Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

 11 Mart 1341 (1925) tarihinde İçtima: 75, Celse:1, Birinci Reis Vekili İsmet Bey 

Nafıa (Yararlı İşler, Bayındırlık) Vekâleti Bütçesi:

Mithat Bey (Aydın); ” ..  Bendeniz devri istibdatta (Abdülhamit döneminde, baskı döneminde) tahsil ettim (okul okudum) ve devri meşrutiyette (1908’de ilan edilen Meşrutiyet devrinde) mühendis oldum ve devri cumhuriyette de arkadaşınız bulunuyorum. Sf.352 Bugün Türk mühendisleri hakikaten Avrupa’daki arkadaşları kadar kıymetlidir ve bununla Türkler iftihar edebilirler. Mühendislerimiz ilmen, ahlaken yüksektirler…  Fakat bu efendiler Nafıa Vekâletinin emrine geçtikleri zaman tuhaf, âdeta atıl bir hal alıyorlar. Bilâkis hayatı hariciyeye (serbest hayata) atıldıktan sonra azimperver (azimli)  oluyorlar. Hâlbuki nafıada bu azimlerinden istifade olunmuyor (yararlanılmıyor). Bendeniz bütün bu şeyleri tetkik ettiğim (araştırdığım) zaman öyle zannediyorum ki, bütün bu şeylerin sebebi, idarî teşkilâtın (idari kuruluşumuzun) noksanlığında ve bir de Vekâletin mükemmel bir heyeti fenniyesinin (fen adamları topluluğunun) bulunmamasındadır.” Sf. 354  

2. Celse: İsmet Bey

Rüştü Paşa (Erzurum); “Efendim! Haritaya göz gezdirecek olursak, Nafıa işlerinde en ziyade ihmal edilmiş kısım Şark (doğu) vilâyetleridir. Asayişin takarrürü (yerleşmesi), maarifin (öğretimin) ilerlemesi arzu ediliyorsa, şimendiferden (demiryolundan) vaz geçtik, hiç olmazsa Trabzon’dan çıkan bir yolcu Muş’a, Bitlis’e kadar gidebilmelidir, Erzurum’dan çıkan bir yolcu Diyarbekir’e kadar gidebilmelidir, ana hatlar bu suretle teessüs etmelidir (kurulmalıdır). Bu yollar için fazla bir paraya da ihtiyaç yoktur. Bu yolların bir kısmı harp zamanında Ruslar tarafından yapılmıştır. Yapılan yollar da maatteessüf görüyoruz ki, harap olmaktadır. Hiçbir memur Van’a, Hakkâri’ye gitmiyor. Hiçbir idare memuru, hiçbir muallim (öğretmen), hiçbir nafıa memuru bu mıntıkaya (bölgeye) gitmek istemiyor. Haklıdır. Çünkü giderse çocuğunu okutamıyor, iaşesini (yiyecek ve içeceğini) temin edemiyor, hatta bir mektup alamıyor, bir gazete okuyamıyor. İstanbul’dan Hakkâri’ye bir mektup iki ayda gidiyor, Hakkâri’ye gidenler de şöyle böyle açıkta kalmış olan kısımlardır. Zarurî olarak gidiyor, gider gitmez de kaçmak sevdasına düşüyor, kaçmak çaresini arıyor. Yolların arzı (genişliği, eni) 4,5 metre yapılmaktadır. Yani iki kamyon yan yana gelirse geçemeyecektir… Ruslar tarafından yapılan yollar 10 – 12 metre kadardır. Bu yapılan yollarda nazarı dikkatimi celbeden şey, dönük yerlerinde (virajlarda), bilhassa Zigana dağında filân korkuluk yapılmıyor. Kamyonlar vesaireler giderken yuvarlanıyorlar, hiç ay geçmez ki, kamyon yuvarlanmasın, bir kaç kişi ölmesin. Bu gibi büyük vakayi (olaylar) oluyor. Bunu da nazarı dikkatlerine arz ederim. Taahhüde verirken bunların dönek yerlerine ve sairesine korkuluk yaptırılsın. Sf. 386

Nafıa Vekâleti Bütçesi Görüşmelerine Devam; 

 Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 45 (27.02.1925 / 17.03.1925) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre; 2, Sene; 3, İçtima; 75, Celse: 1, – Sf. 352 ile 388 arası) kitabından birebir alınmıştır.

Posted in , , , , ,

Yorum bırakın