“… beni büyük bir saygı içinde dinleyen Enver Paşa’yı tetkik ediyordum (inceliyordum). Naciye Sultan’la evliydi…. Öfkeli ve muhteris (hırslı, ihtiraslı) bir insan olduğunu hemen fark ettim. Tuhaftır bana Hüseyin Avni Paşa’yı hatırlattı, yalnız onun kabalığı Enver Paşa’da nezakete, zekâsı da kurnazlığa dönüşmüştü. Bu çeşit insanlar bir yere bağlandılar mı, hele menfaatleri de besleniyorsa, sadakatlerine hudut yoktur. Almanların niçin kendisini seçtiklerini ve tuttuklarını kavradım. .. Koskoca Osmanlı ülkesinin Harbiye Nazarlığı bu, güzel yüz sahibi olmaktan başka bir meziyeti (özelliği) olmayan askerin (Enver Paşa’dan söz ediyor) eline kalmış olması hazin (hüzünlü) bir hakikattir. .. Enver Paşa, akrabası sabık (düşürülmüş) Padişaha, bana, soru soruyordu; “Her zaman ve her halde (durumda) yapılacak bir şey vardır, fakat yapılacak şeyi yapabilecek biri de bulunmak gerektir, Şevketmeap Biraderim hazretleri bu işleri benden daha iyi bilirler.” dedim ve… Münferit sulh (diğer müttefiklerimizi beklemeden ve daha fazla zayiat vermeden barış yapma isteği) aranmasının devletin yararına olacağını söyledim.”
Alıntı: Abdülhamit’in Hatıra Defteri – Hazırlayan: İsmet Bozdağ, (Kervan Yayınları 1968- Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın