Kategori: Bakkal Defteri
Bu kategorideki yazılarda, bakkalın notları ve yorumları bulunmaktadır.
-
Zamanın üçüncü büyük sapkını; MS 120-130 yılları arasında İskenderiye doğumlu bilgin Basilides’di. Basilides hem İbrani yazmalarına hem de Hıristiyan İncillerine aşinaydı. Aynı zamanda Mısır ve Helenistik düşüncesine de meraklıydı. İncillere yirmi dörtten fazla yorum kattığı sanılmaktadır. Irenaeus’a göre, Basilides en çirkin sapkınlığı yaymıştı. Basilides, çarmıha germenin yalan olduğunu, İsa’nın çarmıhta ölmediğini, kendi yerine Sirene’li Simon’un…
-
“Hava kararmadan önce eve girmek zorundaydık. Bizim evin karşısında Müşerref Abla dediğimiz bir komşumuz vardı. Ben beş-altı yaşlarındaydım. Çocuğum ya, küfür ediyorum ona. Beni almış karşısına. Ben küfrettikçe onun hoşuna gidiyor, o da benim popoma vuruyor. O vuruyor, ben küfrediyorum. Babam gelince hemen şikâyet etmiş beni. Bunlardan haberim yoktu tabii. Babam içeri giriyor…” “Alıyor beni…
-
Dünya korsanları içinde en çok, kitaplarımı izinsiz olarak basıp kendi hesaplarına satanları seviyorum. Sf. 72 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN YORUMU (2022); 2006 yılının baharında, Eskişehir Anadolu Üniversitesinin Anadolu Oteli’nde Yalçın Küçük Hoca’m ile tanıştık, konferans için gelmişti, memuriyet yıllarımda okuduğum kitaplarını hep ikinci…
-
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra adını uzun bularak Mustafa’yı kullanmamış, sadece Kemal’i kullanmıştır. Soyadı Kanunu’ndan sonra aldığı yeni harflerle yazılmış nüfus hüviyet cüzdanında adı (Mustafa’sı atılarak) sadece “Kemal” (1) olarak yazılıdır. “Atatürk” soyadını başkalarının almamasına ilişkin kanunda da öz adı “Kemal” diye yazılıdır. Sf. 41 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1.…
-
Süleyman Demirel bu bilginin MİT’ten geldiğini açıkladı. (1) Uğur Mumcu ise bilginin MİT tarafından değil Tercüman gazetesi sahibi Kemal Ilıcak tarafından Demirel’e verildiğini yazdı. Ilıcak’a bu bilgiyi aktaran ise Alman İstihbarat Örgütü’nün Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgenin şefi olan Dr. Hans Ekart Kannapin’di. O dönemde Alparslan Türkeş’in hep yanında olan Kannapin, ülkücülerin CIA ilişkisini sağlayan…
-
Subaylar eğitimin devamını ise Georgia’daki Amerikan Piyade Okulu’nda görüyorlardı. Eğitimin son üç aylık evresi çok önemliydi. Çünkü bu bölümde adam öldürme, sabotaj ve bomba yerleştirme teknikleri öğretiliyordu. Teğmen ile albay arası rütbedeki subayların yer aldığı üsteğmen Alparslan Türkeş’in yanı sıra önemli bir isim daha vardı: Turgut Sunalp. Sunalp, (1) 16 kişilik ekip içinde Amerika’ya önce…
-
26 Nisan 1944’de, aralarında Turancı hareketin önemli isimlerinin de bulunduğu grup, o dönemde Anafartalar Caddesi üzerinde bulunan Adliye’den Ulus’a doğru yürüyüşe geçti. Bu yürüyüş ilk ciddi komünizm karşıtı eylemdi. Yürüyüş boyunca “Kahrolsun Komünistler” sloganı atan gruba polis engel oldu. Eylemden sonra ırkçı grubun liderleri olarak 23 kişi tutuklandı, haklarında dava açıldı. Bu isimler şunlardı: Reha…
-
Nakil ve tehcir sırasında meydana gelen vakaların sebebine gelince: Bunu yukarda açıkladığım Kürt ve Türk unsurlarıyla Ermeni unsuru arasında altmış – yetmiş seneden beri devam edegelen düşmanlık hissine atfetmek zaruridir. Asırlardan beri bir arada yaşayan bu üç milleti yekdiğerine can düşmanı yapan Moskof siyasetinin Allah belasını versin. 1915 tehciri esnasında yapıldığını duyduğum cinayetler cidden nefrete…
-
Katliam gecesi (Kasım 1946) Urfa Hahamı Azzur (Ezra) Aka (Mizrahi) ve haham Yusuf Hamuz (Büyüktosun) (Yosef Kohen), İshak Hayim Şorkaya’nın kayınpederinin ruhuna mevlit okumak üzere Şorkaya’nın evinde bulunuyorlardı. Mevlit’in okunması ve yemek yenilmesinden sonra Şorkaya iki hahamı yatıya tuttu. İshak Hayim Şorkaya, eşi ve üç çocuğu her zaman olduğu gibi aynı odada, 17 yaşındaki Yakov’la…
-
“Aramızda çok zengin tüccarlar, fabrikatörler de vardı, bunlar, subaya rüşvet verip, kendilerine tahtadan gıcır gıcır kulübeler yaptırmışlardı. Subay bu zenginleri çalışmaya da göndermez onlar da o güzel kulübelerinde oturup kitap okurlar, bizlere de tepeden bakarlardı.” Sf. 163 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 163) kitabından…
-
Arada sırada Akhisar’a iner veya herhangi bir iş için Manisa’ya ve İzmir’e giderdik. Halk büyük ilgi ve dikkatle bizi seyreder, ne askeri olduğumuzu sorar, biz de “paraşütçü” olduğumuz söyleyince, herkes bizi büyük bir hayranlıkla seyrederdi. Oysa bize dağıtılan kahverengi elbiseler, aslında Erzincan depremi” (1) nedeniyle köylülere yardım olsun diye Yunanlılar tarafından gönderilen demode olmuş” çöpçü…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Mühürler balmumu üstüne basılır, çünkü Kur’an gündüzün mum yakmayı yasak eder, onun için mühür mumu kullanılmaz. Evet, dinî emirler gündelik hayata o kadar işlemiştir ki sıhhî gıda maddeleri sofralardan uzaklaştırılmıştır ve hastanelerde nekahet halinde bulunanlara bile kuvvet ilâcı olarak şarap yasaktır. Kan aldırmaya, Müslüman, ancak vicdan huzursuzluğu ile ve…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) Eskiden Türklerin yazın kürk giymelerine akıl erdiremezdim, fakat memleketimde hiç bir zaman kullanmadığım halde, ben de burada bütün yaz sırtımdan çıkarmadım. Gündüzün 28 dereceye kadar sıcak çektikten sonra insana gecenin 14-15 derecesi adamakıllı soğuk geliyor. Birçok yerliler yaz kış, gece gündüz üst üste iki üç kürk giyiyorlar, çünkü…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire (1)) Araplar, sınırların neresinde yabancı milletlerle temasa gelirlerse orada savaş vardır. İbrahim’in oğulları zengin ve verimli memleketleri pay etmişlerdi, yalnız İsmail ile kabilesi çöle kovulmuştu. Bütün öteki milletlerden ayrılmış olan Araplar için, yabancı ile düşman aynı anlama gelir ve el sanatlarının ürünlerini kendilerinin meydana getirmeleri imkânsız olduğu…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire (1)) Türkler avı sevmezler buna karşılık büyük miktarda koyun ve keçi yerler. Sf. 166 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (1) (2022); Cezire ada demek.
-
(Moltke’nin Mektubundan; 12 Şubat 1836, Arnavutköy İstanbul) Tandır, (1) üzerine kocaman bir yorgan örtülü bir masadır. Yorgan yandan yere sarkar. Masanın altına bir mangal konur, etrafında da alçak bir sedir vardır. Bacaklarını masanın altına sokup yorganı burnuna kadar çektin mi, artık değme keyfine! Bütün aile burada birbirine sokulur; çene çalınır, ekarte, domino veya tavla oynanır;…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 9 Şubat 1836 Arnavutköy, İstanbul) Bana, Doğuda esirlerin kaderinden çok daha acısı, Türklerin zayıf cins üzerindeki maddî hâkimiyetlerinin büyüklüğü yüzünden, kadınların durumu görünüyor. Doğuda evlenme sırf cinsî niteliktedir ve Türkler âşık olmak, kur yapmak, ahu vah etmek, mutluluğun en yüksek derecesine ermek filan gibi dırıltılara kulak asmadan yahut faux frais’ lere (1) uğramadan…