Sabetaycı kaynaklara göre Sabetay’ın yakınlık kurduğu dervişlerden biri, tanınmış bir şair ve sûfi olan Niyazi Mısrî Dede’ydi. Niyazi 1617 ya da 1618 yılında Malatya’da doğmuştu. Bir Nakşibendi dervişinin oğluydu. Önce Halvetilere katılmışsa da bir şair ve bir sûfi olarak kendisine büyük saygı gösteren Bektaşiler arasında yaşamıştı. 1670 yılında Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa, Niyazi’nin Kabalacı kehanetlerde bulunduğunu duyunca onu Edirne’ye getirtti. Sabetay’la da bu sıralar tanışmış olmalılar. Daha sonra Niyazi İstanbul’daki bir Bektaşi tekkesinin başına geçince, Sabetay’ın onu sık sık ziyaret ettiği ve buradaki ayinlere katıldığı biliniyor.
Her ikisi de din konusunda aykırı fikirlere sahip olan Sabetay ve Niyazi’nin birbirlerinden bir hayli etkilendiklerini tahmin etmek güç değil; bu dostluk onları Yahudiler ve Müslümanlar arasında süregelen geleneksel inançlardan biraz daha uzaklaştırmış olmalı. Niyazi’nin derviş olmasının yanı sıra (dervişler arasında aykırı fikirleriyle sivrilmiş, Cemal Kafadar’ın tanımıyla “karizmatik ve gaddarlığıyla tanınan bir sûfiydi” gizlice Hıristiyanlığa geçtiği de söyleniyordu. Sf. 219
Sabetay özellikle Bektaşi tarikatını kendine yakın bulmuş olmalı, çünkü bu tarikatın Müslümanlarca bir hayli yadırganan âdetleri Sabetaycıların ibadet şekillerine benziyordu. (…)
Sabetay Sevi’nin geçmişiyle ilgili karanlıkta kalan konulardan biri de bu tarikatla ilişkisinin boyutları ve Niyazi Mısrî Dede’nin Sabetaycı harekete katılıp katılmadığı sorusudur. Niyazi Mısrî’ye göre tüm dinler temelde aynıydı, zaten gizlice Hıristiyan olmakla suçlanan bu kişinin Müslüman olmuş Yahudi bir Mesih’in tarikatına girmiş olması muhtemeldir. (Kayıp Mesih, 2002, s. 216-217-275) Sf. 220
Alıntı; Efendi (Beyaz Türklerin Büyük Sırrı) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 88. Baskı 2014 – Sf. 216 ile 220 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın