Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
recent posts
- KARABEKİR; “MAKSADI, ŞEKLİ HÜKÜMETİ DEĞİŞTİRMEK, DİKTATÖR OLMAKTIR”
- MÜTAREKE’DE ALINAN TEDBİRLER
- HATAY MESELESİ KONUŞULUYOR “MAKBULE HANIM GAZA GELİP TAVANA İKİ EL ATEŞ ETTİ”
- MISIR’I DA ŞAPKA İNKILABINA ZORLAMIŞIZ, İLİŞKİLERİMİZ BOZULMUŞ
- “MUSTAFA KEMAL PAŞA’DAN ÇEKİNMİŞLER VE KORKUDAN SESLERİNİ ÇIKARMAMIŞLARDI”
about
Kategori: Beyin
-
Keçi’ye gelince, neredeyse epilepsi yüklü bir canlı kabul ediliyor; dolayısıyla, keçi eti yiyenler ve hatta dokunanların epileptik oldukları veya olabileceklerine inanılıyor. Sf. 106 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 106) kitabından birebir alınmıştır.
-
Homoseksüel ama nasıl; kaynaklar, hem aktif ve hem de pasif homoseksüel olduğu konusunda kuşku bırakmıyor, bu açıdan Caligula’nın İsa’dan sonraki ilk yüzyılın başlarında modernist olabildiğini görüyoruz. Ve bir cinsel-doymaz olarak tasvir ediliyor. Sf. 49 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.
-
İçi boş bir insanın çok sevilmesi, çok bozucudur. Sevgiyi de absorbe etme kabiliyet ve kapasitesi var. İçi boş bir insanın işkenceden ve seyrinden hoşlanması da çok bozucudur. Caligula, işkence seanslarının seyrine doyamıyordu. Sf. 39 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.
-
Çalıştırılmayan kafa ise insana değil, kasaba gereklidir. Sf. 71 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.
-
Marx, ateizm’i, Tanrıyı yerinden ederek, teorik hümanizm ve komünizm’i de, özel mülkiyeti ortadan kaldırarak pratik hümanizm’in yolunun açılması olarak görüyordu. Başka bir deyişle, dinin ortadan kaldırılması insanın özgürleşmesi ve güçlenmesidir. Tersi de doğrudur; kendisine güvenini kaybetmiş insan, dindar ve aşırı dindardır. Marx’ın görüşü budur. Sf. 75 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları,…
-
Başlangıcı bir yere “seküler” dinsellik diyebileceğimiz bir mekanizma ya da imalâtı koyabiliriz; “trafik canavarı” veya “enflasyon canavarı” ve hatta “borsa düşse kâbusu”, hepsi dinselliğin kaynağındadırlar. Cismani işleri kontrol dışı kaynak ve otoritelere bağlamak, yavaş yavaş yobaz yaratmaktır. 12 Eylül ile birlikte animist (ruhcu, yeniden canlanmacı) edebiyatı da buraya koyabiliriz; hepsi insan aklına saldırı oldular. Sf.…
-
İnsanın çok güzel olması için çok büyük olması gerekmiyor ki. Sf. 68 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.
-
Koyu dinsellik ile judaize tarikatların eksiğini tv’ler ve magazin tamamlamaktadır. Din ve magazin, birlikte bozuyorlar. Tekeliyet için insanı bozmak esastır ve bozucuların bozulduklarına tanıklık ediyoruz. Kuantum fiziğine uygun düşüyor ve buradan devam ediyoruz. Sf. 65 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.
-
Claudius doğduğundan beri hastalıklı, zayıf ve silik bir tiptir. Çocukken önce sıtma, sonra kızamık, sonra yılancık, sonra kalınbağırsak iltihabı ve en sonda çocuk felci olmuştu. Bir kulağı az duyuyordu, bir bacağı aksıyordu, kekemeydi, kalbinde de bir problem vardı, sık sık kalp ağrısı çekerdi. Ailecek, Julian ailesine uygun olmadığı düşünülür ve hiç sevilmezdi. Aslında çok zeki…
-
Tertip ve düzen insanları rahatlatıyordu. İnsan aklı da sınıflandırılmış bilgiyi daha rahat alırdı. İnsan aklı doğadan öğrendiklerini, kavramları, belli bir düzene sokmak ve raflara yerleştirmek isterdi. Aristoteles, insanların kavramlarına düzen getirmek isteyen, titiz ve düzenli biriydi. Bu tarzı ile mantığı bir bilim olarak kurdu. Hangi sonuçların veya kanıtların mantıksal olarak geçerli olduğuna dair kesin kurallar…
-
Sofist Protagoras (M.Ö. 487–420), “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” diyordu. Yani iyi, kötü, doğru, yanlış hep insan ihtiyaçlarının sonucu idi. Protagoras, tarihsel süreçte, şüpheyi metod haline getiren ilk düşünürdür. “Her şey, bana nasıl görünürse benim için böyledir, sana nasıl görünürse senin için öyledir. Üşüyen için rüzgâr soğuktur, üşümeyen için değildir. Herkesin hemfikir olacağı kesin bir bilgi…
-
Güney İtalya’da Kroton adlı Yunan kentindeki tıp okulunda Alkmaion adlı bir düşünür, beynin duyuların merkezi olduğunu öne sürüyordu. Bu sırada sinir sistemine ait ilk saptamalarda da bulunuyordu. Duyu organlarından vücuda giren duygusal parçacıklar, salgı kanalları ve damarlar aracılığı ile beyindeki algılayıcılara ulaşıyorlardı. Alkmaion’a göre beden ölüyor, ama ruh yaşamaya devam ediyordu. Sağlık demek, vücutta dengede…
-
Ayakla ellerini hürleştiren atalarımızın başparmağı gelişmiş, bu da beynini tekrar geliştirmiştir. İnsan soyu kendi beyinsel evrimini beceri kazanıp, değer yaratarak, emeği ile geliştirmiştir. Yani İnsanın geldiği durum kendi çabasının eseridir. Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.
-
Evrim sürecinde, insana benzer niteliklere ulaşan ilk canlılara “Hominid“ (İnsanımsı) diyoruz. Bu Büyük Atalarımızı diğer canlılardan ayıran üç özellik vardır. Pelvis (leğen kemiği) onların dik durmasını sağlayacak şekilde değişmiştir. El başparmağı “oppozisyon“ durumuna evrilerek, elin iş yapmasını sağlayacak duruma gelmiştir. Beynin koruyucusu olan kafatası boşluğu 800 cc den fazla büyümüştür. Dik durabilen Büyük Atalarımızın elleri…
-
Üçüncü tavsiyem ki bunun en önemlisi olduğuna inanıyorum, olumlu düşünmektir. Daha önce de anlattığım gibi, olumlu düşünmek genlerimizi “açarak”, beynimizi ve bedenimizi yararlı hormonlar üretmek üzere harekete geçirebilir. Kendi deneyimlerimden bunun doğru olduğundan eminim. Her şey karşıtıyla var olur: Ön-arka, gece-gündüz, güç-güçsüzlük gibi. Bir şey ne kadar tek yanlı, ötesi yokmuş gibi görünürse görünsün, karşısında…
-
Bu inanç doğrultusunda hareket etmeye başladıktan sonra, hayatımda niyetimin takdir edildiğine kesin gözüyle bakmamı sağlayan olaylar gelişti. Gayretlerimiz “Büyük bir şey”in bizi kolladığını duyumsamama yol açacak biçimde meyve verdi. Genleri incelerken yaşadıklarım sayesinde eğer iyi genlerimizin “anahtarını” çevirerek yaşamayı öğrenebilirsek, içimizde saklı gücü normal sınırların bizi çok ötesine götürecek şekilde açığa çıkarabileceğimizi fark ettim. …
-
Ver-ver” ilkesinin uygulanması genleri harekete geçirmenin etkili bir yoludur; En iyisi hayata karşı “ver-ver” yaklaşımının benimsenmesidir. “Ver-ver” ilkesinin en tipik örneği anne-çocuk ilişkisidir. Anne çocuğuna hiçbir karşılık beklemeden, sürekli verir. Bilinçli olarak beklediği bir ödül olmamakla birlikte, yaptıklarıyla huzur ve mutluluk bulmakta, yaşadığı sevinç ve coşku yararlı genlerini de harekete geçirmektedir. Benim görüşüme göre;…
-
Yaşamak için her gün vücudumuzdan dışarı atmamız gereken; dışkı, idrar, ter ve sümük gibi maddeler vardır. Saçımızı ve tırnaklarımızı da belli aralıklarla kesmemiz lazımdır. Boşaltım ve salgılama yapmaksızın bir gün bile yaşamamız mümkün değildir. Ancak, dışarıya attığımız bir madde vardır ki, bizde hiçbir zaman tiksinti uyandırmaz: Gözyaşı Hipokrat gözyaşını bir atıktan çok, beyinden gelen bir…
-
Japoncada “hastalık zihinden ileri gelir” diye bir özdeyiş vardır. Düşündüklerimiz genlerimizin işleyişini etkiler, hastalanmamıza ya da iyileşmemize yol açar. Hâttâ bâzı bilim insanları, genlerimizin ve işleyişlerinin mutlu bir yaşam sürüp sürmeyeceğimizi belirlediğine bile inanmaktadırlar. Mutluluğu yöneten genler, herkesin içinde gizlidir, sâdece devreye alınmayı beklerler. Bilebildiğimiz kadarıyla; genlerimizin yalnızca % 5-10’luk bir bölümü gerçek anlamda çalışmaktadır.…
-
Ruhsal travmaların genlerimiz üzerindeki etkileri, diğer bir deyişle, gen ve zihin arasındaki bağlantı, ilgi çekmeye başladı ve bu ilgi gelecekte de sürecek. Etrafımızdaki dünyada olup biten sayısız olay, böyle bir bağlantının varlığına işaret etmektedir. Örneğin, yaşanan ağır bir şok, kişinin saçlarını bir günde ağartabilmektedir. Bunun aksi bir örnek de, kanser hastalığının son döneminde olan ve…