Güvenlik güçleri ortada yoktu!
Saldırıların sonu gelmiyordu. Camilerde “Komünistler üç din kardeşimizi şehit etti. Oruç ve namazla hacı olunmaz. Bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır” şeklinde vaazlar verildi. Ve 23 Aralık 1978’de Alevilerin yaşadığı mahallelerin etrafı sarıldı. Önde maskeli ve bu kez silahlı sivil unsurlar, arkalarında ise “Aleviler camileri yakıyor, Aleviler sularımızı zehirledi” rivayetleriyle galeyana getirdikleri baltalı, kazmalı, kürekli, sopalı kalabalıklar vardı.
Evleri yakıyor, içindekileri hunharca katlediyorlardı. Yaktıkları, yıktıkları evler tıpkı 6-7 Eylül olaylarında olduğu gibi önceden kırmızı boyayla işaretlenmişti. Ve saldırganların ellerinde cephanelik denebilecek kadar silah vardı. Bu silahları nereden gelmişti?
Günlerce süren katliamın manzarası korkunçtu:
Ortadan ikiye ayrılan çocuklar, gözleri tornavidayla oyulan yaşlılar, karnı deşilen hamile kadınlar, tecavüz edildikten sonra kafası baltayla kesilen kadınlar, ağaçlara asılan gençler, diri diri yakılanlar…
Devlet görevlilerin hiç müdahale etmediği ve üç gün kesintisiz süren katliamın bilançosu da korkunçtu:
111 ölü, bini aşkın yaralı. Sf. 262
Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 2007 – Sf. 262) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın