Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Anekdotlar

  • Yalnız bu durum sanıldığından yaygındır; epileptikler arasında, vecd halinde, kendilerini Tanrı ile yüz yüze konuşurken hayal edenler ve bu nedenle de “peygamber” olduklarına inananlar çoktur. Epilepsiye “peygamber hastalığı” da denmesinin nedenlerinden birisi buradadır. Sf. 212 Alıntı; Hasta Despot – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları  1. Basım, Kasım 2010 – Sf. 212) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1469 -1527 yılları arasında yaşamış olan Nicolas Machiavelli, devlet teorisinin kurucularındandır. Hükümdara söylediği, “Fransa’yı zapt etmek kolay, idare etmek zordur, Türkiye’yi feth zor, idare kolaydır” formülasyonu, Machiavelli’nin dir ve mükemmel diyebiliyoruz. Sf. 433 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 433) kitabından birebir alınmıştır.

  • Buradan, Atamanlıların “dini var, imanı yok” hallerini tekrar bulmuş oluyoruz. Dinleri, dillerindedir. Bir dinler federasyonu içindedirler ve bir din kurmayı deniyorlar. Dinleri önemsemeyen yeni bir kavme yol açıyorlar. Sf. 420, 421 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 420, 421) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fakat Mehmet, heyecanlarına daha çok basınç uygulamak istiyordu ve kendisini çok heyecanlandıran noktaya gelmişti: “Sonra oğlan çocuklarına da sahip olacaksınız; çok sayıda, çok güzel ve asil ailelerin oğlanları sizin olacak.” Sf. 391, 392 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 391, 392) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türklerin İstanbul’a girdiğini ve katliamın başladığını görünce, “Beni öldürecek bir Hıristiyan yok mu?” diye haykırarak ağladığı rivayet ediliyor. Kim ve nasıl öldürdü, bilmiyoruz, iki yeniçeri daha sonra Konstantin’i öldürdüklerini iddia ederek bahşiş almak istemişlerdi, verdiler. Sf. 370, 371 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 341 ile 343…

  • Boşnak Kralı Stephan, 1463 yılında Papa İkinci Pius’a şunları yazmıştı: “Türkler, kendi taraflarını seçen herkese özgürlük vaat ediyorlar ve köylülerin kalın kafaları, “rusticorum rude ingenium” böyle bir vaadin samimiyetsizliğini anlamıyor ve özgürlüğün sonsuza kadar süreceğini sanıyorlar; bu nedenle yanıltılmış halkın, arkamda sizin desteğinizi görmedikleri sürece, benden uzaklaşmaları mümkündür.” 1464 yılında, ülkeleri İkinci Mehmet’in kuvvetlerine teslim…

  • Cengiz, bir ciddi adamdır; zorunluluğun gereğini yerine getiriyordu. Çeşitli ırkların, halkların topraklarında hareket edenler, hoşgörülü davranmayı öğrenmeye mecburdur; başka bir yol, imkânsıza yakındır ve çıkmazdır. Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 283) kitabından birebir alınmıştır.

  • Herbert Adams Gibbons, İstanbul’a bir görevle geldiğinde, herhalde böyle bir çalışma yapacağını hiç düşünmemişti. 1916 yılında, Oxford Üniversitesinden “The Foundation of the Ottoman Empaire” teziyle doktorasını aldı. Sf. 32 Gibbons’un, çalışmasının ilk bölümünün başlığı, “Osman: A New Race Appears in History” olup, Ragıp Hulusi, bunu “birinci mebhas” ve “Osman: Tarihte Yeni Bir Irk Zuhur Ediyor”…

  • Hepsi, sultanları “çok güçlü” çizerler. En güçlüleri dahi, bir anlamda, zavallıdır; Mehmet, sadrazamı Çandarlı Halil’in Bizans’ın casusu olduğunu biliyordu, dokunamamıştır ve kinini içine attığı kesindir. Güçleri anlıktır. Mehmet’i de tahta bir çıkardılar ve bir indirdiler. Çeliğe su verdiler. Oğlu Bayezid, babasının katili idi, kendi oğlu Selim’in verdiği zehirle öldü. Bayezid bir zehirleme uzmanı idi, zehirlendi.…

  • Duttan pekmez hazırlardık. Dut bizim ikinci ana ürünümüzdü. Bağlarımızın dut ağaçları eylülü yarıladıktan sonra bile ürün verirdi, başka yerlerdeki gibi sadece haziran, temmuzda değil, iri ve çekirdeksizdi, şiresinden parmakların birbirine yapışırdı. Her evin pekmezi olurdu. Önce siyahken gitgide sararır, katılaşır, taş gibi sertleşirdi. Bıçakla keserdik. Öyle de tatlanmış olurdu ki, içimiz yanardı. Duttan rakı, sirke,…

  • Peki, biz ne yerdik? Hemen her gün çorba içerdik. Yazın içtiğimiz soğuk çorbaydı. Yarmayı, yani kırık buğdayı pişirir, ayrana karıştırır, ayran çorbası yapardık. Kışın sıcak çorbalardı, tarhana çorbaları. İki çeşit tarhanamız vardı. Ayran tarhanası ve üzüm tarhanası, ilki ayran, un ve yarmaylaydı, pişirir, güneşte kuruturduk. İkincisi ise, üzüm şırası, un ve yarmayla yapılırdı, aynı şekilde…

  • Türkler, Kürtler giysilerini evlerinde, kendi boyadıkları yünlerden hazırlarlardı. Köyde değil de, dağlarda, çay kenarlarındaki mağaralarda yaşayan çoban Kürtler şalvar, salta da giymezlerdi. Şehirlere yolculuk ettiklerinde veya peynirlerini, yağlarını satmaya katırlarıyla köye indiklerinde, üstlerinde sadece uzun gömlek ve uzun don olurdu. Karşımızdaki, Şavak, Avaz dağlarının Kürtleri böyleydi, karşı geçedeki Dersim Kürtleri de. Satacak bir şeyleri olmazdı.…

  • “Ermeni malını gizler, Kürt üstünde taşır” Sf. 311 Alıntı; Arevik (Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı) – Haydar Işık, (Satırarası Yayınları 1. Baskı, 2013 – Sf. 311) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eğer Osmanlı seni çağırıyorsa; ya vergi almak, ya askere almak, ya da öldürmek içindir. “Bu devlet eşek olsa bile binme.” Sözünü unutmayınız. Sf. 210 Alıntı; Arevik (Dersim Tertelesinde Bir Ermeni Kızı) – Haydar Işık, (Satırarası Yayınları 1. Baskı, 2013 – Sf. 210) kitabından birebir alınmıştır.

  • Miralay Kâzım, Bedros Bey’e elçiler gönderip teslim olmasını isterken, diğer yandan çepeçevre sarıldığını ihsas ettirmişti. Bedros Bey’e yazdığı birinci mektupta: “Xuş vergisini verirse sorun kalmaz.” deyince, Bedros Bey: “Xuş vergisini verir. Ancak hemen ardından askerlik çağı gelenler istenir. Amele Alaylarında Ermeni gençleri bitirildikten sonra, tenkil ve tehcir başlar. Ben bu tarzı çok iyi biliyorum. Ne…

  • Tuğgeneral Atikkan’dan sonra yine NATO’da görevli Amerikan Tuğgenerali Curtis söz aldı. General Curtis’in, bir arkadaşımızın Kruşçef’in bir sözüyle ilgili sorusuna verdiği cevap ise pek yerinde ve pek askerce idi. “Kruşçef, bir harp vukuunda ABD, Türkiye’nin cenaze namazına bile yetişemez, demiş. Ne dersiniz?» sorusuna, General Curtis şu cevabı verdi: «Bir harp vukuunda kimin cenaze namazının daha…

  • Ben Gurion kitap okurken, ya da kitaptan söz ederken, yanında hiçbir konuda konuşulmasına izin vermezmiş. Devlet işlerinden bile. Ama devlet işleri sırasında, bir kitap hakkında konuşabilirmiş. Sf. 56, 57 Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 56, 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tevrat’ta «Ve sizi bütün memleketlerden toplayacağım ve sizi kendi toprağınıza getireceğim.» (Hezekiel XXXVI – 24) «Ve atalarınıza verdiğim memlekette oturacaksınız ve siz benim kavmim olacaksınız ve ben sizin Allah’ınız olacağım.» Sf. 29 Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Açıklayayım size visal orucunu: İftar etmeden iki ya da üç gün üst üste tutulan oruca denir. Sf. 57 Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Temmuz 1989 günlü gazetenizde, “akrabam” olduğunu “yakınlarımın benden utanç duyduklarını” ileri süren, adı, kimliği belirsiz bir kişinin mektubu yayımlandı. Karşılık verdim, böyle bir akrabam olamayacağım belirttim. Ve belirttim ki, değil yakınlarım, komşularım içinde bile hep sevilip, sayılırım. Başka türlü de olabilirdi, ama yok. Çekirdek ailem olan karım ve çocuklarımla normalin de üstünde, birbirimizi sever…