Paradokslarla doluyuz, ilk defa entelijansiya, pro-Arap bir tutum alıyordu. Sol siyasi hareketler daha açık oldular, Avcıoğlu’nun başında bulunduğu Yön Hareketi, Baasist bir çizgiyi savunuyordu ve Türkiye İşçi Partisi, Arap halklarının uyanışını sevinçle karşılıyordu; Sovyetler Birliği ile dostluk, bir Kemalist miras sayılarak, yüksek tutuluyordu ki Mısır Lideri Albay Nasır da aynı çizgidedir.
Daha radikal sol, bir yandan, “Orta Doğu Devrimci Çemberi” diyor ve diğer yandan Filistinliler ile birlikte İsrael’e karşı savaşmak üzere sıraya giriyordu. Ancak bütün bunlar, önce içinden bozuldular ve sonra, 12 Mart 1971 Darbesi ile kırıldılar. Bu şekilde “Türkiye’deki İsrael” güven topluyordu; 12 Eylül 1980 Darbesi’ne gelindiğinde, bu güven hem etkili oldu ve hem de, Darbe ile birlikte daha da artıyordu. 1993 yılında Profesör Çiller’in başbakanlık koltuğuna oturtulmasını, o zaman da bir “darbe” ilan etmiştim ve şimdi “İsrael Darbesi” diyebiliyorum.
İşte bu yılda büyük gazeteci Uğur Mumcu katledildi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bitlis, bir uçak kazasına kurban gitti ve ben anında, “vezir düşürmesi” teşhisi yaptım; şimdi suikasta uğradığına inanılmaktadır. Aynı yılda, görevdeki cumhurbaşkanı Özal da ansızın sahneden çekildi; ailesi şimdi daha yüksek sesle “öldürüldü” demektedir. Aynı yılda, pek çok seçkin aydının, Sivas’ta, bir otele toplanarak yakıldığını unutmuyoruz. Sf. 114
Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın