Bir, grevlerin çok yükseldiği bir zamandı ve Vakko fabrikasında da grev yapılıyordu. Ancak aynı zamanda Vitali Hakko’nun arkeoloji müzesinde defilesi var. Demirel başbakandır ve Süleyman Demirel’in bir de, Barlas Küntay nam turizm nazırı vardı; İstanbul’dan Ankara’ya, döndüğü sırada ve yolda, Nazır Küntay, Başvekil Süleyman Beyefendiden bir emir alıyordu. Başvekil’den Nazır’a emir şudur: “Dön, Vakko’nun Arkeoloji müzesindeki defilesine git. Fabrikaları grevde, ama onlar defile yapıyorlar, yanlarında olalım.” Herhalde bundan daha sınıfsal bir hükümet düşünemeyiz. Hükümetler, Vitali Hakko’nun yanındadırlar.
İki, Vitali Bey, “arada bir uğrarlar, çıkar, küçük bir meyhanede öğlen rakısı içerdik” diyor ve “ama bu defa habersiz gelmişlerdi ve yüzleri sapsarıydı” yollu ekliyordu. Üç kişiydiler, birinin adını veriyorum, Türk Solu’nun “uluları” arasındadır, Hakko’yu hep “Reis” çağırıyordu ve bu Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur, yüzü sapsarıydı. Yüzleri sapsarı, Vitali’yi sardılar ve hemen Vitali Hakko’yu arka kapıdan kaçırdılar, korumaya aldılar. Can’larıdır.
Ölüm tehlikesi vardı ve “Ulu” Solcu Reis, Vitali Hakko’ya siper oluyordu. Koruma altında Hayatım Vakko’ya, otomobilde hem kaçırıyor ve hem de anlatıyordu; İşçiler, Pendik’ten harekete geçmişti, yürüyorlardı; yürüdükçe çoğalıyorlardı, katılım vardı, Jak Kamhi ve Nejat Eczacıbaşı çoktan öldürülmüştü, daha doğrusu, “öldürüldüğünü duyduklarını söylediler.” Söyleyen, “Türk” Solu’ndan sapsan yüzlü “Ulu” Reis Bedri Rahmi Eyüboğlu’ydu; ve “Türk” Solu’ndan Ulu Reis ve arkadaşları, Vitali Hakko’yu, böylece, kurtardılar. Günün adamı oldular. Sf. 174
Alıntı; Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın