Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Abdullah Öcalan ve PKK

  • Apo, Türkiye’yi çok seven ve Kemal Paşa’yı çok önemseyen bir Kürt ey­lemcisidir. Dökülen kanlar, bu gerçeği görmemizi engellememelidir. Sf. 455 Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 455) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir gün Bekaa’da Öcalan ile bir odada idik, yalnızdık. Konuşuyorduk, Apo aynı zamanda hep trt radyosunu dinler, kulağına yapıştırmıştı, birden, “Apo” dedim, “bir insanı öldürmek mi istiyorsun, Tanrı yap, Tanrılaştır.” Birden he­yecanlandı, “Hocam, işte bu, çok doğru” dedi, başladı, “bu PKK’liler işte beni böyle yapıyorlar, hocam, bunlar beni Allah yapıp öldürüyorlar” ekledi. PKK’ye çok ağır…

  • Eğer kendilerine Kürt diyorlarsa, “bizim Türklerle ayrımız, gayrımız yoktur” dedirtmek bize düşer. Bu politikada önemli bir aşama kat edilmiştir. Dillerini ve türkülerini, yetmişli yıllarda biz yasaklamıştık. Bir mücadele yaptık ve bunlardan geri dönülmüştür, önemli sayıyorum. Bir: Şehit edebiyatı ile hiçbir yere gidemeyiz. Artık “kalan sağlar bizimdir” demek zorundayız, iki: Dağdakileri, Barzani ve Talabani’ye karşı konuşlandırmamız…

  • Türkiye’de bir ara çok önemli bir söz vardı, “Kültler Türkiye’yi Bölecekler”; Kürt denince akla, bölücü geliyordu. Bu görüşe hiç katılmadım, Türkiye Kürtlerinin Türkiye’yi böleceklerine hiç inanmadım. Benim bu görüşüm çok nettir. Sf. 334 Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 334) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kendini tarif özgürlüğü…” 2002 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Macar romancı İmre Kertesz’in bir sözü bu. “Sürgündeki dil” başlığını taşıyan bir yazısında uzun uzun “kendini tarif özgürlüğü” üze­rinde durmuş. Batı demokrasilerinde bile devlet otoritesinden kaynaklanan ayrımcılıktan dert yanıyor. Toplumda kendini ayrı­calıklı görme illetinin, “öteki”ne üstün görme küstahlığının de­mokrasilerde de sona ermemiş olmasından yakınıyor. “İnsan ru­hunu…

  • Örneğin Celal Bayar, 10 Aralık 1936 tarihli “Yüksek Başvekâ­lete” başlıklı raporunda şöyle der: “Doğu illeri bizim rejimimize gelinceye kadar kati bir tarzda hâkimiyetimiz altına girmemiştir. Geçmiş hükümetler, halk üzerindeki hâkimiyetlerini ağalar ve şeyhler vasıtasıyla yürütmek istemişlerdir. Ağalar ve Şeyhler soyduklarının bir kısmını hükümet erkânına vermek suretiyle müşterek idarei maslahat (vaziyeti idare etme) devri yaşanmıştır. Şark’ta…

  • Bizde uygulanan modele tepkiyi, Şeyh Said’in torunu, eski DP ve DYP milletvekili Abdülmelik Fırat 1999 yılının nisan ayında, aşırı bir dille şöyle ifade eder: “Yaşananlar ortada. Bu sistemin garabetlerinden biri şu: eğer siz Arap, Kürt, Arnavut, Boşnak, Çerkez olduğunuz halde ‘Ben Türk’üm’ derseniz, Kürtlüğünüzü dile getirmezseniz, size bu ülke­de en yüce noktalar bahşedilir. Bir nevi…

  • 1870’te İtalya ulusal birliğini kurduğunda nüfu­sunun sadece yüzde 4’ü İtalyanca, yine o yıllarda Fransa’nın an­cak yarısı Fransızca biliyordu. Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 534) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kardeşi Osman Öcalan’ın 28 Ekim 1999 tarihli İsviçre’nin Neue Zürcher Zeitung gazetesine verdiği demeçte şu satırlar ilginç: “1 Eylül itibariyle (1999) silahlı mücadele bitti. Bir daha başlamayaca­ğız. Öncelikli hedefimiz, Türkler ile Kürtlerin bir arada yaşaması­dır. Bağımsızlık, federasyon ya da özerklik başka şeyler. Ayrılık­çılıktan vazgeçtik, Türklerle birlikte yaşamaya karar verdik. De­mokratik bir cumhuriyette özgürlük içinde yaşamak,…

  • Sanıyorum, bizim “Özel Kuvvetler” den. Bütün hayatı Güneydo­ğu’da, PKK’ya karşı geçmiş. Anlattıkları bazen irkiltici… Şam’da tesadüfen tanıştım. Kulağıma eğiliyor: “Şemdin Sakık, Apo’ya karşı yeni bir örgüt kurmuştu. Hatta biz bir miktar silah da vermiştik, birbirlerini yesinler diye… Biraz da­ha bıraksaydık iyi olabilirdi. Erken aldık şerefsizi…” 25 Nisan 1998 Hürriyet‘in manşeti: “Sakık’ın ifadesini açıklıyoruz. Dehşet itirafları!…

  • Kürtçenin Cumhuriyet döneminde ilk kez yasaklanması, 1925 yılında kabul edilen ve uzun yıllar gizli tutulan Şark Islahat Planı uyarınca gerçekleşiyor. Planın 41. maddesi şöyle: “Malatya, Elazığ, Diyarbakır, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Ho­zat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ova­cık, Hısnımansur (Adıyaman), Besni, Arga (Arguvan olmalı), Hekimhan, Birecik, Çermik vilayet ve kaza merkezlerinde, hükümet ve…

  • Tarık Ziya Ekinci Anlatıyor; “Ömer, babamın amcasının oğlu, Şeyh Said İsyanından Lice’de devletin ilk idam ettiği kişi… O yıllar, 1924-1925. Lice’de Şapka İnkılabının sonrası. Şapka satan tek dükkân var Lice’de: Hikmet Çetin’in amcası Tahir… Ucuza getirip bayağı pahalıya satıyorlar. Ömer de tel çekiyor Ankara’ya, Mustafa Kemal’e: ‘Sıkıyönetim komutanı falan zatla şapka ticareti yapıyorlar; elli kuruşa…

  • Tarık Ziya Bey: “Hayal meyal hatırlıyorum. O zamanlar Lice dağın eteklerine uzanırdı. Tepeye kadar teras teras. Bizim mahallede bir cami vardı. Jandarma mitralyözlerini caminin toprak damının üstüne kurmuştu. O mitralyözlerin güneş altında nasıl parıl parıl parladığı gözümün önüne gelebiliyor hâlâ…” Çocukluk hatırası olarak silah… Devam ediyor Tarık Ziya Bey: “Hafızama kazınmış bir başka şey var.…

  • Tarık Ziya Ekinci 1925’te Lice’de doğmuş. 1925 yılında çıkan ve Kürtçeyi yasaklayan Şark Islahat Planı’nın 41. maddesinde Doğu ve Güneydoğu illeri tek tek sayıldıktan sonra şöyle denmiş: “Hükümet ve belediye dairelerinde ve diğer kuruluşlarda, okul­larda, çarşı ve pazarlarda Türkçe’den başka dil kullananlar, hükü­met ve belediyenin emirlerine aykırı davranmakla suçlanacak ve cezalandırılacaktır.” Tarık Ziya Bey anlatıyor:…

  • Adı; Saliha Şener Altmış bir yaşında. Diyarbakır’da yaşıyor. Yerel seçimler öncesi, 20 Mart 1989’da bir SHP mitinginde ko­nuştu. “Gelin millet oyunuzu SHP’ye verin, zamlara ‘hayır’ demek için oyunuzu SHP’ye verin!’ dedi. Ama konuşmasını Kürtçe yap­tı, çünkü Türkçe bilmiyordu. Bu yüzden 1 yıl hapis cezasına çarp­tırıldı. Diyarbakır’da mahkemenin verdiği karar özeti şöyleydi: “Belediye önünde SHP’nin düzenlediği…

  • Resmî politika olarak “Kürt yok Türk var!” dediğimiz yıllar. 1960’lann başları. Mısır’da “Arapların Sesi” radyosu arada bir Kürtçe yayın yapmaya başlar. Türkiye rahatsız olur. Kahire’deki büyükelçimiz, Başkan Nâsır’a çıkıp yayının durdurulmasını iste­yince şu yanıtı alır: “Madem ‘Türkiye’de Kürt yok’ diyorsunuz, o zaman Kürtçe ya­yından ne diye rahatsız oluyorsunuz ki?..” (Jonathan C. Randal, My Encounters With…

  • Başbakan Çillerin yakın çevresinde bulunmuş üst düzeyde bir güvenlik yetkilisiyle yaptığım bir sohbette, PKK’ya karşı mücade­lede 1994’ün bir dönüm noktası olduğunu belirtmişti. Topyekûn mücadele için asıl bu yıl düğmeye basıldığını, onun deyişiyle, “Cumhuriyet tarihinin en büyük Kürt isyanının üstüne tam bir kararlılıkla 1994’te gidilmeye başlandığına işaret etmişti. Söyledikleri şöyle özetlenebilirdi: “1994 başında düğmeye basıldı Ankara’da.…

  • Barzanî, Apo ve PKK konusunda Talabani’ye göre sözünü daha az sakınarak konuşuyor. PKK’yı terör örgütü olmakla suçluyor. Tabiî Ankara’nın duymak istediklerini dile getiriyor. “Kürt dava­sına zarar verdiğini belirtiyor. PKK’nın Irak Kürtlerinin içinde de bir taban yapması ihtimali var mı? Bu ihtimalin iki lideri tedirgin ettiği anlaşılıyor. Kendilerine hatırlatılınca önemsemez gözükü­yorlar ama bu ihtimal yok değil.…

  • 4 Ekim 1992 Irak Kürt Federe Devleti’nin kuruluşunun ilanı. 5 Ekim 1992’de Türkiye’nin Kuzey Irak’a düzenlediği en büyük çaplı askeri operasyonu yapıldı. Sf. 164 Alıntı: Kürtler – Hasan Cemal, (Doğan Kitap 2. Baskı 2003 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Celal Talabani’nin heyecanı da, Apo’ya öfkesi de anlaşılan bu yüzden. Kürtlerin ele geçirdiği bu eşsiz fırsatın değerlendirilmesine taş koyan bir insan olarak Apo’ya ağzına geleni söylüyor: “Bu adam hasta, tam bir megaloman… Saçmalıklarıyla Kürt da­vasına büyük ihanet içinde. Marksist-Leninist, aynı zamanda te­rörist! Yan yana gelen bu iki şeyden daha kötüsü yoktur Batı ka­muoyunda…” Sf. 148…