Üstelik Mevlâna’yı son zamanlarda ailesi dışında hiç bir kimse ile görüştürmemeye başlamıştım. Günü benimle başlıyor, gecesi benimle bitiyordu. Allah muhabbeti insanların dedikodu türünden gevezeliklerinden tabiî ki taşkın olmalıydı, o bir elmastı, ne işi vardı tenekelerin yanında. Kanı kaynayan, dili benim kadar sivri, bakışı delici, hoyrat Alâeddin bir sabah babasının hücremden çıkışı sonrası birden içeri dalıp:
-Libası kara, dili kara yabana, eşkıya, ne istiyorsun Mevlâna’mızdan?
-Birincisi, destursuz girdin. İkincisi, selam vermedin. Üçüncüsü benim bir ismim var. Gelelim derdine, seni dolduranların akılları vardı da, niye seni üzerime saldılar?
-Babamın hatırı olmasa buradan seni doğramadan çıkmazdım.
-Geç boş konuşmayı, sen ağzı köpürmüş köpek gibi dişini gösterdiğine göre ısırmaya niyetli değilsin.
-Babamı bizden çaldın, sen delisin. Sf. 116
Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın