Kategori: Dil, Edebiyat
-
Diasporada yaşayanların iki ismi olmaktadır; birisine “gentile” isim deniyor, Musevî olmayan anlamındadır ve bir de İbranî isim olması zorunludur. Sf. 90 Osmanlı’da tutsak alınan Hristiyan çocuklarına da baba adı olarak “Abdullah” yazılıyordu, mezar taşına da. Fatih’in annesinin babasının adı da Abdullah olarak yazıyordu, demek tutsak bir cariyenin oğludur. Bu, Osmanlının ilk dönemlerinde Yeniçerilerin tümünün baba…
-
Ağzımızın “g” hariç, arka seslerden “u” sesini de sevmediğini görüyoruz. .. Belki de dilin azalan çabalar yasasına göre çalıştığı önermesi, açıklamalarda yardımcı olur. Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.
-
“İs ten polin” “kente doğru mu” anlamında bir söz. Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır.
-
Kaşgarlı; “Boğaz harflerinden olan خ ھ ؏ harfleri dahi yoktur. Türk ağzı “h” harfini çıkarmayı sevmemektedir.” Gerçekten de Muhammet – Mehmet – Memet transformasyonu olmakla birlikte özensiz konuşmada hep “me’met” diyoruz ve bunu A’met veya bunu ka’ve örneklerinde de tekrarlıyoruz. Aslında bu “h” sesi birçok ağız için sorun yaratmaktadır; dilbilimciler İran halkının bu harfi söyleyememesinin…
-
Osman’ın dedesinin adının Süleyman veya Soliman olduğu rivayet edilmektedir. Babasının adı ise Er Togrul’dur; “togrul” yırtcı kuştur, çağro, balaban, tonga, togan veya doğan, hep ana hep aynı yırtıcı kuşun çeşitleridir. Kardeşlerine gelince; Tundar var, kendisi öldürüyor, Gündüz, dönüyor, bir diğerine, Neşri “Sarı Yatı” diyor, ancak tartışmalıdır bir çalışmanın yazarı Prof. Sümer “Sarı Batu” olduğundan kuşku…
-
Goethe; “Bir dil bilen hiç dil bilmez.” Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.
-
İçişleri Bakanı Şükrü Kaya; “Bazı yerlerde niçin temiz Türkçe konuşulmuyor? Bu yasa (İskân yasası), tek dille konuşan, bir düşünen, aynı duyguyu taşıyan bir memleket yapacaktır. Alıntı: Kürt Dosyası – Uğur Mumcu, (Sf. 101) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Şiir) Ekonomik sözde erimiş, müzikli felsefe. Alıntı: Şebeke (Network) – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Nisan 2002 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.
-
Kâtip te yazıcıdır, ancak yazar, diline tutulmuş bir yazıcıdır. Yazmak, önünde sonunda, güzel ve üstelik her zaman daha güzel yazma tutkusudur. Dilimiz daha güzel yazılmaya eğilimlidir. Sf. 122 Alıntı: Aydınlık Zindan – Bilgesu Erenus ve Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık 1. Baskı Şubat 2000 – Sf. 122) kitabından birebir alınmıştır.
-
Rıza’nın kendisine Hânedan adı olarak aldığı “Pehlevî” sözcüğü, eski İran dillerinden birisinin adıdır ve buna İranca’nın atası demek te mümkündür. Rıza, dilin atasını soyadı yaparken, Kemal Paşa milletin atasını ad olarak almıştır. Sf. 51 Alıntı: Bakış – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık 1. Baskı Ekim 1996 – Sf. 13, 14) kitabından birebir alınmıştır.
-
“Murat ise, Arapça sözcükten gelmekle birlikte, pek çok Arap isimleri sözlüğünde yer almıyor ve buna karşın Ermeni çocuk isimleri sözlüğünde önemli bir yer tutuyor. Sf. 49 Alıntı: Bakış – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık 1. Baskı Ekim 1996 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.
-
Sümerlerin dili bitişimli dil, Türkçe de bitişimli dil. “Yemek” İngilizcede “eat”, Fransızcada ”manger” sözcükleriyle ifade ediliyor; “yedirmek” ise, İngilizcede “make eat” ve Fransızcada “faire manger” olarak anlatılabiliyor. Türkçede sözcüğün içine “dir” morfem’i birleştirilerek yeni bir anlam elde etmek, bu dillerin özelliğidir. Türkçede “yedirtmek” Fransızca “faire faire manger” İngilizcede ise çok zor ifade ediliyor. Bu bitişimli…
-
Şu “Anadolu Atatürk” Liseleri maskaralığına kesinlikle son vermekten yanayım; ancak sömürgelerde “ulusal dili” yok edecek kadar bir emperyalist ülkenin dili öğretilir, buna isyan etmek zorundayız. Dilini sevmeyen halkını sevmeyendir. Diline titiz olmayan, inancıma göre, halkından kopuk bir soysuzdur. Sf.14 Orta öğretimde yardımcı ve zorunlu ders olarak, Arapçanın ve Farsçanın öğretilmesini çok yararlı ve gerekli buluyorum,…
-
İngilizce konuşulmayan hangi ülkede bir televizyon kanalının adı “star” diğeri “Show” olabiliyor. Hangi millet böylesine kolaylıkla sömürge hâline gelebiliyor? Bugün Türkiye’de kök salanın sadece köksüzlük olduğunu görmeyen gözler kör değilse nedir? Bugün Türklükten geriye ne kalıyor? Bu millete sürü – maymun diyecekler olursa fazla haksızlık mı yapmış olurlar? Bu sürü gençliğin, bu sürünen yaşlılığın giyiminde…
-
İnsan, merakı frenlenemeyen yaratıktır. Tekelli düzenden, insanın merakını ortadan kaldırmak eğilimini içerdiği için de nefret ediyorum. Sf. 269 Türkiye entelijansiyası kadar meraksız bir aydın kümesi var mıdır; sanmıyorum. Meraksızlıkta ölülere yaklaşıyorlar. En çok itiraz ettikleri zamanda bile, isyan etmiyorlar. En çok isyan ettikleri zamanda bile, düzenden ayrılamıyorlar. Sf. 270 Serüvenci, ütopyalı, isyanı olan şairi olmayan…
-
1961 yılında Vera Tulyakova’nın notlarına göre şunları söylüyor; “Ülkemden ayrılmakla hata ettim. Dağlara çıkmak ve çetecilik yapmak gerekirdi. Halkının geleceği için mücadele eden insanın halkıyla canlı bir bağ içinde olması gerekir. Bu gün gerçekçi olan tek yol budur. Öldürülürdük fakat ne çıkar bundan? Birkaç yüz şiir daha az yazılmış ne önemi var bunun? Ülke içinde…
-
Türkiye’de şiir neden tükendi? Şiir geleceğin gizemli umududur. Geleceğe umudunu yitirmiş topraklarda şiirin tükenmesini doğal ve kaçınılmaz olarak görüyorum. Sf.121 Alıntı: El Kitabı – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık 1. Baskı Kasım 1997 – Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır.
-
(İrlandalı yazar J. M. SYNGE’ in “Batının Bıçkını” oyunu ile büyük yakınlık hatta benzerlik var. Haldun Taner’in “Keşanlı Ali Destanı” çalıntıdır diyor.) Alıntı: El Kitabı – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık 1. Baskı Kasım 1997 – Sf. 87 ile 91 arası) kitabından birebir alınmıştır.
-
Eğer artık dünyanın pek çok yerinde “iyi” roman yazılamıyorsa, bu, tekeller düzeninin, dünyayı insansızlaştırmasından kaynaklanıyor. Alıntı: El Kitabı – Yalçın Küçük. (Akış Yayıncılık 1. Baskı Kasım 1997 – Sf. 73) kitabından birebir alınmıştır.
-
Şimdi Kemalist dilciliğin müthiş kolaycılığına gelmek istiyorum; zaman içinde İran üzerinden alınan Farsça ve Arapça sözcüklerin Türkçe telaffuzlarında bu dillerin aslında var olan gırtlaktan çıkartılan veya küçük dilin kapatılmasıyla söylenen seslerin hepsi dilimizden çıkartılmış ayın ve gayın benzeri sesler Türkler için telaffuz edilemez hâle getirilmiştir. Daha da önemlisi bütün dillerde yer alan uzun ve kısa…