Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Dil, Edebiyat

  • “Arap en çok diliyle övünür. Tüccar bir kavim olan Araplara, mümkündü, en çok dil oyunları gerekiyor.” Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 463) kitabından birebir alınmıştır.  

  • “Tarihin soyutlaması bir ulusun dehasını ortaya çıkarır; Ulusun en soyut özelliği ise dilidir.” Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 447) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Namık Kemal’in Ali Paşa için yazdığı bir şiir:)   “Ali, bu devleti sana muhtaç gösterip.  İkbal-ü mesnedinde bekadan ümidi kes.   Bilmem nedir lüzum-u vücudu habisin. Dünyayı boynuzun mu tutar hey öküz teres?” Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 416) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Osmanlı’da bürokrata erbabı-ı kalem (kalem ustası) deniliyor. Uzun yıllar bürokratı sadece kalem tanıtıyor. Masa kullanılmıyor. Arap alfabesi sağdan sola yazıldığı için masaya pek ihtiyaç duyulmuyor. Çünkü sağ ele alınan kalem, biraz bükülen vücutla, sol ayak üzerine konulan kâğıda yazılabiliyor.  Latin alfabesinin alınması Türkiye de çok önceleri de tartışıldı. Namık Kemal Bey buna…

  • “İngilizcede orta, ortalama ile adi ve bayağı aynı kelime ile ifade ediliyor, mean. Orta veya ortalama hiçbir zaman yaratıcı olamıyor.” Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 242) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kilise okullarında Türkçeden başka, batı dillerini ve Grekçeyi çok iyi öğretiyorlar. Ve kilise Osmanlı Devleti’nin tercüman deposu. Tercüman Osmanlı Devletinin dış ilişkilerini yürüten kimsedir. Yunan isyanından sonra bu depodan yararlanılmıyor. Ve Türk aydını yabancı dil öğrenmek zorunda kalıyor.” Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985 – Sf. 171) kitabından…

  • “Yavuz ve Kanuni zamanlarında İstanbul’da matbaa vardı. Yahudi ve Ermenilerde var.    İstanbul’a matbaa girmesine ferman var; Türkçe ve Arapça kitap basımına izin yok. … Ulema ayrıcalıklı bir sınıf olduğu için; Yer yer kast özelliği gösteren ve kendi çıkarlarını kıskançlıkla koruyan bir sınıf.” Alıntı: Aydın Üzerine Tezler I – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985…

  • “Tek başına eylem aydını büyütmez. Aydın, kafasıyla ve çok büyük bir inatla, toplumu değiştirmek için mücadele eden hayvandır. Tanımı kısaltmak gerekirse; Aydın, kafasıyla mücadele eden insandır.  Aydını tarihin diğer aktörlerinden ayıran en belirgin çizgi, mücadeleye kafasını koymasıdır.” Sf.15 “Türk aydını, çok uzun yıllar ölmekte olan bir İmparatorluğu yaşatmak için mücadele etti. Türk aydını kurtaramadı. Aydının hayal…

  • “Sevgi, sezmeye yardım eder. Her düşünüre gereklidir. Çünkü düşünür, bir anlama, düşündüğüne aşk olmuş kimsedir.   Türkiye’yi önemsemeyen kendisini küçümsüyor demektir. Sf.13 Her bilimsel çalışma aynı zamanda bir yöntem çalışmasıdır. Her ciddi bulgu bir yenice yönteme dayanır. Yöntemin yüzde yüz yeni olması mümkün değil, ancak yenice olabilir. Türk aydınını Türk eyleminin bir ürünü olarak ele almak,…

  • “Türk aydını başıyla yürüyor, ayağıyla düşünüyordu. Tersti; tersine çevirmeye başladım. Türk diline teorik bir anlatım gücü kazandırma çabalarımı burada da sürdürdüm.  Çok sesli sunmak istedim. .. Denediğim cümlelerde parantezsiz parantezlerle, dip notlarla, metin içi eklerle, çok sesli bir sunuşa yaklaşmak istedim. İlaçla beynimin çalışmasını yavaşlatmak zorunda kaldığım oldu.   Yazmak, benim için, öncelikle kafamı boşaltmaktır. Entelektüel…

  • BAKKAL’IN NOTU (1994): Seçim bölgelerinin eski adları: Canik (Samsun), Ertuğrul (Bilecik) Kangırı (Çankırı), Karahisarısahip (Afyonkarahisar), Karahisarı Şarki (Şebinkarahisar), Karesi (Balıkesir), Lazistan (Rize), Menteşe (Muğla), Saruhan (Manisa) Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları II – (İş Bankası Yayın No:267 – Sf. 423) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Türkiye’de yılda ancak 25 adet eser basılıyormuş. Yeni yazı ile gazeteler her gün bir miktar daha az satılıyormuş.” Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi,1967- Sf. 1749) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur, yurtdışında, bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.

  • “20-21 Mayıs 1931 tarihli Milliyet’te Hazine-i Evrak’taki (Devlet Arşivleri dairesindeki) evrakı (belgeleri) fersude (yıpranmış, erpimiş) evrak olarak Maliye Bakanlığı satmış! 200 balya imiş. Tabii 5-10 lira gibi önemsiz bir şeye satmıştır. Bu evraklar arasında önemli tarihi belgeler olduğu malumdur (bilinen şeydir). Bu bir büyük cinayettir. Bu cinayeti Maliye Bakanlığı yapmış, Bakan Mustafa Abdülhalik’in emriyle satılmış.…

  • “19 Mart 1931 tarihli Milliyet’te bir komisyonun daireleri gezip Arap harfleri ile yazılı kıymetli evrakı yaktırdığı yazılı. 2 Nisan 1931’de Milliyet’te çıkan bir istatistiğe göre 1928-1929 yılında bütün okullardaki öğretmen adedi; 18.483 olup13.635’i erkek, bunların 15.750’si ilkokullarda 2.248’i ortaokullarda, 485’i yüksekokullarda imiş. Öğretmen adedi 4 yılda 2.234 adet artmıştır. Bence ehil olanlar %10’u geçmez.” Alıntı:…

  • “Yahya Kemal (Beyatlı) Ankara’ya gelmiş. İsmet’e yolsuzluklardan şikâyet etmiş. İsmet “Bunları Gazi’ye de söyle, seni ona götüreyim.” demiş. .. İçilmiş, aptal Yahya Kemal Mustafa Kemal’e yolsuzluklardan şikâyet etmiş. Mustafa Kemal dinlemiş, dinlemiş sonunda “Sen bir şairsin, böyle şeylere karışma!” deyip kıçını dönmüş. Yahya Kemal oteline dönmüş, sabah olup ayılınca çok korkmuş. Beni bu adam asar…

  • “8 Kânunusani (Ocak) 1831 İstanbul’dan mektup aldım. Maarif Bakanlığı Matbaa-i Amire’ye (devlet matbaası amirliğine)emir vermiş, ne kadar eski yazı ile yazılmış kitap varsa hepsini yaktırmış. Mahmut Kaşgâri ve benzeri kitaplar orada idi.” Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1673) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur, yurtdışında, bu…

  • “Bir gün Necip Asım, Sadri Maksudof ve diğerleri de varmış. Gazi, Necip Asım’a “Ege ne demektir.” diye sormuş. O bir takım malayani (boş, anlamsız) şeyler söylemiş. Gazi uşak azarlar gibi “Çok cahilsin. Bir şey bilmiyorsun. Sus sus!” demiş. .. Ve nihayet dinleyin ben size öğreteyim demiş. “Ege’nin aslı eğe dir.” demiş çünkü bu kelime Türkçedir,…

  • “Mustafa Kemal “En nihayet bir veya iki sene içinde bütün Türkler yeni harfleri öğrenecektir.” demiş. Dört yıl geçti hala bir milyon kişi öğrenemedi.” Alıntı: Hayatım ve Hatıratım IV – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi, 1967 – Sf.1455) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (1994): Rıza Nur bu bilgileri tuttuğu günlükten aktarmış.  

  • “Bundan 60-70 yıl önce İstanbul basınında Latin harfi leh ve aleyhinde tartışmalar olmuştu. On yıl önce de oldu, iki yıl önce de oldu. Bütün düşünürler, üniversite profesörleri ile birlikte Latin harfi aleyhinde oy verdiler. Her yaz bir inkılâp yapıyor. Bu hal bir tür delilerde olur. Mustafa Kemal alkolik, frengilidir. Bunlar böyle şeyler yaparlar. Bir gün…

  • “Dokuz ay bu kırık sandalyede oturdum… Sultanilere Lise adını verdim. Derhal yazışmaların Türkçe ile yapılmasını emrettim. Lakapları kaldırdım…. Lozan’dan sonra bu “Zat-ı âlileri” vb. gibi takıları resmi yazılara dâhil ettiler. .. ilk olarak istatistik müdürlüğünü bu devlette ben kurdum.” Alıntı: Hayatım ve Hatıratım III – Rıza Nur (Altındağ Yayınevi 1. Baskı:1967 – Sf. 625 ile…