Büyük bir savunma boşluğu ve asker azlığı söz konusudur. Osmanlı Beyliği işte bu savunmasız sınırlarda doğuyordu; Paleologoslardan hoşnut olmayan çok sayıda akritai de bu beyliğe katılıyordu. Osmanlı Beyliği boşluğa doğmasına rağmen Bitinya bölgesinde, Balkanların tersine, yavaş ilerlemişti. 1340’lara kadar sadece Marmara çevresinde tutunabiliyordu. Bir göçebe devleti için oldukça düşük hızdaki bir yürüyüştür; tarih açısından ise bir sapmadır. Buradaki sapmayı bir örnek çerçevesinde açıklayabiliriz. Yıldırım Bayezid’ın uzun bir zaman boyunca almayı başaramadığı İzmir’i, Timur’un göçebe Moğol ordusuyla zaptetmesi sadece iki haftayı alıyordu. Bu hızı, Osman ve Orhan zamanının yıllar süren Bursa, İznik ve İzmit kuşatmalarıyla karşılaştırmak mümkündür.
Colin Imber bu yavaşlığı Osman ve Orhan zamanının askeri zayıflığı ile açıklıyor ki, Osmanlı’nın Türkmen savaşçıları cezbedemediğinin kanıtıdır. Imber’a göre, kuruluş döneminin Osmanlı ordusu nizami bir savaşta düzenli bir ordunun üstesinde gelebilecek kapasitede değildi. 1302 yılında Bapheon’da yendiği birlikler ise küçük ve görünürde düzensiz Bizans kuvvetleri idi. W. L. Langer ve R. P. Blake ise, 1329 Pelekanon Savaşı’nda Bizans kuvvetlerinin asıl çekirdeğinin sadece üç yüz şövalyeden oluştuğunu yazmaktadır. Demek ki Osmanlı, kayda değer bir direniş ile karşılaşmadığı halde ilerleyemeyecek kadar güçsüzdür. Sf. 261
Alıntı; Ansiklopedi II, Çıkış – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 261) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın