Kategori: Anekdotlar
-
İlk adım, Celal Bayar’ın çağrısıyla 26 Aralık 1938 tarihinde toplanan CHP Olağanüstü Kurultayı’nda atıldı. İkinci celsede verilen bir değişiklik önergesiyle parti tüzüğünün bazı maddeleri değiştirildi. Bunlardan 2. Madde daha önce “Parti’nin değişmez genel başkanı, onu kuran Kemal Atatürk’tür,” şeklinde iken, yeni maddede “Parti’nin banisi ve ebedi başkanı, Türkiye Cumhuriyetinin müessisi olan Kemal Atatürk’tür,” deniyordu. 3.…
-
(Celal Bayar’dan alıntı) “Şimdi, Mareşal [Fevzi Çakmak] Erkân-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı), ben başbakanım. Atatürk malum (…) Üçümüz Dersim de yapılan büyük ordu manevralarındayız. O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk’le göz göze geldik. Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı. ‘Ne olacak?’ dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek.…
-
Yıllar sonra, Seyit Rıza’nın hukuk dışı yargılamasını örgütleyen İhsan Sabri Çağlayangil’in açıklamasına göre, Dersim müşkülesi (müşkülâti, güçlüğü) şöyle bitmişti: “Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler. Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden. Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de…
-
1 Mayıs’ta Diyarbakır’dan kalkan üç uçak filosu, bölgeye bombalar yağdırmaya başlamıştı bile. Bu uçaklardan birini Atatürk’ün manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen kullanıyordu. Haziran ve Temmuz ayları boyunca köyler yakıldı, yıkıldı, kadınlar ve çocuklar dâhil sayısız kişi makineli tüfeklerle tarandı. Sf. 284 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe…
-
Bu endişelerin egemen olduğu bir ortamda, 20-21 Mart 1937 günü, Pah Bucağı ile Kahmut Bucağını birbirine bağlayan Harçik Deresi üzerindeki Darboğaz tahta köprüsü, Seyit Rıza’nın önderliğini yaptığı Demenan ve Haydaranlılar tarafından yıkıldı ve telefon hatları kesildi. Bunun üzerine Ankara uzun süredir planladığı askeri harekâta başlamaya karar verdi. Uçaklardan atılan 4 Mayıs 1937 tarihli bildiride, bölge…
-
Atatürk ile anlaşmazlık yaşadığı için bir süredir inzivada yaşayan İsmet İnönü, Atatürk’ün 10 Kasım 1938’de ölmesinden sonra cumhurbaşkanlığına getirildi. 26 Aralık 1938 tarihinde toplanan CHP Olağanüstü Kurultayı’nda, Genel Sekreter Şükrü Kaya’nın yerine getirilen Refik Saydam’ın önerisiyle, parti tüzüğünün bazı maddeleri değiştirildi. Bunlardan 2. Madde daha önce “Partinin değişmez genel başkanı, onu kuran Kemal Atatürk’tür” şeklinde…
-
Nitekim 1936’dan itibaren, aynen İtalya ve Almanya’da olduğu gibi, parti teşkilatlarıyla devlet teşkilatları birleştirilecek, dâhiliye vekili CHP genel sekreteri olurken, valiler bulundukları vilayetlerde CHP başkanlığına atanacak; umumi müfettişler ise hem parti teşkilatının hem de devlet işlerinin denetleyicisi olacaklardı. Faşizm cihana neşe getirdi! Aslında Kemalist kadroların faşizme sempati duymalarının tarihi epey eskiydi. Örneğin daha 1923’te Dersim…
-
III. Dil Kurultayı 24 Ağustos 1936’da “Önder Kamâl Atatürk’ün yüksek patronajı altında ve kendi yüce huzurlarıyla” açıldı. 1936 yılında Edirne Milletvekili Mehmet Şeref Aykut tarafından yayımlanan, üst başlığı ‘Kamâlizm’, alt başlığı ‘CHP Partisi Programının İzahı’ olan kitabın önsözü şöyleydi: “Türk devrimini son asırların değişikliklerini hazırlayan fikirlerle ve daha sonraları yürüyen göğdelen Rasyonel, Sosyolojik, Marksist, Faşist…
-
Bu amaçla, 1 Ağustos 1935’te, TTK (Türk Tarih Kurumu) üyeleri Hasan Ferit Çambel, Afet İnan ve Şevket Aziz Kansu, Süleymaniye Külliyesine gittiler ve Mimar Sinan’ın mezarını kazmaya başladılar. Bir iki metre sonra iskelete ulaşıldı. Antropoloji Profesörü Kansu, Sinan’ın kafatasının 89-90 ölçülerinde yani ‘Hiper-Brakisefal’ olduğunu tespit etti. Çıkan sonuç memnuniyetle karşılandı. Yani, Mimar Sinan Ermeni veya…
-
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mazhar Osman Usman, 1939’da verdiği bir konferansta; “Birçok cepheden yapıya muhtaç vatanı da soyu bozuklarla doldurmak, darülacezeler, bimarhâne ve hapishaneler için nesil yetiştirmek de hiç şayan-ı temenni (arzu edilmeye değer) değildir. Onun için sağlamları çoğaltmağa teşvik ve mecbur etmeliyiz, çürüklere de sen yetersin, senden nesle lüzum…
-
“Brakisefal Türk ırkının yaratımı olan kültür nasıl modern dünya uygarlığına kaynaklık etmişse, Avrupa’dan Afrika’ya hatta Amerika’ya kadar tüm kültür dilleri de kök dil olarak Türkçeden türemiştir!” diyen, Güneş Dil Teorisi’nin formüle edildiği 1936’da Afet İnan; “Türklerin brakisefal Alpin ırkının mükemmel temsilcileri olduğunu göstermek üzere” İsviçreli Antropolog Pittard’ın nezaretinde yaptığı doktora çalışması sırasında, Atatürk’ün emriyle tam…
-
Kongrede bu ‘üstün Türk ırkı’ Reşit Galip tarafından şöyle tanımlandı: “Uzun boylu, beyaz simalı, düz veya kemerli ince burunlu, muntazam dudaklı, çok kere mavi gözlü ve göz kapakları çekik olarak değil ufkî açılan ‘Alpin ırkı’ (…) A grubu kan gibi uzvî (organik) özelliklere; medeniyet, kahramanlık, sanat yeteneği gibi İçtimaî (sosyal) özellikleriyle tanınır.” Kongreye sarışın bir…
-
1927’den beri kademeli olarak devam eden Ağrı İsyanı’nın kanlı biçimde bastırıldığı dönemin Adliye Vekili Mahmut Esat (Bozkurt)’un 1 Eylül 1930’da Akşam gazetesinde boy gösteren şu ifadeleri, Osmanlı’nın ‘Türkler’ için yaptığı tanımların adeta bir kopyasıydı: “[Kürtler] Hayatlarında acımanın manasını öğrenmemişlerdir. Hunhar, atılgan, vahşi ve yırtıcıdırlar. Çok alçaktırlar. Yakaladıkları takdirde sizi bir kurşunla öldürmezler. Gözünüzü oyarlar, burnunuzu…
-
Muhtemelen bu dışlamaya bir tepki olan Şeyh Said isyanının bastırılmasından sonra Başvekil İsmet Paşa, 27 Nisan 1925 tarihli Vakit gazetesine verdiği beyanatında, rejimin ırkçılıkta ısrarlı olacağını ilan ediyordu: “Milliyet tek birleştiricimizdir. Diğer unsurlar Türk çoğunluğu karşısında etkileme gücüne sahip değildir. Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları derhal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek unsurları kesip…
-
1933 yılında Fransa ve ABD ile ciddi bir siyasi kriz patlak vermişti. Krizin nedeni, Prag doğumlu Yahudi entelektüeli Franz Werfel’in (1890-1945) orijinal adıyla Die Vierzig Tage des Musa Dagh (Musa Dağ’da Kırk Gün) adlı romanının filme çekilmesi ihtimaliydi. Romanda, İttihat ve Terakki yönetiminin ‘devlete ihanet’le suçladığı Ermeni tebaasını Suriye’nin Der Zor çöllerine tehciri sırasında, Antakya…
-
Yunanistan ve Türkiye, 1930’dan beri ikinci baharlarını yaşıyorlardı. 1933’te Venizelos, Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermişti. 1934’te iki ülke Balkan Antantı’nı imzalamıştı. Sf. 241 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 241) kitabından birebir alınmıştır.
-
Sevan Nişanyan’ın tespitine göre, Atatürk yaşarken adı şehirlere verilen ve heykeli dikilen 20. yüzyılın ikinci siyasi lideridir. Diğeri Stalin’dir. Sf. 228 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 228) kitabından birebir alınmıştır.
-
Askerlikle ilgili kavramların genç zihinlere nakşedilmesinde, 1931’de ’Afet’ imzasıyla yayımlanan Askerlik Vazifesi adlı broşürün büyük rolü olmuştu. Mustafa Kemal kitapla ilgili olarak Başvekil İsmet Bey’e yazdığı mektupta “yazılırken ve yazıldıktan sonra bizzat alakadar oldum” demişti. İsmet Bey ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın onayıyla kamuoyuna takdim edilen kitap, II. Abdülhamid döneminin son yıllarına damgasını vuran Alman…
-
Fevzi Paşa’nın onayını almadan hiç bir yatırım yapılamaz olmuştu. Örneğin İktisat Vekili Celal Bayar, 1936’da, demir çelik tesislerinin Karadeniz Ereğlisi’nde kurulmasını ekonomik açıdan rasyonel bulurken, Müşir Paşa “Orasını savunmak zordur” diyerek, tesisin hiç uygun olmayan Karabük’e kurulmasına neden olmuştu. Doğu vilayetlerine yol yapılmasını, sanayi tesisi kurulmasını, okullar açılmasını ‘Kürtlük akımlarını teşvik eder’ diye yıllarca engellemişti.…
-
Soyadı Kanunu çıktığında bizzat Atatürk tarafından kendisine Türker soyadı verildi. Türker dönemi başlıyor Cumhuriyet tarihinin en ırkçı, en faşizan yılı olan 1935’te TBMM’ye giren Berç Türker, Meclis’in en çok konuşan milletvekillerindendi. Üstelik çok uzun konuşurdu. Öyle ki, çoğu zaman konuşmasını bitirmek için milletvekillerinin ‘yeterlilik’ önergesi vermesi gerekirdi. Konuşmalarını dinleyen biri, karşısında gerçek bir Atatürk hayranı,…