Kategori: Anekdotlar
-
Gençliğinde Albay Türkeş ile birlikte Turancılıktan tutuklanan, orta yaşlılığında Adalet Partisi’nden senatör olan, şimdi Suudi Arabistan’da İslâm ülküsü için çalışan tabip üsteğmen Fethi Tevetoğlu. s.36 Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.36) kitabından birebir alınmıştır.
-
Leon Poliakov’dan öğrendiğimize göre, İbraniler, “pislik” dedikleri zaman “kilise” demektedirler; “kötülük alameti”, haç yerine geçiyor ve “kirletmek” ise “vaftiz etmek” deyişini ikame etmektedir. Kendi aralarında bir şifreleri veya dilleri olduğunu anlıyoruz. Bizde, bunlara ilave sözcükler olması mümkündür, eskiden televizyon kameralı kapılar yoktu ve cumbadan kapıdakiler görünmeyebiliyordu; bu durumda evdeki, “acı soğan getirdin mi” sorusunu yöneltirse,…
-
Halkın “Maviler” ve “Yeşiller” olarak iki hizbe, bölünmesi de bu dönemde başlamasa bile, Justinyen Çağı’nda önem kazanmıştı; bu bölünme sportif olduğu kadar ve daha çok, politik idi. O dönemde politika hipodromda, daha sonra “At Meydanı” denilen şimdiki Sultanahmet alanı ve çevresi, yapılıyordu; “Maviler” yüksek tabakaları ve “Yeşiller” ise yoksulları çağrıştırıyordu, “Mevlevi” vs “Bektaşi” bölünmesine benzetebiliriz.…
-
Enderunlu Fazıl’dan, “Gösterme halka, giy donun örtüp bacağını, Dil olma gayri kapa kutunun kapağını” Dizelerinde, işte bu manada, kullanılmaktadır. Genelev dilinde de aynı anlamdadır; İrfan Yalçın’ın “Genelevde Yas” nam eserinde, “Yaprak ‘muayeneden’ çıkar çıkmaz, gülümseyerek, ‘beğendi mi kutunu’ diye soruyordu” ifadesi yer alıyor ki, “kutu”, umumhane argosunda, ferç karşılığı olup şüphe kalmamaktadır. Sf. 211 Alıntı;…
-
Babalara oğulların, oğullara babaların idamını seyrettirmeyi seviyordu; hasta olduğunu söyleyerek mazeret bildiren babaya bir tahtırevan veya sedye gönderiyordu. Oğlu idam edilen senatörleri akşam ziyafete çağırıyor ve güldürmek için şakalar yapıyordu. Bu ziyafetlerde çok zaman senatör eş veya kızlarını, herkesin önünde muayene edip birisini alıp gidiyor ve bir süre sonra döndüğünde, geri getirdiği kadın veya kızın…
-
Asil bir baba-oğul Augustus’a esir düşmüştü, ikisinden birisine yaşam bağışlamıştı, seçimi baba-oğula bırakmıştı, baba ölümü seçti, yaşamı oğluna bıraktı ve idam edildi, ama Şefin daha sonra oğlun da intihar etmesine “izin verdiğini öğreniyoruz; her iki töreni de seyrettiği kayıtlıdır. Sf. 87 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 –…
-
Burada Montesquieu’yü hatırlamak yerindedir; Montesquieu, üçe ayırdığı devlet türlerinden, monarşinin onur’a, demokrasinin erdem’e ve despotizmin de korku’ya dayandığını yazmıştır, demokrasi ya da hürriyet düzeni ile korku, birbirinin zıddı olmaktadır. Korku’nun bireyi köleleştirdiği kesindir; feodalitede, insanların, kendiliğinden ve isteyerek, ayrıca bir törenle, köleliğe geçtiklerine işaret etmiştim. Sf. 78 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz…
-
Hayâsız idi ve hayâsızlıkta hiçbir sınır bilmiyordu; sarayında yapılan bir nikâh töreni bitince, genç gelin için, “o benim karım” diyebiliyordu. Başkasının eşini almaya, Augustus-usülü evlilik dendiğini not etmiştim, ancak, Augustus, Tiberius’un babasına, eşi Livia’yı boşamasını söylemiş ve öylece evlenmişti. Senatörler, Caligula’nın bulunduğu yerlere eşlerini ve kızlarını getirmekten korkmaya başladılar; istediğini o anda alıp bir arka…
-
Caligula imparator oluşunu kutlama törenlerine, imparatorluğunun ilk iki-üç ayında, 160 insanı kurban ettiği kayıtlıdır. Daha sonraki zamanlarında, oyunlarda, vahşi hayvanlara atılan küçük hayvanların pahalanması nedeniyle, toplanmış yoksullar ile mahkûmların kullanıldığı hep aktarıldığına göre, 160 kurbanın çoğunun yoksul ve/veya tutuklu olduklarını tahmin edebiliyoruz. Diğeri, Senatör Publus Afranius Potitus ise, Caligula yaşarsa intihar edeceğini söylemişti; iyileşti ve…
-
Yaşamak mı, hep öğrenmek’tir ve öğrenmenin sevinci başka hiçbir yerde yoktur. O kadar öyle ki, Stefan Zweig, “öğrenmenin sevinci kalmadı” notunu yazdı ve intihar etti ve bende her gün bu sevinç yükselmektedir. Sf. 11 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.
-
Felsefe ile şaka’nın bir ilişkisi var mı? Belki de “şaka”, şiddeti olmayan felsefe denemesidir. Belki de bu nedenle, ben, şiddetli eyleme dönüşmeyen faaliyetlerimde, yazı ve konuşmalarımda, “şaka” öğesini çok kullanıyorum; bir de, gülmenin insan yüzüne dans etmek ve inanmak ile birlikte, en çok yakışan üç renk olduğuna inanıyorum. Sf.125 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış…
-
Goethe’nin ünlü, “bir dil bilen, hiçbir dil bilmiyordur” sözü Sf. 123 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.
-
Şimdi daha açık yazıyorum: Sovyet Komünist Partisi, Aybar’a, Behice Boran’a ve bu arada bana, hiçbir zaman güvenmemiştir. Bizleri, kendi senaryoları için, hiçbir zaman esnek bulmamıştır; şimdi ben, sadece pek de haksız olmadıklarını söyleyebiliyorum. Sf. 107 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.
-
İhanet, kötülüklerin güvenilen eller tarafından yapılmasıdır. Hain, sadece “kalleş” değildir; hain, kendi içinizden çıkan kalleş’tir. İhanet, öldürülmeniz değildir; yakınınızın sizi öldürmesidir. Hain, güven kazanmış katildir. Bu nedenle ve tarifine uygun olarak, Madam Çiller, Netanyahu Erbakan ve Morrison Süleyman, kesinlikle hain değiller. Hain değiller, ancak ihanet için gereklidirler. Sf. 103 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış…
-
Bunlara bir de şunu ekliyorum: “Ülkemizin bütün büyük hainleri benim eski arkadaşlarımdır.” Bunu tiksinerek yeniden yazıyorum. İnönüler, Çetinler, Karayalçınlar, Baykallar, yakın ya da uzak benim eski yaranım, çenelerine kadar pisliğin ve cinayetlerin içindedir. Sf. 98 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.
-
Dünya korsanları içinde en çok, kitaplarımı izinsiz olarak basıp kendi hesaplarına satanları seviyorum. Sf. 72 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN YORUMU (2022); 2006 yılının baharında, Eskişehir Anadolu Üniversitesinin Anadolu Oteli’nde Yalçın Küçük Hoca’m ile tanıştık, konferans için gelmişti, memuriyet yıllarımda okuduğum kitaplarını hep ikinci…
-
Bunu anlatmayı pek seviyorum, Abdülhak Hamit ile ilgilidir; “Şair-i Azam”, ilk karısının ölümü üzerine; makber’i yazarak, insanlarımıza büyük bir ağıt bırakmakla birlikte arka arkaya evlenmekten de geri kalmıyor. Sonuncusu, gayr-i müslim’den Lüsyen Hanım’dır, çapkınlığı hep anlatılıyor, ama dedikodular çok yükselince, ailenin ileri gelenleri Şair-i Azâm’a duyurmak istiyorlar; kızgınlığından çok korkuyorlar, ancak Şair-i Azam, çok soğukkanlı…
-
Saptamalarım önemli mi? Sonuçları, çok önemli ve çok kanlıdır. Bir: Yobazlar, bunu biliyorlar ve Kürt sorununu kesinlikle çözmezler. Bu toplumda, sosyalist mücadele ve Kürt Yükselişi olduğu sürece yobazlara yer açılıyor ve bunu biliyorlar. İki: Şimdi sosyalist kanadımız zayıftır ve Kürt Mücadelesi bittiği anda, yobazların tasfiye edileceği kesindir. Çok kanlı bir biçimde, İkinci Mahmut’un yeniçeri güruhunu…