay minare boyu kar ile bu Rahova (Rahva) kaplı olup, bu taraftan Bitlis yolu kapalı kalır. Onun için merhum Hüsrev Paşa Karun gibi para harcayıp, bu ova içinde şu han ile sağ ve solunda kemerler yaptırmış. Gelen giden kimseler her zaman geçerlermiş. Fakat zamanla buranın vakıf gelirleri zayıflamış, Kürt kavimlerine gizlenecek yer olduğu için nice yerleri de yıkılmıştır. Duvarlarının birçok durmaktadır. Sf. 513

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 513) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürdistan: Makdisî tarihine göre, Tufan’dan sonra ilk kurulan bu Cudi şehridir. Sonra Sencar kalesi ve sonra da bu Meyyâfarikîn kalesi yapılmıştır. Amma Cudi şehri sahibi, Hazret-i Nuh ümmetinden Melik Kördum’dur. Altı yüz yıl yaşamıştır. Kürdistan diyarlarını dolaşıp bu Meyyâfarikîn’e gelmiş, su ve havasından hoşlanarak burada yerleşmiştir. Çocukları ve soyu gayet çok olup İbrî ve Acem lisanından ayrı bir lisan meydana getirmişlerdir ki ne İberî, ne Arabî, ne Farisî ve ne de Dürrî’dir. Buna hâlen Kürdî lisanı derler ki bu diyarlarda kullanılır. Fakat Kürtçe de on iki türlü olup, çok kelime ve sözleri birbirine benzemez. Hattâ birbirlerinin sözlerini ancak tercüman ile anlarlar. Sf.473

    Bir ucu kuzeyden Erzurum, Van, Hakkâri, Cizre, İmadiye, Musul, Şehrizor, Harir, Ardilan, Bağdad, Deme, Dertenk veya Basra’ya varıncaya kadar yetmiş yer konak Kürdistan sayılır ki, Irak-ı Arap ile Gammani diyarı arasındaki dağ ve beldeler içinde altı bin Kürt aşireti ve kabilesi vardır. İnşallah, bunlar yeri geldikçe anlatılacaktır. Kürdistan’ın eni, boyu kadar geniş değildir. Doğu tarafında, İran hududundaki Harir ve Erdilen’den Haleb ve Şam topraklarına kadar yirmi-yirmi beş konak, en azı on beş konaklık mesafelerdir. Bu kadar ülke içinde beş yüz bin tüfekli kimse olup, hepsi Şafiî mezhebindendir. Tam yedi yüz yetmiş altı parça kale sayılır ki hepsi de mâmurdur.

    Burada çeşitli diller konuşulmakta olup, bunlar Zaza, Lulu, Hakkâri, Avılikî, Mahmudî, Şirvânî, Cezrevî, Pesânî, Sencarî, Harîrî, Erdelânî, Surânî, Halifî, Çenvanî, Imâd ve Rozikî lisanlarıdır. Bunların en açık konuşulanından aşağıda örnekler verilmiştir.

    Kürt lisanından örnekler: Yek: 1, dü: 2, se: 3, car: 4, penç: 5, şeş: 6, hett: 7, heşt: 8, ne: 9, de: 10, pânzde: 11, dâzde: 12; Selâmet hâne: Sağ geldin; Halet çih?: Halin nedir?; Cûş kalâvî: İyi, hoşum. Sf.473, 474

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 473, 474) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şu da gariptir: Bu Kürtlerin çevresine bir çizgi çizsen, o çizginin dışına çıkmaları imkânsızdır. Ancak biri gelip o yuvarlak çizginin bir tarafını bozarsa o çizgiden dışarı çıkar! Yoksa o çizginin içinde öleceğini bilse dışarı çıkmaz.

    Bu diyarda bir köpek doğursa şenlik yaparlar. Bir siyah köpek ölse, soğan suyu ile yıkayıp kefenleyerek ahlıya vahlıya köpek mezarlığına götürürler, ölen köpeğin canı için, yaşayan köpeklere koyun kebabı verirler. Arslana benzer köpekleri vardır. Bir de bunların ülkesinde aslâ kurt yoktur. Gariptir, bu Sencar dağı mukaddes topraklarda olmasına rağmen dağlarında böyle mezhepsizler bulunabiliyor. Şam dahi mukaddes topraklardan iken, onun da dağlananda Aklî, Kızıllı Mervânî, Şeymânî ve Nasîrî gibi din ve mezheb düşkünleri vardır. Sf. 470

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 470) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kadınlarının elbiseleri topuklarına iner. Tam bir sene karınlarında çocuğu taşımayınca doğurmazlar. Çocuklarına önce siyah köpek sütü verirler. Bunların ülkelerinde bir köpeğe bir taş atsan, o taşı atana aman zaman vermeyip öldürürler. Zira büyük küçük hepsinin de evlerinde beşer onar köpekleri vardır. Yemeği önce köpeğe verirler. Onu doyurduktan sonra kendileri yerler. Köpekleri ile birlikte yatarlar. Bin kuruşa, on katıra bir siyah köpek satın alırlar!.

    Bu Kürtler soğan ve peyniri dâima koyunlarında gezdirirler. Bir kimse bunların yanında bir soğanın başına yumruk vurup ezse, o kimsenin başını da onlar ezip öldürürler. Şurası gariptir: Bunlardan zengin bir kimse ölse, o adamı soğan suyu ile yıkayıp kabrine de soğan dikerler. Bütün ölülerinin kefenine mutlak köpek yünü katmak âdetleridir… Bu hallerini nice kereler sordum, doğru olarak cevap vermeyip «Pivaş hoş est» yani «Soğan iyidir» dediler. Bu bir darbımesel olmuştur: Bir Kürd’e sormuşlar, «Hükümdar olsan ne yersin?» diye. Cevap olarak: «Soğan cücüğü yerim» demiş. Hakikaten Kürtler soğanı sevip «güzel! güzel!» der.

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 469) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halkın çoğu kısa boylu, başları kele yakın, boyunları yok gibi, sanki başları hemen omuzdan bitmiştir. Amma omuzları geniş, göğüsleri enli, kemerleri kalın, pazıları ve baldırları boğun, ayakları geniştir. Gerçi Ferhad gibi güçlüdürler amma iyi ata binemezler. Gözleri siyah ve yuvarlak, kaşları gayet gürdür. Bunlara diğer Kürt’ler «sekiz bıyıklı» derler. Zira ikisi bıyığı, ikisi kaşı, ikisi burun deliğinden çıkan ve diğer ikisi de kulak deliklerinden çıkanlardır. Vücutları kara koyun pöstekisi gibidir. Ağızlarına pabuç sığar. At dişli adamlardır. Çocukları on yaşına gelinceye kadar erginleşmemiş ve körpedir. Amma on yaşını geçince ve yirmisinde, vakti geçmiş yiğit gibi tüylenirler.

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 468) kitabından birebir alınmıştır.

  • Saçlı Kürtlerinin durumu: Sencar’ın bir tarafına Saçlı Dağı denmesinin sebebi, bütün halkının kadın gibi fitil fitil saçlı olmasıdır. Gayet pis ve pinti bir toplumdur. Başlarında bit ve pire yuva yapmıştır. Elbiseleri alaca sof, şâl ve şapkedendir. Kuşakları ipekten olup, sarıkları da alaca serbend ve ipektir. Ayaklarına pöçüklü, palsandi, sadisî hezârî, kepkepli ve kuyruklu pabuçlar giyerler; çünkü burası gayet taşlık yerdir. Silahları kılıç, hançer, tüfek ve cabdır. Cab, bele bağlanıp ok ve yay konulan şeydir. Kurşun atmada o kadar hünerlidirler ki pireyi gözünden, deveyi dizinden vururlar. Amma tüfeklerini görsen bir paraya almazsın.. Maliyetli değillerdir amma güzel nişan alınır.

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 468) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu hamamların hepsi şehrin çöpleri ile ısıtılır. Gayet sıcak olurlar. Değme adamın bir saatten fazla bu hamamlarda durmaya gücü yetmez. Rum’da odun ile hamamı bu derece kızdırmak kabil değildir. Hamamda çöp yakmanın bir faydası daha var ki, şehir içinde zerre kadar çöp kalmaz. Hepsi zenbil zenbil hamama taşınır ve yakılıp yok edilir. Şehir sokaklarında ve dışında çöplerden eser kalmaz. Gerek şehir içi, gerek şehir dışı her zaman temiz olur. Bu durum yalnız Diyarbekir’e ait olmayıp, Arabistan hamamlarının hepsi bu şekilde çöpler ısıtılır. Sf. 447

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 447) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hesapsız sevimli ve beğenilen gençler vardır ki güzel yüzlülük, letafet ve iyi huylulukta eşsiz olup, güzel görünüşlü, peri yüzlü, ay yüzlü gençlerdir. Doğu bölgesi olduğundan, kullandıkları kelimeleri açık seçik konuşurlar. Âşıkların gönülleri hayat bulur. Her cümbüş ve hareketleri, yürüyüş ve duruşları insanı hayrette bırakır. Hepsi zarif ve nükteci gençlerdir.

    Bu Diyarbekir’de öyle yetenekli şairler var ki, her biri sanki Fuzuli ve Ruhi gibidir. Birçoğu ile sohbet ettik. Hakikaten benzerleri bulunmayan birer fazilet sahibi kimselerdir. Sf. 446

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi IV – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 446) kitabından birebir alınmıştır.