Kategori: Anekdotlar
-
(Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya Ordugâh) Nizamiye kıtalarının da yarısını yeni askerler teşkil etmekte idi. Ölüm nispeti o kadar korkunçtu ki burada bulunduğumuz sürede piyadenin yarısını gömmüştük. Bütün bunların yerini doldurmak şimdi hemen hemen tamamıyla Kürdistan’a yükleniyordu. Köylerdeki halk dağlara kaçıyordu, peşlerinden köpekler saldırtarak kovalanıyorlardı; tutulanlar, çoğu zaman çocuklar ve sakatlar, uzun iplere sıralama…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Mayıs 1939, Birecik’te Ordugâh) Paşa’ya dün, yanlış anlaşılmaması için tercümanla harfi harfine şunları söyledim: “Mollalar sana harbin haklı olup olmadığını söyleyebilirler, fakat bunun akıllıca olup olmadığını yalnız sen takdir edebilirsin. Şartların tümü, padişahın ve Avrupa hükümetlerinin maksatları., bizim bütün ordularımızla düşmanın bütün ordularının kuvveti ve mevzileri, memleketin serveti, yığılmış olan erzak, mühimmat…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 8 Nisan 1839, Malatya) Eğin Ermenilerin baş şehridir. Asya’nın uzak bir köşesindeki bu derbende, Ermeni sarraf yani banker, eğer paşa, yani patronu ona bir iki milyon kuruş borçlu kalır ve kendisi de alış verişten bir o kadar kârla çekilirse —çünkü hesaba üç dört milyon fazla yazmıştır— hazinelerini kaçırır. (Kalfa) yani yapı ustası, (bakkal)…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Bu devletin, bu şartlarla kendi içinden çökmesi, dışardan gelecek istilâdan çok daha kolay olmayacak mıdır ve önlemek için o kadar gayret sarf edilen sonuç böylelikle kendiliğinden meydana gelmeyecek midir? Sf. 242 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 242) kitabından…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Konya, Ankara ve Malatya’da kırk bin kadar sipahi ve redif askeri toplanmıştır. Sadece bu bir felâket, hem de çifte felâkettir, çünkü hükümet bu insanları asker olarak beslemek zorunda kaldığı gibi onlardan uyruk sıfatıyla vergi alamaz; bunların ticaretleri, sanatları durur, tarlaları yoz kalır ve çoluğu çocuğu sefalete düşer. Rediflerden başka…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Suriye’nin zaptını (ki ben bunu kolay bulmamakla birlikte hiç de imkânsız görmüyorum) bir an için olmuş bitmiş farz etmeme müsaade edin. Suriye’yi bir Paşa’nın eline vermek zorunlu görülüyorsa, bu zatın kıtaların başkumandanlığını muhafazaya devam etmemesi lâzımdır. Ancak askerî ve sivil iktidarın ayrılmasıyla, Osmanlı tarihinde o kadar sık görülen ve…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 27 Ocak 1839, Birecik, Urfa) Türkler at yahut eşeği olan bir insanın yaya yürümesine asla akıl erdiremezler; durur bakar ve hayretle: «yüriri» derler. Fakat yalnız gezmek, geleneklere yayan yürümekten de daha büyük bir tecavüzdür ve insan çok sefalet içinde olmalıdır ki arkasından gelip çubuğunu taşıyacak hiç olmazsa bir tembeli olmasın. Bir gün Malatya’da…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya) Esasen Türklerin prensibi (almalı vermeli) yani (sen de yaşa, ben de yaşayım) dır. Bu, gerçekten basit ve zevkli bir ekonomi prensibidir. Toplumun her sınıfı, en aşağıdaki müstesna, bundan faydalanır; en aşağıdakine ise sadece kaidenin ilk yarısı uygulanır. Bu sistem hakkında ileri sürülebilecek tek kusur o en aşağı sınıfın bütün…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 3 Kasım 1838, Malatya) Bu Türkmenler benim çok hoşuma gitti. Tabiî nezaketleri, iyi niyetliliklerinden doğma, bizimki ise terbiye ile elde edilme. Bizim çadıra toplananlara, benim yatağımdan daha garip gelen bir şey yoktu, hâlbuki bu bana pek Ispartalıca geliyordu ve sadece birkaç battaniye ile beyaz çarşaflardan ibaretti. Hele ben, yatmak için elbiselerimden bir kısmını…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 3 Kasım 1838, Malatya) Türk şehirlerinin genel olarak harap bir görünüşleri vardır, fakat hiç biri Konya kadar harap değildir. Konya’yı zamandan çok insan eli harap etmiş. Her yüzyıl kendinden öncekinin yıkıntılarından anıtlar meydana getirmiş: Hıristiyan Roma çağında kiliseler yapmak için eski tapınaklar yıkılmış. Müslüman]ar kiliseleri cami haline koymuşlar, bugün camiler de harabe halinde.…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) Elbise bakımından Doğululardan sahiden çok şey öğrenebiliriz. Uzun zaman ve inceden inceye gözlemler yapmış olan ve romanlarında bu memleketin âdetleri hakkında birçok bilgince kitaplardan daha doğru bir fikir veren Morrier, frak gören bir Türk’e şöyle dedirtir: «Frenk! Senin memleketinde kumaş pek pahalı olsa gerek!» Paris’in Stanbi’sinin yahut Viyana’nın…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağı, Ordugâh) Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra askerlik süresi 15 yıl olarak kabul edilmiş, daha sonra 7 yıla indirilmişti. Sf. 197 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağı, Ordugâh) Reşit Paşa tarafından zaptından hemen sonraki sayım bu şehirde (Garzan’da) 600 Müslüman ve 200 reaya ailesi bulunduğunu göstermiştir. Bunlardan birincilerinden ilk defa 200 asker, yani %5-6’sı birden, silâh altına alınmıştır; üç sene içinde Müslüman halk 400 haneye kadar inmiştir. Tam bu kasabayı gördüğüm bu sıralarda askere…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağında Ordugâh) Bu yüzden herkes kimde çok varsa ondan çok alınacağını bildiği için, kollarını kavuşturup oturuyor ve geçimi için zorunlu olan kadarını yetiştirmekle yetiniyor. Sf.195 Mil karelerce arazi dut ağaçlarıyla kaplı da bir okka bile ipek elde edilmiyor. Bu güzel denizlerden geçen buhar gemilerinde Avusturya, İngiliz, Rus ve…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Türkiye’deki bir savaşta ekin tarlalarının konak yeri seçmede bana engel olacakları dünyada aklıma gelmezdi, fakat hal böyle oldu. Dost Kürt köylerinden geçiyorduk ve ekinlere sanki Teltow’un pancar tarlalarıymış gibi saygı gösteriyorduk; bu hareket tarzı çok akıllıca ve ne kadar övülse yeri. Bazen bizzat Paşa, kimse soygunculuk etmesin diye,…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Kürdistan Dağları Sait Bey Kalesi) Atlar, koyunlar, inekler, keçiler, gayet iyi vasıflardadırlar. Dağlarda kaya tuzu açıkta bulunur ve dağların içlerinde başka ne gibi hazineler saklı olduğunu, sanırım ki henüz hiç bir mineralog araştırmamıştır. Eğer böyle zenginliklere sahip olan bir memleketin dörtte üçü işlenmemiş bir halde durursa bunun sebebini halkın acıklı…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Sait Bey Kalesi) Kale kapısının altında yaralı kardeşini taşıyan bir Kürde rastladık, zavallı bacağından vurulmuştu, onu taşıyan kardeşi gözleri dolu dolu olarak kardeşinin yedi günden beri bu ıstırabı çektiğini anlattı. Cerrahı çağırttım, «manasız bir şey istediğini anlamıyor musun?» dermiş gibi, her seferince sesini daha yükselterek birçok defa «Evet ama Kürt…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire (1)) Araplar, sınırların neresinde yabancı milletlerle temasa gelirlerse orada savaş vardır. İbrahim’in oğulları zengin ve verimli memleketleri pay etmişlerdi, yalnız İsmail ile kabilesi çöle kovulmuştu. Bütün öteki milletlerden ayrılmış olan Araplar için, yabancı ile düşman aynı anlama gelir ve el sanatlarının ürünlerini kendilerinin meydana getirmeleri imkânsız olduğu…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 16 Mart 1838, Fırat Kıyısında Keban Madeni) Hep biteviye kar çölündeki yolculuk 14 Mart’ta Hasançelebi’ye kadar sürdü. Bu köyün evleri düz toprak damlarla örtülü, arkalarını da bir tepeye vermişler, öyle ki bu taraftan gelindiği zaman insan evlerin farkına varamıyor. Bana da öyle oldu ve bir evin damına atımı sürdüm. Az kalsın baca yerine…
-
(Moltke’nin Mektubundan 28 Aralık 1837, İstanbul) Türklerin genel bir hücuma hazırlandıkları bu sırada şehirde ikilik, cesaret kırıklığı ve kıtlık hüküm sürüyordu. Rumlar en amansız bir düşmanlıkla, âyin sırasında mayalı mı yoksa mayasız mı ekmek kullanılacağını tartışıyor ve vatan hizmetinde kullanılmak için ellerinden alınmasın diye hazinelerini yere gömüyorlardı. 29 Mayıs 1453 sabahı kuşatmanın elli üçüncü ve…