Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Dil, Edebiyat
-
Kültür Devrimi içinde Türkiye’nin bilim adamları bile bilimsel bir dille yazıp okumayı unuttular. Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 485) kitabından birebir alınmıştır.
-
Tarihsizlik yoksulluk demek. Ve sormak gerek; Türkiye’nin kaç tane yazılmış edebiyat tarihi var. Yazılmış edebiyat tarihi olmayan bir ülkenin dünyaya edebiyatçı çıkarmaya çalışması bir ham hayaldir. Bir reklamdır. Türkiye’nin kaç tane yazılmış düşünce tarihi var? Sistematik olmaktan çok uzak, çözümsel derinlikten çok yoksun Hilmi Ziya’nın Çağdaş Düşünce tarihi yakın zamanlara kadar ancak Hacı Bayramdaki MSP…
-
Arapça «rızk» kavramından doğuyor. «Rızk», tanrının herkese ayırdığı nimet, anlamına geliyor. İstatistik anlamda, «dağılım» kavramını karşılıyor. Rızk’ını taştan çıkarmak için bilmediği ve dönüşü belli olmayan yollara düşen tüccar risk alıyor. Bu risk ölüm de var. Sf. 113 Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.
-
Manüfaktür kelimesi Latince manus; el ve farture; yapmak kelimelerinden oluşuyor. Elle yapmak anlamında. Sf. 101 Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 101) kitabından birebir alınmıştır.
-
Aynı şekilde. Tembel ile ahmak arasında da baba- oğul veya ikiz kardeş ilişkisi var. Ahmak her zaman tembeldir. İşi tembelliğe vuran ise, bir süreç içinde, ahmak olur. Ve ahmak, yüzünden anlaşılır. Beyin, ahmağın yüzündedir. Ahmağın yüzü yumuşaktır ve hafif kaygandır. Makar Devuşkin ahmaktır. Makar’ın yüzü yumuşaktır. Şiddet yoktur. Son on yıl içinde Türk aydını tembelleşti.…
-
Bir yüz yıldır İnsancıklar, edebiyat öğrencisinin ve izleyicinin demirbaşları arasında yer alıyor. Bir kimse, eğer İnsancıklar’ı okumamışsa, ciddi bir edebiyat öğrencisi olduğunu söyleyemez. Hiç kuşku yok, yazamaz. İnsancıklar’ı okumadan, öykü ya da roman yazmak çok büyük bir cüret işi olmalı. Böylelerinin yazdıklarına değil, cüretlerine hayranlık duyulmalı. Türkiye cüreti bol bir ülke. İnsancıklar’ı okumadan roman yazan…
-
Sabahattin Ali Konya’da öğretmenlik yaparken, Mustafa Kemal’e hakaret dolu bir şiir okuduğu gerekçesiyle mahkûm oluyor. .. Bu şiirin bir dörtlüğü şöyledir. “Asarlar mı hâlâ hakka tapanı?” “Mebus yaparlar mı her şaklabanı?” “Köylünün elinde var mı sabanı?” “Sıska öküzleri dirilmiş midir?” ve başka iki mısra; “İsmet girmedi mi hala hapise?” “Kel Ali’nin boynu vurulmuş mudur?” Sabahattin…
-
Ahir Zaman Peygamberi Ebu Cehil Kemal Tahir Sf. 222 Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985 – Sf. 222) kitabından birebir alınmıştır.
-
Baha Tevfik’in ise tabutunu dört hamal taşıdı. Türkiye’de ilk felsefe dergisini çıkaran adam, Türkiye’de materyalizmin babası Baha Tevfik’in cenazesinin arkasından gelenler tabutunu taşıyamayacak kadar azdı. Hamal tutuldu. Kısa ve neşeli ömrü hakkında ne kadar az bilgi var. Bu az bilgilere göre de Sosyalist Hilmi’nin “akıl hocası” olduğu kesin. Neşeli mizacından, sosyalizmi ciddiye alıp almadığını kestirmek…
-
Pekiyi, insanlar neden anı okurlar? Daha doğrusu hangi insanlar anı okuyorlar? Bir; ucuz tarih veya daha doğru bir deyimle, sözde bilim öğrenmek isteyenler. Tekili genel, somutu soyut sananlar için anılar bir büyük hazinedir. Sf. 163 Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.
-
Bu sayın kelimesi 1960 yıllarından sonra İsmet Paşa’nın Türkçeye soktuğu bir ikiyüzlü kelimedir. Sf. 174 Alıntı; Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Ocak 1985, – Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.
-
Ebu Cehil Kemal Tahir aslında, Türkiye’nin tüm cahillerinin babasıdır. Kemal Tahir ise bir gericidir; Bir Osmanlı sevdalısıdır. .. Aynı zamanda bir Mustafa Kemal Paşa hayranıdır. Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.
-
BAKKAL’IN NOTU (1998): Çağdaş iktisatçılar, merkantilist iktisadı, metale düşkünlük olarak yorumluyorlar. Merkantilist dönem sanayi devriminin habercisidir. Merchan, tüccar demek. Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.
-
Amatör, Latince amare kökünden geliyor; seven demek. Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 161) kitabından birebir alınmıştır.
-
İdeolojisi veya dayandığı teorisi olmayan bir edebiyat ve sanat eseri düşünmek bile mümkün değil. Ama bunun tersi de doğru. İdeolojik veya teorik dozajı fazla yüklü edebiyat eseri düşünmek te mümkün değil. Alıntı: Bilim ve Edebiyat – Yalçın Küçük (Tekin Yayınları Ocak 1985 Baskısı- Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.
-
Eğer sadrazam onu, en saf Arapçanın dahi, Türk milliyetçiliği duygularının kıpırdamaya başladığı İstanbul’da kızgınlık yaratacağı konusunda ikna etmese, klasik Arapçanın, Osmanlı Türkçesiyle yan yana resmi dil olarak kabul edilmesi işten bile değildi. Alıntı: Osmanlı İmparatorluğu (Bir Çöküşün Yeni Tarihi) – Alan Palmer (Yeniyüzyıl Yayını – Sf. 275) kitabından birebir alınmıştır.
-
Karaborsacılar milleti daha kolay soysunlar diye, sevda mektupları dikkatle kontrol edilmiş vatanperverleriz! Alıntı: Damağası, Kemal Tahir (Bilgi Yayınevi – Sf. 173) kitabından birebir alınıştır.
-
Halide Edip Hanım .. Kurtardığı ülkeden sürülür. Ama ilk fırsatta yine döner. Alıntı: Emperyalist Türkiye – Yalçın Küçük (Başak Yayınları, Temmuz 1992 – Sf. 502) kitabından birebir alınmıştır.
-
Orhan Veli’nin, boynu bükük, dejenere insanların şairi olduğunu yazdım; çok küfür aldım. Alıntı: Emperyalist Türkiye – Yalçın Küçük (Başak Yayınları, Temmuz 1992 – Sf. 474) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Yalçın Küçük’ten Yaşar Kemal’e mektup:) Ne yazık, senin anadilin Kürtçedir ve senin, anadili Kürtçe olanların kendi dillerinde okuyamamaları büyük bir talihsizliktir. Dili seviyorum ve dili sevmenin yeni sözcükler uydurmaktan daha çok dilin yapısını geliştirmek, kuruluşunu zenginleştirip esnetmek olduğuna inanıyorum. Bu, bir. İkincisi, Türk diline en büyük zararın Türk Dil Kurumu tarafından verildiğini düşünüyor ve hep…