Ama bu meseleye devanı etmeden önce, hayatında birçok karanlık noktalar olan bir kişiyi size tanıtmaya çalışacağım.
Gelin XVII. yüzyıla bir daha gidelim…
Gerçek adı tam bilinmiyor.
Albertus Bobowski… Alberto Bobevio… Leopolitano Bobowsky… Albertus Bobovius… Albert Bobowski… Wojciech Bobowski.
1610 yılında zengin ve asil bir ailenin oğlu olarak Lehistan’ın Lwow şehrinde doğdu. Litvanyalı olabileceği de iddia ediliyor.
İyi eğitimliydi, on yedi dil biliyordu, nümerolojiye meraklıydı, musiki ve tıp tahsili görmüştü.
Otuz yaşında esir alınıp Osmanlı Sarayı’na getirildi.
Müslüman oldu ve “Ali Ufkî” adını aldı.
Enderun’da eğitildi.
Sultan IV. Mehmed’in tercümanlarından biri olan Ali Ulvi, kısa zamanda santur çalmayı ve Türk musikisini öğrendi.
Öğrendiklerini unutmamak için notaya aldı. Bu sayede, Türk musikisi eserleri ilk kez Batı notasıyla kâğıda döküldü. Sf.193
Ve dikkat buyurunuz, İncil’i ve Tevrat’ı Türkçe’ye çevirdi! Niye Türkçe’ye çevirdiğini anlayamadım. Osmanlı’da ilk “misyoner” çalışma bu olabilir mi ?
Ali Ufkî’nin bizi ilgilendiren yanı, çevirileri değildi; 1665-1673 yılları arasında yazdığı, ilahi olarak okunan kutsal şiirler, yani “mezamir”di.
Tek şiire mezmur; çoğuluna mezamir deniyor. (Orhan Hançerlioğlu, İslam İnançları Sözlüğü, 1994, s. 337.)
Tanrı’ya övgü, yakarma, dileme, şükür gibi değişik konulan işleyen mezamir, ilk kez Yahudilerin Zebur adını verdikleri kutsal kitapta yer aldı. Bu kitapta 150 Mezmur vardı. Sf. 194
Alıntı; Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı (Efendi II) – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 1. Baskı Haziran 2006 – Sf. 193, 194) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın