Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Anekdotlar

  • (Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1837, İstanbul) Ayasofya kilisesinin kubbesi birkaç defa çökmüştür. Binanın içini yangın harap etmiştir. Kubbeyi dışından sağlamlaştırmak için muazzam payandalara ihtiyaç hâsıl olmuştur. Türkler üç ayrı devrede kiliseye birbirlerine benzemeyen dört minare ilâve etmişlerdir. Bunlar hiç de, daha sonra yapılan camilerinkiler kadar narin ve zarif değillerdir. Her ne kadar hemen hemen bütün…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 5 Mayıs 1837, Şumnu) Bu iş bitince padişah, başkâtibi Vassaf Efendi aracılığıyla bir nutuk verdi. Bunda, hazır bulunanlara, hallerini görüp kanaat getirmek için gelmiş olduğunu, şehirlerini ve kalelerini yeniden inşa ettirmek, memlekette nizam ve refahı bizzat sağlamak arzusunda olduğunu, kanun ve adaletin sadece başşehirde değil, memleketin her yerinde uygulanması gerektiğini söyledi. «Siz Rumlar»…

  • (Moltke’nin Mektubundan 5 Mayıs 1837, Şumnu) Yolun iki tarafında şehrin ileri gelenleri selâma duruyor: sağda Müslümanlar, solda reaya. En başta, güzel beyaz sarıklarını hâlâ muhafaza eden mollalar, yani ruhaniler bulunuyor. Onları da dünyevî büyükler takip ediyor. Sol’da, önce defne dallarıyla Rumlar, sonra balmumlarıyla Ermeniler, nihayet zavallı, alaya, ezilmeye maruz Yahudiler geliyor, bunlar burada köpekten biraz…

  • (Moltke’nin mektubundan 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Kavuk şimdiye kadar Müslümanların alâmeti farikasıydı ve paşayı, hekimi, ulemayı, tüccarı hulâsa toplumun her sınıfını ayırt ettirirdi. Yeniçerilerin yok edilişi sırasında sadece dirilerin başlarını kesmekle yetinilmedi, ölülerin kavukları da koparıldı, bugün hâlâ bu kafası koparılmış mezar taşlarından birçoğu görülebilir. Zamanımızda serpuş herkes için aynıdır ve bu mavi püsküllü…

  • (Moltke’nin mektubundan 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Burada servilikler çok defa geniş alanları kaplar ve Üsküdar mezarlığında çevresi üççeyrek millik bir orman meydana getirir. Türkler Avrupa’nın kendi yurtları olmadığını hissetmişlerdir, kehanetler onlara Roma İmparatorluğunun daima kendilerine ait olmayacağını bildirmiştir kimin gücü yeterse ölüsünü boğazın Asya tarafında, Üsküdar’a taşıtır, ölü Müslümanın yüzü kutsal Mekke şehrine dönüktür,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 22 Şubat 1837, İstanbul) Fakat eğer bir Frenk vebaya tutulursa, yüz Türkün bu akıbete uğramış olmasından daha çok patırtı ediliyor. Bununla birlikte hastalığın bir defa kendini gösterdiği yerde en ciddî tedbirlere başvurulması, bütün elbiseler, yataklar ve halıların yıkanması, bütün kâğıtların tütsülenmesi, duvarların badana edilmesi ve döşeme tahtalarının ovulması lâzım. Bunun büyük bir evde…

  • (Moltke’nin mektubundan 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Türkler hayırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar’da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazıt camiinin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır. Evlerde asla köpek bulunmaz, fakat sokaklarda bu sahipsiz hayvanlardan binlercesi, fırıncıların, kasapların sadakalarıyla ve aynı zamanda kendi emekleriyle yaşarlar çünkü köpekler burada temizlik memurlarının görevini hemen hemen…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Kibarların evleri böyle olduğu gibi, daha aşağıların ve fakirlerin evleri de böyledir. Memlekette en imtiyazlı sınıf olan Türkler’in evlerinin dış görünüşü reayanınkilerden ayrılır. Müslüman, evini, geniş cephesi Boğaz’a doğru olarak yapar, kırmızı, mavi, ya da sarı renge fakat daha çok kırmızıya boyar; hâlbuki Rumlar ve Ermeniler, evlerinin dar…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Yemekte yere küçük, alçak, arkalıksız bir iskemle konur, üzerine büyük, yuvarlak bir tahta tepsi yerleştirilir (zenginlerde daima tertemiz parlatılmış olan bir nevi pirinç kalkan), bunun üstünde bütün yemekler birden bulunur, önce leğen ibrik ve zarif işlemeli peşkirler gezdirildikten sonra herkes eliyle yemeğe girişir; bıçak, çatal ve tabak lüzumsuzdur.…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Burada yangın ne kadar korkunç ise, özellikle kışın, o kadar da kolay çıkabilir. Soba ancak birkaç Frenk evinde vardır. Türkler, Ermeniler ve Rumlar mangal kullanırlar ve mangallar yer halısının üstüne, çoğu zaman da üstü yorganla örtülü bir masanın (tandır) altına konur. Bundan, en ufak bir dikkatsizliğin bir yangın…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1836, Büyükdere, İstanbul) Öte yandan şurası da inkâr edilemez ki burada ahşap evlerde oturmak, daima rutubetli olan ve hiç bir zaman bunlar kadar güneşli, aydınlık ve ferah olmayan kârgir evlerde oturmaktan çok daha rahattır. Burada güzel bir evin baş şartı dörtte üçünün pencereden ibaret olmasıdır ki bu da ancak ahşap bir…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Mayıs 1836, Beyoğlu, İstanbul) İnsan, İstanbul nedir ve eğer burada iyi bir hükümet ve çalışkan bir halk bulunsa ne olabilirdi diye düşünmekten kendini alamıyor. Sf. 54 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 7 Nisan 1836, Beyoğlu, İstanbul) III. Selim yeniçerilerle mücadelenin taht ve hayatına mal olduğu ilk hükümdar değildi, buna rağmen onun yerine geçen hükümdar o asker sınıfının himayesine güvenmektense bir reformun tehlikesini göze almayı yeğ gördü. Dereler gibi kan akıtarak hedefine vardı. Türk sultanı Türk ordusunu mahvettiği için kendini talihli sayıyordu, fakat Yunan yarımadasındaki…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 7 Nisan 1836, Beyoğlu, İstanbul) Böylece Osmanlı saltanatı hakikatte bugün bir krallıklar, prenslikler ve cumhuriyetler yığını haline gelmiştir ve bunları uzun bir alışkanlıkla Kur’an birliğinden başka bir arada tutan şey yoktur. Eğer despot dendiği zaman, iradesi biricik kanun olan bir hükümdar anlaşılıyorsa İstanbul’daki sultan despot olmaktan çok uzaktır. Sf. 44 Alıntı; Türkiye Mektupları…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Şubat 1836, İstanbul) Hünkâr’ın (kelime anlamı; boğucu, cellat. Padişahın şeref unvanlarından biri) kayığını gören her kes yerinden fırladı; çeşmenin ve ağaçların arkasına saklandılar, bana da öyle yapmamı işaret ettiler. Sultan Mahmut bu şekilde saygı göstermeyi yasak etmiştir. Fakat yüzyıllarca süren korku reayanın iliklerine kadar işlemiş olarak duruyor. Sf. 42 Alıntı; Türkiye Mektupları…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Şubat 1836, İstanbul) Rumlar günümüzde de geveze bir millettir. Sf. 40 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836 Arnavutköy, İstanbul) Bana, Doğuda esirlerin kaderinden çok daha acısı, Türklerin zayıf cins üzerindeki maddî hâkimiyetlerinin büyüklüğü yüzünden, kadınların durumu görünüyor. Doğuda evlenme sırf cinsî niteliktedir ve Türkler âşık olmak, kur yapmak, ahu vah etmek, mutluluğun en yüksek derecesine ermek filan gibi dırıltılara kulak asmadan yahut faux frais’ lere (1) uğramadan…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836 Arnavutköy, İstanbul) Başka garip bir farka da burada işaret etmek zorundayım: Amerika’da Hıristiyan çiftlik sahipleri en kesin yasaklar ve en zalimce vasıtalarla Hıristiyanlığın esirler arasına yayılmasını önlemeye çalışırlar, hâlbuki Doğuda satın alınmış hizmetkârın, efendisinin dininde yetiştirilmesi kaidedir. Esir olarak alınan çocuklara hemen bir Türk adı verilir, bu adların çoğu Tevrat’taki…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836, Arnavutköy, İstanbul) Doğuda esaret bahis konusu olunca, bunda daima bir Türk kölesiyle Batı Hint’teki bir zenci esir arasında mevcut, dağlar kadar büyük fark gözden kaçmaktadır. Hatta bizim bu kelimeye verdiğimiz anlamla esir kelimesi bile yanlıştır. Abd esir değil, hizmetkâr demektir. Abdullah Allah’ın hizmetkârı, Abd-ül-Mecid, duanın hizmetkârı vb. dir. Satın alınmış…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat, 1836 Arnavutköy, İstanbul) Seraskerin arzusu üzerine şimdi burada, onun baştercümanının evinde bulunuyorum. Ev sahibimin adı Mardiraki. Yani Küçük Martin, kendisi Ermeni ve zengin, hatırı sayılır bir adam. Şunu da söyleyim ki burada hiç bir eksiğim yok ve bir Ermeni ailesinin ev hayatına bir göz atış pek meraklı bir şey. Bu Ermenilere…