Sekizinci asırda, gelenekçiler arasından Mutezile denen bir gurup çıktı. Mutezile, Vasıl bin Ata tarafından kurulan ve aklı öne çıkaran bir öğretiydi. “Büyük günah işleyen kimse ne kâfirdir, ne de mümindir, iki yer arasında bir yerdedir.” diyen Vasıl bin Ata, hocası Hasen-ül-Basrî’nin (642 – 728) sınıfından ayrıldığı için, bu öğretiye ayrılanlar manasına Mutezile adı verilmiştir. Bu öğretiye Kaderiyye de denir…..
Mutezile öğretisi, aklın güzel veya çirkin demesini esas alıyordu. Tanrı’nın yarattığı şeylerin güzel veya çirkin olmasının seçimini akla bırakıyordu. Güzel olduğu akıl ile anlaşılanları Allah yaratmağa mecburdur diyordu. Cin ve şeytana inanmıyor, “Cin; zeki, dahi insan demektir. Şeytanlar da kötü kimseler demektir.” diyordu. Mutezile öğretisi, insan dilediği işi kendi yaratır diyerek, kaza ve kaderi ret etmişti.
Mutezile, kişi inancı ve eylemleri konusunda insanları iyiliğe çağırmalı, iyiliği yaymalı ve kötülüğe karşı insanları uyarmalı ve sakınmalıdır diyordu. Bu görüşten hareketle, Mutezile, sarayın lüksünü şiddetle eleştirmişti. Kurulu düzene karşı da sık sık siyasi hareketlere girişiyordu. Siyasi karşı çıkışlar, teolojik bir tartışmayı da beraberinde getirdi. İnsan işlerini kim yönlendiriyordu. Emevîler ve teolojistleri, kendi yaptıklarının kendilerinin kusurları olmadığını, çünkü öyle olmasını Tanrı’nın istediğini söylüyorlardı. Kuran, Allah’ın her şeye gücünün yettiği ve her yerde hazır ve nazır olduğu konusunu ısrarla belirtmişti. Ancak, Kuran’da aynı ısrar, insanın sorumluluğu konusunda da vardı. Allah, onlar kendilerini değiştirmeden, insanları değiştirmezdi.
Mutezile, adaletin Tanrının özü olduğunu söylüyordu. Şiiler de böyle derlerdi. Mutezile devam ediyordu, Allah akla aykırı hiçbir şeyden hoşlanmazdı. İnsan kendi kaderinin yazıcı ve yaratıcısıydı. Eğer, her fiilin yaratıcı ve yaptırımcısı Allah olursa, kişinin hür olarak yapmadığı hareketlerden dolayı cezalandırılması adaletsizlik olurdu ki bu mümkün değildi, çünkü Allah adildi. Ama bu, kadir-i mutlak düşüncesi ile çelişiyordu. Burada, Mutezile ve gelenekçiler ayrılıyorlardı.
Alıntı; Bizimkiler VII (Müslüman İmparatorluğu) – Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 98, 99) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın